Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 THE DARK MEETING I

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Demon

avatar

Lakap : I am fire, I am death.
Rp Sevgilisi : Aphrodite.
Mesaj Sayısı : 63
Kayıt tarihi : 23/07/10

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: THE DARK MEETING I   Ptsi Şub. 17, 2014 4:55 am

XX
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Demon

avatar

Lakap : I am fire, I am death.
Rp Sevgilisi : Aphrodite.
Mesaj Sayısı : 63
Kayıt tarihi : 23/07/10

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Ptsi Şub. 17, 2014 6:44 am

soundtrack.:
 

Malikâne uzun zamandır olmadığı kadar aydınlıktı o gece. Her bir köşede yoktan var olarak yanan ateşler dans ediyor, normalde hiç açılmayan pencerelerden içeriye ayın ışığı süzülüyordu. Her yaştan insanın birer birer kapının önünde belirmesini izliyordu bir pencereden dışarıya bakan adam. Dünyanın var oluşundan bu yana vardı, şeytan. Adı herkesin dilinde olmasına karşın kendisi yıllarca cehennemde kendi kurduğu krallığını büyütmüş, ırkını mükemmelleştirmişti. Yıllar sonra dünyaya adımı atmış, bir insan bedeninin içine hapsetmişken kendi ruhunu pek çok kişinin sandığının aksine buzdan bir suratla izlemiyordu olup bitenleri. Şeytan gülümsüyordu. Soylu safkanların hiçbirini umursadığı yoktu elbette. Burada oluşunun tek nedeni, iki ırkı birleştirmekti. Sonsuzluğa birlikte başladığı kardeşi bilinmeyene karşı. Onun yaptıklarını takdir etmiyor değildi. Kendi kendine bir ırk yaratarak dünyaya hükmetmek istemişti. Tıpkı Demon'ın ondan rakamların yetmeyeceği kadar çok yıl önce yaptığı gibi. Yine de o şeytanın ta kendisiydi. Buna göz yumacak değildi. Eğer birisi varsa bu dünyaya hükmedecek, o kişi Demon'dı.

Karanlık düşüncelere dalmış insanların hareketlerini incelerken arkasında birinin varlığını hissetti. O tarafa dönmeden tek düze bir ses tonuyla "Her şey hazır mı?" diye sordu. Drachen, sadık işkencecisinin kafasını salladı. "Emrettiğiniz gibi oğlunuz zindanlarda." Oğlu yüksek karakterli bir insandı ve bu zamana kadar hayatta kalmayı başarmıştı. Kolay pes etmeyeceğini biliyordu; ancak o ailesinin ölümünü atlatmaya çalışırken onu sokağa da salamazdı. Zindanların keyfini çıkarmasını diledi, Drachen'e döndü yavaşça. "İşine partiden sonra başlayabilirsin." İblis suratında dehşet verici bir gülümse ile buharlaşarak yokluğa karıştı. Onun arkasından dağılan dumanlar da kaybolunca ikinci bir yüz belirdi kapının girişinde. Neredeyse altı yaşına varmış olan, saf oğluydu bu defa karşısındaki. Şeytanın aksine bir bedeni ele geçirmemiş, kendi bedeninde doğmuştu ancak ruhu en az Demon'ınki kadar ateşten yapılmıştı. "Onun varlığını iliklerimde hissedebiliyorum." Oğlunun gözlerindeki nefreti gören adam ona doğru birkaç adım atıp elini çocuğun başına koydu. "Eğlen, Dracul. Onu kafana takma. Bırak insanlar eğlencenin tadına varsınlar. Bizim için parti yarın başlayacak." Sıradan müzikler ve danslar ilgilendirmiyordu adamı. Onun partisi ateş ve kanla başlıyordu. Bunların hepsi, bir savaş çığlığıydı. Savaşı daha fazla beklemek istemiyordu Demon.

"Peki efendim," dedi küçük delikanlı ve başını kaldırıp babasının kırmızı gözlerinin içine baktı. "Annem sizi çağırıyor. Samara da onunla." Üzerindeki takım elbiseyi düzeltti adam ve karşı odaya ilerleyerek, eşini koluna taktı. Adam yaratılışı gereği güzelin değerini bilirdi. Eşi, kesinlikle güzeldi. Onun dudaklarına küçük bir öpücük kondurduktan sonra arkasında mağrur bir ifadeyle kendisini takip eden çocuklarıyla birlikte partinin olduğu salona doğru inmeye başladı. Merdivenlerin sonuna geldiğinde, yeni yeni yerleşmeye başlamış olan insanların uğultusu birdenbire kesildi. En yetenekli sanatçı iblislerden oluşan orkestra da sustu. Kalabalığın içine karışmayı sevmeyen adam başıyla herhangi bir konuşma yapmayacağını işaret ettiğinde sahneye, müzisyenlerin hemen önüne genç bir oğlan çıktı. Elbette bu fikir kendisinden çıkmamıştı adamın, ona kalırsa bunların hepsi boş işlerdi. Yine de eşi onaylamıştı; öyleyse yapılmasından keyif alıyormuş gibi yapabilirdi. Parti fikrini ortaya atan Slytherin oğlanı, açılışı yapmayı hak etmişti. Herkesten ötede yalnız başına eşiyle birlikte bir masaya oturdu Demon. Sonra oğlan aksanlı bir biçimde sözlerine başladı. "Karanlık tarafın bu ışıltılı gecesine hoş geldiniz. Lafı uzun tutmayacağım, hepimizin henüz gergin olduğunu biliyorum. Birkaç içkiden sonra dans pistinde her şeyin farklı olacağını bildiğim gibi. Bu yüzden bu gece için karanlık lord ve leydimize teşekkür ediyor, hepinize iyi eğlenceler diliyorum." Jacques Bratčikovaite isimli oğlan derin bir nefes alarak Demon'a baktığında, şeytan başıyla onayladı adamı. Böylece yeniden keman sesi doldurdu ihtişamlı salonu.

Şeytan olabilirdi ancak kaliteli bir içkinin tadından zevk almıyor değildi Demon. Önüne getirilen ateş viskisini parmaklarıyla kavrayarak gözlerini salonda gezdirdi. İnsanlar konuşuyor, yerleşiyor, tartışıyor ve gülüşüyordu. Gerginlik buram buram hissedilse de tarafı karanlık olan bunca insandan başka türlüsü beklenemezdi. Herkes tetikteydi; sanki her an bir saldırı olabilecekmiş gibi. Sahnede konuşma yapan çocuğa hak verdi Demon. Öğrenciler pek de aileleri kadar gergin görünmeseler de, hepsinin düğümlerinin birkaç bardaktan sonra çözüleceğini biliyordu. Gözlerini üzerinden geçirdiği insanların hiçbiri dönüp adama bakmaya cesaret edemedi neredeyse. Onların düşüncelerini okuyabiliyor, gördüklerini görebiliyordu Demon. Öte yandan da onların hiçbiri duyamazken yerin yedi kat altındaki zindanlardan çıkan oğlunun çığlıklarını da duyabiliyordu. İçkisinden bir yudum aldıktan sonra keyifle gülümsedi. Elini Aphrodite'e uzatarak başını hafifçe eğdi. "Açılış dansını yapmaya ne dersin, sevgilim?" İhtişamın asaletle birleştiği kadın, adamın elini kavradı. İkisi birlikte piste doğru ilerlerken şeytan hala gülümsüyordu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marcella Oswald
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Ella.
Rp Sevgilisi : Gabe.
Mesaj Sayısı : 223
Kayıt tarihi : 05/08/12

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Ptsi Şub. 17, 2014 7:24 am



xx parti salonuna gitmeden beş dakika önce.

Kıyameti koparmasına yalnızca dakikalar kalmıştı genç kızın. Evin içinde çığlıklar atarak dolaşıyor, önüne gelene bağırıyor, eşyaları kırıp döküyordu. Evdeki herkes oturmuş adeta bu görüntüden keyif alırken ablasının homurdanmasını duyan Marcella haykırdı. "Eğer rujumu sen aldıysan ruj sürecek bir dudağın olmaya-" Kız sözlerini bitiremeden ağabeyi Aurelién bir kahkaha atarak araya girdi. "Ella, yeter. Dudakların yeterince kırmızı görünüyor zaten." Onu umursamıyordu Marcella. Ne ağabeyini, ne ablasını, ne de ikizini. Kardeşleri gibi oksijen kaybı olan insanlarla muhatap olmak için fazla gergindi bu gece. Kim bilir kaçıncı kez aynaya baktı sarışın genç kız. Saçları dalgalar halinde sırtından aşağı dökülürken üzerinde Gabriel ile birlikte aldıkları dar, mavi elbise vardı. Vücut hatları tüm seksi görünüşünü elbisenin içinde saklamak yerine dışa yansıtırken gördüğü görüntüden memnun kalarak gülümsedi. Yine de, hâlâ bir şeylerin eksik olduğu düşüncesini atamadı zihninden. Bütün planları suya düşmüştü bu geceye dair. Birkaç gün önce nişanlanmaları gerektiği söylendiğinde bunu ilan etmeden önce kurtulabileceğinden oldukça emindi. Günler geçtikte ne söylediyse sıyrılamamıştı işin içinden ve işte bugün, karanlık tarafın büyük partisinin yapılacağı gün nişanı ilan edilecekti. Kendi kendine bunun büyük bir olay olmadığını hatırlattı. Nişan ilanı onu öldürmeyecekti, hâlâ evlenmeleri için önünde en azından bir buçuk yıl vardı. İşte o zaman ölebilirdi belki. Derin bir nefes alarak parmağında ışıldayan büyük elmas yüzüğe baktı. Nişan yüzüğüne. Kızın narin parmaklarına yakışmıştı işin aslı ancak o bunu kabul etmeyecekti. Uzun uzun nefes alma talimleri yaptığı sırada, arkasında bir ses duydu. "Gitme zamanı."

Marcella Oswald hiç olmadığı kadar korkuyordu belki de o an. Bu partinin eşi ne görülmüş ne de duyulmuştu. Soylu aileler kendi aralarında buluşurdu, bu doğruydu. Kendisi ve yaşıtlarının sürekli partiler düzenlediği de öyle. Ancak bu parti... Bir ilki ve bir sonu barındırıyordu içinde. Kendisi karanlık bile değildi oysa Marcella'nın. Yine de karanlık lordun şeytanın ta kendisi olduğu gerçeği tüylerini diken diken ediyordu. Bu parti unutulmaz olacak, ileride belki de tarih kitaplarında yer alacaktı. Ve genç kız bu partide nişanını ilan ediyordu! Elini yumruk yaptığı sırada aptal kardeşleriyle birlikte gidiyor olmayı bile umursamadı. Gözünün önüne ikizinin kendisi sanılacağı salak sahneler geliyordu. İlk olmayacaktı; ancak en tehlikelisi olacağı kesindi. Alt kata inmek için topuklu ayakkabılarını son kez düzelttiği sırada çantasını göremedi yatağının üzerinde. Sinirle, "Çantam olmadan bir yere gideceğimi sanıyorsanız-" "Bunu mu arıyorsun?" Duyduğu tok ses ile irkildi. Başını yavaşça arkaya çevirdiğinde Gabriel ile göz göze geldi. Adam takım elbisesinin içinde nefes kesici görünüyor, gülümseyerek kızın çantasını uzatıyordu. Bu ani hareketi beklememiş olan genç kız kendisine gelebilmek için bir adım geri attı. Çantayı hızla alarak "Seninle orada buluşacağımızı sanıyordum," dedi. Partide birlikte olmak başka bir şeydi, oraya birlikte gitmek bambaşka. İçeriye kol kola girecek, daha ilk andan herkesin radarına gireceklerdi. Lanet okudu içten içe Marcella ve kendisine kaşları çatık bakmakta olan genç adama gülümsedi, aklındaki tüm düşünceleri bir kenara bırakarak. "Harika gözüküyorsun." Şaşkınlığını üzerinden atan genç kız delikanlıya doğru bir adım attı. Onun kusursuz bir simetriyle duran kravatını bir alışkanlık gereği gereksizce bile olsa eliyle düzelttikten sonra başını kaldırıp onunla burun buruna geldi.

Adamın dudakları öpülmek için yaratılmış gibi duruyordu orada öylece. Marcella içinde büyüyen onu öpme isteğini bastırdı. Rujunu daha oraya gitmeden bozmaya niyeti yoktu genç kızın. Kendisine neler oluyordu, onu bile bilmiyordu. Bu nişanı istemiyordu. Kesinlikle istemiyordu. Öte yandan bir nişanlısı varsa bu kişinin bu zamana kadar hakkında çok az şey bildiği genç adam olmasından dolayı şanslı hissediyordu kendisini. İtiraf etmek istemese de -ki etmişti- alışverişe gittikleri günden bundan oldukça keyif almış, suratındaki gülümsemeyi silmek için çaba bile harcamamıştı eve döndüğünde. Şimdi ise adama bakarken zihninden bu düşünceleri sildi. Bugün onların büyük günüydü. Onunla olmamak için savaş verecek olsa da ilerleyen günlerde, bugün onu anlayan birisi varsa o kişi Gabriel'dan başkası değildi. Bu yüzden onun koluna girmek yerine uzanıp parmaklarını onun parmaklarına kenetledi Marcella. Bu işte beraber olduklarını göstermek istiyordu adama.

*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystof Bartoloměj

avatar

Lakap : Krys
Rp Sevgilisi : avice whittle
Mesaj Sayısı : 191
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Ptsi Şub. 17, 2014 8:08 am



xx on beş dakika önce.

Krystof Bartolomej evinde yeşil deri koltuklara oturmuş olup biteni izliyordu suratında çarpık bir gülümsemeyle. Yalnız da değildi üstelik. Bir yanında babası Anthony Bartolomej, bir yanında ise kuzeni Kennedy Bartolomej vardı. Tam ortalarında bacağını diğer bacağının üzerine atmış oturan sarışın genç adam kuzeninin uzattığı konyak şişesini alarak bir yudum içip babasına uzattı. Dışarıdan onların komik gözüktüğü düşünebilirdi eğer evin geri kalanında ayrı bir kıyamet kopmasaydı. Önünden koşarak geçen Krystelle onlara dikkat etmedi bile. Salonu gerçekten de koşarak geçip, demin atmış olduğu şalı geçirdi omuzlarına. Krystof'a tek kaşını kaldırıp baktığında delikanlı başını iki yana salladı. Güzel kızların omuzlarını şallarla kapatmasını hep yanlış bulmuştu. Krystelle da ona hak vermiş olacaktı ki şalı yeniden aldığı yere atarak topuklu ayakkabıları üzerinde yüz seksen derece bir dönüş yaptı. Oğlanın annesi Dementia yanında Jacqueliyne ile mutfaktan çıkageldiğinde, iki kadın da nefes kesici görünüyordu. Üç erkek aynı anda ıslık çalmaktan çekinmediler. Bu kadınların gülmesine yol açtığında, hemen arkalarından bir başka Bartolomej erkeği, Kenneth, kolunda sevgilisi Aurora ile çıkageldi. Konyak yeniden kendi eline geldiğinde bir başka yudum daha alarak ayağa kalktı Krystof. Vera'yı koluna takıp gitmek isterdi elbette ancak Vera inatla ailesiyle beraber gitmesi gerektiğini söylemişti. İşin aslı, anlıyordu bunu Krystof. Safkan ailelerin saçmalıkları olabiliyordu ve bu da onlardan birisiydi. Bir partiye ailecek katılmak daima olması gerektiğinden daha büyük bir etki yaratırdı. Eh buna rağmen Krystof gibi birisi koluna ikizinden başka birini daha takarak gitmeliydi partiye, değil mi?

Ağır adımlarla Krystelle'ın odasına daldığında kapıdan içeri girmeden önce durakladı. Oda öylesine dağılmıştı ki ev cinlerinin ağladığına yemin edebilirdi Krystof. Küçük bir kahkaha atarak yerde duran elbise yığını işaret etti, aynada makyajını tamamlayan kıza. "Bütün bunları deneyip çıkartmadınız değil mi?" Sarışın genç kız makyajını tamamlayarak kendisine döndüğünde, suratında kocaman bir gülümseme vardı. "Bu daha bir hiç. Sen benim evimi gelip görmeliydin." Natalia'ya gülümsemeyen delikanlı, etrafta Krystelle'ın olup olmadığını yokladıktan sonra omuz silkti. "Landers ile paylaşıyor olmasaydın gelebilirdim belki." Natalia da tıpkı Krystof'un yaptığını yaparak önce etrafa baktı, ardından atıldı. "Evlendiğinden beri Stephan'la yaşıyorum. Beyefendi gelip görmeye bile tenezzül edemiyor. Zaten okulda görüyormuş, hah." Natalia'nın buna alınmadığını bilerek omuz silkti. Landers ile yakın arkadaş olduklarından beri Krystof'un pabucu biraz dama atılmıştı ve Krystof bunu pek dert etmiyor olsa da, bu evlilikten sonra onların arasına biraz mesafe girmiş olmasından memnundu. "Fark ettim ki ne zaman Landers hakkında konuşacak olursanız önce etrafınızda ben var mıyım diye kontrol ediyorsunuz, bu çok ayıp. Aşın artık şunu." Krystelle suratında kocaman bir gülümsemeyle dolap olarak kullandığı küçük odadan çıktığında şaşkınlıkla gözleri açıldı Krystof'un. Bir an için geri çekilip iki kızı süzdü yalnızca. İkizi çoğu kişinin yeşil giyineceğini bildiğinden olsa gerek, simsiyah dantelli bir elbiseyi tercih etmişti. Natalia ise alışmaya başladığı kırmızıyla süslemişti vücudunu. İki kız da birbirinden güzel gözüküyordu ve genç adam hayranlığını belli ettikten sonra kendisine Natalia'nın sözleriyle geldi. "Jack bana böyle baksa onunla şu anda sevişirdim." Kahkaha  atan Krystof kıza öpücük attığında, Krystelle homurdandı. Alttan ise Anthony'nin herkesi çağıran sesi yükseldi.

Kızlara kolunu uzatan genç adam, kollarında iki güzelle birlikte diğerlerinin olduğu yere geldiğinde hiçbir zaman çekingen olmamış Natalia tek kaşını kaldırarak doğrudan Dementia'ya baktı. "Bunun sorun olmadığına emin misiniz?" Annesi başıyla onayladığında, araya girme ihtiyacında hissetti kendisini Krystof. "Senin tarafın karanlık. Bizden biri sayılırsın. Hem, seni gördüğünde Jackie'nin surat ifadesini görmek istiyorum." Diğer kolundaki Krystelle adeta gök gürültüsü gibi bir kahkaha attı. "Babası da orada olacağından oldukça gergindi. Kesinlikle Natalia'nın geleceğini bilmiyor. Jacques ile Aiden iddiaya girmiş, tanıştırıp tanıştırmayacağına dair." Natalia gözlerini devirdi. "Karşılaşmamam için elinden geleni yapacak. Stephan ona ailemizin aslında onun ailesinin baş düşmanı olduğunu hatırlattığından beri böcürtü babasıyla tanışmam oldu sanırım." Ne kadar bununla sorunu yokmuş gibi gözükse de bu konuda oldukça sinirli olduğu belli olan kıza bakıp gülümsedi Krystof. Ona destek olmak istiyordu ki, ondan önce davranan Jacqueliyne oldu. "O zaman sen de karşılaşmak için elinden geleni yapmalısın." Diğer kafalar da onu onayladığında bu muhabbet daha fazla uzarsa eğlenceyi kaçıracaklarını düşünen Anthony, eliyle vakit geldi işareti yaptı. Böylece evde bulunan kişilerin hepsi, tek seferde cisimlendiler.


*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Xavier Shane Raymond
Slytherin VII. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VII. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Xavie. -evet tek bir harf fark ediyo asdf-
Rp Sevgilisi : Alyssha.
Mesaj Sayısı : 91
Kayıt tarihi : 05/06/11

Özel
Rp Puanı:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Ptsi Şub. 17, 2014 8:43 am



Malikânenin önüne cisimlendiğinde esen kuvvetli rüzgâra karşı göğsünü gerdi Xavier Raymond. Parmakları arasındaki sevgilisinin biçimli parmaklarını biraz daha kavrayarak gelmeye alışık oldukları ancak hiç böyle görmedikleri malikâneye bakakaldı bir an için. Her tarafta ateşler vardı ve bu görüntü itiraf etmeliydi ki büyüleyiciydi. Her zamankinden farklı bir biçimde ilgi çekiciydi bugün burası. Başını çevirip Alyssha'ya baktı. Kız yeşillerin içinde bir zümrüt gibi parıldarken gülümsemiyordu. Onun burada olmak istemediğini biliyordu. Demon geldiğinden bu yana en yakın arkadaşını kaybetmiş gibi hissediyordu Alyssha. Karanlık leydiyi kaybettiğini... Onların ilişkisi dahil olmak istediğinden çok daha fazlasıydı bu yüzden hiçbir şey demiyordu genç adam. Öte yandan sevgilisinin canını sıkan şey, onun da canını sıkıyordu. Kimberly ve Nathaniel da yanlarında belirdiğinde birbirlerine baktı iki çift. Diğerlerinin aksine aileleriyle gelmemişti hiçbiri. İşin aslı, Alyssha'nın birlikte gelebilecek ailesi kardeşlerinden başkası değildi. Anna ile aynı ortamda olmaya katlanamadığından, onu yalnız bırakmak istememişti Xavier. Babasının buralarda bir yerde olduğunu biliyordu. Kızları masaya yerleştirir yerleştirmez onu bulacaktı. Jack Raymond, gerçekleri öğrendiğinden beri farklı bir yerdeydi delikanlının gözünde. Kendisini büyüten babasına olan saygısı, öğrendikleriyle birlikte daha da artmıştı. Annesinin bir kaltak olduğunu öğrenmek elbette de kolay değildi; kafasında binlerce soru işareti doğmuştu adamın ama üzerinden gelmeyi başarmıştı babası ve Alyssha sayesinde. Bir de Jack vardı tabii. Xavier'ın yavaş yavaş kardeşi olarak kabullenmeye başladığı çocuk. Onun da burada, babasının dizinin dibinde olacağından emindi. Bu düşünce ile zihninde bir uyarı ışığı yandı. Babası buradaydı. Tıpkı Jack'in babasının da burada olacağı gibi... İçten içe Allison denen kadının burada olmamasını diledi. Bu bir partiydi ve annesi olması gereken şahısla aynı ortamda bulunmak, parti dışında her şeye çevirirdi bu ortamı.

"Bakışlarınla malikâneyi yıkmaya çalışıyorsan aşkım, biraz daha şöyle bakmalısın." Gözlerini kısan Alyssha öyle bir bakış attı ki kendisini gülmekten alamadı Xavier. "Eğer japonlara benzemeye çalıştıysan, başarılı bir bakış sevgilim." Alyssha bunun üzerine homurdanarak adamın koluna vurdu. İkisi gülüştüklerinde biraz olsun rahatlamış, kendilerine gelmişlerdi. İçeriye doğru adımlarını atıp masalara yerleşecekleri sırada yanlarında küçük bir çocuk bitiverdi. O an, ortam yeniden gerildi. Zira bu sıradan küçük bir çocuk değil; Dracul'un ta kendisiydi. Kimberly eğilip çocuğun yanağına öpücük kondurduğunda Alyssha kafasını çevirip kusarmış gibi yaptı. Onun bu halinden ve mimiklerinden eğlenen Xavier, orada daha fazla oyalanmayarak oturmaları gereken masaya ilerledi. Krystof'u kolunda Krystelle ve Natalia ile gördüğünde bir kahkaha attı. "Merlin biliyor ya bu gece çok eğlenceli olacak." Masaya dönüp hemen onların yanında bir sandalye çekip Alyssha'nın oturmasını bekledi Xavier. Kendisi de yanına çöktüğünde arkasından bir ses duyuldu. Bir kolunda Vera bir kolunda Ocean ile gruba gülümsemekte olan Jacques sırıttı. "Açılış konuşmamı kaçırdınız! Sizin için büyük kayıp oldu." Jacques'e baktığı sırada Vera onun kollarından sıyrılarak Krystof'a doğru koştu ve ikili anında öpüştü. Alyssha'nın gülümsediğini fark eden Xavier ona döndüğünde, Jacques devam etti. "Çaktırmadan bakın, sağ arka tarafta karanlık köşe var." Aynı anda bütün kafalar o tarafa dönünce, Demon'ın bakışları onlara döndü. Bütün gençler bakışlarını birbirlerine çevirdiler, Alyssha dışında. "Çaktırmadan bakın demiştim! Neyse, öteki masaya gitmeliyim. Krys bir ara o tarafa uğra. Jack'i de getirirsen iyi olur." Onun kolunda sevgilisiyle gidişinin ardından Xavier hâlâ Demon'a bakmakta olan Alyssha'yı dürterek kızın yüzünü parmakları arasına alıp kendine bakmasını sağladı. "Buraya eğlenmeye geldik Aly." Kız başıyla onayladığında bir şeyler diyecekmiş gibi olduysa da vazgeçti. Onun piste kayan bakışlarını takip eden Xavier, kızın mavi gözlerinin baktığı noktada kendi kardeşini gördü. Yanında Stepan Karenin ile birlikte.

Xavier bir piçti. Bariz bir biçimde kelimenin tam anlamıyla piçti. Bu yüzden bu ikiliyi görünce bakışları Natalia'ya kaydı. Kızın da bakışları kendisininkini bulduğunda, sırıttı. Eğer Alyssha kızla biraz olsun iyi geçinebilseydi onu koluna takar ve onların yanına ilerlerdi. Oysa Alyssha onunla iyi geçinmek şöyle dursun, aynı ortamda durmaya katlanamıyordu. Bu yüzden Xavier ile Natalia'nın arasında görünmez duvarlarla inşa edilmiş bir engel vardı. Adam ona bir şey demek yerine, ayağa kalktı. Alyssha'nın alnına bir öpücük kondurup tekrar geleceğini söyleyerek etrafında bir tur attı. Kendi babasını Bartolomejler ile konuşurken gördüğünde suratına en çekici gülümsemelerinden birini kondurarak onlara doğru ilerledi. Babası da onu gördüğünde ayağa kalktı. Diğer ebeveynlerin yapacağının aksine, yumruğunu uzattı Jack. Ona yumruğunu tokuşturarak karşılık veren Xavier, gülerek atıldı. "Sıkı bir kavgaya ne dersin baba?"



*:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Cuma Mayıs 16, 2014 1:42 pm





Jack orada bulunmaktan kesinlikle hoşnut değildi; ancak babası kesin bir dille gelmesini söylediğinde her zamanki gibi söylenilene uymuş, uygun kıyafetler giyip, saçını taramıştı ancak ne yaparsa yapsın yüz ifadesine mutlu bir hal oturtamamıştı, oysa dilediğinde vücudunu bile pek ala değiştirebilen biri için yüz ifadesini değiştirmek bu kadar zor olmamalıydı. Çıkmadan hemen önce aynanın karşına geçmişti böylece; içinden arkadaşlarının çoğunun orada olacağını hatırlatıyor ve babasının Rusya dışından da tanıdığı çoğu iş adamıyla daha tanışacağını düşünüp mutlu oluyordu. Çoğu kişiye sıkıcı gelecek bu olay Jack'in gözünde bir referans gibiydi; yalnızca soyadıyla değil, cismiyle de tanınacaktı. Öte yandan bu toplantının bir iş toplantısı olmadığını da biliyor ve bu bilgi onun mutlu olma çabalarını büyük oranda zedeliyordu: Bu bir karanlık taraf toplantısıydı Dünya'nın dört bir yanındaki karanlık büyücüler için hazırlanmış ve karanlığın merkezinde düzenleniyordu. Birkaç gün önce Alyssha'nın toplantıyı oluşturan kişi hakkında anlattıklarını dinlemişti ve yalnızca ders kitaplarında rastladığı iblis türünün başındaki kişi olduğunu öğrenmişti adamın, Jack'in tüyleri istemsizce diken diken olmuştu, lafını pek çok kez işittiği ancak hiç görmediği Karanlık Leydi'ninse bu adamla evlendiğini öğrenmişti hemen ardından ve korku dolu bakışları Xavier'ınkilerle çarpışmıştı. Jack her şeyi kitaplardan öğrenebileceğini düşünmüştü o ana kadar ancak bu Gelecek Postası'na bile yazılmayan evliliği hiçbir kitapta bulamayacağını anlamıştı o an ve tüm sınavlarda rahatlıkla her şeyi yapan, tüm derslere ilgiyle katılan biri olarak cehaletinden utanmıştı. Şimdiyse burada, o adam ve Karanlık Leydi'nin hemen ilerisindeki ev sahipleri için özenle kurulmuş ihtişamlı masada oturduklarını bilirken huzurlu hissedemiyordu.

Babası tam yanındaydı ancak geldiklerinden beri yanındaki genç kadınla ilgilendiğinin yarısı kadar bile Jack ile ilgilenmemişti. Jack'in önemsediği yoktu, en azından görünürde. Koca masadaki hiçbir muhabbete ortak olmaksızın elinde tuttuğu asasıyla oynuyordu farkında olmadan. Annesi de orada olsun isterdi, etrafta yeni gelen her ailenin mutlu tablosuna baktığında içinde bunu hissediyordu yalnızca. Oysa onun elinde olan yalnızca babası ve babasının yeni kız arkadaşıydı. Jack bile yeni öğrenmişti kadının adını, babasının ne zaman tanıştığını bilmemekle bir yalnızca toplantı gecesi için ayarladığını düşünmekten kendisini alıkoyamıyordu. Genç kadın, Doretta, neşeyle gülümsedi ve Jack'in babası, Stepan Dmitriç Karenin bir elini kadının neredeyse çıplak olan bacağına koydu ve masadaki çoğu kişinin görmeyeceği şekilde elini yavaşça kaydırdı kadının bacağından yukarı. Stepan'ın suratında Jack'in görmeye alışkın olmadığı bir gülümseme vardı. Jack ise daha fazla dayanamadığını hissedip izin istedi kibarca ve babası onu dinliyor gibi bile görünmezken lavaboya kadar gideceğini söyledi. Stepan omuz silkti öylece gözlerini devirerek, Jack de sakin gibi görünmeye çalışarak sandalyesinden yavaşça kalktı, kalktığı sandalyeyi öylece düzeltti ve sessiz bir nefes alıp arkasını döndü büyük binaya girmek üzere babasını, sevgilisini, olmayan annesini, iblislerin başını ve karanlığın leydisini arkasında bırakarak. Ancak henüz bir adım atmadığı o, koşup uzaklaşarak küçük bir çocuk gibi rahatlayana kadar ağlamayı düşündüğü, an Xavier'ı gördü karşıda. Abisini. Xavier'ın da onu gördüğünü fark etti. Ardından gözünün bir ahmak gibi dolduğunu hissettiğinde bir saniye daha orada durmadan hızlı adımlarla, gitmek için izin aldığı yere, malikanenin içindeki lavabolardan birine, doğru yol almaya başladı.

Attığı her adım bir öncekinden daha hızlıydı. Ve en sonunda kalabalıktan uzaklaşıp büyük malikanede misafirler için açık olan bölümde bir lavabo bulduğunda kendisini içeri atıp kapıyı ardından kilitledi. Mantıklı hareket edemediğini düşünüyor ve bu nedenle kendisine hiç olmadığı kadar kızıyordu. Altın rengi göz alıcı bir tasarımı olan ışıltılı banyonun içinde ilerledi ve aynada kendisine baktı. Beyaz yüzü hiç olmadığı kadar solgundu. Dudakları kurumuştu. Gözleri hafif kızarmış, yanağıysa çok az ıslanmıştı. Çeşmeyi açtı hiçbir ses çıkartmadan ve yüzünü yıkadı birkaç kere. Ardından kuruladı ve saçını son bir kez daha düzeltip gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Kendisine gelene kadar dışarı çıkmak istemiyordu, ardından o masaya gidecek, sakince oturacak, babasının tanıştırmaya değer gördüğü kişilerle tanışacak ve masada ona laf atanlarla kısa muhabbetler kuracaktı. Geri kalan hiçbir şey umurunda olmamalıydı, ardından her toplantı gibi bu toplantı da sona erecek ve eve gideceklerdi nasıl olsa. O zaman odasına çekilip özgürlüğe ulaşabilirdi; sevdiği kitapları okurdu belki, belki de yazmayı denerdi. Bilmiyordu. Vücudu ondan habersiz gözlerini tekrar kapatıp hissiz durmaktan vazgeçtiğinde hiçbir şeyden emin değildi. Annesini çekip gittiği için suçlarken buluyordu kendisini böyle zamanlarda, çekip gittiği ve onu babasıyla yalnız bıraktığı için. Güçlü değildi Jack ve bunu kendisine öylece itiraf etmesi onu daha güçsüz kılıyordu. Oysa Henry "Kimsenin başına çekemeyeceği kadar büyük bir dert gelmez." demişti bir keresinde, o zaman haklı bulmuştu onu Jack ancak şuan bu sözü hatırlayınca bile Henry'nin yanında kaldığı günleri özlüyordu sadece. Babası bir iki ay önce bir hafta sonu akşam yemeğine Henry'e gelmiş ve giderken Jack'e de kesin bir dille hazırlanmasını söylemişti oysa bunu neden istediğini anlayamıyordu Jack; eve döndüğünden beri bir kere bile oturup konuşmamışlardı! Derin bir nefes aldı öylece en azından Henry'nin de dışarıda bir yerlerde olacağını düşünerek ve arkadaşlarının da, hem belki anne tarafından akrabaları ile de karşılaşırdı aylardır görmediği. Ancak babası Jack'in onlarla konuşmasına olumlu bir tepki verir miydi, bilmiyordu ancak sanmıyordu da. Natalia'yı istediğini fark etti, genç kıza buraya gelmemesi için kaç saat dil döktüğünü pek ala hatırlarken. Onu babasıyla tanıştırmaktan bile korkuyordu ve bu nedenle utanıyordu da. Genç kız Jack'in bütünleyeni gibiydi tüm zıtlıklarıyla, ilişkileri ilerleyip her geçen gün daha da tanıştıkça fark etmişti bunu Jack: O babasının hiçbir hareketine laf edip karşı koyamazken Natalia yalnızca on yedisinde evini terk etmişti ve korkmadan kendi başının çaresine bakmıştı. İlk kez bunu tektir ediyordu genç adam ki Natalia'nın önünde sesli olarak söyleyecek de değildi. Neydi onun problemi? Sadakat mi? Bağlılık mı? İtaatkârlık mı? Bunlar ne zamandan beri kötü şeyler olmuşlardı ki? Omuz silkti kendi kendisine. Omuz silkti sadece. Karanlık Taraf Toplantısının içinde tarafını bile tam olarak seçememiş, babasının arkasından sürüklenmiş bir çocuktu sadece. Aynaya tekrar baktığında gözleri normal sayılırdı çatık kaşları dışında. Elini saçlarının arasına götürdü bozulmalarını önemsemeden ve hemen sonra kapısının tıklatıldığını duydu ve başını o tarafa çevirdi cevap vermeksizin.

||Stepan Karenin, Jack Raymond, Xavier Raymond ortak kurgu.



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Henry McCourt
Sihrin Uygunsuz Kullanımı Bk.
Sihrin Uygunsuz Kullanımı Bk.
avatar

Lakap : Don't wear me out.
Rp Sevgilisi : I'm a free bitch.
Mesaj Sayısı : 249
Kayıt tarihi : 18/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Ptsi Haz. 30, 2014 1:53 am



“BU TOPLANTI ATEŞLİ OLACAK!”

McCourt Malikanesinin salonunda boydan boya yankılanan bu ses Jeremy’ye aitti, adam adeta tüm heyecanı ve neşesiyle parti hakkında konuşup şömine konuşmasının en sonunda böyle bağırarak hattan ayrıldığında Henry yalnızca başını hafifçe aşağı yukarı sallamakla yetindi; çünkü Jeremy’ye katılıyordu ancak bu katılışı Jeremy’nin dalga geçen mecazlı söyleminden çok daha gerçek içeriyordu ve bu gerçek Henry’yi tedirgin ediyordu, Jeremy de tedirgindi oysa, Henry buna emindi, ama adam her şeyde olduğu gibi bu toplantı da eğlenecek bir yan bulmuş gibiydi; tek sorun toplantıyı Dırdırcı’da yazamayacak oluşuydu onun için ancak yine de Henry’ye anlatırken belki de yalnızca katılımcılar için ufak bir Dırdırcı Özel Sayısı çıkartıp evlere posta yapabileceğini söylemişti ve Jeremy’nin kafasına takarsa yapacağına emin olan Henry “Neden olmasın?” demişti cevap olarak, gerçekten de bu pek sık yapılmayan gizli ve genel karanlık taraf buluşmasının anısını herkesin alıp saklayacağına hemen hemen emindi ve bu nedenle Jeremy’yi yılın haberini yazmaya itmesi iyi bir arkadaş olarak yapması gereken yegane şeylerden biriydi. Öte yandan genel olarak hızlı hazırlanan biri olmasına rağmen toplantının başlamasına çok az zaman kaldığı halde tam olarak hazır sayılmazdı. Giyinme odasına cisimlenip aynada kendisine baktı. Pantolon ve kemerden hoşnuttu ancak gömleğinin rengi ve bir türlü bağlayamadı papyonu onu rahatsız ediyordu: Son bir bakıştan sonra her ikisinde vaz geçerek çıkarttı ve papyon veya kravat takmak zorunda kalmayacağı siyah bir gömlek giyip üzerine uyumlu koyu tonlarla işlenmiş bir pelerin geçirdi, saçlarını da tarayıp görüntüsünden en sonunda hoşnut kaldığında üzerinde hiçbir işleme olmayan, saçları kadar karanlık asasını kavrayarak toplantının yapılacağı malikanenin önüne cisimlendi.

Terk edilmiş bir alana bütünüyle hükmeden olağanüstü yapının önündeki bir diğer büyücüyken soğukkanlılıkla olduğu yere baktı yanlızca, ardından diğer gelenlerle bile selamlaşmazsızın malikanenin sahibinin iki görevlisinin gözettiği girişten öylece geçti. Davetli olduğu için kapıların ona açıldığını biliyordu, diğer türlü, bir muggle doğumlu veya karanlık taraf karşıtı olsa çok daha farklı manzaralarla karşılaşacağına adı gibi emindi; ancak buradaydı ama yine de bütünüyle karanlık tarafa ait değildi, biliyordu, aynı onu buraya çağıran gücün de bunu bildiğini bildiği gibi. Bu toplantı karanlıklar ve tarafsızlar için son bir taraf ilan etme toplantısı olacaktı Henry’ye göre: Gelecekler ve efendilerini kabul edip etmeyeceklerine bir karar vereceklerdi bir şekilde, sonrası nasıl olurdu bilmiyordu, ama başlangıcın bu amaçla olduğuna, daha önce Charles ile de konuştukları gibi, oldukça emindi. Emin olduğu bir şey daha varsa kendisine Karanlık Lady diyen bir kadını bile kabul etmemişken, bunu, büyücü ırkının karanlık çoğunluğunun umut bağladığı karanlığın ta kendisini Lord olarak kabul edemeyeceğiydi; ancak buradaydı, her zamanki gibi, içten içe tarafsız duruşuyla, zihnini tüm davetsiz misafirlere karşı kapamışken, olan biteni görmek için, ne olduğunu bilmek için…

Geç kalmış sayılmazdı, hatta açıkça söylenilebilirdi ki tam zamanında gelmişti: Büyük malikanenin büyük bahçesinde toplanmış olan kalabalığın arasında Charles’ı görüp onun yanına geçti, birazdan Kennedy ve diğer herkes de gelir ve bahçe iyiden iyiye uğultularla dolarken Jacqueliyne’nin on sekizini yeni doldurmuş kuzenlerinden birinin konuşma alanında belirip neşeli bir şekilde konuşmaya girdiğini fark etti ve bakışları genç oğlanın üzerinde donuklaşmışken oğlanın ne kadar cahil bir mutluluğun içinde olduğunu düşündü, hiç şüphesiz ki tüm bu olaylar ona hiçbir şey değil yalnızca zevk veriyordu ve bu gece yastığına başını koyduğunda bugün nasıl bir seçim yaptığının ayrımında bile olmaksızın gülümseyerek uykuya dalacaktı, belki buradaki çoğunluk da bu genç oğlan gibiydi; her biri birbirini iteleyen basit sürüler gibi aynı adımı atacaklar ve başlarındaki kişinin, Ladylerinin, zaten onlar için yeterince düşünmüş olduğunu varsayacaklardı. Bu düşünce Henry’yi o denli korkuttu ki ancak konuşma bittikten sonra konuşan kişinin Jack’in yakın arkadaşlarından olduğunu fark etti ve derhal gözleri kalabalığın içinde kuzenini aramaya koyuldu ancak görebildiği yalnızca sarı saçlarıyla dikkat çeken dayısı ve bir diğer tarafta toplanmış diğer gençler oldu, öte yandan konuşma asıl sahibine geçmişken kalkacak veya başka biriyle konuşup kelimeleri kaçıracak değildi.

~

Alkışlar, susmak bilmeyen alkışlar konuşma boyunca süren ölüm sessizliğini bozarken Henry hızla ayağa kalktı. Yanında ona soran bakışlarla bakan Charles’a Jack’e bakacağını söyledi ancak hemen ardından karşıdan gelen Malfoy’u görünce çoktan kalkmış olduğu için bir kez daha mutlu oldu ve düz ilerleyip dayısının yanına gidecekken Malfoy ile muhatap olmak zorunda kalmamak için fark ettirmeden yolunu değiştirerek gençlerin bulunduğu kısma doğru yürüdü. Henry, Jack’in arkadaşlarının bir kısmını tanıyordu, geçenlerde Astrid ile evinin altını üstüne getirdikleri gündeyse diğer kısmıyla tanışmıştı. Ancak şimdi gözüne, yeni birindense, neredeyse bebekliğinden beri tanıdığı Kennedy’nin asla büyümeyen neşeli kuzenini kestirdi, ancak genç kız Henry’ye Jack’in en son babasıyla oturmakta olduğundan başka bir şey söyleyemeyince Henry gençleri rahat bırakıp en başta da planladığı gibi dayısının yanına geçti.

Dayısı Stepan Alekseyoviç, Henry’nin değimiyle yine Stiva olduğu zamanlardan birindeydi ki Henry dayısının bu zamanlarından neredeyse nefret ederdi ancak yine de dayısına selam verdikten sonra yanına oturması söylendiğinde yanına oturdu. Oturduğu yerin önündeki kısımda yarısı yenilmiş bir tabak ve neredeyse dokunulmamış bir bardak meyve suyu vardı; böylece Henry şuan oturmakta olduğu yerin Jack’e ait olduğuna da, böyle bir toplantıda Jack’in meyve suyunu özel istetmiş olduğuna da tam anlamıyla emin oldu. Dayısı ise çoktan birkaç bardak alkol almış gibiydi; bunu adamın gülüşünden anlıyordu Henry: Genelde çok gülmeyen biri olan dayısı böyle zamanlarda karanlık bir gülümsemeyle kaplanırdı, öyle ki dayısının toplantıda konuşulanların ne kadarını duyduğu ve ne kadarını umursadığı Henry açısından tartışılabilir konumdaydı. “Sence bu mantıklı mı?” dedi dayısına Rusça, zira ciddi konuşmak istiyordu ve dayısının yanındaki sevgili görünümdeki Jack’ten en fazla beş yaş büyük kızın bu konuşmaya dahil olmasını istemiyordu. Dayısıysa omuz silkti bardağından bir yudum daha almadan önce, sonraysa aynı Henry gibi Rusça konuşarak cevapladı yeğenini. “Bizi kurtarıyor, öyle değil mi? Çok düşünüyorsun Henry.” Ardından boştaki eliyle omzunu sıktı Henry’nin. “Senin taktiğinin işine gelenin yanında olmak olduğunu sanıyordum, o halde dert ettiğin nedir?” Henry gözlerinin içine bakan adamı yanıtlayamadı, Stiva’ysa yeğenin sessizliğini fırsat bilip gülümsedi. Öyle bir gülümsemeydi ki bu her şeyi bildiğini ve zafer kazandığını sanan, Henry adamın karşısında daha fazla oturmak istemediğini fark etti. “Jack’i arıyordum.” dedi bu nedenle, ayağa kalkmadan önce. Stiva’ysa oğlanın asırlar önce lavaboya gitmek için kalktığını söyledi, hemen ardındansa İngilizce’ye geçerek yanındaki genç kızı Henry ile tanıştırdı, Henry adını umursamadığı kızla el sıkıştıktan sonra malikanenin içindeki lavabolara doğru yürümeye başladı, zira içeride cisimlenmenin geçmediğini en başında Jeremy’den öğrenmişti.

Lavaboların yakınına geldiğinde Jack’i malikanenin içine doğru giderken gördü, ancak onun yolu şaşırmış olduğunu varsayarak arkasından ismini seslendi; ancak Jack onu duyuyormuş gibi görünmüyordu. Henry adımlarını büyütüp adeta aradaki kısa farkı yok ederek oğlanın omzuna dokundu böylece ancak irkilerek arkasına bakan kişi Jack değil, farklı bir oğlandı. Üzgün görünüyordu, öyle ki biçimli suratı ağlamaktan kızarmış ve gözleri kendisini ancak toplamış gibiydi: Henry nedenini sormaya yeltenmese de bu üzgün bedeni sarstığı için kendisini kötü hissetti ve yalnızca kuzenini aramakta olduğunu söyledi, ona olması gerekenden daha derin bakan iki gözün sahibi ise omuz silkti yalnızca ve burasının kalabalık olduğunu söyledi yalnızca, ardından izin isteyerek ileri doğru gitmeye devam etti. Henry oğlanın nereye gittiğini bilmiyordu ancak malikanenin içinde sıradan misafirler, yani onlar, için gezilmeye izin verilen pek yer olmadığına emindi. Arkasına dönerek lavobolara doğru ilerledi ve her birini tek tek kontrol etti, ancak tam Jack’in çoktan bahçeye arkadaşlarının yanına dönmüş olduğunu düşünüp kendisi de bahçeye dönecekken erkekler tuvaletinin kapısı kapandı ve Henry son zamanlarda oldukça görüştüğü yakışıklı bir yüz ile baş başa kaldı; ancak böyle bir yerde karşılaşmayı hiç ummadığından suratında anlık bir şaşkınlık belirmişti. “Cormac.” dedi sadece. Genç görünümlü iblis ise Henry’nin şaşkınlığından yararlanıp iyice yanına geldi sadece ve hiçbir şey söylemeden öpüşmeye başladı böylece. Henry adamın kendisini öpüşüne karşılık veriyor, diğer yandansa tuvaletin kapısının iyi kapanmış olduğunu umuyordu, zira şuan asasını kullanıp kitleyebileceği bir durumda değildi, Cormac ise bunu kesinlikle umursamıyor görünüyordu. Henry genç adamın parmaklarının pantolonun düğmelerine gittiğini fark ettiğinde, kabinlerden birine geçerek genç iblisi de kendisiyle bir içeri çekti, ardından kapıyı iyice kapatıp Cormac’ın istediği gibi pantolonunu indirdi ve ardından eğilip genç iblisin pantolonunun fermuarını açtı.

~

Bu akşam bir iblisle birlikte oluşunun tek nedeni aylar önce düşünüp bunun gerekli olduğuna inanmasıydı; çünkü bu geceden sonra ne kadar daha karanlık tarafın içinde barınabilirdi bilmiyordu, ama eğer, daima karanlık tarafta olacağına emin olduğu bir kişiyi, bir iblisi, kendisine bağlarsa o taraftan sürekli haber alabileceği bir kaynağa da sahip olmuş olacaktı. İşte o kaynak da Cormac’tı, oysa bir kaynaktan çok gizli bir aşık gibi yaklaşmıştı ona: Cormac’ın bilmediği oyunun parçasıydı bu ve anlatılması Henry için anlatması ne kadar kısaysa Cormac için o kadar uzun olmalıydı. Henry bir iblisi tam olarak kandıramadığının, onu yalnızca başına sarmakta olduğunun farkında olsa da tehlikeli oyununu sürdürmekten çekinmiyordu. Çoğu büyük lider hiç evlenmemişti ve bu Henry'ye onların aseksuel olduklarını düşündürtüyordu; ancak onların sahip olduğu bu güce kendisinin sahip olmadığını acı içinde biliyor ve hatta onların cinsel konularla asla ilgilenmeyip tamamıyla işlerine yoğunlaşabilmelerini bir zamanlar kıskanıyordu. Oysa şimdi, her iki cinsiyete de eğilimi olduğunu kabullenmiş biri olarak, kendisinde onların elindekinden çok daha büyük bir güç olduğunu düşüncemeye başlamıştı ve zafere ulaşmak için her şeyi yapardı. Tuhaf bir şekilde, gerçekten, son aylarda başka hiç kimse ile birlikte olmamıştı ve daha en iyi arkadaşları erkeklerle olduğunu bile bilmezken bunu bir iblis ile yapmak, paylamak, ona güvenmek yanlıştı; ki zaten işini gördükten sonra tek yapacağı Cormac’ın hafızasını silmek olacaktı, zira iblisleri öldürmenin yolunu bilen birini bile bilmiyordu. Lawrence’a söylemişti sadece bunu ve Lawrence ona hararetle karşı çıkmıştı ama burada Lawrence yoktu ki olsa bile Henry Lawrence’ın sözünü dinleyecek değildi, ancak yine de Lawrence’ın olası bir durumda ona bütünüyle yardım edeceğini biliyor ve bu içten içe onu rahatlatıyordu.

Tüm duygulardan ölesiye uzak bir sevişme sona erdi, Henry kendisini toplayıp, onlarca kez yüzünü ve ellerini yıkayıp Cormac’tan dakikalar sonra lavabodan ayrıldı; çıkmadan önce aynaya baktığında en az girdiği andaki kadar iyi görünüyordu ancak hiçbir parfümün basitçe bastıramayacağını seks kokusu kendisini kaplamışken iyi hissetmiyordu.

Tekrar bahçeye çıktığında bir dansın başlamış olduğunu fark etti, ardından eski yerine yürüdüğünde Kennedy ile Jacqueliyne aynı anda onu tek bir kişinin kucağına itti, aynı o kişiyi de Henry’nin kucağına ittikleri gibi. Kennedy ve Jackie gülerken yanlışlıkla el ele tutuşmuş olduğu Malfoy kızına baktı, ardından elini bırakıp dans etmek istemediğini söyleyecek olduysa da müziğin başlaması ve çevresindeki herkesin ritme uymasıyla bir bunu yapamadı ve ilk adımı atmak zorunda kaldılar. Böylece Henry sertçe küçük kıza baktı ve “Dileyelim ki kısa bir parça olsun.” dedi yalnızca.


En son Henry McCourt tarafından Salı Ekim 14, 2014 11:12 am tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: THE DARK MEETING I   Ptsi Haz. 30, 2014 1:55 am

Henry McCourt demiş ki:
düzenlenecek


::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
THE DARK MEETING I
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: B Ü Y Ü L Ü B Ö L G E L E R :: Malikaneler :: The Mansion Of Darkness-
Buraya geçin: