Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bağ.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 12:43 am



    Pergamo Malikanesi, Roma.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marilou Slàine



Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 1:20 am


Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma.


Siyah ceketine sarılmış olan cadı, sokak lambalarının altında ilerliyordu bir gölge gibi. Yaz olmasına rağmen hava soğuktu, gecenin bu saatinde olmasının normal karşılanacağı bir şekilde. Esen rüzgar saçlarını uçuşturup onları birbirine karıştırırken kukuletasını başına çekme fırsatı veren bir şeyler giymiş olmayı diledi. Büyücü gibi giyinmeyi... Bunca yıldır muggleların arasında kendini ve kanını deşifre etmeden yaşamayı başarmış olmasına rağmen özlüyordu çeşitli renklerdeki cübbeleri. En azından kapşonlu bir şeyler giyebilirdi ama o gidip bu ceketi seçmişti. Ne diye şikayet ediyordu ki? Bunu kendi tercih etmemiş miydi? Aşkı seçip büyücü dünyasını bir kenara atmış, ondan rahatlıkla uzaklaşabilmişti. Onun sorunu buydu işte. Vazgeçtiği şeyler önemli oluyordu hep. Seçtiği boktan şeyle karşılaştırılamayacak derecede önemli. Ama o, Hogwarts'tan yeni mezun olmuş yeniyetme hali gibi hala aşkı seçiyordu. Ne aptallık. Saçları yüzüne çarptı bir tokat gibi. Neye uğradığını şaşırdı cadı. Kızıl saçlarını elleriyle dizginlemeye çalıştı. Onların arasından geçirdi parmaklarını düzeltmek amacıyla. Başarılı olamayınca saçlarını tek eliyle kavrayıp sağ omzunun üzerinde bir araya getirdi ve sol elinin parmaklarıyla saçlarını kavradı. Zaten birkaç adım sonra varacaktı Pergamoların malikanesine. Bu düşünceyle adımlarını hızlandırırken elinin altında hala dans ediyordu asi saçları.

Malikhanenin kapısına vardığını ancak kapının dibine, ışıkların altına geldiğinde fark edebildi. Hemen bir adım geri çekilip karanlığa gizlendi tekrar. Gözlerini kapatıp odaklanmaya çalıştı. Bu, şu an için oldukça zordu. Kalbinin atışlarını kulaklarında duyuyordu resmen. Onu kimsenin görmüş olmadığını ummaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Saç dipleri karıncalanmaya başladığında cadı da biraz rahatlamıştı. Saçları kısalıyor, ancak omuzlarından biraz aşağıya geliyordu. Dudakları dolgunlaşmış, kaşları hafifçe kalınlaşmıştı. Elini yüzüne koydu. Parmaklarını kaşında gezdirirken sık kirpikleri parmaklarına değiyordu. Elini indirip burnundan aşağıya indi. Dolgun dudaklarına bastırdı parmaklarını. Özel yeteneğini kazanalı yıllar olmuş olsa da hala büyülüyordu bu olay onu. Karıncalanma tüm vücuduna yayılmaya başlıyordu. Belinin belirginleşmeye, göğüslerinin hafifçe küçülmeye başladığını fark etti. Göz kapakları önceden açık yeşil olan gözlerinin üzerinden kalktığında cam gibi berrak mavi gözlerle baktı malikaneye. Bir adım atıp  zile bastı kuvvetle, sanki o zaman kapıyı daha çabuk açacaklarmış gibi. Boyunun kısaldığını henüz fark edebilmişti nedense. Kapıdaki armayla boyu arasındaki farkı karşılaştırmaya çalışıyordu. Bu, kızı çok kısa bir süre oyaladı. Bir dakika kadar bekledikten sonra tekrar zile bastığında homurdanarak ona gelen yaşlı adamı henüz fark edebilmişti. Elini hemen çekti zilden. Adam sanki özellikle bekletmişti kızı. Tanrı, bir armağan olarak son kez düşünme ve çekip gitme şansı vermişti Marilou'ya ama o bunu kullanmayacak kadar özlem doluydu. Kızına duyduğu özlem ile gelmişti buraya. Annelik duygusunun bağının verdiği güvenle... Bu, doğruluk payı pek az olan bir şeydi ne yazık ki. Hangi anne kızını bırakıp aşkına kaçar ve zavallı küçük kıza 13 yıl boyunca bir kez bile ulaşmayı denemezdi ki? Hayır, elbette kıza duyduğu özlem değildi her şeyin sebebi. Asıl sebep yalnız kalmış olmasıydı. Daha önce de özlemişti biricik Madeline'ını elbette ama yalnızlık bu duyguyu şiddetlendirmişti sanki. Yalnızlıktan öncesinde olsaydı buraya kadar gelip bu kadar çaba harcamazdı. Onun kızı ile arasındaki tek bağ olan, ona bıraktığı oyuncakların, mektupların bulunduğu kutu arkadaşı Andrew ile birlikte bilinmezliğe karıştığından kızı ile buluşmasını kendisi ayarlamalıydı ve yeni bir bağ bulmalıydı. Andrew, Knockturn Yolu'ndaki bir dükkanın sahibiydi, aylar önce ölmüştü ve cadı bunu henüz öğrenmişti. Ona bıraktıklarını aramasına dahi izin vermemişti dükkanın yeni sahibesi. Pis sürtük.

Yaşlı adamın sesi onu düşüncelerinden ayırıverdi. Kahyanın ona patlamamasını söylerken takındığı huysuz sese sırıttı cadı ve adamın yanından geçip eve doğru yol alırken büyücünün arkasından azarlayıcı bir ses tonuyla sıraladığı cümleleri umursamadı bile. Aralık olan kapıya vardığında nezaketen tıklattı. O anda orada bekleyen kadın, Evaristo'nun annesi olmalıydı, kapıyı açıp şaşkın bakışlarla süzdü oğlu ile aynı yaşlarda görünen Marilou'yu. Bu saatte buraya gelmiş olmasının garipliğini ancak o zaman fark edebildi. Andrew'un önceden sahibi olduğu dükkandan çıkar çıkmaz buraya cisimlenmişti. Neyse, önemli değildi. Bu görüntüsüyle kim onun otuz iki yaşında bir anne olduğunu düşünürdü ki? Kaçınacak bir şey yoktu. Çocuğunun üvey amcası veya eşi onu tanıyacak değildi. "Kabalığım için afedersiniz efendim. Bu saatte gelmemem gerektiğini biliyorum ama Evaristo ile konuşmam gerekiyor. Bekleyemedim." Sevimli bir gülümseme çocuksu yüzüne yayılırken mahcup bir ifade ile kızarmıştı yanakları. Bunu yapan utanç değil, özel yeteneğiydi tabii. Utanma duygusu, böyle ufak tefek şeyler için ortaya çıkacak kadar gelişmiş değildi. Kızın utandığı çok nadir görülürdü. O sırada aklına kendisi için yarattığı sahte kimlik geldiğinden elini uzatıp kendisine hiç uygun bulmadığı ismi söyleyiverdi: "Marianne." Bu ismi seçmesinin nedeni, hem kendi ismi ile benzerlik gösterdiğinden unutma ihtimalinin düşük olması, hem de tanımadığı insanlara göstereceği sahte kızın kişiliği ile bağdaştırabilmesiydi. Tatlı, masum Marianne. İnsanlar hakkında bunu söylesin istiyordu. Kadın soğuk bir tavırla başını salladıktan sonra ismini söyleme lütfunda bulundu ve ardından kahyaya döndü. "Marianne'i oğlumun odasına götür." Marilou -ya da Marianne, her neyse- içten bir tebessümle beraber aynı içtenlikle teşekkür ettikten sonra kahyanın onu odaya götürmesine izin verdi. Düşündüğünden kolay olmuştu.

Yeni avının odasının kapısına vardıklarında ona eşlik eden adam saygılı bir tavırla kapıyı tıklattıktan sonra küçük beye müsait olup olmadığını sordu. Çocuk cevap vermeden önce kızın aklından geçen senaryolarda yine şehvet vardı. Hemen kendine gelmeliydi. Evaristo'nun sesi kulaklarına "Eğer beni sadece boxerla görmek senin için sorun değilse evet." cevabını getirdi. Adam tam çocuğa tekrar seslenecekken kız kıkırdayıp onun için sorun olmadığını söyledikten sonra odaya daldı. Bunu kendi istemişti. Evaristo'yu yatağında -söylediği gibi- sadece boxerıyla bulan cadı bu durumu garipsemekten çok uzak bir tavırla kapıyı yaşlı büyücünün yüzüne kapatıp dudak hareketleriyle kapıyı kilitleyip kilitlemeyeceklerini sordu ancak cevabını beklemeden kapının kilidini çevirmişti bile.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 1:41 am


Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini.

Duştan çıktıktan sonra boxerını üzerine geçirdi ve bornozunu yere bırakarak dolabından kaptığı bir havlu ile saçlarını kurulamaya girişti. İşini bitirdiğinde odasına geçti. Cephesinden midir, nedendir bilmiyordu, çok sıcaktı burası. Yaz dahi olsa gecenin bu saatinde biraz da olsa soğuk olmalıydı evin içi. En azından bu kadar sıcak olmamalıydı. Penceresini açmayı düşündüyse de henüz o kadar deli değildi çocuk.  Kendini yatağa bırakıp ellerini başının altına koyduktan sonra gözlerini tavana dikti. Duştan sonra üzerine çöken uyuşukluk, zihninin boşluğundan faydalanarak onu hayal alemine çekmişti. Kendini şu an ondan üstün olan her şeyin üstünde -babasının, annesinin, bütün Pergamoların ve hatta Sihir Bakanlığı'nın- gördüğü bir hayalin ortasındaydı. Sihir bakanıydı. Hayattaki en büyük amacı buydu. Ne bir aile, ne kız arkadaş, ne sevgili... Eş, dost, arkadaşlık önemli değildi onun için. En çok istediği şeyin güç olduğunu biliyordu. Diğerleri etrafında pervane olacaktı sonrasında.

Hayalinin ortasında kapının tıklatıldığını duyduğunda iç çekti. Bu arada malikhanenin kahyası müsait mi diye sormuştu. "Eğer beni sadece boxerla görmek senin için sorun değilse, evet." Muzip cümlesi sırasında mimiklerinde hiçbir değişim olmaması garipti ama yakın çevresindeki insanlar bunu çoktan aşmıştı. Ailesinin veya çalışanlarının yanında gülümseyen biri değildi. Oysa okulda görmek lazımdı çocuğu. İnsanları etkilemek için neler yapıyordu, oyunculuk yeteneğini ne kadar yararlı(!) işler için kullanıyordu. Söylediği cümleden sonra kahyanın kendisini bir süre, en azından on dakika, rahatsız etmeyeceğini umuyordu ama beklediği gibi olmamıştı. Kapı birkaç saniye sonra açılmış ve hemen ardından geri kapanmıştı. Adamın ne istediğine bakmak için dirseğinin üzerinde doğrulduktan sonra gelen kızı gördüğünde oldukça şaşırmıştı büyücü. Bu kızı hiç görmediğine emindi ama bir şekilde tanıdık bir his barındırıyordu kızın davranışları. O kadar güzeldi ki gözlerini alamıyordu. Masumiyete ufak bir zaafı olduğunu her zaman reddetse de kıza gözlerini ayırmadan bakmasının başka açıklaması olamazdı. İncelediği kızın dolgun dudakları hareket ettiğinde onlara odaklandı ancak ne söyledikleri o an için umrunda değildi. Söyledikleri bekleyebilirdi, umrunda da değildi aslında. Kızın da bir cevap bekler gibi bir hali yoktu zaten. Kapıyı kilitleyip çocuğa doğru yürüdü. Yatağın kenarına oturduğunda yana kaydı çocuk. Kız otomatik bir hareketle uzanıverdi. Hiç bu kadar rahat biri görmemişti. Dirseğinin üzerinde doğrulmuş olan adam hala kıza bakıyordu. Artık kendine gelmesi ve sessizliğe bir son vermesi gerekiyordu.

Muzip bir tavırla sırıttıktan sonra tam kendinden beklenecek tarzda cümleleri üzerinde bir saniye olsun düşünmeden salıverdi kelimeleri. "Kapıyı kilitlemenin nedeni sevişmek istemen mi acaba?" Densizlik olarak görünebilecek olan bu cümlesi, ona şu ana dek aşılanmış olan özgüvenden kaynaklanıyordu. Bunun üzerinde de düşünmedi ve kızı incelemeye başladı. İlk dikkatini çeken şey kızın dolgun dudaklarıydı zaten. Ne kadar güzeldiler. Dudaklarını onunkilere bastırmak istedi bir an. Sonra vazgeçti. Neler düşünüyordu böyle? Bu kadarı kendisi için bile fazlaydı. Önce kızın kim olduğunu bilmeliydi. Gözlerini gözlerine çevirdi. Bir kez daha büyülenmiş gibbi hissetti kendini. Tanıdıklık hissi kendini tekrar göstermişti. Kızın cam gibi gözleri güzel olmasına güzeldi ama uzun süre bakınca içini ürpertti çocuğun. O masum bakışların arkasına saklanmış başka gözler vardı sanki. Yatağında doğruldu. Hiç bu kadar rahatsız olmamıştı yok yere. "Kimsin sen?" Sesinin tıslar gibi çıktığının farkında değildi. Kıza bakmıyordu bile. Annesi niye eve almıştı ki bu kızı? Eve sürekli farklı kızların gelmesinin kötü bir fikir olduğunu düşündü bir an için. Sonra hemen vazgeçti bu fikirden. Yine de kızın bir an önce gitmesini istiyordu. İnanılmaz bir rahatsızlık duyuyordu çocuk. Altıncı hissi hiç bu derece uyarılmamıştı. "Çık odamdan."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marilou Slàine



Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 2:01 am



Gözlerine baktığında adamın rahatsızlığını hissetmişti cadı. Onu rahatlatması gerektiğini biliyordu. Ne diye gelip yatağına yatmıştı ki? Bu hiç Mariannelik bir hareket değildi sanki. Marianne'i nasıl idare edeceğini bilmiyordu kız. Şu ana kadar planı en ince ayrıntılarına kadar yaptığını düşünüyordu. Marianne'le Evaristo'yu tavlayıp -ki bunun için de sağlam bir planı vardı- Marilou'nun işini -kızının velayetini alma- yaptıracaktı. Evaristo birden geçmişten çıkan dostunu ve yeni aşkını kıramayacaktı, umulan buydu en azından. Asıl işi yapan karakteri nasıl es geçebilmişti? Sadece masum olması gerektiğini düşünmüştü, Evaristo'yu iyi tanıdığı içindi o da. Doğaçlama yapması gerekecekti. Adamı peşinden koşturması, ona istediklerini yaptırması için de biraz iddialı biri olması gerekiyordu. Aptal bir kadın değildi ama hedefe ve olaylara o kadar kilitlenmişti ki kişilikleri es geçmişti. Tam olarak Marilou gibi davranmıştı ve arkadaşı Evaristo'nun onun davranışlarını benzetmemesi işten bile değildi. Arsenio'yla beraber olduğu zamanlarda Evaristo ile de oldukça yakınlardı. Adamın hayatına bu şekilde tekrar girmesini hiç beklemezdi ama zorundaydı buna.

    Beşinci sınıfın başı, Hogwarts.
    Kızıl saçlarıyla hemen dikkat çeken genç bir kız, erkeklerin yatakhanesinin önünde sevdiği adamı bekliyordu. Daha dün baloya davet etmişti çocuk onu. İlgiye açlığı iyiden iyiye yoğunlaşmış olan Marilou heyecanını saklamadan kabul etmişti bunu. Baloya çocuğun sevgilisi olarak gitmek istiyordu, bunun için de mümkün olduğunca yalnız kalabilmeleri gerekiyordu. Aksi halde nasıl yakınlaşabilirlerdi ki? Bu yüzden yatakhanenin önünde bekliyordu çocuğu aptal bir aşık gibi. Aptal bir aşık olmadığını savunamazdı zaten. Arsenio'nun yakın arkadaşını gördü az sonra. Yatakhaneden çıkan çocuk esneyerek cadıya doğru yürüdü. "Hayırdır Slàine? Buralarda ne arıyorsun? Yatağımı mı?" Kolunu kızın omzuna atıp güldü. Marilou çocuğun kolunu itip gülerek "Gerizekalı." dedi. Çocuk kaşlarını kaldırarak çekici bir gülümsemeyle kıza baktı. "Belki sana bir ara gösteririm. Balodan sonra mesela." Büyüyen gözleriyle soğuk soğuk çocuğa baktı. Yakın arkadaşlardı. Bu tür şakalar hep olmuştu aralarında ama apaçık bir teklif beklemiyordu çocuktan. O sırada yanlarına gelen yılan kolunu kızın omzuna attı. Kendine çekip dudaklarını kızın saçlarına bastırdı. "Balo eşimle ne konuşuyorsunuz bakalım?" Arsenio'nun sesi kızın ağzının kulaklarına varmasına yetmişti. Başını kaldırıp çocuğa baktı. "Hiç, seni sordum sadece. Tam o sırada geldin." dedi Evaristo'ya fırsat vermeden. "Görüşürüz Evaristo." dedi her zamanki ses tonuyla. Bakışları ise her zamankinde farklı, mesafeliydi. Yakışıklı, sarışın çocuğun yüzü ise allak bullaktı.

Çocuğun odasından çıkmasını istemesinin ardından hiçbir şey olmamış gibi "Marianne." dedi. Doğrulup çocuğun yanına oturdu sonra. Kolları birbirine değiyordu. Kendisi gibi olmak o kadar kötü olmayabilirdi. Büyücüyü bir kere etkilemişti, tekrar yapabilirdi. Etkilenmesi gerçekse tabii... Evaristo'ylayken neyin gerçek, neyin oyun olduğunu anlayamazdı insanlar. Artık Marilou için de öyleydi. "Hogwarts'ta senden bir dönem alttaydım, beni hatırlamadın mı cidden?" Gözlerini kocaman açıp adama baktı. Ardından alınmış gibi dişlerini sıktı. Elinin altındaki yastıklardan birini alıp adama onunla vurduktan sonra ayağa kalkıp kapıya yürüdü hışımla. Onu durduracağına inanıyordu. Durdurmazsa ne yapacağını bilmiyordu ama hırçınlaşacağı kesindi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 3:18 am


Kadının küstahlığı çıldırtmıştı çocuğu. Hızla ayağa kalkıp kolundan tuttu. Canını acıtmak değildi amacı, bu ona yakışmazdı. Çok sıkı tutmuyordu bu yüzden. Elini beline koyup kaçmasını engelledi. Eli hala kızın kolundaydı. Burunları birbirine değiyordu. Bu, çocuğun aklını geçmişten gelen bir anının ele geçirmesine neden oluyordu neredeyse. Kızın cam gibi gözlerine baktı kendini korkmadığına ikna etmek ister gibi. Bakışlarında tanıdık bir ifade görünce kızı bırakıp uzaklaşıverdi ondan. Hafifçe itmişti farkında olmadan, kız arkasındaki kapıya çarptı.
    Beşinci sınıf, Hogwarts
    Okul bahçesinde, bir ağacın arkasında kızıl saçlı bir cadıyla konuşuyordu çocuk. Yatakhanede olmak zorunda oldukları bir saatti ama burada bulunmak zorundaydılar. Çıldırmak üzereydi çocuk. Arkadaşının arkasından iş çevirmek istemese de bundan rahatsızlık duymuyordu. İlk defa birine bağlanmak istiyordu, kızın yaptığına tahammül edemiyordu. Reddedilmiş hissediyordu ve buna dayanamazdı. "Arsenio için diğer kızlardan farklı olacağını mı sanıyorsun?" diye bağırmıştı cadının onu reddetmesinin ardından gelen kısa bir sessizliğin sonunda. Çevrede öğrenci olmaması yönünden rahat olsalar da burada bulunmamaları gerekiyordu. Sesinin ölçüsünü kaçırmamalıydı. Açık yeşil gözlerine baktı sevdiği cadının. Gözlerine biriken yaşlar dışında kırılmışlıktan eser yoktu. Küçümseme ve nefret... Gördüğü sadece bunlardı. Gözleri kısılmıştı. Hafifçe aralanmış dudaklarından dişlerini sıktığı belli oluyordu. Çocuğu göğsünden itip kendinden uzaklaştırmayı denedi ama Evaristo buna hazırlıklıydı. Kızın kolunu tuttu, diğer kolunun üzerinden belini kavramıştı. Kızın kıpırdama şansı yoktu. Kendine yaklaştırdı iyice. Dudaklarının arasında belki bir santim vardı. Burnunun ucu kızınkine değiyordu. Öyle güzel ve masumdu ki kız, ona karşı koyamıyordu. Kız onu ne kadar itse, onun içindeki yaklaşma isteği o kadar artıyordu. Belki de bu yüzdendi sürekli ona yaklaşmaya çalışması. Elde etse bitecekti. Bunu bir kere bile geçirmemişti aklından büyücü.

    İlk defa sevgiyi bazı şeylerden öne koymuştu. Birkaç saniye önce o sözleri söylememiş gibi eğildi kızın üzerine. Dudakları birbirine değdi kısa bir süre için. Ardından dudağında bir acı hissetti. Kızın kolunu bırakıp elini dudağına götürdü. Parmaklarına baktığında bulaşan kanı gördü. Kız, dişlerini çocuğun dudağına geçirmekle kalmamış, kanatacak kadar sert yapmıştı bunu. Ağzı açık kalmıştı çocuğun. Cadı bu fırsatı değerlendirip itti onu. Çocuk son anda kolundan yakalayıp kendine çekti onu. Arkası dönüktü Marilou'nun. Sırtını göğsüne bastırıp kulağına eğildi. "Arsenio seni s*kip attığında bana gelmek için yalvaracaksın." Ardından kızı bırakıp ağacın altına oturdu. Kızın koşarcasına attığı sert adımları ve birkaç kere hıçkırdığını duydu. Ağlıyordu. Ayağa kalkıp ona doğru birkaç adım attı. Hemen sonra vazgeçti bu aptalca hareketinden. "Bir gün bana yalvaracaksın Slàine." diye fısıldadı kendi kendine.
Haklıydı anılarındaki çocuk. Bundan adamın haberi yoktu sadece. Önündeki kadının çatılmış kaşlarına bakınca ancak kendine gelebildi. Çok kısa bir süre durakladıktan sonra kadına yaklaştı ama ona bakmadı. Tutup onu sardı. İçi uzun zaman sonra ilk defa şefkatle doldu. Marilou'yu hatırlamak ona iyi gelmemişti ama umrunda değildi bu durum. Kulağına "Üzgünüm, iyi bir ev sahibi olamadım şimdiye kadar." diye fısıldarken elleri kadının omuzlarındaydı. Ceketini çıkarıp odasındaki koltuğun arkasına astı. Kadına bakmamakta ısrarcı bir tavırla gidip yatağına uzandı. Kolunu yanına uzattı Marianne'in gelip başını koyabilmesi için. Gözlerini kapatıp onu beklerken "Gel." dedi usulca.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marilou Slàine



Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 4:22 am


Adamın kolunu tutuşu, belini sarışı... Evaristo kadar kendisine de tanıdık gelmişti. İster istemez bakışları değişmiş, o gün baktığı gibi bakmıştı büyücüye. Belki daha yoğun. Demek tüm kızlara bunu yapıyordu. Evaristo'ya hiçbir zaman tam olarak güvenmemekle beraber gençliğin verdiği saflık ve heyecanla sahip olduğunu söylediği duyguların gerçek olduğuyla alakalı ufak hayaller kurardı zaman zaman. Çocuğa bir şeyler hissettiğinden değildi, sevilmenin hoşuna gitmesindendi. Büyücünün sevgisi o kadar yoğundu ki, kız düşünmeden yapamıyordu. Hiç güvenemedi ama. Güvenseydi kesinlikle farklı olacaktı hayatı. Kendisi bunu bilmiyordu sadece. Şu an çocuğun sevgisinin gerçek olmadığından emin olmuştu kendince.

Bakışlarının birbirine çarpmasıyla kızın sırtının kapıya çarpması arasında yalnızca birkaç saniye oynamıştı. Kaşlarını çattı kız. Canı acımamıştı, şok geçirmişti sadece. Evaristo, okul zamanlarında asla böyle bir şey yapmamıştı. Değişmişti. Ne bekliyordu ki? Sahi, ne iş yapıyordu acaba adam? Böyle bir bilgiye rastlamamıştı onu araştırırken. Çalışmıyor muydu acaba? Neden evlenmemişti? Anne ve babasının yanında yaşamayı hangi otuz yaş üzeri adam isterdi ki? Bakışları direk olarak adama yönelmişti. Yumrukları sıkılıydı. Dişlerini birbirine bastırdığı hafifçe açık olan ağzından belliydi her sinirlendiğindeki gibi. Sonra adamın kolları arasında buldu kendini. Kokusu değişmemişti. Gözlerini kapatıp yavaşça içine çekti bu kokuyu, neler kaçırdığını çözmeye çalışır gibi. Kulağına fısıldanan sözcükler kendine getirdi kadını. Ne yapıyordu böyle? Buraya geliş amacına odaklanmalıydı. Aslında düşündüğünden kolay olmuştu. Adama yakınlaşmıştı. Yapması gereken tek şey kendini kontrol etmekti bu noktadan sonra. Ceketinin üzerinden alınmasına müsaade etti. Siyah renkli düz askılı bluzu kalmıştı şimdi üzerinde sadece. Bu gecelik üzerindeki başka bir şeyin çıkarılmayacağına dair kendine yemin etti. Kendini Evaristo'ya bırakmak tüm planlarını yerle bir ederdi. Kolayca ulaşılmaması gerekiyordu, uğraştırması gerekiyordu. İlk geceden kendini böyle bir adama sunarsa ileride nasıl sözünü geçirebilirdi ki?

Kendinden ayrılan adamın sesi geldi kulaklarına, çok kısa bir süre sonra. Yatağa geçmiş, kolunu yanına uzatmıştı. Gidip adamın yanına uzandı. Başını bilerek koluna değil, onun altına koydu. Yan yatmış, bacağını adamın bir bacağının üzerine atmıştı. Üzerindeki dar kot pantolon bu hareketi zorlaştırmıştı. Elini onun göğsüne koyup gözlerini kapadı. "Neden burada  olduğumu merak ediyorsundur." Cevap beklemediği çok belliydi. Es vermeden konuşmaya devam etti. "Bilmiyorum desem inanır mısın? Bir süredir biliyordum evinin burası olduğunu. Roma'da sizi bilmeyen yok, değil mi? Canım sıkkın. Ben de buraya geldim. Okuldayken seninle olmak bana iyi gelirdi." Marilou'nun duygularıyla konuşmuştu. Ona Arsenio hakkındaki kötü sözleri söylemeden önce çok yakın hissediyordu Marilou büyücüye. Nasıl bu hale gelmişti cadı? Yıllardır görmediği bir kızı vardı ve yalnızdı. Arsenio nasıl onu bırakıp gitmişti? Uzun zamandır ilk defa bu sorunun cevabını düşündü. Evaristo'nun yanında olmak geçmişi hatırlatıyordu. Bunun tehlikeli olmamasını ummaktan başka şansı da yoktu kadının.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 5:45 am


Yanına gelen kız, sanki istediğini vermekten kaçınır gibi koluna koymamıştı başını. Evaristo'nun birden sinirlenen bir yapısı vardı. Ancak kız ona yanaşıp elini ve bacağını üzerine atınca birden geçiverdi. Normalde böyle biri değildi. Birden sinirlenir, ancak bazı şeylere zarar verdikten, insanları kırdıktan sonra kendine gelirdi. Bunu son yaptığında sevdiği kızı kaybetmişti. On yıldan fazla olmuştu ama unutamıyordu cadıyı. Marianne'e sarılmasının, onu bu şekilde birden sahiplenmesinin nedeni de buydu belki de. Ona Marilou'yu hatırlatıyordu. Kız konuşmaya başladığında hala ona dokunmaya ve bakmaya çekiniyordu. Bitirdiğinde onu omzundan tutup göğsüne bastırdı. Saçlarına bastırdı dudaklarını, Arsenio'nun Marilou'ya yaptığı gibi. Arsenio'ya özeneceği asla aklına gelmezdi. Onun gibi asil ve zengin bir aileden gelmiyordu, daha yakışıklı değildi, boyu daha kısa ve çelimsizdi. Yine de seçilen o olmuştu. Bu yüzden ona özeniyordu işte. Marilou'nun ona sarılışını, kokusunu aldığında gözlerini kapatıp içini çekişini, onunla dolaşırken büyücüyü süzen bir kıza attığı "o benim" bakışını, koluna girip ona iyice yaklaşışını; hepsini istemişti.

Marilou'yla son konuşmalarından sonra herhangi bir kızı kandırıp sevdiğine ikna etme zahmetine dahi girmemişti. Sürtükleri seçiyor, istediğini aldıktan sonra bir daha muhattap olmuyordu çoğunlukla. Tıpkı Arsenio'nun önceden yaptığı gibi. Ne vardı bu kızda? İki arkadaşı da etkisi altına almış, birini darmadağın etmişti. Bunca yıldan sonra neden unutamamıştı ki aptal Marilou'yu? Onun da hayatının mahvolmasını, bir gün kendisine gelmesini istiyordu Evaristo. Umudu aylarca, hatta yıllarca sürdü. Ne var ki bir noktadan sonra vazgeçmiş, tek gecelik ilişkilere dönmüştü. O aptal cadı büyücüye dönse bile onu kabul etmeyecekti. Ondan nefret ediyordu. Sadece acısını görmek istiyordu. Kimi kandırıyordu ki? Marilou ağlayarak ona gelse cadıyı göğsüne bastıracak, yanında olduğunu söyleyecekti. Herkese göründüğü gibi kapı duvar görünemezdi ona. Bunca yıldır hala onu seviyordu. Ondan hiç haber almamasına rağmen... Almak için çaba da göstermemişti. Arsenio'yla mutlu olduklarını, evlendiklerini, çocukları olduğunu düşünüp kendi kendini delirtiyordu. Nasıl böyle aptal olmuştu büyücü.

Yanındaki kadının üzerine geldi. Dizlerinin üzerindeydi büyücü. Bacakları, cadının bacaklarının iki yanında duruyordu. Kadının dudağına bastırdı dudaklarını çok kısa bir süre, tepki vermeye bile fırsatı olmamıştı Marianne'in. Evaristo'nun dudakları cadının boynuna kaydı, eli kadının vücudunun altından belini sararken. Diğer eli askılarını indirip dudaklarının kadının omuzlarıyla boynu arasında serbestçe dolaşmasına fırsat sağladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marilou Slàine



Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 7:37 am


Sözcükleri tükendiğinde büyücünün kolları onu kendine yaklaştırdı. Saçlarını öptü biçimli dudaklarıyla. Bu ona Arsenio'yu hatırlatmıştı, göğsünde bir baskı hissetti. Ona karşı hala bir şey hissettiğinden değildi. Bazı şeyler ne kadar zaman geçerse geçsin acıtırdı eğer sindirilemezse. Kadın bunu sindirme fırsatı vermiyordu kendine hiç. Yaralarını başkasıyla kapatmaya çalışıyordu hep ama asla iyileştirme fırsatı vermiyordu. Geçici çözümler buluyordu gelip geçici, sahte sevgilerle. Hiçbirinin ardından yas tutmuyor, hiçbiriyle beraberken değer vermiyordu. Bunun farkında bile değildi ne yazık ki.

Büyücünün altında kaldığını fark etti birden. Yeniden oluyordu işte. Geçici, sahte bir adam. İşin garibi, bu sefer Marilou bile değildi. En azından üzerindeki adam öyle sanıyordu. Dudaklarını kendininkilerle kapatan büyücüye hayret ediyordu kadın. Şaşkınlığı dilini mühürlemiş, bir şey söylemesine müsaade etmiyordu. Evaristo'nun dudakları aşağıya indikçe kötüleşiyordu durum. Kadın ona karşılık vereceğinden korkuyordu. "Dur." dedi. Sesi sakinlikten oldukça uzak ve gereğinden yüksek çıkmıştı. Şok olan adam üzerinde donakalmıştı. Bu iyiydi. Cadının düşünmesi kolaylaşıyordu. Uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştı birinin öpücükleri karşısında. Bulunduğu duruma bağlıyordu bunu. Elbette adamla alakası yoktu. Kimliğini gizlemek zordu sadece. Adama itiraf etmek istiyordu ama taş kalpli, kindar adam Marilou'yu evden kovabilirdi bile. Aralarında cidden kötü şeyler geçmişti. Bazen, keşke Arsenio hayatına girmeseydi diyordu cadı. Her şeyi onun bırakıp gitmesi mahvetmişti. İçinde ona karşı hiçbir şey kalmadığından beri ciddi anlamda düşünüyordu bunu.

Adamı yatırıp üzerine çıktı kadın. Bu işte ipleri onun tutması daha iyi olacaktı. Böylece sadece öpüşmekle çıkabilirdi bu geceden. Saçları iki yanında kızıl tutamlar halinde dökülüyordu adamın yüzüne. Bunu fark ettiğinde tekrar Marianne'e odaklandı. Saç rengi koyulaşıp siyaha dönüşünce bile ellerinin titremesi geçmemişti. Kalbi inanılmaz hızlı atıyordu. Eğilip dudaklarını adamınkilere bastırdı çaresizce.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 10:56 am

    Beşinci sınıf, Hogwarts
    Kızlar yatakhanesinin önünde cadıyı bekliyordu büyücü. Hava karanlıktı. Yatağında olması gerekmesine rağmen yine kuralları çiğniyordu cadıyla yalnız kalabilmek için. Gündüzleri hemen her dakikasını Arsenio ile geçirdiğinden konuşmaya fırsat bulamıyordu Evaristo. İlişkileri hakkında söylediklerinden sonra cadı yüzüne dahi bakmıyordu haklı olarak. Yatakhaneden biri çıktığında büyücü de heykelin arkasından çıkıp kıza yürüdü. Onu omzunun altına alıp bahçeye gidecekleri yolda sürüklemeye başladı. Kız hırçın bir tavırla kolunun altından kurtulup yürümeye devam ettiğinde sabırla onu takip etti. Daha fazla üzerine gitmek istemiyordu. En son konuşmalarında haddini aşmıştı zaten. Her zaman buluştukları ağacın dibine vardıklarında durdu kız. Evaristo da önünde durdu. Cadı sırtını ağaca yaslıyordu. Kollarını bağlamış, kin dolu gözlerle çocuğa bakıyordu. "Haddimi aştığımı biliyorum Marilou." Kıza ilk defa ismiyle hitap ettiğini fark etmiş, kendi bile garipsemişti bunu. Genelde insanlara onun kadar asil ve zengin bir aileden gelmediklerini hatırlatırcasına soyisimleriyle seslenirdi. Marilou güldü kısa bir süre için. Bunu olumlu algılayan çocuk ona iyice yanaşıp bedeniyle ağaç arasına sıkıştırdı kızı. Baskı yapmıyordu, sadece kıpırdayacak alan bırakmamıştı. Belinden tutup alnını onunkine dayadı. Gözlerini Marilou'nunkinden bir an bile ayırmamıştı bunları yaparken. Dudakları birbirine gittikçe yaklaşırken "Dur dersen, dururum." dedi yumuşacık bir ses tonuyla. Elini kızın yanağına koyup gözlerini kapattı. Dudakları birbirine değer değmez durmak zorunda kaldı. "Dur." Cadının komutu kesin olmasına kesindi ama tam bu noktada olmak zorunda mıydı? "Artık bırak, tamam mı? Arkadaşınla beraberim, bunu bir düşün." Çocuğun boşluğundan yararlanıp sıkıştığı aralıktan kurtuldu ve binaya doğru koşar adımlarla yürümeye başladı. Evaristo'ya arkasından bakakalmak kalmıştı. Beşinci sınıftaki son konuşmaları buydu.
Basit bir komut durdurmaya yetmişti Evaristo'yu yine. Kızın telaşlı tavrına oldukça şaşırmış, donmuştu adeta. Kısa bir duraklamadan sonra Marilou üzerine geldi adamın. Marilou? Cadı yemyeşil gözleriyle ona bakıyor, kızıl saçları yüzünün iki yanından adamın üzerine dökülüyordu. Çok kısa bir süre sonra kaşlarını çatıp tekrar Marianne görünümüne geçti. Telaşla adamın dudaklarına bastırdı kendininkileri. Evaristo onu omuzlarından sıkıca tutup ayırdı dudaklarını. "Marilou." Kesin bir yargıyı savunurcasına keskin çıkmıştı sesi. Sorarcasına değildi kesinlikle. Dua gibiydi daha çok. Marilou'ydu işte karşısındaki. Sonunda gelmişti. Metamofmagus olduğunu bilmiyordu aşık olduğu kadının. Bu yüzden şaşkındı, yine de onu göğsüne bastırma, sonunda geldiği için Tanrıya şükretme isteğiyle dolup taşıyordu ama olanlara bir anlam vermesi gerektiği gerçeği onu rahatsız ediyordu. Kızı üzerinden kaldırıp yanına oturttu. Kendisi de doğrulup Marilou olduğuna emin olduğu Marianne'e baktı. "Bana bir açıklama borçlusun, Marilou." Kadının ismini özellikle bastırarak söylemişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Marilou Slàine



Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 10:41 pm


Dudakları ayrıldığında büyücünün gözlerine baktı. Adam yüzünü incelemekle meşguldü. Artık o kadar rahatsız görünmüyordu. Bunun nedenini merak ediyordu ama soramazdı elbette. Adam ismini söylediğinde şaşırdı; gerçek kimliğini anlaması değil, onu şükreder gibi telaffuz edişiydi cadıyı şaşkına çeviren. Kızgın görünmüyordu adam, mutlu gibi bir hali olduğunu bile düşünebilirdi kadın mantıklı düşünmeseydi. O altındaki adamın yüz ifadesini çözümlemeye çalışırken pozisyonu değişmişti. Evaristo onu kaldırmış, oturur pozisyona getirmişti. Kendisi de oturduktan sonra bir açıklama istemişti. Ses tonu sinirli olmaktan öte bitkindi. Sanki uzun zamandır aynı şeyi bekliyor gibi. Bu fikir aptalcaydı elbette. Evaristo Pergamo'ydu karşısındaki, bunu unutmaması, ipleri her zaman elinde tutması gerekiyordu cadının.

Sakin bir edayla kaşlarını çattı Marianne. Biraz sinirlenmiş havası vermek istediği için kollarını bağlamıştı, tıpkı Marilou gibi. "İsmim Marianne demiştim." Sitemli çıkan sesi ve bıkkın bakışları çocuğa yönelikti. Hala bir şansı olduğunu düşünüyordu. Saçları değişirken yüzü de değişmiş miydi, bilmiyordu. Bu yüzden oyuna devam etme cesaretini buluyordu. Ne kadar aptaldı. Nasıl hala yeteneğini kontrol edemezdi ki? Bu beceriksizliğinden dolayı kendinden nefret ediyordu şu an. Kızı yine ellerinden kayıp gidiyordu işte. Evaristo da öyle. Aslında adamın dudakları dudaklarında, boynunda ve omuzlarında dolanırken bir an yüce annelik(!) duygusunu unutmuş, hayatına Marianne olarak devam edip Evaristo'yla yaşamanın hayalini kurmuştu ama bu çok zordu. Başka biri olarak devam edemezdi. Hala ilk düşündüğü şey kızı olmuyordu. Ne biçim bir anneydi bu kadın?

Yaptığı aptallığın üzerini nasıl kapatacaktı? Ya adam üstelemeye devam ettiğinde ne olacaktı? Her şeyi bu şekilde bitirmişti işte. Kızının üvey kuzeninin Evaristo çıkması çok büyük şanstı ama o bunu kaybetmişti. Küçük kız üç yaşındayken bırakıldığı yetimhaneden alınmıştı. Muggle yetimhanesindeki aptal bakıcıları bayıltıp kayıtlara baktığında Pergamo soyismini görmüştü. Yaşadığı şok dün gibi canlıydı. Evaristo ailesinden bahsetmezdi. Hoş, Evaristo Hogwarts dışındaki yaşamıyla ilgili hiçbir şeyden bahsetmezdi. Her nasılsa herkes Pergamoların zenginliğinden ve tanınmışlığından haberdardı ancak başka hiçbir bilgileri yoktu. Cadı kütüphanelerde cidden çok fazla zaman geçirdikten, bu ailenin geçmişini iyice didikledikten sonra soyağaçlarını bulabilmiş, kızının üvey babasının Evaristo'nun amcası olduğunu keşfedebilmişti.

Adamın gözlerine bakıyordu direk olarak, korktuğu bir şey olmadığını göstermek istercesine. "Neden geldiğimi açıkladım. Benden ne istiyorsun ki?" Yaptığı açıklamayı hatırladı. Yıllardır görüşmeyen iki kişi için ne kadar aptalcaydı. Özellikle onu hatırlamayan bir adam için. Planının açıklarını görüyordu sürekli. Doğaçlamaya muhtaç kalıyordu çoğu zaman. Planı faydasız, sağlam temelleri olmayan, aptalca bir plandı. Bu hatayı nasıl yaptığına hala inanamıyordu. Kızına ulaşamazsa sonsuza kadar kendini suçlamaya devam edecekti. Başka suçlu da yoktu zaten.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/07/13

Özel
Rp Puanı:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: Bağ.   Ptsi Tem. 15, 2013 11:44 pm


Kadın, söylediğinde ısrar ettikçe çıldırıyordu büyücü. Yumrukları sıkılıydı, diş etleri birbirine baskı yapan dişlerinden dolayı ağrıyor, tüm vücudu kasılıyordu. Uzun zamandan beri bu kadar sinirlendiğini hatırlamıyordu. Uzun bir sessizlik oldu. Hemen tepki vermek istemiyordu. Karşısındaki Marilou'ydu, bunu unutmamalı, konuşmalarına dikkat etmeliydi. Hep beklediği an buydu, bu kadar yaklaşmışken elinden kaçıramazdı. Bunları düşünürken Marilou'nun bir sonraki cümlesi ulaştı kulaklarına. Birden işi gücü oyun olan bu cadıyı hayatında istemediğine karar vermişti. "Son konuşmamızı hatırlıyor musun Marilou?"
    Hayatında yapacağı en aptalca şeyi gerçekleştirmeye gidiyordu genç büyücü. İnsanlar bavullarını hazırlarken, o kızlar yatakhanesine gizlice girmiş, Marilou'yu bulmaya çalışıyordu. Şu kız için yaptıklarını başkası için yapmış olsaydı çocuğa köle olurdu. Ama o bunu istemiyordu. İnatçılığıyla, canını acıtan tavırlarıyla, onu gülümsetmesiyle, hatta göz göze geldiklerinde hışımla başını çevirişiyle kendine aşık eden cadıyı istiyordu. Beşinci sınıfın ortalarından bu yana tek kelime etmemişlerdi. Arsenio ile de araları açılmıştı. Tartışmışlıkları falan yoktu ama uzaklaşmışlardı işte. Tüm boş zamanını Marilou ile geçirme şansını elde etmiş arkadaşına katlanamıyordu sadece.

    Etrafına bakındı, herkes odasında olduğu için dolaştığı yerler boş sayılırdı. Ona söylenen odayı bulduktan sonra kapıyı çaldı. Birkaç saniye bekledikten sonra içeri girdi bir ses beklemeden. Marilou ve oda arkadaşları içerideydi. İki kıza "Bizi biraz yalnız bırakabilir misiniz?" dedi sabırsızca ama kibardı yine de. Kızlar çıkarken Marilou arkalarından sıkıntıyla baktı. Kapıyı kapatan Evaristo bir büyüyle kilitledi onu. Yanına gidip kızın dudaklarına yapıştı birden. Bir saniye sonra geri çekilmişti bile. Elini Marilou'nun dudaklarına koydu. Bir şey söylemesini, bu anıyı lekelemesini istemiyordu. "Bunu yapmasaydım pişmanlığını çok hissederdim. Bir gün bana ihtiyacın olursa, gel yeter." Diğer elini kızın yanağına koydu. Sırtına kaydırdı sonra elini. Kızı tutup göğsüne bastırdı. Burnunu saçlarına yaklaştırıp kokusunu son kez içine çekti. Bedenini zorlukla kızdan ayırıp kapıya yaptığı büyüyü bozdu ve çekip gitti.
Anılarını hatırlamak iyi gelmemişti ona. Bu kadın, şu ana kadar canını acıtmaktan başka bir şey yapmamıştı. Yanında değilken acıtması doğal karşılanabilirdi de bunca yıl sonra neden gelmişti ki? Uzun zamandır bu kadar kötü olmamıştı. Göğsünün üzerindeki baskı midesini bulandıracak derecede şiddetliydi. Kadının hayatına girmesine izin vermemeliydi. Hayatına girecek, onu mahvedecek ve çekip gidecekti. Yine de içindeki ona sarılma arzusunu bastırması çok zor oldu. Yıllarca beklediği kadın karşısındaydı ama yine ulaşamayacaktı ona. Bu durumdan nefret ediyordu. İçine düşen sıkıntıyı anlatmak oldukça zordu.

Ağır ağır ayağa kalktı, kapıya yürüdü. Kilidi yavaşça çevirdi. Bıkmıştı artık ve her hareketinden bıkkınlık akıyordu. "Son öyle olmazdı. Senden hep bir adım bekledim. Öyle bitmiyormuş hiçbir şey." Sırtı kıza dönüktü. Sakince, tane tane konuşuyordu. "Artık gelmeni istemiyorum." Öyle yavaş konuşuyordu ki Marilou kendini salak gibi hissediyor olmalıydı. Kapıyı açıp "İstersen bugün burada kal, eve gelmeyeceğim ama yarın burada olma. Lütfen." dedi, sesi sakinliğini koruyordu. "Son böyle olur." Sesi son kelimede titrese de kapıdan çıkıp gidecek, onu kapatacak gücü bulmuştu büyücü kendinde. Merdivenleri indi, arkasına baktı umutla. Kadın gelmiyordu, kendine kızdı sonra. Hala ne diye onun bir adım atmasını bekliyordu? Bugün sondu işte. Hala umut beslediğine kendisi bile inanamıyordu. Evin kapısından hızla çıkıp bahçeyi aştı. Büyük kapıdan geçtikten sonra Moulin Rouge'a cisimlendi.
- SON -
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Bağ.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Diğer Ülkeler-
Buraya geçin: