Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 This is not gonna happen!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gabriel Bourbon

avatar

Lakap : Kimileri Gabe der
Rp Sevgilisi : Sevgili mi? Asla. diyordum ki bi Marcella var işte hadi bakalım hayırlısı asddasd
Mesaj Sayısı : 45
Kayıt tarihi : 07/04/13

MesajKonu: This is not gonna happen!   Ptsi Ara. 16, 2013 6:44 am



Gabriel Bourbon & Marcella Oswald


En son Gabriel Bourbon tarafından Cuma Ara. 20, 2013 11:52 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gabriel Bourbon

avatar

Lakap : Kimileri Gabe der
Rp Sevgilisi : Sevgili mi? Asla. diyordum ki bi Marcella var işte hadi bakalım hayırlısı asddasd
Mesaj Sayısı : 45
Kayıt tarihi : 07/04/13

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Ptsi Ara. 16, 2013 6:53 am


               
    Bourbon Malikanesi
    Saat 13:24

    Yatağına uzamış muggle icadı televizyonunu izlerken bir yandan da purosunu yakmaya çalışıyordu Gabriel. Gözü televizyondayken bunu başarması pek güçlü ama defalarca denemeden sonra artık elini yakmadan becerebiliyordu puroyu yakmayı. Kalkalı henüz yarım saat falan olmalıydı eğer büyükannesi kahvaltı yapmadan puro içtiğini görseydi ufak bir kıyamet anı yaşanırdı burada. Bahar tatiline gireli birkaç gün olmuştu yalnız şimdiden uyku düzeni bozulmuştu bile öğle vaktini geçen saatler uyanmaya başlamıştı bunu düzene sokmak pek güç olacaktı neyse ki kısa bir süre buna devam etmesi gerekecekti. Hogwarts’ta son senesi olduğundan yakında mezun oluyordu ve mezun olur olmaz kuzeni Raphael ile Latin Amerika’ya gidecek ve Latin hatunların tadına bakacaktı. En az birkaç sene daha işlerin başına geçmeyecek, özgürlüğünün ve bekarlığının tadını çıkarmak için dünyayı dolaşacaktı elbette Raphael ile birlikte zaten bütün bunlar Raphael’in fikirleriydi. Gabriel’in yapacağı şeyler değildi ancak ikna etmeyi başarabilmişti. Aniden kapı açılınca elinde ki puroyu aceleyle yatağın üzerine koyduğu küllüğe söndürdü büyükannesinin dırdırını dinlemek niyetinde değildi sabah sabah. Ancak içeri Viviana girince telaşının yersiz olduğunu fark etti genç adam. Şu kızdan kurtuluşu mümkün değildi bir gün evlenip gitmediği sürece hep başında kalacaktı. Evlilik Viviana için çok uzaktı hoş bazen kızdan kurtulmak istiyordu ama onun evlenmesine müsaade edebileceğini düşünmüyordu malikanelerine ilk geldiği gün hâlâ dün gibi aklındaydı. Küçük bir erkek çocuğuna benziyordu, saçları şekilsizce kısacık kesilmişti. Amcası Marco onu buraya getirdiğinde evde adeta kıyamet kopmuştu. Yengesi Gloria onu kesinlikle evin içerisinde istememişti.  Gitmesi için çok uğraşmıştı ancak büyükannesinin ve Marco’nun kararı kesindi bu konuda. İlk gördüğü anda kanı ısındığı için kalması Gabriel’i mutlu etmişti. Garip bir şekilde Raphael’de mutlu olmuştu ağabeylik yapacağı bir kız kardeşinin olması onunda hoşuna gitmişti.

    “Blanca seni çağırıyor, çok önemli bir şey söyleyecekmiş.” İşte genç adamın huzuru bu kadardı. Giyinip geleceğini söyleyip odasında Viviana’yı çıkardı. Fildişi rengi bermuda bir şort ve kısa kollu beyaz bir tişört giyip kapıyı açtı tahmin ettiği gibi Viviana kapının önünde bekliyordu. “Raph yine ne yaptı?” Blanca’nın neden onu yolladığını bilmiyor olmalıydı merakı yüzünden okunuyordu. Büyük ihtmalle Raphael bir şey yapmıştı ve ikisini birden çağırıp azarlayacaktı. Başka bir neden gelmiyordu aklına önemli bir şey olmalıydı yoksa Gabriel’in aşağı inmesini beklerdi. “Raphael’in bir alakası olmadığına eminim yalnız seninle konuşmak istedi. Tanrım Gab! Meraktan çatlayacağım sizi kapının önünde bekleyeceğim hemen anlatacaksın bana ne olduğunu.” Onaylamaz bir tavırla başını iki yana salladı genç adam. Bu kız bazen tam bir başbelası oluyordu belki onu evlendirmeyi tekrar düşünebilirdi. Raphael’in de ona katılacağına emindi.  Merdivenlerden inip Blanca’nın çalışma odasının önüne geldiklerinde Viviana Gabriel’e sarıldı ve ardından olabildiğince masum bir şekilde gülümseyerek içeri girmesini izledi. Elinde olmadan gülümseyerek Blanca’nın yanına gitti Gabriel.

    "Gabriel hayatım otursana.” Dedi Blanca siyah deri koltukları göstererek bu işte bir gariplik olduğunun farkındaydı Gabriel. Olağandan daha nazikti sanki büyükannesi. Her zamanki sert mizacının aksine bugün sempatiklik akıyordu adeta her yerinden. Bir an önce konuşması için söylediğini yaparak tekli koltuğa yerleşti ve beklemeye başladı. Bir şeyler söyleyeceği belliydi yüzünden ancak konuşamıyordu ya da sözcükleri tam olarak nasıl toparlayacağını bilemiyordu. “Sevgili torunum, biliyorsun ki Bourbon ailesinin gelecekteki temsilcisi sen olacaksın bu büyük bir yük ancak senin her şekilde gerekliliklerini yerine getireceğini biliyorum. İlk yapman gereken ise İngiliz Oswald ailesinin kızı Marcella Oswald ile nişanlanmak tabii ardından nikahınız olacak önce kızın okulunun bitmesi lazım.” Hızlı ancak bir o kadar da net bir şekilde konuşmuş Gabriel’a itiraz etme fırsatı tanımamıştı. Duyduklarını tam olarak algılayabilmek için birkaç saniye durdu ve söylediklerini tekrar ve tekrar zihninden geçirdi. Ancak her şey olabildiğince netti, Gabriel’den istenen şey fazlasıyla netti.

    Bourbon Malikanesi
    Saat 19:22

    Özel tasarım şık bir takım elbise giymişti genç adam normalde de böyle giyinirdi ancak bugün giydikleri sanki üzerine küçükmüş gibi sıkıyor ve boğuyordu onu. Standart şartlarda yaşayan dört kişilik bir ailenin evi büyüklüğünde ki oturma odaları Gabriel’e çok küçük geliyordu sanki duvarlar üzerine doğru geliyormuş gibi hissediyordu. Hâlâ Blanca’nın ona söylediklerini sindirebilmiş değildi.  Değerli taşlarla süslü koltuğa oturmuş bir bacağını diğerinin üzerine atmış, kolunu koltuğun köşesine koyup işaret parmağını alt dudağının üzerinde dolaştırarak düşünüyordu. Bundan kaçış yolu bulmaya çalışıyordu. Bir yolu olmalıydı bu nişana ve evliliğe mani olmanın bir yolu mutlaka olmalıydı. Raphael yanına oturmuş kendini gülmemek için zor tuttuğu her halinden belli olan bir ifade ile genç adama dikkatlice bakıyordu. Gözlerini kuzenine doğru kaydırdı Gabriel. “Her zaman benden önce evleneceğini biliyordum Gab ama bu kadar erken olacağını tahmin etmemiştim hem de Marcella Oswald ile Tanrı yardımcın olsun dostum.” Evet, evlilik büyük bir sorundu ancak daha büyük sorun ise bu evliliğin Marcella ile olmasıydı. O kızı asla o şekilde görmemişti. Pekala güzeldi hatta çok fazla güzeldi. Ama bu onunla hayatını birleştirmek için yeterli değildi. Kapı sesini duyduğunda yerinden kalkmak için acele etmedi hatta kalkmaya dahi niyeti yoktu ama Viviana zorla kolundan tutup çekmişti Gabriel'i. Bütün aile kapının önünde toplanınca Oswald ailesini içeri davet etmek adına açıldı kapı. Önde kırklı yaşlarının sonlarında olduğunu tahmin ettiği bir adamın kolunda Marcella duruyordu. Adam babası olmalıydı. Gerçek olmadığından adı gibi emin olduğu bir gülümsemeyle karşısında duruyordu Marcella bu emrivakiden onunda haberi yoktu anlaşılan ve tıpkı Gabriel gibi hoşnut değildi. Hafiften kızı süzdü. Tanrının kesinlikle büyük bir özenle yarattığı bir kadındı Marcella kusursuzluğun vücut bulmuş hali olmalıydı. Viviana'nın kolunu çimdiklemesinin ardından bir şeyi unuttuğunun farkında vardı. "Hoş geldiniz."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marcella Oswald
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Ella.
Rp Sevgilisi : Gabe.
Mesaj Sayısı : 223
Kayıt tarihi : 05/08/12

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Ptsi Ara. 16, 2013 8:05 am




Marcella Oswald, bahar tatilini başka hiçbir tatile değişmezdi zira yeni açan çiçekler, ısınan havalar ve dolayısıyla içini kıpır kıpır eden güneş varken aksini düşünemezdi. Suratında bir gülümseme vardı ve evinin balkonunda bikinileriyle uzanmış, güneşleniyordu her yılın bu zamanlarında yaptığı gibi. Arkasından birinin geldiğini fark edince gözündeki gözlükleri çıkartmadan, her kimse onu yok saymayı tercih etti. Gelenin pek de zeki olmayan ikizi olduğunu fark etmesi uzun sürmedi zaten. "Londra'ki evde olduğumuzu biliyorsun değil mi Ella? Hani karşıda oturan ürkünç adamın seni dikizlediğini? Ve cidden... Havalar bile ısınmadı," dedi ve önüne geçerek güneşini kapattı kızın. Aslında  amacı, adamın görüş açısını bozmaktı ama Marcella bunu zaten biliyor ve aldırmıyorken çok daha mutluydu. Şimdi güneşi de kapanmıştı ve hışımla kaşlarını çatıp, gözlüklerini çıkardı. "Ne istiyorsun Eulàlia?" Kızı öldürecek gibi bir bakış atıp şezlongun üzerinde oturur pozisyona geçti. İçten içe güneşin daha yakıcı olması için en az birkaç aya ihtiyacı olduğunu biliyordu ama genç kız fazla kıyafetlerden kurtulabileceği her fırsatı değerlendirirdi. "Babam seni çağırıyor." Hahladı genç kız ve üzerine yazlık bir elbise geçirerek bir kez daha ikizine dönüp bakmadan ilerlemeye başladı. Babası şu evde sevdiği tek insandı Marcella'nın, sebebi ise adamı rahatça elinde oynatabilmesiydi. Dışarıdan bakılınca fazlasıyla taş kalpli gibi gözükse de, onu bu hâle getiren ailesinin ta kendisi değil miydi? Bunun üzerine daha önce düşünmüştü genç kız ve hayır, bu kesinlikle Ella'nın içinden gelen bastırılamaz bir dürtüydü. Suçu başkasına atmasının pek olasılığı yoktu.

"Bak bak bak, kim varmış burada? Hayırlı olsun Mars." Ağabeyinin alaylı yorumu üzerine tek kaşını kaldırdı. Neyden bahsettiği hiçbir fikri yoktu ve salak diyerek geçip gitti yanından. Babasının ofisine ulaştığında annesinin de orada olduğunu gördü. Yeşil gözleri mutlulukla ışıldıyordu. Farkında olmadan büyücüler piyangosunu filan mı kazanmıştı acaba? "Ella, tatlım. Senin için daima en iyisini yapmayı isteyeceğimi biliyorsun, değil mi?" Genç kızın bundan kuşkusu yoktu. O babasının favori çocuğuydu ve daima el bebek gül bebek büyümüştü. Adam kızın bir gözyaşına dünyayı yıkardı. "Peki ben sana bu konuda güvenebilir miyim?"  İçinden bir ses bunun hiç de iyi bir yere varmayacağını söylüyordu ama başını salladı genç kız. Babasına asla gerçek yüzünü göstermemişti ve şimdi de göstermeye niyeti yoktu. Bu onu zarara sokmaktan başka bir şeye yaramazdı. "Bourbonları biliyorsun. Yakında ciddi seçimlerin yaklaştığını da. Görüşene göre en yakın rakibimiz onlar ve... Yaşlı Bourbon'u uzun süredir tanır, severim. Bu işi çözmenin tek bir yolu var." Genç kız yorumda yapmadı ama babasının ne istediğini anlayıp, şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Elbette ki babası Marcella'nın küçük bir kaltak olduğunu biliyordu ama bunun lafını daha önce hiç açmamıştı. Oysa şimdi, bir oğlanı tavlamasını istiyordu açıkça. Eh, bunu yapabilirdi. "Anlıyorum. Hangi oğlan?" dedi sorgusuz sualsiz. Açıkçası gururlandığı bile söylenebilirdi. Babasının işleri, kızın vajinasından geçiyordu. Kendi kendine sırıttı Marcella ve babasından Gabriel ismini duyunca, tepki vermeden başıyla onaylayıp arkasını döndü. "Akşam onlara yemeğe gidiyoruz. Buna karşı çıkmayacaksın değil mi?" Yakışıklı adamı tavlamaktan zevk alacağını düşünüp başını iki yana salladı Marcella odadan çıkmadan önce.  

Aradan dokuz saat geçtikten sonra, Marcella adeta Afrodit'e taş çıkartabilirdi. Üzerinde dar ve bütün hatlarını belli eden kırmızı dantelli bir elbise vardı. Ayak bileklerini saran siyah topuklu ayakkabılar ile zaten uzun olan bacakları, daha da uzun gözüküyordu. Saçlarını topuz yapmış, kulağına küpelerini takmıştı. Ciddi bir görüntüsü vardı ama ona bakan kişinin ilk düşüneceği şey seksi kelimesi olurdu. Cisimlenmeden hemen önce, babası onun koluna girdi. Arkasında ailesinin diğer gereksiz fertlerini görüyordu ki, küçük iç gıcırdatan bir an sonra kendisini İspanya'da, kocaman bir malikanenin girişinde buldu. Bir an için sessizlik oldu ve babası kızına bakıp, alnından öptü. "Bourbon oğlanı ile evlenmekte sorun çıkarmadığın için seninle gurur duyuyorum Ella. Endişe etmemelisin ki düğün senin okulun bitince gerçekleşecek. Yalnızca nişanınızın bile bize sağlayacağı katkı çok büyük. İleride bir çocuk doğursan bile yeter." Marcella duyduklarını anlamakta biraz zorlandı. Evlenmek mi? Kaşları çatıldı ve dolgun kırmızı dudakları aralandı. Şimdi tek yaptığı şaşkın gözlerle hepsine tek tek bakmaktı ve adeta haykırdı. Daha önce sesinin bu kadar güçsüz çıktığını hiç hatırlamıyordu. "Ne evlenmesi?" İlk tepki ikizinden geldi. "Yanlış anladığını biliyordum!" Ona dik dik bakan Marcella haykırdı. "Ne yani benden başka herkes bunu biliyor mu? Ben sanmıştım ki-" diye başladığı sözü yarım kaldı. Babasının demin çaldığı kapı açılıverdi. Ve işte, Marcella'nın tam karşısında sıralanmıştı 'gelecekteki' ailesi.

Karşısında duran Gabriel ile göz göze geldiğinde adamın kendisini süzdüğünü fark etti. Suratında anlaşılmaz bir ifade vardı ama Marcella onu bildiği kadarıyla, buna hevesli olamazdı. Oysa bakışları tersini söylerken, kendisine gelebilmek için içinden üçe kadar saydı genç kız. Bu sırada Gabriel konuştu. "Hoş geldiniz." Delikanlının ses tonu hoştu ve itiraf etmek gerekirdi ki takım elbise ona birçok erkeğe yakıştığından daha çok yakışıyordu. Sanki bu kıyafeti giymek için doğmuş gibiydi ve Marcella, bir gün gerçekten de bebeği olursa -ki buna niyeti yoktu, bu sadece nesnel bir değerlendirmeydi- bebeğin gerçekten de kusursuz olabileceğini düşündü. Ve bu düşünceden nefret etti. Evlenmek için çok genç olması şöyle dursun, bir erkeğe bağlı kalmak için de çok gençti. Daha önce hiç kimseye bağlanmamış, bağlanmak istememişti. Birisine bağlanmayı düşündüğü bir an olmuştu ki, adamın evlendiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştı. İçi cız etti genç kızın. İlk defa o an, istem dışı bir evliliğin gerçekten de olabileceğini anladı. Oysa o Marcella Oswald'dı, buna izin vermeyecekti.

Aile selamlaşmaları bittiğinde -ne kadar da yapmacıktılar!- önce salona buyur edildiler. Kendisini Eulàlia ile bir koltukta otururken bulduğunda, onun gibi davransa nasıl olacağını düşündü. Evet, o kesinlikle evlenebilirdi! Erkeklerde gözü yoktu ve böylece Gabriel de endişelenmek zorunda kalmazdı. Oysa Eulàlia'nın yönetme zekasının da Marcella'nınkinin yanında sönük kaldığı kesindi. Marcella Ravenclaw olabilirdi ama içindeki Slytherin genleri inkar edilemezdi. Oysa Eu, bir Hufflepuff olmak için doğmuştu. Neyse ki, Hogwarts'ta okumuyordu. Marcella aklının hâlâ bunlara çalıştığına inanamıyordu! Geldiklerinden beri beş dakika geçmişti ve tek yaptığı Gabriel'e ölümcül bakışlar atıp, bunun olmayacağını söylemeye çalışmaktı. Bunu babasına söylemek istiyordu. Hayır bunu orada bulan herkese bağıra bağıra söylemek istiyordu ama genç kız rolünü pekala biliyordu. Topluluk içinde asla ama asla duygularına kapılıp, yanlış hareketler yapamazdı. Yutkundu. Kendisine doğru bakan Raphael'in -alaycı çocuktu ve Marcella bir kere onunla küçük bir kaçamak yaşadığından neredeyse emindi- kendisine seslendiğini duydu. "Haberlere pek bir mutlu olmuş olmalısın," dedi adam ve Marcella dudaklarını aralamadan Eulàlia kahkaha attı. "Marcella o," dedi onu işaret ederek Marcella. Elbette bunu kimse yemedi. İkisi de ne kadar iffetli olursa olsunlar, Marcella'yı ikizinden ayırmak kolaydı yan yana dururlarken. İnsanlar buna güldü sanki kız şaka yapmış gibi ve bu sırada genç kız önüne gelen saçı eliyle kulağının arkasına atarak homurtuya benzer bir ses çıkardı. Bunu kimsenin fark etmemiş olmasını umsa da, Gabriel ile göz göze gelince onun fark ettiğini anladı. Lanet olsun diye geçirdi içinden. Kendisini daha önce hiç bu kadar zayıf hissetmemişti genç kız. Burada, tüm gözler özellikle o ve oğlanın üzerindeyken gerçekten de her an yere yığılabilecek gibiydi. Babası onun yerine konuştu. "Elbette sevindi. Birbirlerini altı yıldır tanıyorlar zaten, daha iyi ne olabilirdi ki?" Marcella elindeki çantasını sinirle koltuğun yan tarafına bırakıp ayağa kalktı. Orada bağıracak gibi gözükse de, son anda derin bir nefes alarak sakin kalmayı başardı. "Lavabo nerede?" İlk kimseden çıt çıkmadı ama Raphael'in Gabriel'i iteklediğini gördü. Böylece müstakbel nişanlısı(!) ayağa kalkıp, ona elini uzattı. Ne güzel diye düşündü Marcella. Şimdiden tuvalete birlikte gidiyoruz!




En son Marcella Oswald tarafından Salı Ara. 17, 2013 4:36 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gabriel Bourbon

avatar

Lakap : Kimileri Gabe der
Rp Sevgilisi : Sevgili mi? Asla. diyordum ki bi Marcella var işte hadi bakalım hayırlısı asddasd
Mesaj Sayısı : 45
Kayıt tarihi : 07/04/13

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Salı Ara. 17, 2013 3:14 am

           
[/font]

    Hâlâ olanlar genç adam için zorluğunu koruyordu nasıl da her şey kendi iradesi dışında gerçekleşiyordu. Nasıl olabilirde kimse bu konuda fikrini sormamıştı? Hem Bourbonlar içinde onca erkek varken neden Gabriel’i seçmişlerdi? Bu Oswaldların isteği miydi yoksa? Özellikle kızları için en güçlü Bourbon’u mu istemişlerdi. Herkesçe bilinen bir şeydi ailenin başına geçecek kişinin Gabriel olduğu. Hizmetlilerden birinin gelip Blanca’ya bir şey söylemesi üzerine misafirler salona geçirilmişti. Yemekler henüz hazır değildi anlaşılan. Boynunda ki kravatı çıkarıp atmak istiyordu ancak Blanca’nın bundan hoşnut olmayacağına emindi. Oswaldlar ve Blanca önden giderken Raphael ve Viviana ile arkalarından solana doğru ilerliyorlardı. Gözleri kırmızı elbisesi içinde ki Marcella’ya kaldı. Daha önce kıza hiç bu kadar dikkat etmediğini fark etti. İşin doğrusu Gabriel Hogwarts’ta ki hiçbir kıza dikkat etmezdi. Hiçbir zaman bir kızı tavlamak için uğraş vermemiş, zaman harcamamıştı. Tabii bir kız hariç. Genelde ilişki insanı sayılmazdı ancak Gabriel bundan dört ay öncesine kadar güzel giden bir ilişkisi bile vardı. Tamamen kadına sadık olduğunu söyleyemezdi arada kaçamakları olmuştu sürekli olarak birbirlerini görememelerinden kaynaklanan bir şeydi bu. Genç adamın gönlünü çalmayı becerebilen tek kadındı Iris, birkaç sene evvel Fransa’da tanışmıştı bu cadıyla. Beauxbatons’un güzel öğrencilerinden biriydi. Kendinden emin hareketleri ve karşı koyulamaz cazibesiyle Gabriel’in aklında yer etmeyi başarmıştı. Menekşe rengi gözleri, simsiyah beline kadar uzanan saçlarıyla insanı büyüleyen bir güzelliğe sahipti ancak her ilişkinin olduğu gibi onlarında ilişkisinin son kullanma tarihi vardı ve bunu geçirdikten sonra ilişkileri berbat bir hali almıştı. Genç kızın bu uzunca ilişkiden sonra bir beklenti içine girmesi Gabriel’in ondan uzaklaşmasına neden olmuş ve zamanla ayrılmışlardı. Hoşlandığı kadını evlilik yüzünden terk etmişti ancak önünde yürüyen afetle çok uzun olmayan bir süre içinde evlenecekti ne büyük ironiydi ama.

    Gözleri genç kızın kalçalarına kayarken insanın ister istemez aklına bel altı şeyler geliyordu. Büyük ve görkemli salonda herkes koltuklara otururmuş sohbet etmeye çalışırken Gabriel’in tek yaptığı Marcella’nın ölümcül bakışlarına aynı şekilde karşılık vermekti. Yanında oturan ikizini daha önce görmemişti. Pekala Marcella’nın ikizinden daha güzel olduğu aşikardı. “Haberlere pek bir mutlu olmuş olmalısın.” Raphael her zamanki gibi patavatsızca davranmıştı. Raphael’in sözcüklerinin ardından Marcella’nın ikizi kahkaha atmıştı nedense bu çok sinir bozucu gelmişti. Belki de genç adam bu kadar gergin ve sinirliyken birilerinin eğlenmesi onu deli ediyordu. “Marcella o.” Genç kızın sözlerinin ardından yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Elbette sevindi. Birbirlerini altı yıldır tanıyorlar zaten, daha iyi ne olabilirdi ki?” Marcella yerine cevap veren Bay Oswald olmuştu adamın ismini bilmiyordu ona nasıl hitap etmesi gerektiğini de şayet evlenirlerse ona baba mı diyecekti? Her şey daha kötü olabilir miydi cidden? Bu evliliği kimin ayarladığını çok merak etti bir an Blanca mı yoksa neredeyse hiç görmediği babası mı? Eve geldiğinde bir şeylerin ters gittiğini anlamalıydı sürekli yurt dışında metresleriyle eğlenen adam ne olmuştu da birden evine gelmeyi oğluyla vakit geçirmeye başlamıştı. Oysa ki genç adam bir şeylerin değiştiğini düşünmüştü bir aile olabileceklerini ancak elbette öyle değildi. Acaba annesinin bu olaydan haberi var mıydı? Olsa da zaten karşı koyamazdı İtalya’da yeni kocasıyla gününü gün ederken İspanya’ya gelip bu evliliği durdurmaya yeltenmezdi elbette.

    “Lavabo nerede?” Genç kızın sesi daldığı düşüncelerden uyanmasına neden olmuştu ama oralı olmadan önüne bakmaya devam ettiği sırada Raphael’in dürtmesiyle yerinden kalkıp kıza doğru ilerledi. Marcella’ya elini uzatıp oturduğu yerden kalkmasını bekledi genç kızın eli elinin üzerine kapandığında ‘yumuşak’ diye düşündü. Yumuşacık elleri vardı. Elinin üzerine koyduğu elini alıp koluna yerleştirdi Gabriel ve salondan çıkarken tek bir kelime dahi etmedi sadece hafifçe ailesine gülümsedi. Salondan çıkıp ailesinin onu duyamayacağından emin olduğu sırada konuşmaya başladı. “Bütün gece nefret dolu bakışlarını çekemem güzelim, emin ol bu evlilikten senin olduğundan daha da rahatsızım.” Marcella hakkında pek bir şey bilmiyordu ancak bildikleri onunla evlenmek istememesi için yeterliydi. Birçok kız onun şeytandan farkız olduğunu söylerken erkekler iyi bir kız olduğunu söylüyordu hangisinin doğru olduğunu bilmiyordu ancak iki tarafında kanaat getirdiği bir nokta vardı. Çok fazla erkekle yakınlığı olmuştu. Biricik kuzeninin söylediği şeyler aklına geldi. “Tanrım, Gabriel! O kız tam bir sürtük melek görünümlü şeytanın ta kendisi o sürtükle seni evlendirmek istediğine inanamıyorum Hogwarts’ta bacakları arasına almadığı erkek sayısı bir elin parmaklarını geçmez sanırım.” Kızın herhangi bir kötülüğünü görmediği için Viviana’yı pek dikkate almamıştı birazda abarttığını düşünmüştü. Viviana’nın her zaman olayları abartarak anlattığı düşünülürse Marcella’nın kızın dediği kadar kötü olması imkansızdı herhalde.

    “Bu evliliğe engel olmanın bir yolunu bulacağım.” Bu konuda fazlasıyla kararlıydı elbet bir yol olmalıydı. Şuanda nasıl yapacağı konusunda en ufak bir fikri dahi yoktu ama bulabilirdi. Raphael ve Viviana ile kafa kafaya verirse bunu başarabileceğine inanıyordu. Aynı şekilde Marcella’nın da engel olmak için bir şeyler yapabileceğini düşünüyordu. Tabii göründüğünün aksine bu evliliğe olumlu bakıyorsa düşündüğü gibi olmayacaktı. Oswald ailesi ne gibi bir yarar sağlayabilirdi Bourbonlar’a bilmiyordu ama Bourbonlar’ın Oswaldlar için çok büyük bir adım olduğuna emindi. Büyücü dünyası olmak üzere İngiltere ve çevresinde tanınmış bir aileydi Oswaldlar bildiği kadarıyla ama lütfen Bourbonlar kadar olamazdılar elbette. İspanya’yı yüzyıllarca yönetmiş bir hanedanlık hâlâ yönetiminde etkili olan bir aile. Asil kanı taşıyorlardı. Büyücü dünyası olmak üzere Muggle dünyasında da Bourbon soyadı her kapıyı açmaya yeterdi.“Yardımcı olacağını umuyorum, tabii düşündüğümün aksine bu evliliği ailen ve kendin için bir fırsat olarak görmüyorsan.”Lavabo’nun önüne geldiklerinde kızın narin elinin altında ki kolunu çekti ve birkaç adım geri çekildi.

sv>

[/quote]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marcella Oswald
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Ella.
Rp Sevgilisi : Gabe.
Mesaj Sayısı : 223
Kayıt tarihi : 05/08/12

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Salı Ara. 17, 2013 4:28 am





Salonu geçip, biraz olsun ortamdan uzaklaşana dek ne Marcella ağzını açtı ne de Gabriel. İkisi anlamış gibi sessizlik içinde yürüdüler, tüm şeytani fikirleri ile onları bir araya getiren ailelerini geride bırakarak. Yeterince uzaklaştıklarını düşündüğü anda dudaklarını araladı Marcella bir şeyler demek için ancak ilk atılan genç adam oldu. “Bütün gece nefret dolu bakışlarını çekemem güzelim, emin ol bu evlilikten senin olduğundan daha da rahatsızım.” Bunun mümkünü olamaz diye düşündü genç kız. Adam bir şekilde devam edebilirdi hayatına ama Marcella için bu böyle değildi. Elinden alınan özgürlüğüydü ve o bir erkek düşkünüydü, inkar edilemez bir biçimde. Tek bir erkeğe bağlı düşüncesi şöyle dursun, bir erkeğe bağlı kalma düşüncesi bile onu korkutuyordu. O daima eğlencesi bittikten sonra yataktan sessizce kalkıp gidendi. Arkasına bir kez olsun bakmaksızın. Şimdi ise ondan evlenmesi isteniyordu ve Marcella Oswald, nefret ettiğini annesinin bir metres ile nasıl boynuzlanıp, acılar çektiğini gördükten sonra eğer evlenirse aldatmamaya yemin etmişti. Aldatılmamaya da. Gerçi, o bu kısımda pek kafa yormuyordu. Sonuç olarak Marcella'yı aldatmak için gerçekten salak olmak gerekirdi ve kız bunu biliyordu. “Bu evliliğe engel olmanın bir yolunu bulacağım.” Güzel, diye düşündü genç kız. En azından ortak oldukları bir konu vardı. Durumu o kadar komikti ki, dudakları gülümseme ile kıvrıldı. Duygusal anlamda ciddi dalgalanmalar yaşıyor olmasa, kahkahalarla gülerdi durumuna. Bir erkekle birlikte olmamak için ölümüne savaşmaya hazırdı. Ne kadar ironikti, değil mi?

"Yardımcı olacağını umuyorum, tabii düşündüğümün aksine bu evliliği ailen ve kendin için bir fırsat olarak görmüyorsan." Adam elini çekip geriye doğru bir adım attığında o sırada kapıya bakmakta olan genç kız afalladı. Topuklu ayakkabıları üzerinde yüz seksen derece dönerek doğrudan adamın gözlerinin içine baktı. O an, dudaklarının fazlasıyla öpülesi olduğu gerçeğiyle de yüzleşti ama beyni bunu ikinci plana attı. Çünkü duydukları, adamın gözüne ne kadar yakışıklı gelmeye başladığı gerçeğinden daha önemliydi. "Fırsat mı?" Sesi alaycıydı ve lavaboya doğru adım atmak yerine adama doğru adım attı. Adam ile aralarında -topuklu ayakkabıların etkisini de unutmamak gerek- pek boy farkı yoktu ve neredeyse gözleri aynı hizadaydı. Bir adım daha attığında olması gereken sınırdan biraz daha yakındı. "Bilmelisin ki gördüğüm tek şey karanlık bir gelecek. Fırsatları elde etmek benim için hiçbir zaman sorun olmadı. İstersem ne fırsatlar yaratabileceğimi babam pekala biliyor. Neden sen bilmiyorum ya da neden ben," dedi ve başını hafifçe kaldırdığında adamın nefesini burnunda hissetti. "Bildiğim şeyse bunu durdurmak için elimden geleni yapacağım." Geriye doğru bir adım atarak adamdan uzaklaştığında, kendi kendine sakin olması gerektiğini hatırlattı. Genel olarak insanları tehdit ederken elinde asası olurdu ve suratlarına bu kadar yaklaşmazdı. Eğer birinin suratına bu kadar yaklaşırsa, onu öperdi. Açık ve netti bu. Adamın dudaklarına baktı ve adamın bunun farkında olup olmamasını umursamadan kendince puanlama yaptı. Kesinlikle on üzerinden ondu. Eğer bu krizi atlatırlarsa, onu elden geçirmeye karar verdi. Ve böylece sinsi bir sırıtış yayıldı dudaklarına.

Geriye dönmek yerine orada kollarını kavuşturdu göğüslerinin üzerinde. Böylece dolgun olan göğüsleri biraz daha öne çıkmıştı farkında olmadan. Ki aslında itiraf etmek gerekirse, bunun farkındaydı. "Aslında lavaboya gitmek gibi bir niyetim yoktu," diye mırıldandı. Çantasını bile almamıştı yanına, hadi ama! Hangi kız -hele ki bahsi geçen Marcella gibi bir kızsa- çantasını almadan lavaboya giderdi ki? "Yalnızca uzaklaşmak istemiştim mutlu aile tablomuzdan." Genelde bu kadar açık olmazdı Marcella ve iyi kızı oynardı; oysa bu defa yapmacık oyunlara girişerek bu işi adama sevdirmek istemiyordu. Onun istememesi -kızın onurunu biraz olsun kırsa da- kesinlikle işine geliyordu. Aksi takdirde, her şey onun üzerine kalırdı. Derin bir nefes alarak etrafı süzdü. Sırtını duvara yasladığında karşısındaki adamın kendisine bakmakta olduğunu yakalayıp, gülümsedi. İçten bir gülümsemeydi bu. "İstersen gidebilirsin. Bu planı sabote edecek bir plan bulmadan önce, kendime gelmeye ihtiyacım var. Bütün bunları yalnızca beş dakika önce öğrendiğimi biliyor muydun?" Kaşları yeniden çatıldı. Sabah konuşulanları biraz daha dikkatli dinleseydi belki şimdiye güzel bir plan bulmuş her şeyi halletmişti; ancak her zaman kriz anında daha iyi çalışan beyni bu defa krize o kadar kapılmıştı ki, çalışmayı unutmuştu. Sabah bunları düşünememişti zira babasının ondan  evliliği isteyeceğini aklına bile getirmemişti. Günün birinde bu teklifi bekliyordu oysa bu çok erkendi. Haber manşetlerini şimdiden düşünebiliyordu: Marcella Oswald'ın hazin sonu.

Yanı başında Holden'ın olmasını o kadar çok isterdi ki. Holden Phoenix, Marcella'nın elini sürmediği tek yakın erkek arkadaşı. En yakını. Celia'yı da unutmamak gerekirdi tabii. İşin aslını isterseniz Marcella'nın yakın çevresi Holden, Celia ve Natalia'dan oluşuyordu. Ve bir zamanlar Hans. Artık değil. Krystof ile de diğerlerinden daha yakındı ama çocuk ne zaman Jacques'in ikiziyle çıkmaya başlamıştı, görüşemez olmuşlardı. Buna şaşırmıyordu, Marcella Krystof'un ilkiydi -tıpkı Marcella'nın ilkinin Krystof olduğu gibi- ve ilkler ikisi için de özeldi. Aralarındaki bağ bir şekilde korunmuştu; ta ki adam hayatında bir kez olsun ciddi ilişki içine girene dek. O an kendisini savunmasız hissetti genç kız. Gelen ürperme hissini bastırmaya çalıştı. Ciddi ilişki adlı beladan uzak durmayı tercih etmişti etmesine ama içten içe Marcella'nın dünyası, kabullendiği dünyasından çok başkaydı. Olması gerektiği kişiyi benimsemiş, özünde belki de biraz da olsa iyilik potansiyeli olan bir insandı. Sevebilmeyi, sevmiş olmayı, her şeyin farklı olmasını dilerdi. Ancak yaptıklarından pişman duymazdı asla. Bu zamana kadar böyle götürdüğü işlerin hiçbirinden suçluluk duymuyordu. Gözlerini yere diktiğini fark edip kendine geldiğinde Gabriel'i kendisine şaşkınlıkla bakarken buldu. Eh, yerinde başka birisi olsaydı şimdiye çığlıkları atmış, ortamı birbirine katmıştı. Oysa o Marcella'ydı ve kontrolü kaybetmek, kendini kaybetmek demekti onun için.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gabriel Bourbon

avatar

Lakap : Kimileri Gabe der
Rp Sevgilisi : Sevgili mi? Asla. diyordum ki bi Marcella var işte hadi bakalım hayırlısı asddasd
Mesaj Sayısı : 45
Kayıt tarihi : 07/04/13

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Salı Ara. 17, 2013 6:28 am

           

    Genç kızın dönmesiyle birlikte neredeyse yüz yüze gelmişlerdi. Tanrı biliyor ya bu kız haddinden fazla güzeldi. Tamamen kusursuz bir yüze sahipti. Bel altıyla düşünmemeye çalışıyordu ancak Marcella ile bu kadar yakından pek elinde olmuyordu bu.  Bir eliyle kızı belinden kavrayıp diğer eliyle kapının kolunu çevirip açabilir ardından orada onu becerebilirdi. Bilmelisin ki gördüğüm tek şey karanlık bir gelecek. Fırsatları elde etmek benim için hiçbir zaman sorun olmadı. İstersem ne fırsatlar yaratabileceğimi babam pekala biliyor. Neden sen bilmiyorum ya da neden ben," Genç kız bir şeyler söylemişti ancak söylediklerini yarım yamalak işitmişti. Marcella konuşurken Gabriel hangi lavaboda hangi pozisyonlarda kızı becerebileceğini düşünüyordu çünkü. Böyle düşündüğü için kendisinden iğrendi kadınları cinsel bir obje olarak hiçbir zaman görmemişti ve kendine hakim olmayı bilmişti. Üzerinde ki gerginlik ve sinirin etkisi olmalıydı çünkü bunlar kendi düşünceleri olamazdı. "Bildiğim şeyse bunu durdurmak için elimden geleni yapacağım." Güzel, demek gerçekten aynı düşünce içerisindelerdi. Bu evliliği durdurmak fazla zor olmayacaktı herhalde. Birlikten kuvvet doğardı sonuçta, birlikte hareket edip evliliği engelleyebilirlerdi. Biraz da olsa rahatladığını hissetti, kız geriye adım atıp Gabriel’den uzaklaştığında biraz daha rahatladı genç adam çünkü bu yakınlık düşüncelerinin hiç olmayacak yerlere sapmasına neden oluyordu.  Ancak Marcella lavaboya girmek yerine olduğu yerde durmuş kollarını göğsünün üstünde kavuşturmuştu. Tanrı aşkına bunu kasıtlı mı yapıyordu. Gözlerini zorla uzak tutuyordu genç kadının göğüslerinden. Bundan zevk alıyor olmalıydı gözleri üzerine çekmekten. . "Aslında lavaboya gitmek gibi bir niyetim yoktu," Bu açıkça belli oluyordu zaten. Yalnızca uzaklaşmak istemiştim mutlu aile tablomuzdan." Aslında söylediği komik sayılırdı. Gerçektende ne garip bir durum içerisindelerdi!  Kızla daha önce konuştuklarına bile emin değildi konuştularsa da çok kısa bir konuşma olmalıydı çünkü zihninde yer etmemişti. "İstersen gidebilirsin. Bu planı sabote edecek bir plan bulmadan önce, kendime gelmeye ihtiyacım var. Bütün bunları yalnızca beş dakika önce öğrendiğimi biliyor muydun?" O zaman Gabriel daha şanslı sayılırdı çünkü olayları sindirmek için biraz daha vakte sahip olmuştu Marcella ise… Gerçekten zordu kızı anlıyordu. Sevmediği biriyle zorla evlendirilmeye çalışmak bir mal gibi adeta sunulmuştu sanki. İmza bekleyen bir sözleşme için feda edilmişti.

    Eğer biriyle evlenmeyi düşünüyor olsaydı bu kişi büyük ihtimalle Iris olurdu kalbinde ve aklında yer eden tek kadın. Her şeyiyle hâlâ aklındaydı uzun süredir görmüyordu kızı özlemediğini söyleyemezdi ama yokluğu acıtmıyordu. Kız gidebileceğini söylemişti ama gidemezdi Gabriel gibi bir centilmene yakışmazdı bu özellikle içeride ailesi dururken o böyle görmemişti. Normalde kız lavabodan çıkana kadar bekleyip sonra birlikte tekrar salona dönmeleri gerekiyordu. “Üzgünüm ama seni yalnız bırakamam içeri birlikte dönmemiz gerekiyor.”  Genç kız anlarcasına başını salladı. Eğer bütün uğraşları yanıtsız kalır ve evlenmek zorunda kalırlarsa ne yapacağını düşündü Gabriel. Anne ve babasının da evliliği aynı bu şekilde gerçekleşmişti. Planlı, karşılıklı çıkarlara dayanan bir evlilikti. İtalyan soylusu annesi Bourbonlar’ın varisi babasıyla evlenmişti. İlk yıllarda aşk olmasa da saygı ve sevgi çerçevesinde bir ilişkileri olmuştu ancak bu çok uzun sürmemişti belki henüz üç ya da dört yaşlarındaydı babası eve gelmemeye başlamıştı. Annesi sabahlara kadar o adamı bekler uyumazdı. Annesinin babasına aşık olduğuna neredeyse emindi Gabriel Matias’a büyük bir sevgiyle bakardı hep evliliğinin son anına kadarda beklemişti aynı şekilde karşılık almayı. Ancak Matias’ın gözleri hiçbir zaman Beatrix’e aynı şekilde bakmamıştı. Acaba babası gibi bir adam mı olurdu Gabriel? Hayır, kesinlikle hayır. Eşini aldatan bir adama adam diye hitap etmekten bile tiksinirken babasının yaptıklarını yapmazdı. Her şeye rağmen sadık olurdu Marcella’ya.

    “İstediğin kadar bekleyebilirim seni, sorun değil.” Dedi Gabriel her şeye rağmen centilmenliğinden ödün vermeden davranmaya çalışıyordu Marcella’ya. Sonuçta onun bir suçu yoktu oda kendisi gibi kurbandı. Elinde tabaklarla ilerleyen çalışanları gördüğünden yemeğin neredeyse hazır olduğunu düşündü. O anda fark etti gerçekten acıktığını kalktığından beri hiçbir şey yememiş ancak birkaç bardak viski içmişti. Ve şuanda burnuna enfes kokular geliyordu. Kesinlikle bir efsuna sahip kadına döndü “Aynı fikirde olmamız çok iyi şimdi lütfen yüzüne az önceki gibi bir gülümseme yerleştir ve yemek odasına geçelim herkes oraya geçmiş olmalı.” Az önce Marcella’nın yüzüne yayılan gülümseme gözünden kaçmamıştı. İlk eve geldiğinde yüzünde yer bulan gülümsemeden çok uzaktı, gerçekti. Bu tarz şeyler gözünden kaçmazdı Gabriel’in. Dikkatli bir insandı, karşısındakinin hareketlerine fazlasıyla dikkat eder ve ufacık şeylere önem verirdi.  Eğer evlenirlerse en azından seks güzel olacaktı, Marcella’nın yatakta iyi olduğuna emindi deneyimliydi ki bu bir anda Gabriel’i sinirlendirmişti. Evleneceği kadına bir başka elin dokunmuş olması Gabriel’i çığırından çıkarmaya yeterdi ki henüz bu evlilik bir resmiyet kazanmadığı için böyle şeyler düşünmemesi gerekiyordu ancak elinde olmadan bu düşünceler doluyordu aklına. İnanılmaz kıskanç bir adamdı Gabriel.  Belki bunun üzerine oynayabilirdi Gabriel. Blanca’ya Marcella’yı biraz anlatırsa evlilikten vazgeçebilirdi ancak bir kızı aşağılamış olacaktı Gabriel’e göre bir şey değildi yine de aklının bir köşesinde bulundursa fena olmazdı. Mecbur kalırlarsa bu evliliğe Marcella’nın kesinlikle kendisine çeki düzen vermesi gerekecekti. Erkeklerden uzak duracak, bacakları arasına hiçbir erkeği almayacaktı tabii Gabriel dışında ve yeni bir giysi dolabına ihtiyacı olacaktı. Tabii normalde giydiği şeyleri giydiremezdi ona. Erkeklerin ağzının suyu akarak onun olan bir şeye bakmasına müsaade edemezdi. Koluna girmesi için uzattı kolunu adam Marcella’ya doğru. "Gidelim." 

Lanet olsun şu renk kodlarına
sv>
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marcella Oswald
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Ella.
Rp Sevgilisi : Gabe.
Mesaj Sayısı : 223
Kayıt tarihi : 05/08/12

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Perş. Ara. 19, 2013 5:34 am




“Üzgünüm ama seni yalnız bırakamam içeri birlikte dönmemiz gerekiyor.” Adamın kibarlığı bile kurallara bağlı kalarak yaptığı fark etti ve hiçbir şey demeden başıyla onayladı. Kurallara görünürde uyardı Ella ancak kendi dünyasında kuralsız yaşamayı severdi, insanların bakışları altından sıyrıldığında. Kendisine toparlanmak adına birkaç dakika tanımaya karar verdi. Çok uzun süreli bir kriz yaşamasına gerek yoktu; kendisine inanıyordu bundan bir çıkış yolu bulacaktı. Bir nişanı bozdurmak ne kadar zor olabilirdi? Belki de içeriye gidip, yattığı erkekleri anlatmaya başlamalıydı. Kesinlikle kalıcı bir çözüm olurdu ancak bu, babasının desteğini kaybetmesine yol açardı ve yaşam standartlarının düşmesi evlilikten daha az istediği bir şeydi. "İstediğin kadar bekleyebilirim seni, sorun değil." Adamın bu cümleyi kurduğuna pişman olacağına kanaat getirdi genç kız. Marcella Oswald hiçbir buluşmasına anında gitmezdi. Sebebi geç hazırlanıyor oluşu değil, erkekleri bekletmekten aldığı keyifti. Bunun onları nasıl delirttiğini görmek, hafif kızgınlıklarını dile getirmelerini izlemek. “Aynı fikirde olmamız çok iyi şimdi lütfen yüzüne az önceki gibi bir gülümseme yerleştir ve yemek odasına geçelim, herkes oraya geçmiş olmalı." Başını kaldırıp adamın gözlerinin içine baktı kız. Adamın 'istediğin kadar' anlayışı belli ki bir dakikadan ibaretti. Sahi, bir dakika bile olmuş muydu? Hazır değilim diye düşündü ancak mantığı devreye girdi ve mızmızlanmak yerine gülümsemeye çalıştı. Yakında adamın kızın alışkanlıklarını öğreneceğinden emindi; zira Marcella dominant taraftı ve birisinin onu yönlendirmesinden kesinlikle hoşlanmazdı. Ah, yatak bir istisnaydı tabii. Yeni şeyler denemeye daima açık biri olarak, kimi zaman kontrolü elinde bırakmakta sakınca görmezdi. Kolunu uzattı, centilmen genç adam ve gidelim diye mırıldandı. Bir şey söylemeden onun koluna girdi Ella.

Yanlarından geçen hizmetlilerin bakışlarına aldırmadan dik duruşuyla -en ufak bir duygu belli etmeksizin- salona girdi yeniden. Bu defa masaya yönelmişlerdi ve kalabalık masada yan yana iki boş yer vardı yalnızca. Bunun da planlı olduğunu anlaması gerekirdi tabii. Adamın, kızın oturacağı sandalyeyi çekip oturmasına yardım etmesi üzerine başını hafifçe eğerek teşekkür mırıldandı Marcella. Bu teşekkür karşıda oturan babasını mutlu etmişti ki adam kızına gururlu bir bakış attı. Yan tarafta ablasının kızarmış yüzünü fark edince, onun kahkaha atmamak için zor durduğunu anladı. Evde kalmış olan oydu, Ella değil. Ne için evlenen kendisiydi ki? Kaşlarımı çatmamalıyım diye düşünürken, ikizinin kendisine seslendiğini duydu. Kelimelerin başını kaçırmışsa da sonunu anlamayı başarabildi. "...ve ben de onlara gelecek planlarını senin anlatman gerektiğini söyledim," dedi ikizi ve çatalını ete sapladığında, çatal yanlışlıkla tabağa çarptı. Hiç şaşırmadı genç kız ve bunu görmemiş gibi yaparak, evin reisi olduğunu anladığı yaşlı kadına döndü. "Gelecek planlarımı mı merak ediyorsunuz efendim?" Saygılıydı. Olması gerektiği gibi soğuk ama saygılı. Kadın başıyla onaylayınca söylemesi gereken doğru şeyin ne olduğunu düşündü.

Marcella zeki, başarılı ve erkeklerin anlamadığı mucizevi bir biçimde dereceye oynayan bir öğrenciydi. Bakanlığa kolayca girip yükselebilir, herhangi bir iyi okulda profesör olabilir ve tüm bunlardan vazgeçerek -onun en severek yapacağı buydu- model olabilirdi. Babasının bakanlık ile bir şeyler mırıldandığını duydu ve o an, aslında bunu daha önce hiç düşünmemesine karşın evlilik tarihini birkaç yıl daha uzatma düşüncesiyle aklına ilk geleni söyledi. "Schola of Educationem'e katılmayı planlıyorum. Her okuldan sayılı öğrenci almayı planlıyorlar ve notlarımın derecesine bakarsak, girmekte zorluk çekmeyeceğimden eminim." Ailesi başta olmak üzere bu herkesi şaşırtmıştı. Onların planlarını bir nebze olsun bozmuş olmanın mutluluğuyla, bu duyguyu paylaşmak amaçlı Gabriel'a döndü. Adamın suratında kendisininkine benzer bir gülümseme oluşmuştu ve Marcella bunun üzerine biraz daha güldü. "Elbette okul yalnızca iki yıl olduğu için, evliliği pek geciktirmez. Gabriel'ın da buna karşı çıkacağını düşünmüyorum, değil mi Gabe?" Gabe. Adamla samimiyeti iki saniyede kurmuştu; oysa apaçık rol yapıyordu. Odadaki diğerlerinin aksine -kendisine bakan Vivian'ın bunu yemediği belli olsa da- Gabriel'ın bunu anlamasını umdu. Samimiyetimin tek nedeni onlara bunu gerçekten istediğimi inandırmak. Gözleri adeta bunu söylerken, adam onu anlayıp başıyla onayladı. Bu defa -herhalde günün en büyük şoku Marcella için buydu- annesi araya girdi. Kadın güzelliğiyle büyülerken melodik sesiyle şakıdı. "İkinci bir okulun evliliğinize bir engel olacağını sanmıyorum. Geçenlerde okumuştum, oradan bir kız ile sizin okuldan bir oğlan evlenmiş. İsteyince her şey olabilir tatlım." Ve Marcella yutkundu. Titremeye başlayan elini masanın üstünden çekerek sıkacak bir şeyler aradı. O sırada her nasıl olduysa, eli Gabriel'ın bacağına uzanıp, onu sıkıca kavradı.

Annesi çok konuşmazdı ve kızının ona çektirdiği işkenceler ne olursa olsun bu konu hakkında yorum yapmazdı. Bu defa, tüm yaptıklarının bedelini ağır ödemişti Marcella. Resmen annesi Hans'ı örnek göstermişti. Hans'ı. Kızın hayatı boyunca değer verdiği nadir insanlardan bir tanesini. Belki de o evlilik olmasaydı, bu konuşmaya asla katlanmak zorunda kalmayacağını düşündü ve anıların zihnine gelmesini kesin bir kararlılıkla engelleyerek, günün başından beri takındığı en sert ses tonuyla cevapladı. Bu, Marcella gibi şekerlik abidesi bir insandan çıkabilecek en sert ses tonuydu. "Landers. Evliliklerinin nedeni kızın hamile oluşuydu, bir fiyasko. Duyduğuma göre son zamanlarda doğum yaklaştığından, okula gidemiyormuş. Böyle bir şeyin olmasını hiçbirimiz istemezdik. Kariyer ve çocuk arasında sıkışmış bir annenin kendisine dahi faydası olmaz." Gabriel'i biraz daha sıkıca tutarken, elinin adamın erkekliğine değdiğini hissetti. Utangaç biri olsa elini hızla çekebilirdi ama çekmedi. Onun yerine annesine sert bir bakış fırlattı. Kadının bunu bilerek yaptığını biliyordu çünkü Hans'ı evine getirmeye cesaret ettiği gün, annesi olan biten her şeye tanık olmuştu. Şimdi ise kızın son söyledikleri masada panik havası yaratmıştı. Topluluğun onayını alınca, başardığını anlayan genç kız elini çekmek için hareket yaptı. Tam o sırada Gabriel'ın bacağı bacağına sürtündü ve adam elini kızın elinin üzerine koydu. Elbette onların masanın altından yaptıklarını kimse görmüyordu. İkisi de bir yandan masadakilere cevap verirken, bir ara sol tarafında oturan adama dönüp kaçamak bir bakış attı genç kız.

Adamın gözlerinde bir şeylerin değiştiğini gördü ve o an, bir oyunu başlatmış olduğunun farkına vardı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gabriel Bourbon

avatar

Lakap : Kimileri Gabe der
Rp Sevgilisi : Sevgili mi? Asla. diyordum ki bi Marcella var işte hadi bakalım hayırlısı asddasd
Mesaj Sayısı : 45
Kayıt tarihi : 07/04/13

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Cuma Ara. 20, 2013 3:05 am


Salona girdiklerinde tahmin ettiği gibi herkes yemek masasında yerini almıştı. Yalnızca iki tane boş sandalye kalmıştı yan yana. Her zamanki gibi centilmenliğini konuşturup Marcella’nın oturması için sandalyesini geriye doğru çektikten sonra kendi yerine yerleşti. Masada henüz anlayamadığı bir muhabbet hakimdi. "...ve ben de onlara gelecek planlarını senin anlatman gerektiğini söyledim," Ah, elbette söz konusu muhabbet ne hakkında olabilirdi ki başka. Marcella’nın ikizi konuşmayı anlamasında çok yardımcı olmuştu. Kızın çatalı tabağa çarpınca gülmemek için zorlanmıştı Gabriel bakışlarını adını hatırlamadığı Marcella’nın ikizinden ayırıp kızı izleyen Raphael’e kaydırdığında kızın az önce ki sarsakça davranışı nedeniyle suratını ekşittiğini gördü. Kızın yatağa atma düşüncesiyle yanıp tutuştuğuna emindi az öncesine kadar. . "Gelecek planlarımı mı merak ediyorsunuz efendim?" Evet, bunu Gabriel’de merak etmişti işin doğrusu. Bu evliliğinin olmayacağını inanıyordu yine de kız hakkında bir şeyler öğrenmek fena olmazdı. "Schola of Educationem'e katılmayı planlıyorum. Her okuldan sayılı öğrenci almayı planlıyorlar ve notlarımın derecesine bakarsak, girmekte zorluk çekmeyeceğimden eminim." Marcella’dan kimsenin beklemediği bir cevap gelince Gabriel elinde olmadan gülümsedi. Marcella’nın Schola of Educationem’e girmedi kendi ailesinin ve Marcella’nın ailesinin planlarının iki sene daha uzaması demekti ki kimsenin bunu istemediğine emindi. "Elbette okul yalnızca iki yıl olduğu için, evliliği pek geciktirmez. Gabriel'ın da buna karşı çıkacağını düşünmüyorum, değil mi Gabe?" Gabe… Marcella gerçek bir oyuncuydu buna kesinlikle şüphe yoktu.  Şeytana pabucunu ters giydirebilecek bir kadındı. Zeki kadınları severdi Gabriel. Asla aptal insanlara tahammül edebilen birisi olmamıştı ve böyle çok fazla insan olmasına rağmen çevresinde barındırmamayı başarabilmişti. Aptal kadınlar tam bir baş belasıydı böyle birini hayatına almamıştı ama alan insanların yaşadıklarına çoğu kez tanık olmuştu.  Zaten Gabriel hayatına çok fazla kadın alan birisi olmamıştı on beş yaşındaydı Iris ile tanışıp çıkmaya başladığında. Gabriel’i etkileyen şey zekasıydı zaten Gabriel’in gördüğünü görebiliyordu o da.


"İkinci bir okulun evliliğinize bir engel olacağını sanmıyorum. Geçenlerde okumuştum, oradan bir kız ile sizin okuldan bir oğlan evlenmiş. İsteyince her şey olabilir tatlım." Konuşan Marcella’nın annesiydi kesinlikle Marcella’nın güzelliğini nereden aldığı belli oluyordu. İlerleyen yaşında rağmen hâlâ çekici ve güzel bir kadındı şüphesiz. Kadının bahsettiği olayı işitmişti oğlanı tanıdığı söylenemezdi bir Gryffindor’du tanımasına gerek yoktu zaten. Marcella’nın eli bacağını sıktığında Marcella için hassas bir konu olduğunu anlamıştı Gabriel ama bir bağ bulamamıştı. Marcella’nın evlenen oğlan ile bir ilişki yaşamış olabileceğini fikrini direk es geçmişti bunun olabilme ihtimalinin olduğunu sanmıyordu. "Landers. Evliliklerinin nedeni kızın hamile oluşuydu, bir fiyasko. Duyduğuma göre son zamanlarda doğum yaklaştığından, okula gidemiyormuş. Böyle bir şeyin olmasını hiçbirimiz istemezdik. Kariyer ve çocuk arasında sıkışmış bir annenin kendisine dahi faydası olmaz." Marcella’nın bu denli bir sert çıkış sergilemesi genç adamın az önce düşündüğü şeyin doğruluk payı olabileceğine inanmasına neden olmuştu ve bu onu rahatsız etmişti. Marcella’nın eli bacağını biraz daha sert sıkınca hiç ummadığı bir yerle temasını hissetti. Erkekliğine değen elini çekmek yerine kız hiçbir şey yapmamış eli aynı yerde kalmıştı. Kısa bir süre için eli olduğu yerde durmuş ancak elini çekmek için hamle yaptığında Gabriel ondan önce davranıp kendi elinin altına hapsetmişti kızın elini. Birden bir çelişki içinde buldu kendisini.  Bunun gideceği yer az çok tahmin ediliyordu. Birazdan, diye düşündü. Cinsel anlamda bir doyuma ulaşmadan önce kendi karnını doyurmak istiyordu bu yüzden kızın elini kavrayıp kızın bacağına bıraktı. Kızdan tarafa bakmazken servis edilen ana yemeği yiyor bir yandan da sohbete yer yer katılıyordu. Normalde de hızlı yemek yiyen birisiydi Gabriel ancak bu sefer biraz daha hızlıydı. Marcella’ya göz ucuyla baktığında yemeğiyle ilgilenmediğini fark etti, bu da masadan kalkabilecekleri anlamına geliyordu. ““Eğer izniniz olursa Bay Oswald Marcella’ya evi gezdirmek ve elbette görüp görebileceği en güzel bahçeyi de dolaştırmak isterim.” Konuşulan konu bir kenara bakılmış ve bütün gözler bu ikiliye dönmüştü. Bay Oswald gülümseyerek olumlu bir yanıt verince Marcella’nın bıraktığı yerde duran elini tutup kızı ayağa kaldırdı gitmeden önce kuzenlerine döndüğünde Raphael’in suratında kocaman bir sırıtış belirmişti, Viviana’nın ise merakı gözlerinden okunuyordu ona sert bir bakış attı peşlerinden gelmesini engellemek için Raphael’in de buna müsaade etmeyeceğini umuyordu.

Salondan çıkarken odasına götürmekte ve bahçeye çıkarmak arasında kararsızdı. Bahçe de karar kıldığında genç kızla birlikle bahçe kapısına doğru yürümeye başladılar. Bourbon Malikanesinin arka bahçesi dillere destan bir güzelliğe sahipti. Ay ışığının aydınlattığı anlatılan peri masallarının esin kaynağı bu güzel bahçe her renk, her çeşit çiçeğin bulunduğu, yemyeşil çimenlerin ortasına yapılmış görkemli süs havuzuyla, değişik şekillerde kesilmiş ağaçlarla karışan mistik hava insanda her an etrafta uçuşan ufak kelebek kanatlı perilerle karşılaşabilecekmiş gibi bir izlenim yaratıyordu.  Gözleri atölyeyi bulduğunda oraya gidebileceklerini düşündü kimse oraya gelmezdi. ““Viviana buraya ilk geldiğinde hiç birimizde konuşmuyor yalnızca resim çiziyordu bu yüzden Marco’da kendisine ait bir alan olması için ona bu atölyeyi yaptırdı ancak uzunca bir süredir kapısından içeri bile girmedi.” Atölyenin kapısı açıp içeri girdiklerinde kızın tuttuğu elini bıraktı ve kapıyı ardından kapatarak hemen sağ tarafında ki ışık düğmesine bastı.  Mor rengin tonlarının hakim olduğu bu oda her ne kadar sahibi tarafından unutulmaya yüz tutmuş olsa da sürekli temizleniyordu bu yüzden her yer pırıl pırıldı. Kapıya yaslanıp birkaç saniye Marcella’yı izledi, topuklu ayakkabılarının çıkardığı ses adeta yankılanıyordu duvarlarda. Daha fazla sadece bakmakla yetinemeyeceğine karar verip kız doğru yürüdü.  Genç kız kendisine doğru dönünde daha fazla bekleye gerek olmadığını düşünüp kızı belinden kavrayıp kendiyle duvar arasında sırtı duvara gelecek şekilde sıkıştırdı.  Aralarında yalnızca milimler vardı bu mesafeyi de kapatıp dudaklarını kızın dolgun kırmızı rujlu dudaklarına değdirdi. Genç kız dudaklarını araladığında dilini ağzının içine soktu dilleri ahenkle hareket ederken elleri kızın elbisenin fermuarını aradı. Bulduğunda hiç tereddütsüz açtı ve elbisesini omuzlarından aşağıya kaydırıp ardında iç çamaşırlarını çıkardı. Marcella Gabriel’in önce kemerini çıkarıp ardından pantolonun düğmesini ve fermuarını açmış Gabriel’in bir de kendisiyle uğraşmasına gerek kalmamıştı. Genç kızın ince ve uzun parmakları gömleğinin düğmelerini açarken kızı kalçalarından tuttu ve kaldırıp bacaklarını beline dolamasını sağladı bu sayede elbisesinin içinden de çıkmış olmuştu. Geri çekilerek kolları arasında ki çıplak kadına baktı. Bu kadını nasıl olurda daha önce fark etmemişti? Aslında cevabı basitti Iris’in büyüsüne kapılmıştı o zamanlar. Dudakları dudaklarından ayrılıp dişleri ve diliyle birlikte yavaş yavaş aşağı indi. Boynuna ardından biraz evvel bakmamak adına kendisini zorladığı göğüslerine. Göğsünün ucunu dişleyip diliyle tadına bakarken iyice sertleşmişti. Marcella’nın kalçalarını daha sıkı kavrayıp ereksiyonunu kadının içine soktuğu anda bambaşka bir Gabriel ortaya çıkmıştı. Gabriel her zaman kibar bir beyefendi olmasına rağmen seks sırasında kibarlıktan ve beyefendilikten eser olmazdı. Bazen Irıs’in yataktan kalkacak dahi hali olmazdı. Vahşiydi yırtıcı bir hayvan gibiydi.

Daha hızlı ve sert bir şekilde Marcella’nın içine girip çıkmaya başlarken dudakları arasında bir inleme yükseldi. Gabriel daha da hızlandı, çok daha hızlandı. Her içine girişi öbüründen daha sert bir şekilde olurken yükselmeye başladığını hissettiği, sonra biraz daha yükseğe ve adeta nirvanaya ulaşırken haykırarak kendisini teslim zevke teslim eden kadının ardından aynı şekilde zevk dolu bir inleme koyuverip kadının içindeyken bıraktı kendisini. Hızlanan nefesinin düzene girmesini beklerken hareketsiz durdu bir süre Marcella’yı hâlâ tutuyordu. İçinden çıkıp kadını bırakınca.“Yürüyebilir misin?” diye sordu. Daha önce çok şahit olmuştu ayakta bile zor duran kadınlarla. Marcella başını sallayınca birkaç adım uzaklaştı ondan ve pantolonun yukarı çekip düğmesini ilikledi ve fermuarını kapattı. Gömleğinin düğmelerini ilikleyip pantolonun içine sokarken kadından tarafa bakmamaya çalışıyordu. Kızgındı aslında birazda kendisini bunu yapmaması gerektiğini düşünüyordu hem de kendi evinde Marcella’nın ailesi ailesiyle birlikte otururken. Daha ne kadar olmuştu ki geleli? Zaaflarına nasılda yenilmişti hemen? Normalde kesinlikle olan bir şey değildi bu her zaman kendisine hakim olmasını bilirken şimdi onu bu kadar güçsüzleştiren de neydi? Genç kadına doğru döndüğünde elbisesini giymiş olduğunu gördü ancak ‘az önce becerildim.’ Dercesine dağılmıştı saçları ve makyajı da bozulmuş. Kadına yaklaşıp elini çenesinin altına koydu ve baş parmağını rujdan neredeyse eser kalmamış dudağında gezdirdi. “Sanırım makyajının bir kısmı da benim yüzümde olmalı.” Kaşlarını çattı eğer öyleyse bir an önce bunu çıkarması gerekiyordu. “Lavaboya gitmeden önce bahçeyi dolaşabiliriz, bu sefer sadece dolaşacağımız kesin.”



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marcella Oswald
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Ella.
Rp Sevgilisi : Gabe.
Mesaj Sayısı : 223
Kayıt tarihi : 05/08/12

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   C.tesi Ara. 21, 2013 8:39 am




Adam kızın elini nazikçe bıraktığında, Marcella kısa bir an için adamın isteyip istemediğini düşündü. Bunu düşünmek kolaydı çünkü kendisinin isteyip istemediğini düşünürse, işin içinden çıkamazdı. Muhtemelen birden fırlamış olan sinirinin de etkisiyle duygularını bastırabilecek başka bir şey arıyordu ve Oswald kızı için bu daima seks olmuştu. Birkaç dakikalık haz ile her şeyi unutabilirdi bir süreliğine. Ve hiçbir kural yoktu, bunu yeniden ve yeniden yapamayacağına dair. İşte tam da bu yüzden, yemeğine döndü. Yemek konusunda seçici değildi fakat uyması gereken bir diyeti vardı, formunu koruması için. Daima sivri dilli olan ablası Jacqueliyn, bu sebeple Marcella'yı zevksiz olarak tanımlardı. Ot yemekle hayatın geçmeyeceğine inanırdı o. Eh, elbette bilmiyordu ki Marcella'nın da vazgeçemeyeceği yiyecekler vardı fakat bu, genelde kendine verdiği ödül oluyordu istediklerini başardığında. Eğer bu durumdan kurtulabilirse güzel bir restorana gidip, bunu kutlamaya kanaat getirdi ve konuşmalara odaklandı. Ciddi bir hava içerisinde herkes gülücüklerle konuşuyordu. İkizi sessizliğe bürünmüştü ve açıkçası, buna şaşmamak gerekirdi. Kendi dünyasında oldukça konuşkan olan ikizi, kelimelerini yazarak veya çizerek yansıtmayı seçerdi. Dudağından dökülen kelimeler ne kadar az olsa da, düşündükleri kocaman bir dünyayı kaplayabilirdi. Marcella bunu biliyordu bilmesine ama bilmiyormuş gibi davranmak, ikizinin varlığını inatla reddetmek kolay olandı onun için. Bugün her nedense, o da en az ikizi kadar sessizdi zaten. Gabriel babasına hitap edip, genç kıza evi göstermek istediğini söyleyene kadar da sessiz kalmaya devam etti. Oysa genç adam, Marcella'nın dikkatini çekmeyi başarabilmişti.

Delikanlı elini kavradığında abisi Aurélien ile göz göze geldi. Çapkın genç adamın suratında çapkın bir gülümseme vardı ve Marcella emindi ki Auréelien da olacakları pekala biliyordu. Gözlerini devirip çantasını nazikçe kavradığı gibi, genç adamın eli elinde, yürümeye başladı. Bahçeye gelene dek konuşmadılar. Konuşacak neleri olabilirdi ki? Durup birkaç saniye ortalığa göz attı genç kız. Bahçe adeta onu kendisine doğru çağırırken, eğer bu evde yaşasaydı en çok zaman harcayacağı yerin burası olduğuna kanaat getirdi. Güzelliğin hakkını veren bir kız olarak, buranın çok güzel olduğunu söyleyebilirdi. Gülümsedi, doğanın güzelliği onu daima şaşırtırdı. “Viviana buraya ilk geldiğinde hiç birimizde konuşmuyor yalnızca resim çiziyordu, bu yüzden Marco da kendisine ait bir alan olması için ona bu atölyeyi yaptırdı ancak uzunca bir süredir kapısından içeri bile girmedi.” Hafifçe başını salladı Ella. Viviana'yı o şekilde düşünmek zor değildi; kızla çok muhabbeti olmamasına karşın onu bilirdi. Birkaç kez erkekleri duymuştu onun hakkında konuşurken. Komikti, erkekler hep başka kızların dedikodusunu yapardı Marcella'ya. Sanki onun yorumunu da merak edermiş gibi. Reddedilmez bir gerçekti bu, Marcella iyi bir insan sarrafıydı. Ama erkekler konusunda.

Atölyeden içeri adımlarını attığında, genç adam ışığı açtı. O an Marcella onun gözlerindeki şehvetin parıltılarını yakaladı. Olduğu yerde bekleyip, adamın kendisine gelmesini bekledi. Yaklaştı Gabriel. Eli kızın belini, dudakları dudaklarını buldu ve onu hızla geriye doğru iteleyerek duvara yapıştırdı. Marcella Oswald, yataktaki uzun saatlerin kadınıydı. Ayaküstüler onu pek kesmez, ilk tercihi olmazdı. Bu defa bunu umursamayıp diliyle adamın diline dokundu. Onun sıcaklığını bedeninde hissederken tüylerinin ürperdiğini hissetti. Bir saniye sonra elbisesi ve iç çamaşırları çıkmış, yalnızca topuklu ayakkabıları ile adamın karşısında duruyordu. Adamın kısa bir an için kendisine bakmasına izin vererek, usta ellerle onun pantolonu ve diğer gereksiz kıyafetlerinden kurtuldu. Teni tenine değerken içini geçirerek bir kez daha öptü onu. Adamın gömleğinin düğmelerine uzanmıştı ki, Gabriel onu kalçalarından kavrayıverdi. Zıplayan kız, tereddüt etmeden bacaklarını onun beline doladı. Birbirlerine baktılar. Genelde böyle durumlarda hislerine yer vermeyen genç kız, adamın içinde heyecan uyandıran bir tarafını canlandırdığını hissedip onun içine girmesine izin verdi. Sinir hücreleri alarmlarını çalarken duvarın soğukluğu adamın sıcaklığına inat sırtını sarmıştı. Ondan ne beklediğini bilmiyordu Marcella; önündekinin bir centilmen olduğu kesindi ama ne centilmen erkekleri görmüştü yatakta bambaşka birine dönüşen. Tutkuyla ne çıkacağını bekledi ancak adam git gide hızlanır, elleri kadının bedenini sarmalarken inleyen genç kız o an, adamın hiç de göründüğü gibi olmadığını anladı.

Fakat bir süre sonra düşünmeyi bıraktı. İçindeki boşluk her an dolarken içinden çığlıklar yükseldi. Yaklaştığını hissediyordu seksi anlamlı kılan o müthiş duyguya. Genelde eğer karşısındaki bir acemiyse, hep yarım kalırdı ve bundan nefret ederdi. Oysa bu defa bedeni adeta tam bir teslimiyet ile ulaştı doyuma. Vücudu sarsılırken Gabriel da ona katıldı. İkisi birlikte doyumun hazzını yaşarken, inlemeleri birbirine karıştı. Marcella adamın yanaklarını kavrayarak, dudağına bir öpücük kondurdu. Ateşli bir öpücük değildi, sevgi dolu bir öpücük de olmadığı gibi. Daha çok bir teşekkür gibiydi; zira rahatlamaya o kadar çok ihtiyacı vardı ve bunu ona veren delikanlı olmuştu. Daha önce ona neden dokunmadığını, neden yatağına almadığını bilmiyordu Marcella; oysa şimdiden buna pişmandı. Adamın sertliği hoşuna gitmiş, tutkusunu kendisine yakın bulmuştu. Bacaklarını belinden çektiğinde, topukluları üzerinde dikildi. "Yürüyebilir misin?" Marcella kahkahasını son anda kendisine sakladı. Ne düşünüyordu adam, Ella'nın bir bakire olduğunu mu? Sayısını bile unuttuğu deneyimlerinden sonra, adama bunun yalnızca bir başlangıç olduğunu söylemek istedi ama kafasını sallamak ile yetindi. Topukluları üzerinde tüm endamıyla dururken, adamın uzaklaşması üzerine kendi elbisesine yöneldi.

Elbisesini üzerine geçirdiğinde, arkadaki fermuarını adama kapattırmayı düşündü ama ona göre yaptığı seks değil, bu hareket saçma olurdu. Hans daima onun elbisesini sormaksızın kendisi kapatırdı. Genel olarak erkeklerin düşünemediği bir hareketti ve bu, kızın gururunu okşardı. Bu defa kendi kendine kapattı fermuarını. Bunu yaptığı için bir pişmanlık duymuyordu ancak devamı gelirse duyacağından emindi. Bir yandan evlenmemek için planlar yaptığı insanla bu tarz bir ilişkiye girerse, işte o zaman gerçekten içine ederdi her şeyin.

Adam ona yaklaşıp elini kızın dudağına götürdüğünde, vücudu istemsizce adama bitişti kızın. “Sanırım makyajının bir kısmı da benim yüzümde olmalı.” Adam kaşlarını çatsa da kız gülümsedi, kırmızı rujun en sevdiği yanı buydu. Karşısındakini mahvediyordu. “Lavaboya gitmeden önce bahçeyi dolaşabiliriz, bu sefer sadece dolaşacağımız kesin.” Bugün için çok fazla sessiz kalmıştı. İyi yüzünü göstermeyi bırakıp, kendi olmanın zamanıydı. Belki böylece biraz olsun bu durumun tuhaflaşmasını engelleyebilirdi. "Elimde tuttuğum mucizevi şeyi görüyor musun tatlım? Kendime çeki düzen vermek için lavaboya ihtiyacım yok. Ben pratik bir insanımdır. Sana da öğretebilirim," dedi ve çantasından aynasını çıkardı. Adama bakmadan -açtığında adeta kocaman görüntü yansıtan büyülü bir aynaydı bu- aynadaki görüntüsüne baktı ve suratını buruşturdu. Adam haklıydı. Gerçekten dağılmıştı ama umursamadı. Makyajını yapması iki saniye sürmedi ve saçlarını savurup, normal hallerine gelmesi için eliyle düzeltti. Bir dakikada tekrar eski Marcella gibiydi ve gülümseyerek, bir mendil çıkarıp adama yaklaştı. "Kırmızı ruj sana yakışmış aslında, güzel dudakların var," diyerek sırıttı adamın suratına bulaşan rujunu silerken. Gabriel'in gülmek ve homurdanmak arasında bir ses çıkarması üzerine, nazikçe silmeyi bitirip aynayı ona tuttu. "Artık daha az sevişmiş görünüyorsun." Aynayı kaldırıp çantasına attığında adamın elini tutup -bu onun için genelde sıradan bir hareketti- bahçeye ilerledi.

Çiçeklerin büyülü dünyasını onu karşılarken, adamın onu izlediğinin farkında olmaksızın bir zambağın önünde eğildi. Eliyle çiçeğe dokunup, suratında bir gülümseme ile adama döndü. Neşesi yerine geldiğinden beri -beş dakika önce olmuştu bu- gülmekte zorlanmıyordu ve konuşmamaktan çok sıkılmıştı. Adamın gözlerinin içine bakarak mırıldandı. "En sevdiğim çiçek zambaktır. Nedenini sorarsan çok nazik ve güzeller. Tek başlarına tüm güzellikleriyle dikilirler ve çoğu zaman göründükleri kadar güçlüdürler." İç çekerek omuz silkti. "Bitkileri severim. Hayvanları da öyle. Ve aramızda sır olarak kalsın, insanları o kadar sevmem." En azından kızları. "Belki de fazla çıkarcı yaratıklar olduğumuz içindir." Bir böcek koluna konduğunda kaşlarını çattı. Nazikçe onu kolundan uzaklaştırıp adama döndü. Suratında şaşırmış gibi bir ifade vardı. "Ne? Çığlık atmamı beklemedin, değil mi? Bu çok... İronik olurdu."




_________________________________________________________________________________________________________________


rp sonu.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gianna de Laurentis
Ravenclaw VII. Sınıf Öğrencisi
Ravenclaw VII. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Gia, Anna ya da boynuzkuyruk diyorlarmış.
Rp Sevgilisi : alexander ama... aması var işte hayırlısı *kim bu alexander? - simon*
Mesaj Sayısı : 287
Kayıt tarihi : 30/08/12

MesajKonu: Geri: This is not gonna happen!   Cuma Ekim 09, 2015 10:18 am

ya seve seve ya sike sike marcella hayat bu iyi bilirsin



Just perfect:
 

Gölgelerden kaçarken.:
 

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
This is not gonna happen!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: İspanya :: Bourbon Mâlikanesi-
Buraya geçin: