Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 little talks.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Katja Heinrich
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Kat
Rp Sevgilisi : Marvel kahramanları. Bir de Rhys diye biri varmış... Havalı altın çocuk. Hıh.
Mesaj Sayısı : 93
Kayıt tarihi : 08/09/11

MesajKonu: little talks.   Salı Ocak 28, 2014 10:06 am


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Katja Heinrich
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Kat
Rp Sevgilisi : Marvel kahramanları. Bir de Rhys diye biri varmış... Havalı altın çocuk. Hıh.
Mesaj Sayısı : 93
Kayıt tarihi : 08/09/11

MesajKonu: Geri: little talks.   Salı Ocak 28, 2014 10:21 am



Yoktu. Genç kız aradığı kitabın tam bu noktada olduğunu biliyordu ancak kitabın yerinde kocaman bir boşluk vardı şimdi. Kaşları istemsizce çatılırken kendi etrafında üç yüz altmış derece dönerek çevresine bakındı. Kitabın dün burada durduğuna emindi ve şimdi ona ihtiyacı varken, hangi cehenneme gidebilirdi? Almanca bir küfür savurup kütüphane görevlisinin masasına ilerledi. Onu burada görmeye alışık olan görevli kıza gülümsediğinde Katja da aynı şekilde karşılık verdi bir an ve sonra suratındaki gülümsemeyi aynı hızla sildi. "Göl Canavarları Hakkında Her Şey isimli kitap nerede biliyor musunuz? Yerinden emindim ancak bulamıyorum." Yaşlı kadın gözlüklerini takarak önündeki kayıt defterine uzandı ve aradığı şeyi bulduğunda ahaladı. "Marcella Oswald bu sabah almış kızım. Yerinde olsam başka bir kitap aramaya başlardım. Kendisi hiç kibar bir kız değil." Katja Heinrich, pek yaman bir kızdı. Kendisine atılan lafları umursamaz, insanların ne düşündüğüne aldırış etmezdi. Bir muggle doğumlu olduğu hâlde sınıfının birincisiydi ki bu gerçek özellikle Slytherin öğrencileri başta olmak üzere, pek çok kişinin kanına dokunuyordu. Genç kız ders çalışmayı seviyordu, tüm bunların içinde doğmuş olanların aksine bunları sonradan keşfetmiş olduğundan belki de. Her şeyi öğrenmek istiyordu. Bu adı üzerinde büyülü bir dünyaydı ve kızın daima gerçekten olmasını umduğu her şeyin gerçekleşmiş haliydi. Süper kahramanlarla büyümüştü o; Scarlet Witch'in büyülerini hayranlıkla okumuş, bir gün onun gibi olacağını söylemişti ailesine. Babası bir Magneto değildi tabii ama kocası Vision gibi olacaktı. Ne aşk hikayesiydi ama. Elbette konumuz burada onların aşk hikayesi değil. Bu yüzden Katja'nın hayallerinden, gerçekliğe geri dönmemiz gerekiyor. Katja gibi bir kız, zor bulunuyordu. Zekiydi, hiçbir şey kaçmazdı dikkatinden ve güzeldi. Buna rağmen Hogwarts'ın geri kalan kızlarının aksine, flörtleşmek ona göre değildi pek. İstemediğinden ya da aseksüel olduğundan falan değil, gerçek aşka inandığından. Saçmalıktı belki ama kendisini önüne gelene vermek onun prensiplerine aykırıydı. O aşk olmadan yapmayacaktı bunu. Kimi zaman kendisini bırakmayı ne kadar çok istese de, yapmayacaktı işte.

Katja ne kadar prensipli olsa da, herkes onun gibi değildi. Mesela Marcella Oswald. Adını anınca bile suratı buruşmuştu Katja'nın. Göl canavarlarını ne yapacaktı ki? Belki aralarına katılır mutlu mesut yaşardı. Bir denizkızı olabilir miydi acaba? Ah, bunun için fazla melek yüzlüydü. Bu dünyadaki gerçek denizkızlarından birisini gördüğünde, hiç de masallardaki gibi olmadığına tanık olmuştu Katja ve tam bir hayal kırıklığıydı. Tıpkı kitabını kaptırmış olduğu gibi. Sihirli Yaratıkların Bakımı dersi için özel ders istemişti profesörden ve alabildiği ödev buydu. Eğer kitap olmazsa ödevi yapamazdı ki! Derin bir nefes alarak düşünmeye başladı. Marcella uyurken odasından gizlice araklayabilirdi. Genç kız istediğinde çok güzel görünmez olurdu ve bunun için büyü kullanmasına ihtiyaç yoktu. Uzun boyuna rağmen çok güzel gizlenirdi, bu sayede insanlar onu fark etmeden uzaklaşabilirdi. Oysa Oswald'dan kitap çalmak, ölüm ilanını imzalamaktı. "Verdammt!" Kendi kendini durduramazken arkasından bir kıkırdama duydu. Başını çevirdiğinde neredeyse Astrid'e çarpıyordu. "Almanca bilmiyorum ama dediğin şeyin hayırlı bir şey olmadığından eminim. Ne oldu Kat?" Astrid'in düzgün anlarından birine gelmiş olduğu için mutlu olan Katja, omuz silkti. "Ödevim için lazım olan kitabı bayan büyük göğüs almış. Ve ödevi bugün yapmak zorundayım." Karşısındaki kalın kaşlı genç kız önce kaşlarını çattı. Sonra birden hiç beklenmedik bir şekilde atıldı. "Ah tatlım, Rhys, bu senin ödevin için lazım değil mi? Al. Belki bakarsın." Eğer Astrid ile yüz yüze konuşuyor olmasa çıkan sesin Marcella'ya ait olduğuna yemin edebilirdi Katja ancak kesinlikle konuşan Astrid'di. Başarılı taklidi normalde ayakta alkışlayabilirdi ama şimdi işler çok daha sarpa sarmıştı. Yanındaki hayali Marcella'ya yumruk attı Astrid. "Sabah ortak salonda kitabı verirken görmüştüm. Her neyse Kat, sen halledersin. Lazım olursa Flair ile buradayız. Görüşürüz!" der demez ortadan kayboldu kız.

Orada kalakalan genç kız ise ne yapacağını bilemedi. Marcella başka bir şeyken Rhys bambaşka bir şeydi. Sinirle yüzünü ellerinin içine aldı kız. Rhys. İsmini söylerken bile dişleri birbirine çarpıyordu. Kızın çocukluk aşkıydı genç adam. Hogwarts'a ilk geldiğinde onun büyüsüne kapılmıştı Katja. Ta ki adam onu tersleyip topluluk içinde küçümseyene dek. Hem de sadece ailesi muggle olduğu için. Hah. O günden bu zamana Katja adamdan uzak durmuş, yanına bile yanaşmaktan çekinmişti. Şimdi ise mecburdu. Bu ödevi yapacaktı. Yoluna kim çıkarsa çıksın. Hızla kütüphaneyi terk etti. Elindeki kitapları sıkıca tutarak ortak salona ilerlemeye başladı. Umuyordu ki genç adam ortak salondaydı. Aslında ummuyordu... Adamı görmek istemiyordu, onunla konuşmak da öyle. Hele ki yanında Holden varsa. Tanrı aşkına, ne zamandır bu altın çocuklar ödev yapar olmuşlardı? O kadar hızlı yürümüştü ki, kapıyı geçtiğini bile sonra fark edip geri döndü. Kartal başlığının önünde durduğunda, kartal soruyu sordu. "Bir bomba ne zaman bomba değildir?" Tüm sinirini bir anda unuttu genç kız. Iron Man 3 filminden alıntı yapan bir kartal varken, kim nasıl mutlu olmazdı ki? Bunu kartalın kendisine özel yaptığından da neredeyse emindi. "Yanlışlıkla patladığında!" Kartal başlığından tek kelime daha dökülmedi ve kapı ardına kadar açıldı. Suratında bir gülümseme ile içeri daldı Katja. Ancak bu mutluluğu çok uzun sürmedi. Oradaydı işte genç adam. Yanına Holden, Marcella ve Celia varken kahkahalar atıyordu.

Yutkundu Katja. Önce ona doğru hiddetle ilerledi. Durdu. Bunu yapamayacaktı. Geriye doğru yürümeye başlayıp kendi kendine ödevini hatırlattı. Bunu yapmak zorundaydı. Yeniden Rhys'e doğru adımını attığında çok ağır bir şekilde ilerledi. Adeta sürünüyor gibiydi yerde. Düşün Katja düşün, Kaptan Amerika da böyle korkup kaçsa Red Skull'u kim yenerdi? Durup derin bir nefes aldı. Birkaç gözün kendi üzerinde olduğunu fark etse de aldırış etmedi. Elindeki kitapları bir köşeye bırakıp hızla Rhys'e ilerledi ve tam önünde durdu. Holden'a bir şeyler anlatmakla meşgul olan genç adam kendisine bakmadı bile. Önünde adeta bir sırık gibi dikelirken Katja, onu nasıl fark etmezdi ki? "Muhabbete katılmaya geldiysen, ot yiyenleri aramıza almıyoruz Heinrich." HAH. Marcella'nın sözleri üzerine, hepsi kızı birden fark etti. Demin ne kadar telaş yaptıysa, birdenbire hepsi geçiverdi. Marcella'nın laflarına o kadar alışmıştı, kendisini zeki sanan kızı alt etmek Kat için çocuk oyuncağıydı ama çoğunlukla onu takmazdı. Yine takmadı. "Van Os, konuşabilir miyiz?" Van Os, ne kadar da komikti. Van Os, sanki adama soyadıyla hitap edilmesin diye konmuş gibiydi. Rhys demek varken öylesine kasıntıydı ki bu, Katja adamla yıllar sonraki ilk muhabbetinin böyle başlayacağını hiç düşünmemişti. "Ne söyleyeceksen burada söyle, ne de olsa birazdan öğreneceğiz," dedi Marcella. Kızı takmadığı belli değil miydi? Ona dönüp bakmadı bile Katja. Kollarını göğsünde kavuşturarak kaşlarını çattı. "Ödevim için lazım olan kitabı sen almışsın. Göl canavarları ile ilgili olan. Yarına kadar bitirmem gereken bir ödevim var ve hobi olarak senin masanın üzerinde duracağına daha yararlı işlere katkı sağlamasını yeğlerim. Rica etsem kitabı alabilir miyim?" Yapmıştı işte. Kısa ve öz bir biçimde kendisini açıklamıştı. Rhys kendisine gülümsediğinde Holden kafası karışmış bir şekilde adama döndü. "Ne zamandır alt sınıflarla aynı ödevi alıyorsun Ry?" Akılları gerçekten de almıyordu değil mi? Katja o an sırıttı. "O almıyor. Ben üst sınıflarla aynı ödevleri alıyorum." Gözlerini devirerek yeniden Rhys'e döndü. "Bak. İşim uzun sürmez. İki saat içinde sana getiririm. Lanet kitabı verecek misin?" Katja'nın tek istediği kitabı alıp ödevini bitirmek ve ardından çizgi romanına sarılıp uyumaktı. Laptopuna sarılıp uyumayı tercih ederdi ancak burası adeta teknolojiye düşmandı. Elindeki en iyi seçenek çizgi romanlarıydı. Ve Loki desenli yastık kılıfı.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rhys van Os
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : If you are stranger, he is Golden Boy. If you are Mudblood, he is Bully. If you are friend, he is Ry.
Rp Sevgilisi : IS A little AWKWARD.
Mesaj Sayısı : 40
Kayıt tarihi : 22/01/14

Özel
Rp Puanı:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: little talks.   C.tesi Şub. 01, 2014 12:58 pm

Holden'ın konuşmasını dinlerken yalnızca gülümsüyordu. Dudağının hafifçe yukarı kalkmasına neden olan fazla abartılamayacak bir gülüştü bu; ki oğlan ileride, sözde ders çalışan, bir kızın kendisini izlediğini fark ettiğinde bu ufak gülüşün yüzünü terk etmesi de uzun sürmemişti. Oturduğu koltuğun kolunda, gayet rahatmış gibi oturan Marcella Rhys’a gülümseyerek omzunu sıktı böylece. Kızın her ufak dokunuşu içine işlerken göz kırptı öylece ve Holden’ın sesini yükseltmesiyle her ikisi de gülüp dinlemeye devam ettiler. Geçen haftasonu Bratčikovaitelerin evinde yapılan partiden sonra bu haftasonu kendisi bir şey planlamayı kafaya koymuştu çünkü. Bir nevi insanlarla iyiden iyiye kaynaşma partisi olacaktı bu ona göre ki okula geleli yalnızca iki ay olmuş bir çocuğa göre bu konuda oldukça başarılı olduğunu söylemeliydi Rhys. İlk önce Marcella’yla tanışmıştı Holden, ardında Mars onu Celia, sonrasındaysa Rhys ile tanıştırmış; Rhys genç adamla bir süre konuştuktan sonra kanı ısınmıştı. Şimdi bile Holden’ın sadece iki aydır bu ortak salonda olduğunu söylemekte zorlanıyordu Rhys; geçen sene okulu dondurmak zorunda kalmamış ve şuan yaşıtı olan genç adamla aynı dersleri alıyor olmayı dilerdi. Yine de altıncı sınıflarda Marcella vardı, bu pek ala yeterli sayılırdı. Holden Colton’ın çağıracağı kişileri ve çağırılmaması gerekenleri söylüyordu şuan ki, partinin Bratčikovaiteninki kadar kalabalık olmayacağını anlamamak için Gryffindor falan olmak lazımdı. Oysa Rhys bunun için fazlasıyla Ravenclaw’dı. “Jacob denen çocuktan hoşlanmıyorum.” dedi Holden “Bana kalırsa fazla ayakaltında dolanıyor.” Rhys genç adama Jacob hakkında yanıldığını söylemeye girişti böylece ancak sözünü tamamlayamadan hafif bir şekilde odaya zihin açıcı, temiz, serin havanın dolmasını sağlamak için açılmış pencerelerden birinden içeri iri bir baykuş girerek oğlanın özenle kesilmiş koyu renk saçlarının dağılmasına neden olup tam Rhys’ın önündeki sehpanın üzerine kondu ve düşürdüğü boş bir kahve fincanını önemsemeksizin ayağındaki mektubu saçlarını düzeltmeye koyulmuş Rhys’ın yanında oturan Marcella’ya uzattı. Saçlarını düzeltişi bittiğinde ilk önce mektubu almakta olan Marcella’ya ardından sinirli bir şekilde cins olduğu belli olan baykuşa baktı. Rhys’ın saçlarına gülmeyi henüz bitiren Holden’ın mektubun kimden geldiğini sorduğunu duyarken baykuşu tanıdığını hatırladı. Bundan iki sene önceki biçim değiştirme derslerinde Fielding oğlanın gururla bir kupaya ardından tekrar kuşa çevirdiği baykuşun ta kendisiydi. “Fielding oğlanı sana neden mektup yazar ki?” diye sordu Marcella henüz Holden’a bir cevap vermemişken. “Kuş onun.”


“Kuşun onun olması mektubun ondan geleceği anlamına gelmiyor zeki çocuk.” dedi genç kız mektubu yanda duran eşyalarının arasına koymadan önce sallayıp üzerinde Fielding ile ilgili hiçbir şey yazmıyor oluşunu gösterdi, sadece öylece karalanmış tek bir H harfi vardı ve yapbozu birleştirmek Rhys için uzun sürmedi. “En azından kendi baykuşu olan birini bulmalısın Ella.” dedi her zamanki o çocuktan hoşlanmıyorum konuşmalarının yeterli olduğunu düşünerek. Baykuş geldiği gibi işinden başka hiçbir şeyi önemsemeksizin giderken konuşma Marcella tarafından ustaca bir şekilde döndürülerek eski konuya geldi. Holden Marcella'ya katılıp konuşmasını sürdürürken Marcella Rhys'ın onaylamaz bakışlarıyla karşılaştı ve genç adama bakarak gülümsedi. Her ne kadar Landers denen canlıdan nefret ediyor olsa da ve en değer verdiği arkadaşlarından biriyle sözde öylesine başlayan ilişkilerinin her gün daha ciddiye gidecek olmasından korksa da Marcella kendisine böyle masum bir şekilde bakarken daha fazla onaylamaz görünemiyordu. Marcella elini genç adamın saçlarına götürdü sanki hala dağınık bir yer kalmış gibi düzeltircesine, oysa sadece yumuşatmaya çalıştığını biliyordu Rhys. Gülümsedi böylece ve es geçti bir kere daha zira Marcella ne derse desin umursuyormuş gibi görünmüyordu.

Birkaç dakika sonra Marcella'nın Heinrich'e seslenmesiyle bölünecek olan malum konuşmaya tekrar dahil oldu böylece. Marcella kızın inekliğiyle ilgili bir laf atıp kızı terlemişti konuşulan konuyu bölüp Rhys'ın ve hatta Celia'n bakışlarını bile küçük kızın üzerinde toplarken. Kız Marcella'yı umursamıyormuş gibi görünmeye çalışıyordu ancak duruşundan kızın bir konuda o kadar da sakin olmadığı gayet rahat anlaşılıyordu, kızla daha önce pek bir konuşmuşluğu yoktu doğrusu. Yalnızca hakkında dolaşan söyletileri ve Muggle Doğumlu oluşu gibi birkaç önemli bilgiyi biliyordu, bunlar kızı tanımak için yeterli olmuştu Rhys'ın açısından. Ve şimdi, şaşılmayacağı gibi kızın öylece yanlarına gelip bir şeyler sorduğu da pek görülmemişti; meraklanmıştı açıkcası. Ne söylecekse de duymaya hazırdı. "Van Os, konuşabilir miyiz?" dedi kız direk kendisine hitap ederek, bunu bekliyor değildi ancak ağzını açmadan Marcella onun yerine konuşup "Ne söyleyeceksen burada söyle, ne de olsa birazdan öğreneceğiz," dedi. Haksız sayılmazdı genç kız, ufak bir kızın sözlerini gelip arkadaşlarına anlatmayacak değildi ancak kız yine Marcella'ya değil kendisine hitap ederek sanki burada konuşmaya bir anda karar vermiş gibi. "Ödevim için lazım olan kitabı sen almışsın. Göl canavarları ile ilgili olan. Yarına kadar bitirmem gereken bir ödevim var ve hobi olarak senin masanın üzerinde duracağına daha yararlı işlere katkı sağlamasını yeğlerim. Rica etsem kitabı alabilir miyim?" Kızın yaşına göre cüretkar bir şekilde çıkan sesine sessizce hahlarken başı ne zamandır alt sınıflardan ders aldığını soran Holden'a dönmüştü yavaşça. Almıyordu. Zaten altıncı sınıfa ikinci kez başlayarak yeterince alta inmişti, bir de beşinci sınıf konularını alacak değildi. Kitabı bu sabah Marcella'nın kendisine verdiğini ve hala ödevi yapmaya başlamadığını hatırladı ardından. Genç kız ses tonunu bozmadan "O almıyor. Ben üst sınıflarla aynı ödevleri alıyorum." dedi ardından gözlerini devirdi. Eğer şuan uygun bir konumda olsaydı Holden'ın kıza bu göz devirişinden dolayı haddini bildirmesini beklerdi ancak kız "Bak. İşim uzun sürmez. İki saat içinde sana getiririm. Lanet kitabı verecek misin?" diyerek kendisine yöneldiğinde topun artık kendisine atıldığını biliyordu. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifadeyle kızı süzdü öylece, oturuşunu bile bozmadan. Ardından omuz silkti ve "Senin yerinde olsaydım konuşma tarzıma dikkat ederim genç cadı." dedi. "Belli ki kimse sana saygının ne olduğunu öğretmemiş." Genç kız bir şey söyleyecek gibi oldu ancak Rhys buna izin vermeden devam etti eğilip sadece birkaç dakika önce baykuşun üzerine çıktığı malum kitabı sehbadan alıp tutarak "Aslında kitabı sana veririm." dedi sadece birkaç saniye önce düşündüğü planı ortaya sunarak, zira kızın ne kadar çalışkan olduğunu biliyordu ve bunu ziyan etmek istemezdi. "Eğer benim ödevimi de yaparsan."

"Kimsenin ödevini yapmam." dedi genç kız. Bir eli tişörtünün ucunu kavramıştı bu tuhaf bir uğur muydu merak etti Rhys.
"O zaman kitap benimle kalır."
"Bunu yapamazsın."
"Yaparım." dedi Rhys oldukça rahat bir şekilde. Genç kızın bakışları iki eli arasındaki kitaba odaklanmışken, kızın suratını inceledi. Her an yeni bir laf atıp konuşmayı istediğini elde edene kadar uzatacakmış gibi bir hali vardı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Katja Heinrich
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Kat
Rp Sevgilisi : Marvel kahramanları. Bir de Rhys diye biri varmış... Havalı altın çocuk. Hıh.
Mesaj Sayısı : 93
Kayıt tarihi : 08/09/11

MesajKonu: Geri: little talks.   Cuma Şub. 07, 2014 5:58 am



Katja sözlerini bitirdikten iki saniye sonra tepki verdi genç adam. Bu sırada kızı arsızca süzmüştü ve genç kız kafasında yalnızca iki saniye olmasına rağmen en az yirmi tane senaryo yazmıştı. Kimisi felaketle sonuçlanırken kimisi mutlu bitiyordu ancak tüm senaryolarını delikanlının omuz silkmesi bozuverdi. "Senin yerinde olsaydım konuşma tarzıma dikkat ederim genç cadı." Hayır, diye düşündü Katja. Benim yerimde olsaydın arkana bile bakmadan kaçıp giderdin çünkü ben bunu yapmamak için zor duruyorum. "Belli ki kimse sana saygının ne olduğunu öğretmemiş," diye tamamladı küstah adam sözlerini. Buna nasıl cüret ederdi? Loki bile onun kadar kendisini beğenmiş biri olamazdı herhalde! En azından Loki kendi saygı yoksunuyken başkalarına saygı hakkında nutuk vermezdi. Dudaklarını araladı bu sözlere karşı çıkmak için ama Rhys çok şaşırtıcı bir şey yaparak, emin olun çok şaşırtıcıydı, kızın sözlerini daha dudaklarından dökülmeden ağzına tıkadı. Kitabı kavrayarak "Aslında kitabı sana veririm," dedi. Gözlerinde bir parıltının yanıp söndüğüne tanık olan Katja bu sözlerin ardından bir ama geleceğini biliyordu. Dinlemeye koyuldu. "Eğer benim ödevimi de yaparsan." Pek çok şey düşünmüş olmasına karşın böyle bir teklifi hesaba katmamıştı kız. Adamın ona ödevini yaptırma riskini göze alacağını hiç düşünmemişti. Kızı zor bela tanıyor olmalıydı. Sonuçta onu yıllarca yok sayan tayfadan değil miydi genç adam? Çalışkan olduğunu elbette biliyordu; ancak ona neden güveniyordu ki? Ravenclaw'da öğrenci olan herkes bu genç kızın deli gibi puan kazandığını bilir, onun sırtını sıvazlardı. Kimisi ise, mesela Rhys gibi kimileri, kızı kanı bozuk olarak nitelendirip bu puanlar için bir teşekkür etmek yerine alay ederlerdi. Üzerindeki tişörtün ucunu kavradı, sırf yumruklarını ulu orta sıkıp kendisini rezil etmemek için.

"Kimsenin ödevini yapmam," dedi alman aksanıyla. Öyle belirgin bir aksandı ki, kelimeler ağzından çıktığı an Alman gazabına uğruyordu. "O zaman kitap benimle kalır." Adeta haykırdı Katja. "Bunu yapamazsın!" Yapacağından da emindi oysa. "Yaparım," dedi adam bu tartışmayı kaybetmeyeceğini belli ederek. Ona boyun eğmeyeceğini göstermek için omuzlarını dikleştirdi kız. Ödevinden sırf bir altın çocuk inatçılık yapıyor diye vazgeçmezdi. Sırf bu yüzden onun ödevini de yapmazdı! Bir an suratına küçük bir sırıtış yayıldı. Onun ödevini yapar ve yanlış bilgilerle donatırdı, Rhys'in ilk paragraftan sonrasını okumaya zahmet edeceğini zannetmiyordu. Profesörün ödevi okuyunca tepkisini düşündü, Rhys bile Katja'nın berbat edeceği bir ödevle başa çıkamazdı öyle bir durumda. Bir Slytherin olsaydı bunu düşünmeden yapardı ama Katja adamın gazabının onun kemiklerini titreteceğini bildiğinden buna cesaret edemedi. Sonuç olarak o bir Ravenclaw'dı, cesur biriydi ama bir Gryffindor sayılmazdı. Sinsi biriydi; ancak Slytherin kadar körü körüne bağlı değildi bu hisse. Bu yüzden elinden gelenin en iyisini ileri sürdü. Zekasını. "Ödevini yapmak zorunda olduğunu biliyorsun. Ben yapamazsam kaybım yalnızca ekstra puanlar olacak, pardon, binamızın ekstra puanları." Rhys bencil biri olabilirdi fakat binasını önemsediğinden adı gibi emindi genç kız. Onun atkısını nasıl mağrur bir biçimde taşıdığını görmek için binanın renkleriyle uyumlu gözlerine bakmak yeterliydi. "Kitabı kolunda tutmakla ödevin yapılmadığını da bildiğini düşünüyorum. Yanlış mıyım?" Adam cevap vermeye yeltenmese de Oswald'ın güldüğüne tanık oldu. Kızın bu tavrı Katja'nın bakışlarını ona çevirmesine yol açtı. "Çok zekice bir sözdü, Heinrich. Eminim Rhys ödevin nasıl yapıldığını biliyor. Senin de bildiğine gerçekten sevindik. Artık çekilebilirsin bence." Katja alayla hahladı. Koltukta oturan dörtlüye baktığında bir köşede Loki'yi, bir köşede Kaptan Amerika'yı görebiliyordu. Katja'nın kalbinin ait olduğu iki adam. Loki pis pis sırıtıp, laf sokması gerektiğini söyledi kıza zihninde. Bütün bunları Oswald'ın yanına bırakmaktan bıkmamış mıydı? Öte yandan Kaptan Amerika başını iki yana salladı. Bunu yapmanın bir savaş başlatacağını söylüyor, sabırlı olmazsa savaşı kazanamayacağından bahsediyordu.

Loki'yi seçti. "Açıkçası sevişmenin nasıl yapıldığını bildiğiniz kadar ödevin nasıl yapıldığını da bilseydiniz, bina sıralamasında üçüncü sırada olmazdık." Kimse ondan böyle bir çıkışmayı beklememişti. Katja bile kendisinden böyle bir çıkışmayı beklememişti. Ne Oswald'ın ne de Os'un sevişmeleri onu ilgilendirmiyordu. Os'un kollarındaki kitabı istiyordu. Os'un kolları da yanında bonus olarak verilse fena olmazdı tabii ama hayır, Os'un kolları Os'ta kalabilirdi. Derin bir nefes alarak hâlâ şaşkınlıklarını üzerinden atmaya çalışan gruba aldırış etmedi. Eğer onlara iki saniye daha süre tanırsa dört kartalın onu parçalayacağını biliyordu. Çünkü şaşkınlıklarını atmak için iki saniyeye ihtiyaçları olsa da, cevap vermek için düşünmeye bile ihtiyaçları yoktu. Katja bu hakkı onlara tanımadı. Rhys'e döndü. "Sizinle muhatap olmayı en çok senin bunu istediğin kadar istiyorum. Bu yüzden bir teklifim var. Kitabı ortaya koyar ve kütüphanede çalışırız. Varlığımı görmezden gelmeye devam edebilirsin, sizinle aynı havayı solumaktan ben de hoşlanmıyorum. Eğer yardım istiyorsan, yardım ederim ödevine. En azından bazılarımız bu binayı düşünüyor. Tabii belki de okuduğunu anlayacak kadar zekisindir." Laf sokmak ve sokmamak. Aradaki ince çizgide savruldu Katja. Onlara bulaşmayı gerçekten istememişti ancak kişiliği gereği gereksiz bir inadı vardı. İnsanların onu küçük görmesine de izin veremezdi. İçindeki ateş yanıp tutuşurken sadece nefesini tuttu. Adamın vereceği cevabı merakla beklerken, demin gerçekten de ona birlikte ders çalışmayı teklif etmiş olduğunu idrak etti. Çığlık atmamak için dilini ısırdı. Birden adamın hayatta olmaz demesi için yalvardı. Ona karşı çıkmalı, kitabı alıp gitmeliydi. Kesinlikle ve kesinlikle onun gibi bir altın çocukla, direk Rhys ile hatta, baş başa geçireceği birkaç saattense profesörü hayal kırıklığına uğratmayı yeğlerdi. Adamın suratındaki sırıtış, bunun tersini söylüyordu. Onun gibi bir altın çocuğa herkesin karşı çıktığını sanmıyordu Katja. İşin aslı, kimsenin karşı çıkabildiğini sanmıyordu. Ve kendisi gitmiş ona karşı çıkmıştı, apaçık bir şekilde arkadaşları arasında onu zeki olamamakla nitelendirmiş, binasını önemsemediğini vurgulamıştı. Bu karşı çıkış Rhys'in içindeki bastırılmış öfkeyi dışarı çıkabilirdi. Öte yandan Katja'nın hesaba katmaktan korktuğu gerçekse, bundan hoşlanabilirdi. Bir keresinde her şeyine evet denen insanların hayır cevabından zevk aldıklarını okumuştu. Bu doğruysa başına büyük bir bela almıştı kız. Hayal kurmak yok dedi kendi kendisine. Adamın vereceği cevap her ne olursa olsun buna göğüs gerecekti. İnsanların ne diyeceklerini düşünmek yalnızca hayal kırıklığı getirirdi. Katja bunu biliyordu. Karşısındaki adam bunu bizzat kanıtlamıştı kendisine yıllar önce.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rhys van Os
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : If you are stranger, he is Golden Boy. If you are Mudblood, he is Bully. If you are friend, he is Ry.
Rp Sevgilisi : IS A little AWKWARD.
Mesaj Sayısı : 40
Kayıt tarihi : 22/01/14

Özel
Rp Puanı:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: little talks.   C.tesi Şub. 15, 2014 2:21 pm

Kız, tekrar konuşmaya başlayıp zamanlarının bir kısmını daha tüketmeden önce gülümsedi. Öyle ufak bir gülümseyişti ki bu Rhys kızın kendisinin bile farkında olup olmadığından emin olmadı ama aklından bir şeyler geçtiği belliydi. Sinsice bir şeyler... Ancak o şeyler her neyse bu, ifadelerini bile saklamayı bilmeyen, küçük kızın aklından ve suratından öylece gidiverdi yalnızca bir an içinde. Kız, Katja Heinrich, karşılarında dururken öyle bir görünüme sahipti ki Rhys buna şimdi olmasa bile daha sonra saatlerce gülebilirdi ancak şuan sakin görünümünü bozmayıp onun tuhaf heyecanından zevk almayı tercih etti. Büyüyünce de böyle olacaktı, aynı babası gibi, emri altındaki alt kademedeki insanlar önünde eğilirken sakince onlara yapmaları gerekeni söyleyecek ve hemen ardından yoklarmış gibi işine devam edecekti, sadece kendi sınıfından kişilerle muhatap olacaktı daima; olması gerektiği gibi. Ancak bu şuan aklından geçen şey değil, Rhys'ın zihnine yerleşmiş genel bir kanıydı. Derken kız kontrollü bir sesle konuşmaya başladı. "Ödevini yapmak zorunda olduğunu biliyorsun. Ben yapamazsam kaybım yalnızca ekstra puanlar olacak, pardon, binamızın ekstra puanları." dedi sinir bozucu Alman aksanıyla ve imalı bir şekilde durdu. Kızın ses tonundan da anladığı gibi bu bir tehdit değil yalnızca uyarıydı; ödevi yaparlarsa aşırı güzel yapmadıkları sürece alacakları bir puan olmazdı ancak yapmazlarsa Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörünün birkaç puanı alacağını görebiliyordu, ufak bir sorumsuzluk yüzünden alınan ufak bir puan olurdu büyük ihtimal veya adam bunun ilk kez oluşunu göz önüne alıp bu seferlik puan kırmazdı. Emin olamıyordu ve binasının puanlarını riske de atmıyordu içten içe hele ki zar zor puan toplayıp ilerleyebildikleri şu dönemde; yenilgiyi kabullenip oyunu bırakacak biri değildi o. Öte yandan Katja Heinrich'in bir bulanık olarak binaya getirdiği onca puandan sonra bir düşüşe neden olup ona saygı duymaya başlayan insanlardaki geçici etkisinin silinmesi Rhys'ı içten içe memnun ederdi. "Kitabı kolunda tutmakla ödevin yapılmadığını da bildiğini düşünüyorum. Yanlış mıyım?" diye ekledi kız, konuşmasına ara vermeden. Kızın gözleri kitabın üzerindeydi, sonra tekrar Rhys'a geldi. Sözlerinden rahatsız olan genç adam gözlerini kaçırmadan ona haddini bildirecekken Marcella yine lafı onun ağzından alıp konuşmasına gerek bırakmadı ve Rhys böylece kıza olan bakışını kötücül bir şekilde devirmekle yetindi. Aslında ödevi kendisi önceden bitirip kitabı gecenin sonunda kıza vererek onu uykusuz bıraka da bilirdi ancak aklına anlık bir düşünce gelmişti Marcella konuşmaya devam ederken. Parmaklarını belli belirsiz kitabın kabına vurdu ve cümleler bittiğinde kızın Marcella'ya karşı terbiyesizce hahladığını duydu. Cesurcaydı ancak kız bir kez daha Marcella'ya bu şekilde davranırsa Rhys biliyordu ki çıkışmaktan kendini alamayacaktı. Oysa küçük kız onun düşüncelerini de kesinlikle okuyamadığını belli ederek "Açıkçası sevişmenin nasıl yapıldığını bildiğiniz kadar ödevin nasıl yapıldığını da bilseydiniz, bina sıralamasında üçüncü sırada olmazdık." dedi neye bulaştığını bilmeksizin. Ödev yapmayı sevişmek kadar bilselermiş, Ravenclaw bu kadar geride olmazmış?! Nasıl bu şekilde binanın geride oluşunun tüm suçunu üzerlerine atabilirdi ki? Ne hakla? Ayrıca evet, Slytherin ve Gryffindor'un birinciliği her gün değişiyordu okulun girişindeki büyük kum saatlerinde ancak okulda onlar hakkında söylentilerden de haberdar olmalıydı kız. Tek başına Jacques ve Aiden bile bu konuda yeterli olabilirdi ve Raphael... Hah. En az kızlarla ilgilendiği kadar dersleriyle de ilgilenirdi Rhys, bu sözler üzerine yıkılmış en ağır küfürler gibiydi ve sadece ona da değil. Marcella'ya da... En fazla kardeşlerinin en büyüğü kadar olan bu kız sözleriyle ikisinin birlikte seviştiğini kastetmiş olabilir miydi? Hahladı genç adam önemsemiyormuş gibi arkasına yaslanırken oysa sinirlenmişti, Marcella'yla birkaç kez birlikte olmuşlardı bunu yadsıyamazdı ancak genel olarak Marcella onun için iyi bir arkadaştan ötesi değildi. Birlikte olmaları bunu asla değiştirmemişti ancak bu kızın durduk yere o ikisinin birlikte olabilme ihtimalini nereden kurguladığına takıldı aklı. Ardından boşverip tekrar söylediklerini düşündü; bu sözleri ancak bir bakire söylerdi. Tam "Kimsenin sana dokunmuyor olması seni daha zeki kılmıyor." diye söze başlayacakken Heinrich genç adama hiçbir şey söyleme fırsatı bırakmadan hızla atılıp "Sizinle muhatap olmayı en çok senin bunu istediğin kadar istiyorum. Bu yüzden bir teklifim var. Kitabı ortaya koyar ve kütüphanede çalışırız. Varlığımı görmezden gelmeye devam edebilirsin, sizinle aynı havayı solumaktan ben de hoşlanmıyorum. Eğer yardım istiyorsan, yardım ederim ödevine. En azından bazılarımız bu binayı düşünüyor. Tabii belki de okuduğunu anlayacak kadar zekisindir." diyiverdi.

Rhys kaşlarını çatarken demek istediği onlarca şey vardı ancak hepsinden farklı olarak sözlerini sakinleştirdi ve gülümsedi elinde olmaksızın. Kızın bu ukela tavrıydı bunu ona yaptıran. "Kendine gereğinden fazla güvendiğin ortada ancak böyle konuşmaya devam edersen hiçbir şansın kalmayacak." dedi. "Senden kibar olmanı istedim, ancak sen en az bir at-adam kadar vahşisin ve görüyorum ki olduğun şeyi değiştirmenin bir yolu yok. Kötü kan." Son sözünden sonra omuz silkti ve elinde duran kitabı öylece döndürüp düzgün bir şekilde tutarak istemese de kızın gözlerinin içine baktı ve binası için kendinden ödün vereceği son sözlerini söyledi. "Senle birlikte bir şey yapmak hayatımda isteyeceğim en son şey o nedenle umarım kısa sürer." Marcella bu karar karşısında şaşırmış gibi genç adamın omzunu sıkarken "Ciddi olamazsın." diye mırıldanıyordu kızın duymasını önemsemeksizin. "Bunu yapmayacaksın, değil mi Ry?"

Rhys eğilip yerden kahverengi, deri sırt çantasını alırken Marcella'ya aklında bir şey olduğunu söylermiş gibi göz kırptı gülümsemeksizin, oysa Ella'nın yüzünde halen onaylamaz bir ifade vardı aynı demin Landers'ın mektubu kızın eline geldiğinde Rhys'ın yüzünde de olduğu gibi. Yanağına bir öpücük kondurdu Ella'nın ve kızın gülümsediğinden emin olduğunda ayağa kalkıp çantasını sırtına aldı. "Gitmemiz için benden davet bekliyor değilsin umarım." dedi ve çıkışa doğru yürümeye başladı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Katja Heinrich
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Kat
Rp Sevgilisi : Marvel kahramanları. Bir de Rhys diye biri varmış... Havalı altın çocuk. Hıh.
Mesaj Sayısı : 93
Kayıt tarihi : 08/09/11

MesajKonu: Geri: little talks.   Paz Şub. 16, 2014 12:56 am



Rhys kendisine gülümsediğinde doğru görüp göremediğini anlamak için gözlerini kapayıp açtı genç kız. Gitmesini ummuştu bu gülümsemenin ancak hâlâ orada duruyordu. "Kendine gereğinden fazla güvendiğin ortada ancak böyle konuşmaya devam edersen hiçbir şansın kalmayacak." dedi her zamanki sinir bozucu tavrıyla. Gülmesi neyi değiştirirdi ki? "Senden kibar olmanı istedim, ancak sen en az bir at-adam kadar vahşisin ve görüyorum ki olduğun şeyi değiştirmenin bir yolu yok. Kötü kan." Katja ilk kez duymuyordu kötü kan lafını elbet. Adamın ağzından bile ilk kez duymuyordu! Bütün vücudunu bir titreme sardı. O onlar gibi süslü ailelere sahip olmayabilirdi, evet ancak onlardan çok daha fazlasını yaparak, hak ederek, kendi kendine çalışarak gelmişti buralara. Kötü kan, ha? Bu salonda kötü kanlı biri varsa karşısındaki adamdan başkası değildi Katja'ya göre. Ah bir de yanındaki barbie bebeği. "Senle birlikte bir şey yapmak hayatımda isteyeceğim en son şey o nedenle umarım kısa sürer." Eğer yumruğuna biraz güvenseydi -ki aslında Hans, kızın oldukça kuvvetli olduğu söylerdi- adamın suratına bir tane geçirirdi. İşe yaramazdı, bu yüzden bu düşünce geldiği hızla gitti. Ondan nefret ediyordu. Ondan kesinlikle nefret ediyordu! Zihninde patlamalar yaşanırken sarışın kızın şaşkınlık içerisinde yaptığı yorumu bile duymadı. Neyden korkuyordu acaba? Katja'dan Rhys'e muggle virüsü geçmesinden mi? Hah. Bırakıp gitmeliydi onları burada. Profesöre kitabı alamadığını söylerse adam anlayış gösterirdi. Bu kadar  zorlamasına gerek yoktu. Evet evet, kesinlikle gitmeliydi. Kızlar yatakhanesinin girişine kaçamak bir bakış attığında delikanlının çantasını aldığını fark etti. Eğilip kızın yanağına öpücük kondurmasını da kaçırmadı her şeyi gören gözlerinden. Altın çocuğun altın kızla olan parlak öpüşmesini hiçe sayarak hiçbir şey demeden yatakhanesine gidecekti ki ayağa kalkan Rhys ona seslendi. "Gitmemiz için benden davet bekliyor değilsin umarım." Omuz silkti Katja. Hayatı boyunca bir korkak olmamıştı, şimdi neden korkak olmayı seçecekti ki? Kapıdan çıkan Rhys'i, demin bir köşeye bıraktığı eşyalarını aldıktan sonra birkaç metre gerisinden takip etmeye başladı sessizce.

Koridorlar gündüz asla olmadıkları kadar boştu. Akşam herkes yatakhanesine çekilmişken oldukça normal bir durumdu bu. Kimsenin bu duruma tanık olmadığını düşünüp mutlu olabilirdi Katja; oysa biliyordu ki yarın bütün Hogwarts Katja'nın birlikte ödev yapabilmek için Rhys'e nasıl yalvardığını konuşacaktı. Hiçbir kelimesi de doğru olmayacaktı. Kendi kendine küfür savurdu. Hans bunu duyunca elbette inanmayacaktı ama doğrusunu öğrenmek için kıza sorduğunda, nasıl bir cevap verecekti ki? Beynindeki savaş her adımda büyürken kütüphanenin girişine geldiklerinde Rhys durup kıza omzunun üzerinden bir bakış attı. Sonra ne yapacağını umursamadan masalardan birisine geçip oturdu. Kütüphane neredeyse boştu, görevli kadın dahi gitmişti. Buna şaşıran Katja bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünecekti ki arkasından çok tanıdık bir ses duydu. "Hey Kat, yine karşılaştık. Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli!" Astrid. Rhys'in oturduğu yere doğru birkaç adım attı kıza göz kırparak. Astrid elbette ki aralarında geçen muhabbetten sonra neden burada adam ile olduğunu sorgulamazdı, o zeki bir kızdı. Yine de buna laf atmayacak kadar sakin biri olmadığı kesindi. Hemen arkasında duran Flair'i ayağıyla dürttükten sonra kitabın sayfalarını karıştırmakla meşgul olan delikanlıyı gösterip sırıttı. Katja bu ikisini biraz tanıyorsa, bugün şanslı gününde olmadığından emindi. Delikanlının masasına kitaplarını bıraktığı an iki kız hızla masanın üzerine oturup Rhys'e döndüler. Karşılıklı olarak birbirlerinden hoşlanmadıklarını biliyordu Katja oysa konu Astrid ve Flair ise, bu hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Astrid neredeyse ciddi bir ses tonuyla atıldı. "Kütüphane görevlisi bu gece biziz. On ikide kapatacağız. Eğer planının herhangi bir kısmı sevişmeyi kapsıyorsa seyircilerden rahatsız olmayacağını umuyorum." Loki Thor'a ihanet ettiğinde adamın ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyordu genç kız. Sevişmek mi? Loki aşkına! Ağzı açık bir biçimde kendisine sırtı dönük olan kıza bakakaldı. Rhys onun bakışını görmüş olmalıydı ki, küçük bir an kızla göz göze geldi.

Astrid ise bu bakışmayı da görmezden gelerek, yeniden Marcella'nın ses tonunu takındı. Tıpatıp aynı olan ses tonunu. "Ah Ry, o ezikle sevişmeyeceksin değil mi?" Sonra yeniden kendi sesini takındı ve bu defa gerçekten ciddiydi. "Seni uyarıyorum, aklından bile geçirme. Elbette Katja'nın göğüslerinin Oswald'ınkilerden büyük, kalçasının da en az onunki kadar güzel olduğu apaçık ortada. Boyu da senin boyunu ancak paklar. O gömleğin altında kim bilir neler vardır. Güzel kız tabii," dedi Astrid ahlayarak ve Katja'ya döndü. Birden göğüsleri üzerinde üç tane bakış hisseden kız hırkasına biraz daha sarılarak geri adım attığında Flair onun sözlerini tamamladı. "Astrid sana sevişme teklifi yapmadan önce biz gitsek iyi olur. Hadi Ass, daha Sam için pizza tariflerine bakacağız." "Çünkü onu zehirlemek hoşumuza gidiyor. Beni görmek istersen odamı biliyorsun Kat! Seni seviyorum!" İki kız kendisine göz kırpıp kahkaha attı ve gülerek uzaklaştılar. Deminki sahneyi herhangi bir sözcükle açıklamak isterdi Katja fakat kızın neredeyse çoğu dilde sözcük dağarcığı gerçekten de geniş olsa da, bunu açıklayacak bir sözcük bilmiyordu. Aralanmış dudaklarını kapatarak kızların bunu sadece eğlenmek için yaptığını düşündü. Astrid'in sözlerindeki korumacılığı hissetmişti Katja, niyetinin kötü olmadığını da biliyordu. Öte yandan adamın Katja'nın varlığını gerçekten fark etmesine de yol açmıştı. Katja'nın nefesi kesildi. BUNU BİLEREK YAPMIŞTI! Kendisini hâlâ incelemekte olan Rhys'e kaçamak bir bakış atıp yanına oturdu tek kelime etmeden. Kitabın sayfasını değiştirmek için uzandığında adamın omuzlarının sarsıldığının farkına vardı. Ne olduğunu anlamak için ona döndüğünde öyle bir kahkaha attı ki adam, Katja dehşete kapıldı. Gözünün önünde gülmekte olan adama bakarak elindeki kalemi masanın üzerine bıraktı sertçe. "Hayatında isteyeceğin son şeyi yaparken bu kadar gülmemelisin."



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rhys van Os
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : If you are stranger, he is Golden Boy. If you are Mudblood, he is Bully. If you are friend, he is Ry.
Rp Sevgilisi : IS A little AWKWARD.
Mesaj Sayısı : 40
Kayıt tarihi : 22/01/14

Özel
Rp Puanı:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: little talks.   Cuma Şub. 21, 2014 2:45 am

Akşam güneşinin mayışmış tablolara vurduğu boş koridorlarda hızlı adımlarla kütüphanenin bilindik yolunda ilerlerken kızın gelip gelmediğine bakmak için bile arkasına bakmıyordu. Zira adım sesleri kulağına gelirken bu ihtiyacı yoktu; yanında yürüyen tüm diğer kızlardan duymaya alıştığının aksine bunlar sert topuklu ayakkabı sesleri değil daha farklı patırtılardı. Dikkat etme gereği duymamıştı ancak bunların basit spor ayakkabılar olduklarını varsayıyordu. Böyle bir kızdan daha fazlasını beklemezdi. Kendi ayaklarındaysa yeni cilalanmış siyah okul ayakkabıları vardı üzerinde asaletle yürüdüğü.

Yalnızca birkaç dakika sonra kütüphanenin önüne geldiğinde kapıyı açtı ve kızın geçmesini beklemeksizin içeri girip oturacak bir yer için masaları süzmeye başladı. Yavaş adımlarla yürümeyi sürdürüyordu halen, gözleriyse her zaman favorisi olan pencere kenarındaki tekli masalardaydı ancak yalnızca bir an sonra onlardan birine oturmaktan vazgeçip öğlen saatine göre oldukça boş sayılacak kütüphanedeki uzun masalardan birine yönelip ortalarında bir yere çantasını bıraktı. Belki kendinden ödün verip o kızla baş başa buraya inmişti ancak bir bulanıkla ortasında mum yanan cam kenarındaki tekli bir masada romantik bir akşam geçirmek gibi bir niyeti yoktu. Elindeki kitabı da masanın üzerine bırakmadan önce ne yapıyorum ben dercesine masaya dayandı kitapla birlikte, ardından temiz bir nefes alıp yerine oturdu. Zira çoğu insanın aksine Rhys'ın sakin bir düşünce sistemi vardı. Zihninde her şey en az yeni bir parşömene siyah mürekkeple yazılmış kadar açıktı ve sadece bu nedenle genç adam bir kere kendi kendisine ne yaptığını düşündükten sonra endişelenmesine gerek yoktu; çünkü biliyordu ki her şey için mantıklı bir çözüm vardı.
Hiçbir şey yapmayacak ödev adına, kızınkini alıp gidecek.
Henüz saatin sekize bile vurmadığı şu saniyede kitabın kapağını beyaz uzun parmaklarıyla açıp içindekiler kısmına doğru acelesiz bir şekilde ilerlerken saat sekiz buçuğa bile vurmadan tekrar Ravenclaw Ortak Salonunda olacağına neredeyse emindi. Çünkü gördüğü kadarıyla kızın da bu işin bitmesini en az kendisi kadar istekli olduğunu anlayabiliyordu. Tabi doğru görüyorsa... Bu kızın sadece kendisiyle baş başa kalabilmek için böyle sefil bir yola başvurmadığına neden emin olsundu ki? İlgili sayfaya sonunda geldiğinde birisinin hala yanına gelmemiş olan kıza laf attığını duydu. Bu kişinin kim olduğunu anlaması için kafasını çevirip bakmasına gerek yoktu zira istemese de bu ses tonunu duyduğunda tanımaması imkansızdı ve bu kişi muhatap olacağı biri değildi. Astrid Vivienne. Kız adeta tüm aylarda ortalıkta utanmadan dolanabilen bir ağustos böceği gibiydi Rhys için; yararlı bir şey yaptığına bir kere bile rastlamamışken altı yaşındaki kardeşinin bile daha mantıklı davrandığına yemin edebilirdi. Luuk... Aklına kardeşi gelince gülümsedi elinde olmadan, uğruna her şeyi yapabileceği ve fütursuzca sevdiği yegane şeylerden biriydi Luuk, ancak bu gülümseme Vivienne'nin kendisine hitap etmesiyle suratından öylece ayrıldı ve yerini bir göz devirme aldı. Zira kız "Kütüphane görevlisi bu gece biziz. On ikide kapatacağız. Eğer planının herhangi bir kısmı sevişmeyi kapsıyorsa seyircilerden rahatsız olmayacağını umuyorum." diyordu. Rhys'ın umursamaz bakışları ister istemez bulanığa kaydı. Kızın neredeyse kızarmak üzere olduğunu ve küçük ağzını şaşkınlıkla açtığını fark etti; Ortak Salon'da kızın bekareti ile ilgili ortaya attığı tez iyiden iyiye onaylanmış oldu böylece. Ardından, Rhys henüz bakışlarını kızın üzerinden çekmemişken, kızın bakışları onunkileri fark etti ve bu kez cidden kızarıp gözlerini kaçırdı ancak Rhys gülümsemedi kız ne kadar tatlı görünürse görünsün. Vivienne, Ella'nın sesini taklit ederek konuşmaya başlamıştı şimdi. "Ah Ry, o ezikle sevişmeyeceksin değil mi?" diyordu. Rhys kızın sesini bu şekilde kullanışına alışıktı, o nedenle şaşırmadı. Öte yandan tabi ki de Heinrich'e elini bile sürmeyecekti; bunun için, her ne kadar Vivienne şuan taklidini yapıyor olsa da, ne Ella'nın ne de bir başkasının uyarısına ihtiyacı vardı. Rhys'ı yakından tanıyan herkes seçici olduğunu bilirdi; her konuda.

Oysa Vivienne olağan dışı bir hızla konuşmasını sürdürüyordu kimsenin onu bölmesine izin vermeksizin ve Rhys neredeyse kızın ciddi olduğunu bile düşünebilirdi, eğer onu biraz bile olsun tanımıyor olsaydı. Öte yandan sözlerinin Rhys için bir önemi yoktu, zira zaten kız ile bir süre aynı masayı kullanmaktan başka bir düşüncesi yoktu. Ancak Vivienne'nin sözleri ve gözleri bir şekilde Heinrich'in vücuduna kayınca en ufak bir utanç bile hissetmeksizin kızı düzgün bir şekilde süzmeye başladı Rhys. Vivienne'nin dediği gibi kızın göğüslerinin Marcella'dan büyük olup olmadığını ölçmek istemişti çünkü ve şimdi tişörtünün üzerinden bile neredeyse tüm şekilleri belli olan göğüslerle karşılaştığında şaşırdı pek belli etmese de. Yıllardan beri aynı binada olduğu bu kızın vücudunu ilk kez süzüşünde karşılaşmayı beklediği bu değildi çünkü ve daha önce bakmaya bile yeltenmediği bu vücut onun içi halen bir anlam ifade etmiyordu; güzel vücut diye düşündü, keşke sahibi bu olmasaydı.

Yalnızca bir saniye kadar sonra kız kulaklarına kadar kızarmış ancak sakin görünmeye çalışarak cübbesini çekiştirip üzerini kapatmaya çalışıyordu. Eğer onun yerinde Ella olsaydı edepsiz bir gülümsemeyle onu karşılayacağını biliyordu, o nedenle aradaki farkı düşünüp gülümsemeden önce bakışları kaçırdı ve Vivienne'nin yanından ayrılmayan Johnson'ın, Tanrı'ya şükürler olsun, kızın cümlesini kesip konuşmayı devraldığını fark etti. Sanki gayet normal bir şeyden bahsediyormuş gibi eğer Vivienne'nin biraz daha konuşmaya devam ederse Heinrich'e yatma teklif edebileceğini söylüyor ve kızın daha da utanmasına neden oluyordu. Rhys bunun şaka olmadığını, Vivianne'nin cidden bundan zevk alacağını biliyordu ancak devamını düşünmek istemeyip kestirip attı, Heinrich'i de o ikisinin saçma laflarından kurtaracak değildi. Johnson da, Heinrich de bulanıktı; Vivienne'ninse annesinin bir McCourt olduğunu biliyordu, yani bu onu kanıbozuk yapardı, öte yandan kız biseksueldi. Rhys yanında duran üçlünün biran önce dağılması ve temiz bir nefes alabilmek için adta dua etmek üzereydi, neyse ki Johnson çok geçmeden "Hadi Ass, daha Sam için pizza tariflerine bakacağız." diyerek, giderken bile konuşmakta olan kızı çekiştirdi ve Rhys Johnson'ın Vivienne'ye seslenirken kullandığı kaba kelimeyi bile göz ardı edip O'Dowd'u düşündü. Rhys'ın çocuğu tanımlayabileceği tek yol safkanların yüz karası olduğunu söylemek olurdu, yine oğlan mezun olduktan sonra bile hakkında konuşan birileri varken merak etmeden edemedi; acaba o mezun olduktan sonra adı hala Hogwarts'ta dolanacak mıydı?

Heinrich giden iki kızın ardından kendisine gelip Rhys'ın tam karşına oturmak için ilerlerken Rhys gelen kızdan önce kızı oturacağı yerdeki boşluğa baktı bir an, arkada çalışan birkaç kişi vardı. İçlerinden birinin şu Slytherin'e yeni gelen çocuk olduğunu fark etti; hakkında birkaç şey duymuştu ancak hala tanışmışlığı yoktu ancak bu konuda kendisinde bir hata görmüyordu. Bu sene okula geçiş yapan birden fazla kişi olmuştu ve her biriyle bir şekilde tanışmıştı, eğer bir sorun varsa oğlanın gereğinden fazla asosyal oluşuydu Rhys'a göre, öte yandan Krystof'un kız kardeşi şimdiden tüm okulla kaynaşmıştı. İtiraf etmeliydi ki gerçekten sıcakkanlı ve hoş bir kızdı, derken Heinrich karşına oturdu ve demin gülüşünü içinde tutmak için gözlerini kızdan ayıran Rhys'ın tüm görüş açısını kapattı. Kızın kendisininki gibi aynı anda hem sarı açık hem de koyu renk sayılabilecek saçları omuzlarından aşağı dökülmüş, demin çekiştirilen cübbeyle bir olup iri göğüslerini örtmüştü, bakışlarını yukarı çıkardığındaysa kızın çilli suratını gördü, ardındansa gözlerine dikkat etti ilk kez. Kızın gözleri maviydi en az kendisininki gibi. Küpesiz kulaklarıysa halen kırmızıydı. Rhys eğilip kitapta doğru sayfada olup olmadığına bakarmış gibi yaptı, ardındansa daha fazla dayanamayıp gülmeye başladı.

Gülerken en az kütüphane kadar sessizdi ancak sarsılan omuzları gizlenmesine asla yardımcı olmayacaktı ve kızın onu kendisine gülerken görmesinde utandığı bir şey yoktu; belki ona gülmesi kızı daha fazla utandırırdı, belki de kızdaki utanç yerini öfkeye bırakırdı. Umurunda değildi Rhys'ın, kızınsa rahatsız olup "Hayatında isteyeceğin son şeyi yaparken bu kadar gülmemelisin." dediğini işitti ve bu daha fazla gülmesine neden oldu. Sinirleri mi boşalıyordu emin değildi ancak başını kaldırdı gülümsemesi henüz suratını terk etmemiş, gözlerinden zevkle gelen bir damla yaş halen silinmemişken ve kıza bakıp cevap verecekken vazgeçip bir eliyle gözündeki yaşı uaklaştırdı sadece sonra başka bir şeyle ilgilenmenin gülüşünü durduracağına inanarak çantasından gerekli eşyaları çıkartmaya başladı. Karşısındaki küçük kızın da aynısını yaptığını görebiliyordu. Bir parşomen çıkardı bu akşam asla kullanmayacağı, bir mürekkep şişesi ve siyah uzun bir kartal tüyünden yapılmış kalemi... En son da çantanın ön gözünü açıp yalnızca derslerde taktığı siyah kemik çerçeveli okuma gözlüğünü çıkarttı. Önce kutusundan çıkarttığı mendil ile camını temizledi, ardından taktı. Çantasıyla işini bitirip kıza tekrar baktığında kızın kendisine baktığını fark etti, ancak farklı bir şey düşünüyor gibiydi; Rhys kızın ne düşündüğünden emin olamadı. "Okuma gözlüğü." dedi sanki açıklama yapması gerekiyormuş gibi, kızsa başıyla onaylayıp bakışlarını üzerinden çekti.

Kitabı her ikisinin de görebileceği şekilde döndürdü Rhys, uzaktan halen ikisini süzmekte olan Johnson ve Vivienne'yi görmezden gelerek. Ardından kıza döndü ciddi bir şekilde "Bizden en az kırkbeş santim yazmamış istenmişti, senin de öyle mi?" Kızın evet demesi istedi, çünkü bilin bakalım kim yarım saat sonra kızın gözünün önünde yapılmış ödevini alıp gidecekti?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Katja Heinrich
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw V. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Kat
Rp Sevgilisi : Marvel kahramanları. Bir de Rhys diye biri varmış... Havalı altın çocuk. Hıh.
Mesaj Sayısı : 93
Kayıt tarihi : 08/09/11

MesajKonu: Geri: little talks.   Cuma Şub. 21, 2014 11:02 pm



Elbette ki Katja yarım saat sonra ödevini alıp gidecekti, başka ihtimal var mıydı sanki? Adamın suratına bakarken onun yanından ne kadar çabuk ayrılırsa o kadar çabuk içine düştüğü bu aptal durumdan kurtulacağına inanıyordu. Bir yandansa neden güldüğünü merak ediyor, bilmek istiyordu. Oysa adam herhangi bir açıklık getirmeye meraklı gözükmüyordu ve getirmedi de. Gözünden akan yaşı silerek çantasından eşyalarını çıkarmaya başladı, kızın meraklı bakışları altında. Katja sabaha kadar onu izleyecek değildi, kaşlarını çatarak kendi malzemelerini ayarladı. Adam sessizce bir çalışma istiyorsa ona bunu verecekti Katja. Zaten daima tek başına yapardı o ödevlerini eğer birisine yardım etmiyorsa. Derin bir nefes alarak başlamaya hazır mı diye delikanlıya baktı. Gökyüzünün en parlak mavisindeki gözleri büyüdü birdenbire. Beyni ona oyunlar oynamıyorsa, karşısındaki artık Rhys değildi. Karşısında siyah kalın çerçeveli gözlükleri, dağılmış saçları, düzgünce ütülenmiş gömleği ile Clark Kent duruyordu. Yutkundu. Benzerlik kızın hayal gücünü durdurmasına yardımcı olmuyordu. Üzerindekileri çıkarıp yeniden Superman oluşunu izlemek isteyeceğini düşünüp kendi kendine bu düşünceyle kızarırken adamın dudakları aralandı. "Okuma gözlüğü." Hayır, diye düşündü Katja. Yalnızca gerçek kimliğini saklamaya çalışan bir süper kahramansın. Biraz adi, biraz gıcık. Ve eminim, pek de süper değilsindir. Görünüşün dışında tabii! Bakışlarını kaçırmak adına kafasıyla onaylayıp kitaba döndü. Eline son kalite tüy kalemini aldığında, parşömenin duruşunu düzeltip sağa doğru yatırdı. Sağ eliyle yazabiliyordu kız; ancak tercih ettiği eli daima sol eliydi. Delikanlı hemen onun solunda otururken yazmak kolay olmayacaktı, biliyordu. Yine de onun için kolunu değiştirmek yerine daha da sıkı tuttu kalemini. Ailesi mugglelar arasında zengin sayılırdı. Babasının bir şirketi vardı ve ailecek çalışırlardı. Muggle paraları büyücü parasına çevrilirken değerinde gerçekten de yüklü miktarda kayıp oluyordu; ancak Katja'nın başarıları birkaç önemli büyücünün onu desteklemesine yol açmıştı iki yıl önce. Böylece, dert etmek zorunda olmamıştı bu tür mevzuları.

"Bizden en az kırk beş santim yazmamız istenmişti, senin de öyle mi?" Sessizce işini yapmak isteyen birisi için Rhys'in çok konuştuğuna kanaat getirdi Katja. O sırada Astrid'in bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu hissetti. Görünmez yaşamayı seven bir kız olarak bu kadar bakışın üzerinde toplanıyor olması onu rahatsız ediyordu şimdi ve kesinlikle gergin sayılabilirdi. Neden bilmiyordu; Hogwarts sınırları içerisinde omuzlarında daima farklı bir yük vardı. Burada görülenin aksine Almanya'da çok daha eğlenceli bir hayatı vardı. Belki büyü kitaplarını okumaktan zevk alıyor olabilirdi ama yazlarını eve kapanarak geçirmiyordu kız. Belki de burada sahip olduğundan çok daha fazla arkadaşı vardı Almanya'da ve sürekli kızarıp duran bu kızın aksine oldukça cüretkârdı da. Onların hiç haberdar olmadığı bir şeyi biliyor olmak ona bir özgüven sağlıyordu istemeden. Böylece gülüyor, flörtleşiyor, tadını çıkartıyordu tatillerinin. Almanya'yı özlüyordu. Almanca konuşmayı da öyle. Ancak Hans mezun olmadığı sürece, bu konuda yalnız olmadığını da biliyordu. Dikkatinin dağıldığını fark ettiğinde Rhys'e döndü. "Herhangi bir sınırım yok." Rhys'in suratındaki küçümser ifadeyi gördüğünde açıklamasına devam etti. "Profesör verdiği alt sınırın iki katını yazmadan bırakmadığımı bildiği için bana bir sınır vermekten vazgeçti." Bu kendisini özel mi hissettirmeliydi, inek mi? Sanırım, her ikisi de. Yalnızca yaptığı şeylerde mükemmel olmak istiyordu Katja. Hogwarts gibi mükemmel olduğuna inanan insanlarla dolu bir yerde fark yaratmanın tek yolu buydu çünkü. Derslerinde mükemmel olmak. Katja Heinrich on altı yaşında hayatı çizgi romanlar üzerine kurulu, hayal gücü fazla gelişmiş inek bir kız olabilirdi; ancak on sekizinde olup tek eğlencesi partilerde sarhoş olup kimi tavlayacağını düşünen ve Hogwarts'ın büyük çoğunluğunu oluşturan kesimden çok daha olgundu. Babası ile her şeyi paylaşan Katja; adama olan bitenleri anlattığında ise babası yalnızca gülerdi. Bir keresinde ona Katja'nın aşık olduktan sonra açılacağını söylemiş, güzel kızının her iki hayatı da başarıyla idare edeceğini söylemişti. Katja ne yapmıştı? Kaçıp odasına bilgisayarını açmış, internetten tanıştığı arkadaşlarıyla Legend of Zelda oynamıştı. Karakterinin ilk onda olduğunu söylemeye gerek var mı? Düzeltiyorum, bir zamanlar öyle olduğunu. Hogwarts'a geldiği günden beri karakteri artık sıralamada bile değildi. Yazı özlüyordu. Hem de çok.

Düşüncelerden sıyrılarak gözlerini adama kaydırdığında onun yazmaya başlamış olduğunu fark etti. HARİKA! Şimdiden iki satır geriye düşmüştü. Kaşlarını çatarak sayfayı hızla okudu. Tanrı vergisi bir yetenekti hızlı okumak. Kız bir bakışta bütün bir sayfa görür, algılardı. Eh şey, tamam, belki de çok da tanrı vergisi değildi. Almanya'da güzel bir hızlı okuma kursuna gitmişti üç sene önce. Satırları okurken hepsi zihninde canlanırdı kızın. Belki de bu yüzden kolaylıkla aklında tutabiliyordu her şeyi. Su Semender'inin çirkin suratı üç boyutlu olarak gözlerinin önüne serildi birden. Bütün özellikleri, keşfi, adlandırılışı... Hepsi beyninde kronolojik olarak sıralandığında gözlerini kapatıp gördüklerini sindirmeye çalıştı. Algıladığı an gözlerini açtı. Rhys dördüncü satırındaydı ve bir kitaba bakıyor, bir yazmaya devam ediyordu. Dönüp Katja'ya baktı küçük bir an. Suratına öyle bir gülümseme yayıldı ki kör bir adam bile bunun alay eden gülümseme olduğunu anlayabilirdi. Ardından bakışları kalem tutan eline kaydı. Gözleri devirmesi de uzun sürmedi. Bir şeyler diyecekmiş gibi gözüktü ancak vazgeçip ödevine döndü. Onu izlemekten vazgeçen Katja ise kendisini dış dünyaya kapatıp ödevine döndü. Attığı başlığın ardından hızla yazmaya başladı demin öğrendiklerini. Önce özelliklerini anlattı ayrıntılarıyla, ardından keşfini. Yazmaya başladığı an kontrolü kaybeden birisi olarak kendisini kütüphaneden soyutladı kız. Semender ile işini bitirince acaba Hogwarts'da patronusu Semender olan kişileri eklese mi diye de düşündü. Sonra bundan vazgeçti. Eh, patronuslar onun için hobi gibi bir şeydi ve neredeyse herkesin patronusunu biliyordu burada olan. Ve belirtmeden geçemezdi ki, Slytherin nüfusunun yüzde ellisinin patronusu yılandı. Ne kadar da ilginç!

Kalemini bıraktı Katja ve arkasına yaslandı. Rhys hâlâ yazarken sayfayı değiştiremeyeceğini biliyordu. Bu yüzden onu beklemeye başladı. Rhys ise kızın ödevine bakmadan tamamen ona döndü. "Beni izlemeye mi geldin ödev yapmaya mı Heinrich? Bana aşıksan böyle belli etmene gerek yok. Kendine saklasan yeter." Ne yapacağını bilemeyen Katja birden gülmeye başladı. Sesli bir kahkaha atmamak için dudaklarını eliyle kapattığında birkaç saniye gülüp kendisine geldi. Rhys'in Semender hakkında son bilgileri yazdığını gördü bu sırada. Ve bu haliyle bile Katja'nınkinden kısaydı. Katja kendisini ödev yapmaya adamış bir insandı, Rhys neden onunla yarışmaya çalışıyordu ki? Başını iki yana salladı gözlerini adamdan ayırmadan. "Senin bitirmeni bekliyorum, Os. Ben çoktan bitirdim bu sayfayı." Adamın gözünden inanmayan bir bakış geçti. Kızın dönüp ikinci kez kitaba bakmadığını fark etmiş olmalıydı mutlaka. Sakin bir tavırla kızın yazdıklarına baktığında kaşları çatıldı. Adamda bir şeyler vardı, nasıl bir şey olduğunu tarif edemezdi Katja. Ancak o bir şeyler, kızın içindeki en savaşçıl kişiliği uyandırıyordu. "Sana aşık olacak kız için üzülürdüm," dedi ve bir an için sıcak bastı kıza. Muhtemelen bir savaşa girmeye hazırlandığından dolayıydı bu. Üzerindeki hırkayı çıkartıp diğer eşyalarının üzerine koydu. "İkiniz de seni severken ilişkinizde paylaştığınız şey senin koca egondan başka bir şey olmazdı. Ah, bir de koca mıdır bilmem ancak yerinde durmayı sevmeyen bölgelerin." Daha fazla devam etmek istemiyordu ama bir kez daha konuştu. "Sen aşık olmak için yaratılmamışsın." İnsanların profilini çizmede başarılı olan kız, bu karara çoktan varmıştı. Kibirli biriydi Rhys. Sevemezdi bir kadını kendisinden çok. Bunu biliyordu ancak kendisine saklaması gerekirdi. Yine de, söylediklerini kötü niyetli olarak söylemezdi. Bu Katja'ydı, eğer birisi onun arkasından iş çevirmiyorsa kötü niyetli davranmazdı insanlara. En azından, genelde.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rhys van Os
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : If you are stranger, he is Golden Boy. If you are Mudblood, he is Bully. If you are friend, he is Ry.
Rp Sevgilisi : IS A little AWKWARD.
Mesaj Sayısı : 40
Kayıt tarihi : 22/01/14

Özel
Rp Puanı:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: little talks.   Paz Mart 29, 2015 1:33 am

Duydukları derslerle kafasını bozmuş basit bir bulanıktan duymayı beklediklerinden fazlasıydı ve bu nedenle ki bakışlarındaki anlık şaşkınlığı engelleyemedi ancak hemen ardındaki saniyede bakışları küçümsercesine yere devrilmiş, dudakları sinir bozucu sessiz bir gülümsemeyle kıvrılmıştı. "Benim aşk hayatım için endişelenmesi gereken son kişi bile değilsin sen." dedi sakince söylenilen diğer her şeyi görmezden gelerek. "Sayfayı çevirebilirsin, senin tamamlamanı beklerken aklımdaki birkaç detayı da eklemeye karar vermiştim sadece, bir dahaki sefere seni bekleyeceğimi zannetmiyorum bulanık." Kızın ona bakışındaki öfkeyi gördü hemen sonra ve zevk aldı bundan, gülümseyerek başıyla kitabı işaret etmeden önce.

Kızın kendi kağıdıyla fazlasıyla ilgileniyor olması Rhys için fazlasıyla iyiydi çünkü kendi parşömenine çiziktirdiği şeyler kıza söylediği yalanın yalnızca tek bir kısmını, aklındaki birkaç detayı içeriyordu ve bu detayların ödev olan konuyla pek bir ilgisi yokken kızın onu göz ucuyla bile okumasını istemezdi şimdilik. Gözleriyse kızın yazan ellerinin ardından görünen satırlardaydı ve kızın uzun yazdığı için profesör tarafından belirli bir sınıra tabi tutulmamasının öylece söylenmiş bir laf öbeği değil gerçekler olduğunu görebiliyordu. İnek, diye düşündü, acıması derecede, daha önce varsaydığımdan bile daha fazla inek: Asıl kızın bir aşk hayatı olmamalıydı, bir penisin kaç santim olduğunu bile kitaplardan öğrenmiş olabilirdi ki düşününce içinde yükselen kahkahaya kapılmamak için zor tuttu kendisini Rhys, zira kız sandığından da ezikti.

Bir dakika daha geçmeden kız dönüp sayfayı çevireceğini söyledi, geçen sefer kızın bitirdiğini fark ettiğinde hızına şaşırmıştı ve bu sefer kız daha da erken bitirmiş gibiydi ancak aynı demin yaptığı gibi kitapla işi bitmiş rolü yaptı ve "Memnun olurum." demekle yetindi ve kızın çevirdiği yeni sayfaya sıkılmış gözlerle bakarak tüy kalemini mürekkebe bandırdı bir kez daha ve aslında çoktan bitirmiş olduğu küçük yazısının üzerinden geçip dalgınlıkla etrafa baktı. Ne kadar da sessizdi kütüphane, ne kadar da kararmıştı hava ve ne kadar da sıkılmıştı burada oturmaktan: Umuyordu ki genç kız ödevini* çabuk bitirsindi, Marcella'yı düşünüyordu, buradan çıkar çıkmaz soluğu onun yanında alacaktı çünkü kızın attığı lafların yaptığı çağrışımlar bedeninde mutlu hislere neden olmamıştı ancak bunları düşünmesi için en harika yerde değildi, biliyordu, yanındaki kızın beceriksizce gizlediği göğüslerine çarptı yine de bakışları ve bir bulanığa göre hiç fena değil, dedi içinden ancak Katja'nın bakışlarıyla karşılaşınca "Neden altıncı sınıf derslerini alıyorsun?" diyiverdi. "Zaten SBD yılındasın." Oh, laf üretmekte uzman sayılırdı.

*ödevini≠her homework:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
little talks.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: H O G W A R T S :: Hogwarts 5. Kat :: Kütüphane-
Buraya geçin: