Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 just an ordinary family.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Molly Hill
Büyücü/Cadı
Büyücü/Cadı
avatar

Lakap : Molly zaten lakap.
Rp Sevgilisi : Abel Maalesef Hill.
Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 18/04/17

MesajKonu: just an ordinary family.   Çarş. Nis. 19, 2017 12:13 am




Anne babası ve kardeşlerini çekip çevirmek zorunda kaldığı o dört duvar her ne kadar bunaltıcıysa “kendi evim” diyebildiği bu küçük yuva Mary Rose Hill, kısaca Molly Hill için cennetten düşme bir yer sayılabilirdi. Artık iş yapmıyor muydu? Tabii ki yapıyordu ama her güne küfürle başladığı o eski zamanlar bir nevi geride kalmıştı. Hayat her zamanki gibi bu hasta kız için zordu ama yaşamak için bir değil tam iki sebebi vardı: Kızları. Ölememekten korkan cadı artık ölmekten korkar bir hale gelmişti ki bu inanılmaz bir değişimdi. Dindar biri kesinlikle değildi ama kızlarının doğduğu gün ölmemek için binlerce kez dua etmişti ve bir şekilde duaları kabul olmuştu. Düşüncelere dalıp gittiği beyaz çarşafların kapladığı yatakta Abel yoktu, öğlen saatleriydi ve Molly O’nun nerede olduğundan emin değildi. Conrad’la olduğunu düşünüyordu ve öyle düşünmeye de devam edecekti. Yanında bir melek misali sakince uyuyan kızlarından ayırmıştı yeşil gözlerini ve tavanı izliyordu. Lotte ve Chloe iki yaşlarından biraz büyüktü, zamanın ne kadar çabuk geçtiğini düşünüyordu sarışın cadı; onları kucağına aldığı ilk gün kendi için yaratılmış cehennemden çıkmıştı sanki. Hiçbir şey öz ağabeyiyle evlendirildiği gerçeğini değiştirmiyordu belki ama bir şekilde Abel’ı da sevmeye başlamamış mıydı? Başlamış mıydı? Artık ondan eskisi kadar nefret etmediğini biliyordu ve bunu da herkese yeterince açık bir şekilde gösterdiğini düşünüyordu. Kendi canı için oldukça riskli bir şey yapmıştı ve bunu ilk kez kendi isteğiyle yapmıştı ama Hilllerin özelliği de bu değil miydi; bencil olmak. Kızlarından kendisini koparacak hiçbir şey yapmazdı ama ufak ailesine yeni birinin katılma ihtimali kendisini aptal âşıklar gibi heyecanlandırıyordu. Hayır, Molly muhtemelen hiçbir zaman âşık olmayacaktı, en azından kendini buna inandırmak için oldukça büyük bir gayret gösteriyordu. Carmella’ya göre cadının bakışları değişmişti ve Molly ne cevap vereceğini bilemediği için “Sanki seninkiler değişmedi!” gibi aşırı tepki verdiği bir cevap savuşturmuştu. Kız sadece gülmekle geçmişti ama O bir şekilde bunu fark etmişti işte.

Kızların anlaşmışçasına aynı anda kımıldanmaya başlamasıyla bakışlarını tavandan ayırdı ve ince kolunu ikisinin de üzerine doğru uzattıktan sonra kendisine doğru bakan iki çift mavi göze dünyanın en içten gülümsemesiyle karşılık verdi. Etrafına arayan gözlerle bakan Chloe’nin sarı saçlarını okşayıp “Babacık şimdi yok ama birazdan gelir.” dedi yavaş bir sesle, bir ninniden fısıldanıyormuş gibi. Ayağa kalktı yavaşça ve Abel’dan çaldığı uzun kollu tişörtü iyice çekiştirip düzeltti, daha sonra önce Lotte’yi, daha sonra da Chloe’yi kucağına aldıktan sonra odadan çıkıp salona indi. İkizlerin gayet sağlıklı büyüyor olmaları belki de Molly’i en çok mutlu eden şeylerden biriydi; kendisi gibi küçücük kalmamışlar tam aksine olmaları gerektiğinden çok daha iyiydiler, cadı onları taşımakta neredeyse zorlanıyordu. Salondan içeri girer girmez burnuna dolan kokuyla burnunu ekşitti ve kızlarını yere koyduğu gibi eşofmanının kenarına sıkıştırdığı asasını çıkarıp bir noktaya hızla salladı. Büyünün loş ışığı bütün odayı geçip camın kenarında Conrad’ın dudakları arasında duran sigaraya çarptığında sigara bir anda yok oldu. “Bu evde zararlı şeyler kullanmıyoruz, değil mi ağabey?” derken çocukları işaret ediyordu başıyla. İkizlerin umurlarında değildi, ikisi de çoktan Conrad’a koşmuşlardı bile. Cisimlenme işi çocukları biraz korkuttuğu için onlar ortalıktayken Molly buna pek de izin vermiyordu. İlginç, değil mi, evde kısmen de olsa Molly’nin sözünün geçmesi. Kendisi için hâlâ garip bir durumdu ama dediğinin yapılması da hoşuna gitmiyor değildi. Arkasındaki kapının açılma sesiyle arkasını döndü ve karşılaştığı –artık eskisi kadar korkunç görünmeyen- buz mavisi gözlere baktı birkaç saniye. Bu gözler hâlâ buz mavisiydi ama buz dağının görünen kısmı biraz da olsa erimiş gibiydi. En azından Abel’ı gülerken görebilmek gibi bir nimete sahipti, çocuklarına bakarken.

Molly’nin âdeti değildi nereye gittiğini, ne yaptığını sormak. Gözlerinin içine baktığı bu iki adamın da harika işler yapmadığını biliyordu. Ne işleri olduğunu sormayı bırakalı da çok olmuştu. Cadı artık çoğu şeye cevap aramak yerine sorularını, sorunlarını azaltmış ve kendine kurulan bu dünyada mutlu olmak için elinden geleni yapıyordu. “Ben de tam Conrad’a bu evde zararlı şeylerden uzak durduğumuzu anlatıyordum.” dedi sesiyle gülerek. Yüzündeki tebessüm sesindeki kadar yoğun değildi, zira kendisi de pek sevgilisi kocası (?) gibi kızları dışında içtenlikle gülmeyi becerebilen bir insan değildi. Yine de Abel ile aralarındaki ilişki biraz da insancıllaşmıştı, bazen cadı kendini tutamayıp O’na gülerken buluyordu kendini. Büyücünün yarattığı cehennem yine büyücünün sayesinde bir cennete dönüşmüştü ve Mary Rose Hill, nam-ı diğer Molly Hill kendisi için yaptıklarını unutamazdı. Hayatta kalabilmesinin en büyük sebebi, O gün Abel’ın akşama kadar dışarıda kalması yerine evde olmasıydı. Molly’nin o gün ölmesi durumunda ne babasının ne de Macy’nin bir şey yapacağını düşünmüyordu cadı, hatta annesinin elinde olsa çocuklardan bile kurtulmayı deneyebilirdi ama babasının oğlunun gazabından korkmuştu. Molly de yıllarca bu gazabın korkusuyla yaşamamış mıydı zaten? Evet, yaşamıştı ama artık yaşamadığından emindi. Yaklaşık bir dakika boyunca beraber durdukları kapının eşiğinde Molly inanılmaz bir şekilde kollarını Abel’ın gövdesine dolamak istedi ama bu fikrinden vazgeçerek kendisine doğru gelen Lotte’yi kucakladığı gibi sıkıca sardı. Conrad’ın parmaklarından kurtulan Chloe de babasının kucağına koşmuştu. Cadı karşıdan ne kadar normal göründüklerini tahmin edebiliyordu. Hill ailesi için sıradan bir gün: Anne evde, baba evde, amca evde ve çocuklar evde. Ve biri de yolda.



    #8b8b83 - molly


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Abel Hill
Büyücü/Cadı
Büyücü/Cadı
avatar

Rp Sevgilisi : Molly Hill
Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 18/04/17

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: just an ordinary family.   Çarş. Nis. 19, 2017 9:45 am


On Dokuz Nisan
Henüz Güneş'in doğmadığı bir saatte açıvermişti gözlerini dışarıdan duyduğu bir fısıltı ile birlikte. Chloe kendisine sarılmış bir şekilde uyuyakalmıştı, Lotte'nin başını ise karnında hissediyordu: O ise kendisine temas etmeden uyuyan tek kişiye döndürdü başını ve hemen yanı başındaki güzel karısını izledi. Molly uyurken huzurluydu, bir eli onu uyumadan önce sıkıca kavramış olan Lotte'de, diğer eliyse küçük bir çocuk gibi başının altındaydı. Onu küçük bir çocuktan farklı saymak da yanlıştı belki, zira her ne kadar iki çocuk annesi olsa da Abel onun yalnızca yirmi bir yaşında olduğunun farkındaydı, evlendiklerinde yalnızca on yedi yaşında olduğunun farkında olduğu gibi: O zamanlarda küçük gelmiyordu Molly ona, ondan önce de hiç gelmemişti... Molly doğduğu andan itibaren evdeki anne rolünü üzerine almış ve bunu çok da iyi yapmışken asla küçük bir çocuk gibi görünememişti. Şimdi anlıyordu Abel onun çocukluğunun harcandığını ve bunda olan eşsiz katkılarını. Elini uzatıp onun yanağına götürmek istedi sanki bir okşama tüm geçmişi silebilirmiş gibi, oysa zaman geçmişti yaşanan her şeyin üzerinden: Yeni bir ev, yeni mobilyalar, yeni giysiler... Ve iki de yeni insan, şuan onlara tutunmuş şekilde uyuyan... Her şey çok daha iyi gibiydi, Abel ikizlerin geceleri yanlarına gelmesine izin vermeseler daha iyi olur diye düşündü ki bunu geçen sabah Molly söylemişti. "Artık kendi yerlerinde yatmaya alışmaları gerekiyor Abel, biliyorsun." Oysa kızlar ilk doğduğunda onlara sarılmak Molly için kendisinden kaçmanın en iyi yoluydu, Abel bunu biliyordu ama şimdi bu değişmişti. Karanlık odadaki deminden beri istemese de duymakta olduğu seslere odaklandı: Kalp atışları ve soluk sesleri kendisinin, kızlarının, karısının ve bir kişinin daha. Onu uyandıran fısıltı tekrar konuşunca kimseyi uyandırmamaya dikkat ederek yataktan sıyrıldı: Sarılıyor olduğu babası yanından kalkınca Chloe gözleri kapalı halde uykusu içinde biraz mızıldanmıştı ancak Abel onun ve kız kardeşinin üzerini örtüp -Molly'nin düzenlediği dolabından bir şeyler seçip giyerek- odadan ayrıldığında hepsi sanki hiçbir şey olmamış gibi uyumaya devam ediyordu.


"Nerede kaldın?"


Dışarı çıktığında Conny'yi sokak kaldırımına oturmuş kendisini beklerken buldu ve "Ne işte, ikinci seslenişinde çıkıp gelmedim mi?" diyerek karşılık verdi umursamaksızın. Bir saati yoktu ancak havanın karanlığından saatin en fazla üç olduğunu varsayıyordu. Dün akşam ayrılırken bu buluşmayı konuşmuşlardı ve Abel henüz geç kalmadıklarını, aksine Conny'nin erken geldiğini, biliyordu ki Conny'nin ne kadar ayık olduğuna bakınca Abel onun dün akşamdan bu yana hiç uyumadığını var saydı.

"Birincide de gelebilirdin!"
diye söyleniyordu Conny kaldırımdan kalkmış ve bakışlarını kardeşine dikmiş şekilde.

"Aman, beyefendi iki dakika fazla beklemiş..."
diyerek ona yanaşıp ağabeyinin elinde yanan sigaraya uzandı Abel'se.

"Karı gibi on saatte giyiniyorsun Abel."

"Karı diye sana derler, düzgün konuş, saçımı bile taramadan çıktım."

"Belli zaten mahalle orospusu gibi duruyor."
"Bildiğine göre çok gidiyorsun belli ki, Carmella da biliyor mu bunları?"

Conrad sigarasını Abel'in ağzından alıp "Evde içemiyorsun heralde." dedi gülerek, "Ne o, karın mı kızıyor?"
"Evet, bazılarımızın karısı var."
"Biz de teklif ettik."
"Kızdan önce babama teklif etmen gerekirdi ama neyse ki ikisi de kabul etmiyor."
"Konuşma hadi, geç kalacağız."

"Söyle senin yazarlara 'Oldu, bitti.' yazsınlar, geç kalmayız ama onlar da senin tekliflerini reddediyordu, değil mi?"

Abel güldü. Conny hızlandı. İşleri bitip eve döndüklerinde saat öğleni biraz geçmişti. Conny kucağında Lotte ile ikili koltukta oturuyor, diğer yandan da evde koşuşturan Molly ile konuşuyordu.

"Demek amca olacağım,"
dedi. "Abel, ikizler bana yeter, diyip duruyordu."
"İlk öğrendiğinde de öyle dedi."
"O zaman verin bize, Carmella ile bakarız."
diye espri yaptı Conny.
Abel'se oturduğu tekli koltuktan Conny'ye bakıp Chloe'ye seslendi "Babacım sen gel bakayım buraya dayının kucağından, hadi aşkım."
Conny ise kahkaha attı Chloe'ye sarılarak.



    #003300 - conny
    #333300 - abel


*Abel'in kulaklarından yana özel yeteneği olduğu için Conrad gece gelip dışardan "Abel hadi in." dese bile Abel sesi duyup sahibini tanıyarak aşağı inebilir.
**Oldu, bitti'ye gelen kısımda Abel tüm günü hakkıyla yaşayıp yorulmuştur ancak Conny için cidden her şey oldu bitti'ye gelmiştir yani onun için hikayedeki sıkıcı kısım cidden yaşanmamış direk sabah olup çocuklarla oynadığı, Molly'den öğlen yemeği beklediği sahneye geçebilmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Molly Hill
Büyücü/Cadı
Büyücü/Cadı
avatar

Lakap : Molly zaten lakap.
Rp Sevgilisi : Abel Maalesef Hill.
Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 18/04/17

MesajKonu: Geri: just an ordinary family.   Perş. Nis. 20, 2017 1:09 am


Molly hiçbir zaman Abel’ın başka bir çocuk istemiyor oluşuna karşı çıkmamıştı zira kendisi direkt çocuk istememişti iki sene boyunca ve ikizleri kucağına aldığı ana kadar bu böyle devam etmişti. Kocaman bir ailenin içine anne olmak için doğurulmuş birinden bundan farklısını bekleyemezdiniz ancak Molly hayatında ilk defa bir şeyi gerçekten istemişti. Bir kere de kendi dediği olsun istediğinden değildi bu, öyle bir anda gelen bir şey de değildi ama bir anda gelmişti işte. Oldukça zorlu bir hayatı olmuştu ve aslında bu devam ediyordu da; bu durum artık dış etkenlerden gelen zorluklardan değil kendisinde olan zorluklardan dolayıydı. Hastaydı, ne yaparsa yapsın değiştiremediği bir şeydi bu ve her ne kadar iyiye gidiyor gibi görünse de değişen bir şey yoktu, ne büyü dünyasında ne de Muggle dünyasında yeni bir çift ciğer çıkartacak herhangi bir iksir ya da ilaç yoktu. Yine de artık eski duman altı evlerindeki gibi sürekli ciğerlerini çıkaracakmışçasına öksürmüyordu ama zaman zaman –özellikle geceleri- nefesinin kesilmesiyle uyandığı oluyordu. Olabildiğince dikkatli davranıyordu ama bu hamileliğin de ne kadar riskli olduğunu kendisi kadar Abel da biliyordu. Kalabalık bir ev olsun istemiyordu ikisi de. Zaten dokuz çocuklu bir aileden geliyorlardı ve kalabalığa yeterince doymuşlardı. Molly Hill belki bencillik yapmıştı ama hayatında ilk kez istediği bir şeyden vazgeçmeye niyeti yoktu. İçinde iyi bir his vardı, kurtulacağına dair ve bir kişinin da gelmesiyle yerleşecek bir huzura.

Kokulara karşı zaten hassas olan burnu özellikle şu zamanlarda iyice arttığı için mutfağa adımını bile atmamıştı, bunun yerine kapının önünden asasını sallayıp fırının ve ocağın çalışmasını sağlamıştı. Salona girerken Conrad’ın yaptığı espriye ufak bir kahkaha attı, sessiz ama içten bir kahkaha. “Üzgünüm abi ama hazır çocuk vermek gibi bir niyetim yok. Çok istiyorsan kendin bir tane taşır, doğurursun.” Carmella’nın çocuğu olamayacağını biliyordu, hayat onun için en az Molly için olduğu kadar zordu ve ne yazık ki onunki çok da iyiye gitmiyordu. Conrad O’nu en son Macaristan’da bulmuştu ama başka bir şey anlatmamıştı, cadının attığı mektuplara geri dönen de olmamıştı. Bu aralar Carmella’yı bulmak samanlıkta iğne aramaktan daha zor gibiydi. Conrad’ın bu konuda canını sıkmamak için daha fazla uzatmadı konuşmayı ve abisinin anına oturduktan sonra kendisine doğru uzanan Lotte’yi sakince amcasının kucağından alıp kendi kucağına oturttu. Bu sırada Chloe de Conrad’dan kurtulmuş ve babasına doğru koşmuştu. Başını omzuna koyan kızına kendi başını hafifçe yaslarken bütün çabalarıyla babasının kucağına çıkan diğer kızını izledi huzurla. Abel’ın mavi gözlerinin parladığını buradan görebiliyordu ve bu o korkunç parlamalardan oldukça uzaktı. Bir insanı gerçekten sevdiğinizde ortaya çıkan bir şeydi bu, ruhunuz ne kadar kirli olursa olsun bir elmas gibi bütün kirlerden arınıp ortaya çıkan bir şey. Molly, Abel’ın birini bu kadar sevebileceğine inanmamıştı, daha doğrusu inanamamıştı. Abel’ın herhangi bir şeyi sevme ihtimaline bile inanamıyordu ama gözlerinin içi parlayarak gülen bu adam yine bütün düşüncelerini silip atıyordu cadının. Acaba hep böyle güzel mi gülüyordu, yoksa gerçekten yeni olan bir şey miydi bu? Başını iki yana salladı rahatsız olmuşçasına ve düşüncelerinin çıkıp gitmesini sağlamaya çalıştı. Lotte kucağında parmağını emiyordu, annesi gibi sakin bir kızdı o da ama Chloe gerçekten babasının kızıydı. Evin içini dolduran kahkahaları, Abel ve Conrad’ın günlük “âşık atışmalarını” seviyordu Molly. Bundan bir buçuk/iki yıl önce kulaklarını kanatan bu sesleri artık sevmeyi öğrenmişti. Öğreniyordu yavaş yavaş alışmayı, alışmaması gereken bir durumun içinde olsa bile yapabileceği bir şey yoktu.

“Keşke siz evlenseydiniz. Zaten beraber kaldınız yıllarca, yaşlı çiftler gibisiniz. Çok da yakışırdınız aslında.” Conrad ve Abel’ın atıştığı bir anın ortasında kafasını sola çevirip önce abisine, daha sonra da kocasına bakıp şöyle deyiverdi.
“Bana bir evlilik yetiyor.”
“Tek sorun bu mu Abel, gerçekten mi?”
“He ya he, tek sorun bu.”
“Aşkım neden böyle yapıyorsun?”
“Conny, bi’ siktir git.”
“Abel!” Molly’nin sesi dişlerinin arasından bir tıslama gibi çıkarken gözlerini fal taşı gibi açıp önce Chloe’yi sonra Lotte’yi göstermişti. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Chloe oldukça ciddi bir şekilde babasının kucağından doğrulup önce O’na daha sonra da amcasına bakarak “Gelinliği kim giydi?” diye sorunca Abel kaşlarını kaldırarak biraz şaşkın bir şekilde gülerken Molly kahkaha atamadan duramamıştı. Lotte kardeşinin sesini duyduğunda o da annesinin omzundan başını kaldırarak gözlerini ikizine diktikten sonra bilmiş bir sesle cevap verdi. “Kimse. Babam annemi seviyo.” Ortama düşen sessizlik huzursuz bir sessizlik değildi ama oldukça garipti. Molly çocukların korkmaması için yüzündeki gülümsemeyi silmemeye çalışıyordu ama Lotte’nin sarf ettiği o kısacık cümlenin hissettirdiği şeyin biraz can yakmadığını söylemek yalan olurdu. Abel’ın kendisini kızlarının düşündüğü gibi sevmeyeceğini ne yazık ki biliyordu. Kendini kandırmak adına bunu düşünmemeye çalışsa da bir şekilde gerçek yüzüne çarpıyordu; Abel’ın bakışlarından, kızlarının sözlerinden, içinde hissettiği karışıklıklardan… Büyücünün sevdiği bir şey varsa o da kandı, kendi kanı, ailesinin kanı. Chloe ve Lotte başka birinin olsaydı çocukların yüzüne bile bakmazdı, kim olduklarını bile umursamazdı. Mary Rose eğer O’nun kardeşi olmasaydı, bir Hill olmasaydı sikip atacağı bir kadından fazlası olmazdı. Molly’nin yeşil gözleri dalmıştı, nereye bakmadığını bilmeden uzaklara bakıyordu ki dikkatini dağıtan şey fırının çıkardığı çınlama sesi oldu. “Yemek hazır sanırım.” Abel’ın sesiyle irkilip tamamen kendine gelen sarışın cadı başıyla evet dercesine onayladı. Lotte’yi koltuğa, Conrad’la aralarına yerleştirip ayağa kalktıktan sonra omuzlarına dökülen saçlarını kulaklarının arasına sıkıştırdı. “Siz geçin, kızları alıp gelirim ben.” Conrad’ın bir şeyler dediğini duyar gibi oldu ama ne olduğunu anlayamamıştı, kafası hâlâ oldukça dalgındı. Abisi yavaşça kalkıp mutfağa doğru geçerken Molly de Lotte’yi almak için hafifçe eğilmişti ki omzunda hissettiği soğuk elle irkilerek arkasını döndü. Abel kucağında Chloe ile arkasında belirmişti, bu adamın gerçekten hayalet gibi hareket ediyor oluşu cadıyı hâlâ korkutuyordu. Önce omzundan çekilmemiş olan ele, daha sonra o buz dağı gözlere bakarken Chloe’nin kendisine uzanan minik parmaklarına dokunarak göz temasından kaçındı. “Kızları ben getiririm, sen zaten hamilesin.” O an elini Abel’ın alnına koyup ateşi olup olmadığını kontrol etmemek için kendisini oldukça zor tutsa da gülümseyerek başını sallamakla yetindi sadece. Bu öyle dümdüz bir gülümseme değildi, Molly’nin yüzündeki ifade O’nu tanımayan biri için minnet dolu gibi gelebilirdi. Büyücünün kucağındaki kızının alnına ufak bir öpücük kondurduktan sonra Abel’ın Lotte’yi almasına izin vermek için bir adım kenara çekildi ve üçünün de önünden yürüyerek mutfağın kapısından asasını bir kez daha salladı ve masanın yaptığı yemeklerle dolmasını sağladı. Conrad’ın açlıktan öldük amk bakışlarını umursamayacak kadar mutlu hissediyordu. İçindeki garip huzur midesini bulandıran bütün kokuları bile unutturur cinstendi, bu gerçekti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: just an ordinary family.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
just an ordinary family.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra-
Buraya geçin: