Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 your love is just a lie. (BITCH)|season finale.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Natalia Miloslova
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Talia, Russian Girl.
Rp Sevgilisi : Ağaç kakan Woody.
Mesaj Sayısı : 203
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: your love is just a lie. (BITCH)|season finale.   C.tesi Ekim 04, 2014 10:58 am

evet yeni siteye taşırken burada başlık açmak biraz garip.
evet bunu biliyorum.
evet bu sitenin son rp başlığı olabilir.
evet taşırız ne olacak.
evet bu bir JACK & NATALIA rpsi, büyük salon, büyük kavga...
SEZON FİNALİ.
*üç yıldır kurguluyoruz, now it's time!*
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Natalia Miloslova
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Talia, Russian Girl.
Rp Sevgilisi : Ağaç kakan Woody.
Mesaj Sayısı : 203
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: your love is just a lie. (BITCH)|season finale.   C.tesi Ekim 04, 2014 12:07 pm




Natalia Miloslova duygusal bir genç kız değildi; hemcinslerinin ötesinde fazla odun, fazla şaşırtıcı, bazı konularda fazla erkeksiydi biçimli vücunun içinde. Yürüyüşü asildi, bakışları üzerine çekiyor ve cilveli ses tonuyla istediği her şeyi elde edebiliyordu. Kendisini biliyordu. Kendisini kullanıyordu. Natalia Miloslova, aşık olana kadar böyleydi. Aşk mı? Ah. O hayallerinin çok ötesindeydi. Aşık olmayı düşünmemişti kız ancak aşka hayır da dememişti. Sadece... O aşkın kadını değildi, anlıyorsunuz ya. Zevk almayı bilir, anı yaşardı. Tutku ve sevginin ayrımını iyi yapar, kalbini gereksiz limanlara demir atmazdı. Oysa, bunların hepsi Jack Karenin adlı oğlanı tanımadan önceydi ki, o ayrı bir hikayeydi. Oğlan çalmıştı kızın kalbini, daha ilk günden, dudaklarını dudaklarına kondurduğu gün. Onu tanımadan, ismini bilmeden, yalnızca gözlerindeki ifade için sevmişti kız. Belki anlamamış, belki uzun süre reddetmişti bunu. Kabullenmişti artık aşkı. Jack, Natalia'nın hayatının aşkıydı. Onsuz olamıyordu genç kız. Onsuz olduğu her saniye, bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmeden edemiyordu. Tüm odun maskesi altına sakladığı duyguları dans ediyor, ifadesiz suratının altında mimikleri telaşını ele veriyordu. Gizleyemiyordu artık Natalia, saklamıyordu kendisine... Seviyordu. Lanet adamı, lanet olasıca çok seviyordu. Miloslova kızı, ailesinin en büyük düşmanlarından olan Kareninlerin biricik oğluna, kör kütük aşıktı. Cidden kör ve kütük. Özellikle kütük.

Aklı tamamen adamın gülümsemesi ile doluydu. Ona elini uzatmış, bir yandan limonatasını yudumlarken öte yandan kızın parmaklarını kavramıştı. Büyük gözleri açılmıştı ve mutlulukla parıldıyordu. Kızdan bir tepki bekliyordu belki de. Bir şeyler söylemesini. Oysa kız, onun ne kadar tatlı olduğunu düşünmekle o kadar meşguldü ki, hiçbir şey söylemiyordu. Sadece, sadece her anı aklına kazıyordu. "Dünyadan Miloslova'ya, kime işkence ediyorsun zihninde?" Duyduğu ses ile içine daldığı derin düşüncelerden sıyrıldı kız. Yeniden o kafede değillerdi. Jack değildi elini tutan. Adamın sesi değildi onu daldığı düşüncelerden çıkaran. Hans'tı bu, küçük cavanar. "Sana olduğunu biliyorsun, aşkım." Adama göz kırptı, önündeki pirzolayı yemeyi reddederek. Et dehşet derecede tatlı dursa da çatalını uzatmadı kız. "Vejeteryanları da düşünmeliler." Sözleri beklediğinden daha büyük bir etki yarattı. Hemen yanı başında duran Hans öyle bir kahkaha etti ki, Hufflepuff masasından dahi birkaç bakış kendilerine yöneldi. Aldırmadı Rus kızı, öte yandan tek kaşını kaldırmayı da ihmal etmedi. "Ne var?" "Sen? Vejerteryan? Ah aşkım, Shane bile senden daha vejeteryan," dedi Gryffindor'un asi oğlanı, önlerinde koca bir butu ağzına tıkmaya çalışan adamı işaret ederek. Shane'den nedense hiç hoşlanmamış, belki de asla hoşlanmayacak olan kız suratını buruşturdu. "Jack'i anlamaya çalışıyorum." "Sen daha otuz altı beden giyinmeye başladığını anlayamadın." Duraksadı kız. "Ben otuz dördüm." "O göbek de benim bira göbeğim." Buna itiraz etmek için dudaklarını araladı Natalia ancak Hans'dan beklediği tepki çabuk geldi, adam gülerek kızın omzuna kolunu attı ve yanağına küçük bir öpücük kondurdu. "Kidding darling."


bir gün önce, göl kenarı.
Anlayamıyordu genç kız. Birini sevmek nasıl böylesine acıtabilirdi canını? Nasıl kelimeler birbirine dizilir, sessizliğe sürüklerdi onu? Konuşurdu Miloslova kızı. Tüm realistliği, tüm o sahte aşk sözcüklerinden arınmış temiz- tamam, belki de çok temiz olmayan yüreğiyle konuşurdu ama asla bir aşkın zincirlerine teslim etmezdi kendisini. Platonik dahi olmuştu; inanmıştı buna en azından ve elinden geleni ardına koymamıştı... Ama şimdi, yeni yeni anlıyordu birisini sevmenin ağırlığını. Aşk herhangi birisinin kalbini kütletmesi, midende kelebekleri dans ettirmesi değildi. Aşk birisini gülümsetmekle gelmiyordu... Aşk, o kişiyi düşünürken gülümseyince geliyordu. Rus kızı biliyordu artık. Anlıyordu. Onu tamamlayan, onu o yapan, onun her şeyini bilmese dahi biliyormuşçasına emin olan adamı seviyordu. Belki bir gitarın aynı telinde değillerdi ve biri do iken diğeri soldü. Biri tiz ve diğeri kalındı. Biri siyah ve diğeri beyazdı ama birlikte griyi oluşturuyorlardı, değil mi? Önemli olan, birlikte kısmı değil miydi? Önemli olan... Adama baktığında, onun elini tuttuğunda, onun gözleriyle kesiştirdiğinde kendi gözlerini hissettikleri değil miydi? Dokunuşlarının ne önemi vardı? Acemiydi belki aşkta adam da, belki kız kadar yaşamamıştı her şeyi ve ulaşmamıştı sınırlara. Bu, kızı adama daha az aşık ya da adamı daha az sevilesi yapar mıydı? Ah. Miloslova kızı, cevabın hayır olduğunu adının Kitty olmadığını bildiği kadar biliyordu ama bunu paylaşmalıydı. Tutamıyordu artık içinde. Tüm gözler, onun ne hissettiğini söylemesi için hazırda beklerken, kız, gerçekten de söylemek istiyordu. Ağırdı omuzlarındaki yük... Ve dökebileceği tek kişi, evini paylaştığı adamdan başkası değildi.


Hiç ciddi olmayı becerememişlerdi yan yana Hans ve Natalia. İki canavar, iki yaramaz, iki aşkzede. Adamı ilk gördüğünde düşündükleri ve şimdiki düşünceleri arasında bir bağ dahi kurulamazdı. Öyle ki, yanılmıştı Miloslova, çok yanılmıştı. Hans Finn Landers, Natalia'nın en özeli oluvermişti kısa sürede. Adam onun ağzından çıkan her kelimeyle dalga dahi geçse de, şimdi söyleyeceklerini dikkatle dinleyeceğini biliyordu Natalia. Bu yüzden, içindeki tüm birikmiş duygusallığın hayatında bir kez olsun dışarı çıkmasına izin verirken, gözlerini kapadı. "Onu seviyorum Hans. Onu seviyorum ve bu beni korkutuyor. Ben sevmeyi bilmiyorum." Ciddiyeti adamı uyarmış, Landers oğlanı tek alaylı kelime dahi etmemişti. Bakışlarını üzerinde hisseden kız, gözlerini açtı. Sol gözünde biriken yaşı daha akmadan sildi. O kadar düşmeyecek, hakim olacaktı kendisine. Derin bir nefes aldı. Tekrar, bir fısıltı şeklinde mırıldandı. "Ve şimdi, içimde öyle bir duygu ki bu, vazgeçemiyorum. Kaçıp gitmek istiyorum. Kendime bunun geçici bir his olduğunu söylemek, diğerlerinden farklı olmadığını ilan etmek herkese. Yapamıyorum. Hans. Yapamıyorum."

Genç kız yalnızlık çeken birisi olmamıştı hiçbir zaman. Daima orada, onun için yakın arkadaşları olmuş, omzunda ellerini hissettirmişlerdi kıza. Ayağa kalkarken, itmişlerdi arkadan Natalia'yı ona destek için. Ancak Hans Landers, Natalia'yı ellerinden tutup ayağa kaldırandı. Bir Stephan değildi elbet; kimse o olamazdı belki Talia için. Daha doğduğu andan kalkan olmuştu çünkü Stephan ona. Geçen on altı yılda Hans'ın adını dahi bilmezken, Stephan onun her şeyi oluvermişti. Ama Hans... Bir yılda, belki de bir yıldan daha az bir süre içinde, Natalia'nın tüm tabularını yıkmış; ona kan bağı olmaksızın kardeş nasıl olunur göstermişti. Tüm didişmelerinde, tüm kavgalarında, tüm küfürlerinde... Adam, kızın en'i olmuştu. Ve şimdi, büyük salonda onunla dalga geçerken her zamanki gibi görünseler de, her zamankinden farklıydı. Gitmedi daha ileriye. Kızın muhtemelen pms sendromu geçirdiğinden şüphelense de, zorlamadı onu. Dün, kollarıyla sıkıca sarıp neredeyse birlikte ağladığı kıza, bugün bulaşmadı. "Bil bakalım kim buraya geliyor?" Elinde boş daireler çizdiği çatalı masaya bırakarak bakışlarını Slytherin masasına kaydırdı. Jack. Onun geldiğini anlamak için bakmaya dahi ihtiyaç duymuyordu kız aslında. Hissedebiliyordu adamı.

Suratına içten bir gülümseme yerleştirdi. Onun kendilerine doğru, her zamankinden daha farklı bir şekilde geldiğini fark etmeksizin Hans'ın omzuna vurdu. "Dinlemesen iyi edersin." "Hiç öyle bir şey yapar mıyım aşkım?" Birlikte güldükleri sırada ayağa kalktı kız. Okuldaki neredeyse tüm kızlardan ve erkeklerin dahi birçoğundan uzun boyuyla, topuklu ayakkabı dahi olmaksızın göğsünü gererek, uzun zaman sonra Gryffindor arması taşıdığına mutlu, gülümsedi. Oysa gülümsemesi hızla soldu. Jack mutlu değildi. Jack sinirli, Jack kızmış, Jack öfke saçıyordu. Onu hiç böyle görmemişti Natalia ama bu duyguları biliyordu. Ona yardım etmek için arkasındaki sandalyeyi geri iterek kendisine çıkış yolu aradı ki, delikanlı sandığından hızlıydı. Yutkundu Rus kızı, ne olduğunu anlamaya çalışırken. Dik duruşunu bozmadı. Sarsılmadı. Sadece, basitçe kırptı gözlerini. Onun sorununu öğrenmek istiyordu. Ne olduğunu... Onu neyin delirttiğini. Malfoy cadılarından birisi olmalıydı. Hep onlardı zaten, problemi çıkartan. Hans gibi mi düşünmeye başlamıştı, ne? "Jack, ne-" "OTUR. Ah Landers, lütfen sen de otur. Aşkını yalnız bırakmak istemezsin." Kaşlarını çattı kız. İkili arasındaki ilişkiyi en iyi bilen kişi belki Jack'ti, Gordon'dan sonra. Neden bu kadar imalıydı ses tonu? "Neyin var?" dedi oturmaksızın kız. Elini ona uzatmıştı ki, Jack üzerine yürüdü ve çöktü sandalyesine yeniden. Hiç onluk bir hareket değildi ama bir anda oluverdi işte. Şaşkınlıkla. "Neyim mi var? Sen yalancının tekisin. Senin aşkın bir yalan. Kendinden ve ondan başkasını sevmeyi bilmiyorsun, değil mi?" Hans'ı gösterdi eliyle. "Siz ikiniz... Herkesi salak yerine koyabileceğinizi mi sanıyorsunuz, aşkım?"

Ve genç kız, ne demesi gerektiğini bilemedi. Ve genç kız, yalnızca derin bir nefes aldı Hans'ın elinin bacağını sıktığını hissederken. Baktı Karenin oğlanının ona şimdi pek de tanıdık gelmeyen nefret dolu gözlerine. Anlamadı neyden bahsettiğini. Anlamak istemedi belki. Gözlerini kırpıp açtı. Güçlü değildi artık eskisi kadar. Sarsılmaz, duygusuz, odun Miloslova kızı değildi konuşurken. Aksine, kalbinin tüm kapılarını ardına kadar açmışken kendisini dışarıda kalmış gibi hissediyordu ilk kez. İlk kez, bir şeylerin yolunda olduğuna eminken, yanılmış olduğu ihtimaliyle yüzleşiyordu. İlk kez, kalbi kırılıyordu bir erkek tarafından. "Sen ne halttan bahsediyorsun, Karenin?" dedi son gücüyle. Tüm ciddiyeti ve bastırdığı tüm korkusuyla. Tüm atılmamış çığlıklarıyla.



ps. rankım bile yok, renklendirmeyle kim uğraşır? asfhjakg
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gianna de Laurentis
Ravenclaw VII. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VII. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Gia, Anna ya da boynuzkuyruk diyorlarmış.
Rp Sevgilisi : alexander ama... aması var işte hayırlısı *kim bu alexander? - simon*
Mesaj Sayısı : 287
Kayıt tarihi : 30/08/12

MesajKonu: Geri: your love is just a lie. (BITCH)|season finale.   Cuma Ekim 09, 2015 10:17 am

natalia'cım jack'in sana vereceği yok verecek birini bul sen



Just perfect:
 

Gölgelerden kaçarken.:
 

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
your love is just a lie. (BITCH)|season finale.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: H O G W A R T S :: Hogwarts Giriş :: Büyük Salon-
Buraya geçin: