Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Like the old days.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jacqueliyne Bartoloměj

avatar

Lakap : Jac, Jackie, Eli, Quely
Rp Sevgilisi : 1 thing 2 do 3 words 4 you. I love you, Kennedy.
Mesaj Sayısı : 60
Kayıt tarihi : 29/07/11

Özel
Rp Puanı:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Like the old days.   Perş. Haz. 27, 2013 2:42 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacqueliyne Bartoloměj

avatar

Lakap : Jac, Jackie, Eli, Quely
Rp Sevgilisi : 1 thing 2 do 3 words 4 you. I love you, Kennedy.
Mesaj Sayısı : 60
Kayıt tarihi : 29/07/11

Özel
Rp Puanı:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Like the old days.   Perş. Haz. 27, 2013 3:17 am


    Mahkemedeki davalar günden güne daha mı absürt hale geliyordu yoksa işsizlik kafasına mı vurmuştu emin değildi Jacqueliyne. Eskiden sürükleyici, heyecanlı davaları olurdu… Şimdi? Kaşlarını çattı bakanlığın uzun ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen üçüncü kat koridorunda ilerlerken. Şimdi, her ciddi dava mahkemede sebebi gölgelere bağlanarak düşürülüyordu. Tüm heyecan bitmiş gibiydi ve bu genç kadını deli ediyordu. Belki de zamanında Kennedy’e katılıp ajan olmalıydı. Bartolomej ailesinde bir gelenekti zaten hükümet ajanlığı. Dementia ile Anthony’nin yüzünü gören cennetlikti, birlikte gitmedikleri ülke yoktu bu uğurda. Kendi eşi, sevgili aşığı Kennedy’nin ise eli kolu tamamıyla Jac’e bağlanmıştı ve her akşam evine geri dönmeye mecburdu. İki yaşında bir kızları vardı; birinin ona babalık yapması gerekiyordu, değil mi? Aklına kızı gelince gülümsemesini zorla bastırdı. Küçük Zooey kadının tüm hayatını ele geçirmiş gibiydi. Bugün mahkemede çantasından belge ararken oyuncak çıkması, tam bir fiyaskoydu. Yaramaz kızı onu oraya ne ara koymuştu bilmiyordu, kendisinin koymadığından oldukça emindi çünkü. O partilerin kadınıydı bir zamanlar, çantasından oyuncak değil küçük vodka şişeleri dökülürdü. Sabaha kadar içer, gerisini hatırlamazdı. Kennedy de ortamın çapkınıydı. Bu hallerini yıllar önce birisi söyleseydi, kahkahalarla gülerdi Jacqueliyne. Anne olmak onun hayatını tamamen değiştirse de, asla o sıkıcı çiftlere dönmemişlerdi neyse ki. Tutunacak bir bu vardı genç kadın için. Aksi takdirde kendi ruhunun bir bebekle emilmesi onu delirtir, bir yerden sonra sıkılmaya iterdi. Ancak hayatından memnundu kadın olabildiğince ve ailesini her şeyden çok seviyordu. Tabii bu mükemmel sıkıcı davalar hariç.

    Zihni Kennedy'nin ismini duyduğunda bile bunca yıldan sonra tepki veriyordu. Adeta bir ölü gibi üzerine doğru gelen duvarlara baktıkça daralırken, kocasının yanında olmak, küçük kızları ağlamazken sabaha kadar sevişmek istiyordu. Merlin biliyordu ya, Zoeey'in yanlarında yatma alışkanlığı kadının en sevdiği bölümü sabote etmek üzere kuruluydu. Ah, buna bir çare bulacaktı kadın. Başının ağrımaya başladığını hissetti. İşten erken çıkmış olmak gibisi yoktu, evet ama Kennedy hava kararmadan önce dönmezdi, Zooey ise Krystelle tarafından esir alınmıştı. Krys’in kızına iyi baktığından hiç şüphesi yoktu, eğlencelerini bozmak istemiyordu ama sıkıcı bir cumartesi günü, tek başına olmak istemiyordu. Gerçi, bir kenara çekilip sessizce kitap okumayalı çok zaman olmuştu. Kırmızı şarabını eline alır ve kendisini başka dünyalara atardı. Derin bir nefes aldı bir adım daha atmadan önce. Bu fikri sevmişti kesinlikle. Asansöre tam binecekti ki, bir el koluna yapıştı. Hızla başını çeviren sarışın kadın, kendisine bakan bir çift gözü gördüğünde gülümsedi. Yıllar önce birlikte yapmadıkları kalmamıştı Amelia ile. Onlar Hogwarts’ın iki çılgın Slytherin kızıydı. Uslu durmalarını kimse bekleyemezdi. Onu özlemişti Jac; ancak ona vakit ayıramıyordu. Jacqueliyne ne kadar ağır başlı oluyorsa, Amelia o kadar deliriyor gibiydi. Hala gençliklerindeki enerjiyle yanıp tutuşuyor, ortalığı birbirine katmaya bayılıyordu. Ne zaman bir şey yapacak olsalar, Zooey’le ilgilenmesi gerekiyor, planları iptal etmek zorunda kalıyordu Jacqueliyne. Kadına gülümseyerek asansöre bindi, Amelia da onu takip etti. Asansörde onlardan başka bir iki adını bile bilmediği insan vardı. Aldırış etmedi onlara Jacqueliyne ve sırıtarak sırtını asansörün duvarına yasladı. “Buradan kurtulmak için saniye sayıyorum adeta. Eskiden bu kadar sıkıcı değildi buralar. Değil mi Lia?” Kadının gözleri öyle bir parladı ki konuşmasa bile anladı onun içinden geçenleri. Muhtemelen küfürler sayıyordu içten içe ancak bunu dile getirmiyordu. Yıllar Jac'i öylesine değiştirmişken, Amelia nasıl oluyordu da aynı kalabiliyordu merak etti. Sonra, henüz yirmilerinde olduğunu hatırladı. Bu kendisine sıklıkla hatırlattığı bir gerçekti. Kız arkadaşlarıyla bir delilik yapmayalı çok olmuş gibiydi ve bunu istiyordu. Yine de, delilik için fazla olgundu artık. Böyle bir şeyi dile getirmeyecek, doğruca eve gidecekti. Kendi kendini onayladı içten içe. Asansör durduğunda, Amelia'nın elinin hala kolunda olduğunu fark etti oysa. İstemsizce tek kaşını kaldırıp kadına baktı. Amelia'nın gözlerinde gördüğü parıltı, kadının aklındaki şeytanların kanıtıydı. Bu bakışı nerede görse tanırdı Jacqueliyne. Hele söz konusu kişi Amelia ise.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Like the old days.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra-
Buraya geçin: