Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 I don't wanna be without you

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ocean D. Stidolph

avatar

Lakap : Di, Dia
Rp Sevgilisi : Jacques is mine bitches!
Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 20/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: I don't wanna be without you   Cuma Mayıs 31, 2013 1:43 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ocean D. Stidolph

avatar

Lakap : Di, Dia
Rp Sevgilisi : Jacques is mine bitches!
Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 20/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Cuma Mayıs 31, 2013 1:46 am


    O günün ardından tam 36 saat geçmişti ve her saniyesi hâlâ aklında capcanlıydı kızın. Yatağına uzanmış yastığıyla yüzünü kapatmış hüngür hüngür ağlıyordu Ocean. Bir daha hayatı boyunca bu odadan çıkmayı düşünmüyordu, içeri kimseyi de almayacaktı. Büyükannesi dahi içeri giremiyordu kapıyı büyüyle kilitlemişti. Ayaklarını yatağa vuruyor, bağırıyor, sürekli bir şeyler kırıyordu ancak yine de rahatlayamıyordu Ocean. Yaptığı aptallığı unutmak istiyordu, Jacques’in de unutmasını istiyordu ama bu mümkün değildi elbet. Nasıl böyle bir şey yapabilmiş hâlâ anlayamıyordu, yıllarca Stephan’ın sevgisinden yanıp tutuşmuştu ancak bunu belli edecek bir davranışta dahi bulunmamıştı. Henüz birkaç aydır yakın olduğu adama onu sevdiğini söylemişti. Şüphesiz ki hayatı boyunca yaptığı ve yapacağı hataların en büyüğüydü. Aptal gibi genç adamın hislerine karşılık vereceğini düşünmüştü, aslında bunu ona Jacques düşündürtmüştü. Göl kenarında olanlar, basit bir öpücük değildi o. Buna emindi Ocean en azından öyleydi. O günden sonra Jacques’in davranışları da değişmişti daha yakın, daha içtendi sanki. Ya da sadece kıza öyle gelmişti. Tam on bir sene olmuştu ağlamayalı, annesinin onları terk edip gittiği gün böyle ağlamıştı genç kız. O günden sonra kendine söz vermişti hiçbir şey ve hiç kimse için kendisini üzmeyecek, ağlamayacaktı. Ancak bunu başaramamıştı, tıpkı o gün ki gibi yanıyordu canı. O zamanda sevdiği insan sevgisine karşılık vermemiş ve onu terk edip gitmişti, bir daha hiç aramamıştı. Şimdi de hemen hemen aynı şeyleri yaşadığını hissediyordu Ocean. Belki de kız okulunu değiştirmeliydi Beauxbatons güzel bir okuldu ve mavi Ocean’a da çok yakışırdı büyük ihtimalle. Jacques’den uzak olduğu sürece her yere gidebilirdi bir daha asla onun yüzünü görmek istemiyordu çünkü bu kıza inanılmaz derecede acı verirdi. Onu tekrar görmek daha kötüsü birisiyle görmek Ocean’ı mahvederdi.

    Birkaç saate içerisinde evde yalnız kalacaktı büyük annesi ve büyük babası tekrar Avrupa turuna çıkmaya karar vermişti. Onlar gittiklerinde belki odadan çıkar ve bir şeyler yerdi. Ama öncesinde banyoya girmesi gerektiğine karar verdi ve odasında kendisine ait banyosu olduğu için şükretti çünkü odadan dışarıya adımını attığı anca büyük annesi başına üşüşecekti ve Ocean bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemiyordu ama önünde sonunda bir açıklama yapması gerekecekti ailesine değil sadece arkadaşlarına da. Ne söyleyecekti? Ne söyleyebilirdi ki? ‘Jacques beni sevmiyor bende okulumu değiştiriyorum’ diyemezdi elbette. Yatağından güçte olsa kalktı ve banyoya girdi, küvetin ılık suyla dolmasını beklerken ayadan kendisine baktı. Göz altları şişmişti, gözleri ise kıpkırmızıydı. Kelimenin tam anlamıyla berbat görünüyordu. Küvet dolduğunda içine girdi, gözlerini kapatıp birkaç dakika dahi olsa düşünmemeye çalıştı. Ancak başarılı olamadı genç kız. Düşünmeden duramıyordu, olanlar bir an bile gözünün önünden gitmiyordu ki zaten. Suyun içine tamamen girip nefesini tuttu Ocean. Ne kadar süre orada öyle kaldı hiçbir fikri yoktu. Sürekli kendisine aptalca bir şey yapmamasını gerektiğini hatırlattı ve suyun içinden çıktı. Çıplak vücuduna ve saçına bir havlu sardıktan sonra banyodan çıktı. Kendisini yatağına attı, elini boynuna götürdüğü sırada kolyeyi fark etti. Jacques’in aldığı kolye, bir an olsun boynundan çıkarmamıştı bunu. Kolyenin ucundaki melek şeklini avucunun içine aldı. Artık kolyeyi takmasını bir anlamı yoktu, bu kolyeyi her gördüğünde canı daha çok acıyacaktı tabii daha fazla canının yanması mümkünse. Kolyeyi boynundan hızla çekti ve yere fırlattı. Ayağa kalktı ve havluyu üzerinden atıp iç çamaşırını giydi önce ardından çekmeceden çıkardığı siyah kalçasının hemen altında biten bir şort ve siyah askılı bir bluz giydi üzerine. Aynanın karşısına saçını toplamak için geçtiğinde boynundaki kızarıklar gözüne çarptı kolyeyi çekerken yapmış olmalıydı. Saçını at kuyruğu yapıp tekrar yatağına uzandı ve tekrar ağlamaya başladı. Gözlerinden akan yaşları durduramıyordu, elinde olan bir şey değildi. Gözünde akacak yaş kalmayana kadar bu böyle gidecekti büyük ihtimalle. Canı o kadar çok yanıyordu ki ağlamaması imkansızdı zaten. Kalbine yüzlerce bıçak batıyordu sanki. Nefes almakta zorlandığını hissettiğinde balkonun kapısını açmak için ayağa kalktı ancak ayakları vücudunu taşıyamıyordu. Zar zor birkaç adım attıktan sonra kendisini yere bıraktı. Başını ellerinin arasına aldı. Nasıl Jacques gibi bir erkeğin hislerine karşılık vereceğini düşünmüştü. Genç adama deliler gibi aşık olan bir sürü kız vardı, güzel ve seksi kızlar onlara karşılık vermemişken Ocean’a mı karşılık verecekti? Elbette bu imkansızdı. Ama genç kız bir an için bunun gerçek olabileceğini düşünmüştü ve çok büyük bir hata yapmıştı ardından. Hogwarts’tan ayrılmadan hemen önce söylemişti.

    Hogwarts neredeyse tamamen boşalmış herkes gitmişti, bahar tatili Ocean’ın en sevdiği zamanlardan biriydi evine gider büyük annesi ve büyük babasıyla inanılmaz harika zaman geçirirdi bazen onlara babası da katılırdı, o zamanlar Ocean için paha biçilmez olurdu. Normalde şimdiye çoktan yola çıkmış olması gerekiyordu ama O Jacques ile birlikte bomboş olan Hogwarts koridorlarında koşuşturuyordu, etraftaki tablolar sürekli onlar hakkında konuşuyordu. “Sana söylüyorum Bratčikovaite beni yakalayamazsın boşuna uğraşıyorsun!” diye bağırdı kız, aynı zamanda gülüyordu. Küçük çocuklar gibiydiler tıpkı. Aralarında çok fazla mesafe olmadığının farkındaydı ve koşmaktan iyice yorulmuştu artık. Okul bahçesinde koşmaya başlamışlardı ve şuanda üçüncü kattalardı. Nasıl koşmaya başlamışlardı cidden? He şey bahçede oturdukları sırada olmuştu. Ocean Jacques’in onu yakalayamayacağını iddia etmişti genç adam ise tam tersini söylemişti ve şuanda buradalardı işte Yasak koridora doğru ilerliyorlardı. Bunu fark ettiğinde Ocean durdu, durmasıyla Jacques’in onu yakalaması bir olmuştu zaten. Genç adam onu yavaşça duvara doğru itmişti ve ellerini ocean’ın iki yanına koymuştu. Ocean bir an için duvar olduğunu düşünmüştü ama bir kapıydı eliyle kapı kolunu ararken Jacques ile yüzleri arasında çok az bir mesafe vardı. Kapı kolunu bulduğunda onu çevirdi ve içeri girip genç adam daha ne olduğunu anlamadan kapıyı kapadı. “Söylemiştim beni yakalayamazsın!” Bu yaptığı hile sayılırdı belki ama umurunda değildi oldukça eğleniyordu çünkü. Hiçbir ses gelmediğinde genç adamın gittiğini düşünüp kapıyı açtı Ocean ama yanılmıştı şaşkınlıkla ufak bir çığlık attı. Genç adam bu sefer her ihtimale karşı hazırlıklıydı Ocean’ı bileklerinden tutup kendisine doğru çekmişti. Kızın kaçması imkânsızdı. Zaten Ocean’ın öyle de bir niyeti yoktu. Bütün bir hayatını bu şekilde geçirebilirdi. Yanında Jacques olduğu sürece hiçbir şeyin önemi yoktu genç kız için. Onu o kadar çok seviyordu ki geriye kalan her şey teferruattı. Ayrıca genç adamında bir takım hisleri olduğunu düşünüyordu. Bundan emin olmanın ise tek bir yolu vardı. “Seni seviyorum,”

    Her şey çok güzel giderken Ocean bunu mahvetmişti işte. Asla Jacques’e onu sevdiğini söylememeliydi. En azından o zaman genç adamın yanında olabilirdi. Ama artık yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı. Başka bir büyücülük okuluna devam edip her şeye baştan başlayabilirdi en azından bunu deneyebilirdi. Ama Jacques’i asla unutamazdı bu mümkün değildi. O her zaman aklında ve kalbinde olacaktı. Yaptığı her şey ona Jacques’i hatırlatacaktı. Onunla aynı yerdeyken mi daha çok acı çekerdi yoksa onsuzken mi? Her iki türlü de acı çekecekti, orası kesindi. Ufacık bile umut yoktu içinde artık. Her şey bomboş geliyordu Ocean’a, her şey gereksizdi. O’ndan geriye sadece kolyesi kalmıştı, anıları dışında. Anıları belki yavaş yavaş silinip yok olacak, toz bulutuna dönüşecekti ama kolyesi hep onunla kalacaktı. Elini boynuna götürdüğünde kolyeyi fırlatıp attığını hatırladı ve hızla yerden kalkıp etrafa bakındı kolyeyi bulma umuduyla. Kendisine çok kızmıştı nasıl kolyeyi fırlatabilirdi. Çok sinirli hissediyordu kendisini elleri titremeye başlamıştı. Biran önce kolyesini bulmak ve boynuna takmak istiyordu ama bir türlü bulamıyordu. Sinirden bağırıp, çığlık atıyordu. İyice akli dengesinin bozulmak üzere olduğunu düşünmeye başlamıştı. Masasının üzerindeki her şeyi yere atmıştı, odası adeta savaş alanını andırıyordu her yer her yerdeydi. Kapısının orada parlayan bir şey fark ettiğinde hemen gidip ne olduğuna baktığında kolyesinin olduğunu fark etti. İnce parmaklarını kapının altına sokup kolyesini çekip aldığında fazlasıyla rahatlamıştı bir süreliğine. Hemen boynuna taktı, Jacques’in kolyeyi boynuna takarken söylediği her şey aklındaydı. "Kardeşlerime hediye alıyordum ve bu kolyenin senin boynunda olması gerektiğini düşündüm." Bu yüzden bir daha asla boynundan çıkarmayacaktı bunu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacques Bratčikovaite

avatar

Lakap : Jac for everyone.
Rp Sevgilisi : Çok eşlilikten yanayım ama.. Acting like a couple with Ocean. But she will be mine. Forever.
Mesaj Sayısı : 95
Kayıt tarihi : 29/04/12

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Paz Haz. 02, 2013 1:54 am

    Yalpalayarak yürüyordu genç adam sokağın ortasında. Genelde çatık olan kaşları yine öyleydi ancak her zamankinin aksine saçları darmadağındı. Üzerindeki takım elbisenin ceketini nerede bıraktığını hatırlamıyordu, kravatını çıkartmaya uğraşırken. Yerinde durdu bir süre ve bunun için bir hayli uğraştı. En sonunda çıkarıp atmayı başardığında kafasını kaldırarak önünde durduğu malikaneye baktı. Karanlık bulutlar gölgeliyordu eşsiz malikaneyi, güneşi arkalarına saklayarak. Yükseliyordu matemin rengi her bir köşeden. Tam bir sessizlik vardı malikanede. Ve Jacques Bratčikovaite sessizlikten nefret ederdi. Elini yumruk yaparak ilerledi kapıya doğru. Kapıya öyle sert vurdu ki, parmakları kasıldı. Umursamadan bir kez daha vurdu kapıya sertçe. "Ocean!" Kapıyı açması lazımdı kızın, açıp Jacques'e bakması, onunla konuşması lazımdı... Jacques onu görmeliydi, hemen şimdi. İçeride olduğunu biliyordu kızın, bundan emindi. Gianna onu yanlış yönlendirmiş olamazdı. Gözlerini yumdu genç adam. Kızın bilmiş suratının kendisine küstahça bakışını hatırlıyordu. Aslında bir şey söylemesine gerek kalmamıştı bile Jacques'in, kız bir kağıt uzatmış ve iğneleyici ses tonuyla konuşmuştu. Git ve yaptığını düzelt. Teşekkür bile etmeden ayrılmıştı oradan genç adam ve işte şimdi burada duruyor, kapının açılmasını umuyordu tüm umutlarını kaybettiğini hissederken. "Ocean, aç kapıyı! Orada olduğunu biliyorum!" Sinirle kapıyı tekmelemeye başladı. İçeride kimleri rahatsız ettiği zerre kadar umru değildi. O kapı açılacaktı ve kıza onu sevdiğini, çok sevdiğini söyleyecekti. Bu sefer bunu yapacaktı.

önceki günün gecesi:
 
    Kapıyı sertçe tekmeledi kim bilir kaçıncı kez. İçeri cisimlenmeyi denedi ancak korunuyordu malikane. Geri geri giderek yeniden bahçeye döndü. Tüm pencerelere tek tek bakmaya başladı. Onu görebilmek umuduyla yavaş yavaş çevirdi bakışlarını. Belki de De Laurentis kızı yalnızca intikam istemişti? Belki de terk edilmiş bir yerde, kendisini kandırıyordu. Çevresine göz gezdirdi. Kızın söylediği her kelime bir bir aklındaydı. Burayı öylesine saf duygularla betimlemişti ki, her şey tanıdık gözüküyordu gözünde. Burası Ocean'ın hayallerini süsleyen, güvendiği limanıydı. Ocean buradaydı. Onun kokusunu burnunda hala hissedebiliyordu. "Seninle konuşmalıyım. Beni dinlemek zorundasın! Lütfen..." Kendi etrafında üç yüz altmış derece döndü. Ayakta bile duramıyordu adam. Dünden beri içtiği içkilerin haddi hesabı yoktu. İşin aslı, bahar tatiline girdiklerinden beri içtiği içkinin haddi hesabı yoktu. Artık damarlarında vodkayla karışık ateş viskisi dolanıyordu. Biraz cin, biraz şarap. Hatta adını bile hatırlamadığı diğer onlarca tür. Midesini yerinde tutmak için harcadığı çaba onu içten yaralıyordu. Olduğu yere çöktü. Bahçenin ortasında öylece oturdu. Gözleri hala onu görebilmek adına etrafı tarıyordu ki, gördü. Bir perdenin arkasında kendisine ürkekçe bakan bakışları gördü ve doğru olduğunu anlamak için ayağa kalktı. Perde kapandı. Ve Jacques gülümsedi. Çünkü onun Ocean olduğunu biliyordu.

önceki günün gecesi:
 
    Gök gürültüsü duyuldu bulutların arasından. Yağmur yağacak gibi durmuyordu ama bulutların buna isyanı var gibiydi. Yağmasını umursamazdı Jac. Yavaş yavaş ayılırken, birkaç damla aptal sudan korkacak değildi. İstemsizce Ocean ile su savaşı yaptıkları gün geldi aklına. Her şeyin başladığı o gün. Delikanlı yalnızca bir parti vermeyi planlıyordu ve aynı gece Hogwarts'ta yasak koridoru paylaşacağı bir kız. Nasıl olmuştu da, kendisini bu hale getirmişti? Ocean'ın belirdiği pencereye baktı. Perde kapalı olabilirdi ama içinden bir ses onu izlediğini, onu duyduğunu söylüyordu. "Sen çıkana kadar gitmeyeceğim. Beni dinleyene kadar asla!" Sesini yükseltti. "Gitmeyeceğim Ocean, hiçbir yere." Derin bir nefes aldı ve yerdeki çimlerle oynamaya başladı. Birkaç tanesini yoldu ve bunu yapmanın ne kadar manasız olduğunu kavrayınca vazgeçti. İnsan, yapacak hiçbir şeyi olmadığında düşünmeye başlıyordu. Bu yüzdendir ki düşünceler beyninden deli gibi bir hızla akıp gidiyordu. Hiçbir şeyi değiştirmemelerine rağmen. O kadar düşüncenin, fikrin, planın bir amacı yoktu. İstediğini almak için planlar yapmazdı Jacques! Gülümser ve istediğini alırdı. Şimdi ise o kadar kolay değildi. Gülümsemek için ne yaparsa yapsın gülemiyordu. Kızın gözlerine bakıp kendisini açıklamadan önce bunu yapamazdı. Nereden başlaması gerektiğini bile bilmiyordu kızı görünce. Kızın kalbini gerçekten kırmıştı. Bu işin en zor kısmıydı. Affedilmenin zor olduğunu biliyordu Jacques; çünkü affetmek zordu. Birisi sizi yaraladığında, geri dönüşü olmayan yola giriyordunuz ve affetmek herkesin yapabileceği bir şey değildi. Ama bu Ocean'dı. Okyanuslar kadar berrak ve saftı. Nazik bir kalbi vardı... Affedebilirdi. Tüm suçları için Jacques'i affedebilir ve adamın onun yaralarını sarmasına izin verebilirdi. O da Jacques'in içindeki eşsiz boşluğu sarabilirdi. Tıpkı kız kardeşi Vera'nın Krystof'a yaptığı gibi, Ocean da bu çapkın delikanlıya aşkın büyüsünü sunabilirdi. Kalbi bunu söylüyordu genç adama yana yakıla. Jacques ise hayatında ilk defa kalbinin sesini dinliyordu, bu konuda.

bahar tatiline girilen gün:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ocean D. Stidolph

avatar

Lakap : Di, Dia
Rp Sevgilisi : Jacques is mine bitches!
Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 20/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Paz Haz. 02, 2013 4:11 am

    Gözlerini açtığında güneşin batmak üzere olduğunu gördü Ocean. Eve geldiğinden beri gözüne bir gram uyku girmemişti, o yüzden başını yastığa koyduğu anda göz kapakları ağırlaşmış ve derin bir uykuya dalmıştı. Ancak birkaç saat uyuyabilmişti sadece. Büyük annesi ve büyük babası gitmiş olmalıydı. Yattığı yerden doğrulup kapıya doğru yürüdü ve kolu çevirip kapıyı açtığında yerde ki notu gördü. Eğilip notu aldığında daha okumadan büyük annesinin yazdığını anladı çünkü büyükbabasının yazısını oldukça çirkindi. ‘Kendine dikkat et, aç kalma. Eğer fikrini değiştirip bizimle gelmek istersen iki gece Fransa’da olacağız ardından İtalya’ya gidiyoruz, seni seviyorum hayatım.’ Notu okuduktan sonra buruşturup tekrar yere attı Ocean. Genç kızın evden dışarı dahi adım atma düşüncesi yoktu. Tam odadan dışarı adımını atmak üzereydi ki fazlasıyla tanıdık bir ses duydu genç kız. "Ocean!"Ama bu imkansızdı, O olamazdı. Aklı genç kıza oyun oynuyor olmalıydı. Evinin nerede dahi olduğunu bilmezken aşağıda olması mümkün değildi. Hoş evinin yerini bilse de gelmezdi Jacques, böyle bir şey yapması için hiçbir neden yoktu. "Ocean, aç kapıyı! Orada olduğunu biliyorum!" Aklını tamamen yitirdiğini düşündü Ocean. Gaipten sesler duymaya başlamıştı artık. Eliyle kapı kolunu sımsıkı kavradı geri adım atıp pencereden dışarı bakmamak için kendisini zor tutuyordu. Eğer böyle bir şey yaparsa tekrardan büyük bir hayal kırıklılığı yaşayacaktı. Ama içinde ufacık bir parça, sadece ufacık bir parça genç adamın aşağıda olduğunu haykırıyordu. "Seninle konuşmalıyım. Beni dinlemek zorundasın! Lütfen..." Tekrardan adamın sesini duyduğunda içindeki ufacık parça kat be kat artmış ve kızın hızlı adımlarla tavandan yere kadar uzanan camın önüne gitmesine neden olmuştu. Büyük annesinin özel olarak diktirdiği Fransız tülü perdeyi aralayıp aşağıya baktığında kalbinin bir an için fırlayacağını düşündü. Gerçektende oradaydı işte, evinin bahçesinin ortasına oturmuştu. Genç adamın cama doğru baktığını görünce hızla perdeyi kapadı Ocean ama geri adım atmadı. Tülün ardından Jacques’e bakmaya devam etti. Hâlâ inanamıyordu genç adamın burada olduğuna. Nasıl öğrenmişti acaba evinin adresini. Arkadaş grubu dışında hiç kimse genç kızın evinin nerede olduğunu bilmiyordu. Bu demek oluyordu ki onlardan biri söylemişti. Ama hangisiydi bilemiyordu.

    "Sen çıkana kadar gitmeyeceğim. Beni dinleyene kadar asla!" Dinleyecek ne vardı ki? Söyleyecek ne sözü kalmıştı adamın genç kızın aklı almıyordu. Kendisi değil miydi kaçıp giden? Şimdi neden buradaydı. İçten içe bu kızı mutlu etmişti, evet. Ama burada olmasını istemiyordu. Daha fazla onu dinlemek istemiyordu. Bu yüzden çıkmayacaktı dışarı, zaten bir süre sonrada giderdi. Havada bozacak gibiydi eğer yağmur yağmaya başlarsa kesinlikle burada beklemezdi. O yüzden genç kız içinden dua etti Tanrı’ya yağmurun yağması ve genç adamın gitmesi için. Şayet öyle olmaz ise daha ne kadar tutabilirdi kendisini, bilmiyordu. Zar zor zapt ediyordu kendisin aşağıya inip adamın boynuna sarılıp gitmemesi adına yalvarmamak için. "Gitmeyeceğim Ocean, hiçbir yere." Sanki kızın düşüncelerini duymuş gibi cevap vermişti genç adam. Bu kızın gülümsemesine neden oldu. Sesi çok kararlı geliyordu Jacques’in. Büyük bir ikilemde kalmıştı şimdi genç kız. Ama hayır yenilmeyecekti duygularına. Çoktan şansını kaybetmişti Jacques. Şimdi genç kızın kapısına dayanmasının bir manası yoktu. İş işten geçmişti bile, Ocean çok acı çekmişti ve çekmeye de devam edecekti ama yine de inmeyecekti işte yanında adamın. Ama bir şeyler yemek için mutfağa gidebilirdi. Odasından çıkıp merdivenlerden inmek için uzun koridorda korkulukları tutarak yürüdü. Koridorun duvarları baştan sona kitaplarla doluydu. Çoğu okunmak için buradaydı geriye kalanları ise gizli geçitlere ve odalara açılıyordu. Ev dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Onlarca belki de yüzlerce gizli odalar ve geçitler vardı. İlk bunlardan birini keşfettiğinde dokuz yaşındaydı ve çıkış yolunu bulması tam beş saatini almıştı. Büyük babasının söylediğine göre o da tam olarak hepsini bulamamıştı. Evin mimarı ve aynı zamanda büyük büyük dedesi olan Archibald Stidolph’un bu tarz şeylere inanılmaz bir ilgisi varmış. Kendi kendisine mutfağa gittiğini söylüyordu ama aslında ayakları onu başka bir yere götürüyordu. Genç kız durdu ve elini bir kitabın üzerinde koydu hemen buradan ayrılabilirdi, en kötü ihtimalle yolunu kaybederdi ve çıkması saatleri bulurdu. O zaman kadarda Jacques ümidini yitirip gidebilirdi. Tam kitabı tutup çekmek üzereydi ki bıraktı ve koşarak merdivenlerden inmeye başladı.

    Sokak kapısının önüne geldiğinde durdu ve hemen kapının sağ tarafındaki pencereden O’na baktı kapıyı açmadan önce. Söylediği gibi gitmemişti hâlâ oradaydı ve yağmurun çiselemeye başladığını gördü. Sadece söyleyeceklerini dinleyecekti ve ardından bir daha onu görmek istemediğini ve gitmesini söyleyecekti. Derin bir nefes aldı kapıyı açmadan önce ve kapıyı hafifçe araladı önce ve ardından tamamen açtı. Arkası dönük duruyordu. “Eğer büyük annemin çiçeklerini ezdiysen seni öldürür.” Bahçenin her yeri rengârenk çiçeklerle kaplıydı burada yürürken bir tane bile ezmemek imkânsızdı. Genç adam kendisine doğru döndüğünde gülümsediğini gördü, tıpkı bir zafer kazanmış gibi. Ama böyle düşünmesine izin vermeyecekti asla. “Git buradan, her an babam gelebilir ve seni burada görürse hiçte iyi olmaz.” Bu düpedüz yalandı! Ocean’ın babası falan gelmeyecekti aslında babasından mektubu aldığında Jacques’de yanındaydı yani o da gelmeyeceğini biliyordu ama hatırlamaz diye umuyordu. Ayrıca söyleyecek başka bir yalanda bulamamıştı. Ancak adamın bakışlarından bile anlaşılıyordu söylediklerine inanmadığı. Dışarı birkaç adım attı genç kız ve eliyle bahçe kapısını gösterip “Bahçemi terk et hemen.” Dedi. Dudaklarından çıkan sözler bunlardı ama gitmesini istemiyordu en azından söyleyeceklerini duyana kadar. Hem Jacques’in inadını da biliyordu. Ocean ne söylerse söylesin gitmezdi. Kızda bunu bildiği için böyle konuşuyordu zaten. Jacques’i daha önce hiç dışarıda görmemişti ve nasıl giyindiğini hep merak etmişti. O’nu hep pahalı bir takım elbise içerisinde düşünmüştü ve tıpkı düşündüğü gibi karşısındaydı genç adam. Evet, biraz üzeri başı dağılmıştı ama çekiciliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Hatta belki daha bile çekici ve yakışıklı görünüyordu. Genç kız kendisine kızmıştı düşündüğü şeyler yüzünden. Ama kendisini tutamıyordu işte. Tam karşısında dururken, onun için yanıp tutuşurken başka ne düşünebilirdi? Genç adamın ağzından çıkacak tek bir kelime bile Ocean’ın yelkenleri suya indirmesine neden olabilirdi, O’na çok hem de çok kızgındı ama ufacık bir şey bu kızgınlığı yok edebilirdi. Ocean kimseye küs ya da sinirli kalamazdı. Sadece sevdiği insanlara kızabilirdi ya da küsebilirdi, çünkü diğerlerinin ne dediği ya da ne yaptığı umurunda değildi. Arkadaşlarıyla bile tartıştığında haklı ya da haksızda olsa hemen yumuşuyordu Ocean. Hele ki söz konusu insan Jacques’ken onu affetmemesi gibi bir ihtimal bile yoktu. Yağmur hızlanmaya başlamıştı ve Jacques’inde gitmeye hiç niyeti yoktu. “Madem gitmeye niyetin yok konuş o zaman ama bu yağmurda daha fazla ıslanmak istemiyorum.” Dedi ve içeri girdi Ocean ardından kapıyı sonuna kadar açtı, aslında ıslanıp ıslanmamak Ocean için önemli değildi ama Jacques’in ıslanmasını istemiyordu, hastalanabilirdi ve Ocean bunu asla istemezdi. “İçeri gir.”

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacques Bratčikovaite

avatar

Lakap : Jac for everyone.
Rp Sevgilisi : Çok eşlilikten yanayım ama.. Acting like a couple with Ocean. But she will be mine. Forever.
Mesaj Sayısı : 95
Kayıt tarihi : 29/04/12

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Ptsi Haz. 03, 2013 5:01 am

önceki günün gecesi:
 
    Kapıdan bir tıkırtı geldiğinde ne olduğunu anlayabilmek için bakışlarını o tarafa çevirdi Jacques. Emin değildi, belki bir ev cini haline acıyarak kapıyı açmaya karar vermiş olabilirdi. Merlin'in sarkık donu adına, o kadar düşmüş müydü genç adam? Kaşlarını çatarak baktı. Görüşü bulanıktı. En sonunda bulutlar dayanamamış ve yağmur başlamıştı; sanki bir o eksikmiş gibi. Şimdi tamamız diye düşündü genç adam ve o an, o insanın içine işleyen sesi duydu. "Eğer büyük annemin çiçeklerini ezdiysen seni öldürür." Gülümsedi tam da onu gördüğü sırada. Etrafına bakındı istemsizce, pekala ezmişti çiçekleri. Onları telafi ederdi, gerekirse kendi dikerdi Ocean için. Tek koşulu ise kızın onu görebileceği bir yerde durmasıydı. Kendi başına bu işi yapmak onun için fazla sıkıcı olurdu! "Git buradan. Her an babam gelebilir ve seni burada görürse hiç iyi olmaz." Kızın kendisine öfkeyle bakmasını izlerken omuz silkti. Babasının gelmeyeceğini biliyordu ki Jacques insanların ebeveynlerini umursamayı, üçüncü sınıfa geçtiğinde bırakmıştı. Saygılı bir evlattı; çoğu tanıdık aileler Jacques'ten övgüyle bahsederdi... Zira genç adam onları çok güzel etkilerdi. Sürekli şık giyinimli, oturup kalkmasını iyi bilen ve konuşmada bir numara olan yakışıklı bir adamı kim sevmezdi? Yine de, kendi işi söz konusu olduğunda insanların yaşı onun umursadığı şey değildi. Ocean'ın babasıyla Ocean için kavga ederdi. Ocean bunun için onu asla affetmezdi ya, orası ayrıydı tabii.

    "Bahçemi terk et hemen." Kızların sinirli olunca seksi olduğu gerçeğini biliyordu; bundan istifade etmeyi de. Oysa Ocean şu an ciddi anlamda o kadar ateşli gözüküyordu ki yutkunmak zorunda kaldı genç adam. Jack olsa ne diyeceğini aklından geçirdi: Cidden mi Jacques, bu durumda bile mi? Neyse ki o Jack değildi ve dürtülerine sahip çıkmayı da biliyordu. Kıza baktı. Aklından ne geçiyordu da onun öylece gidişine izin vermişti? Hayır... Jacques o kadar salaktı ki, giden kendisi olmuştu kızı arkada bırakarak. Bunun için kendisine nasıl işkence edeceğini henüz düşünmemişti. O daha çok içerek ve olanları unutmaya çalışarak değerlendiriyordu vaktini. Hatta daha çok içerek... "Madem gitmeye niyetin yok, konuş o zaman ama bu yağmurda daha fazla ıslanmak istemiyorum," derken ilerledi Ocean eve doğru. Hayal kurmaya mı başlamıştı acaba? Yoksa olanlar gerçekten oluyor muydu? "İçeri gir." Gülümseyerek yerden kalkmaya çalıştı ama ayakları dolandı ve yere kapaklandı. Ocean'ın arkası dönüktü ve bunu görmedi. Küfretti Jacques kendisine ve paçalarını temizledi. Jacqueliyne onu bu halde görseydi kalp krizi geçirirdi, zira en sevdiği kuzeninin pasaklı bir biçimde bir kıza ilani aşk edecek olmasını kaldıramazdı. Neden herkes düzen meraklısıydı ki? O değildi. Onun meraklısı olduğu tek şey Ocean'dı. Adımlarını hızlandırdı ve en sonunda kapıya ulaştı. İçeri adımını attığında, Ocean'ın sırtını duvara yaslamış doğrudan kendisine bakıyor olduğunu gördü.
önceki günün gecesi:
 
    Kapıyı kapattı yavaş bir hareketle ve kızı incelemeye başladı. Kolye hala boynundaydı ancak... Boynu kızarıktı kızın. Endişeli bir şekilde elini oraya uzatmak istediğinde Ocean kaçarak kendi boğazını tuttu. Bir açıklama bekledi Jacques. Bunu eğer ona biri yaptıysa, eğer buna cüret ettiyse onu öldürürdü. En amansız lanetlerle onu öldürürdü hem de. Karşısındaki kız ise bunu umursamıyormuş gibiydi. Bakışlarından ne düşündüğü anlaşılmıyordu bu defa, normalde kitap gibi okunan Ocean'ın. Sadece bekliyordu. Açıklama yapmasını. Artık bir şeyler söylemesini adamın. "Seni seviyorum." Birden dökülmüştü dudaklarından. Planlama yapmamıştı. Bunu söylemeyi düşünmemişti. Aklında binlerce kelime, binlerce düşünce vardı ama dudaklarından dökülen hiçbiri değildi. Kıza doğru yaklaştı ve dizlerinin üzerine çöktü, ellerini kavrayarak. Suratında o kadar acınası bir ifade vardı ki Jacques hayatında ne hiç bu kadar çaresiz görünmüştü ne de hiç bu kadar çaresiz olmuştu. "Seni seviyorum. Beni ben yapan her şeye aykırı olsa da, bundan deli gibi korksam da... Seni seviyorum." Kızın sıkıca sıktığı elini dudaklarına götürdü ve bir öpücük kondurdu. Sıkıca kavradı onun ellerini, bırakıp gitmesini engellemek için. "Sen ve ben, uçlarda yaşayan iki kişiyiz belki ama bunu umursamıyorum. Seninleyken iyi olacağım, seni mutlu edeceğim. Söz veriyorum Ocean, üzülmene asla izin vermeyeceğim." Yavaşça doğruldu ve kızın kendisine bakan sulu gözlerini elinin tersiyle silip, yanaklarını kavradı. "Farkına varamamıştım. Ben aptalın tekiyim. Sensiz yaşayamayacak bir aptal. Affet beni, sevgilim."
önceki günün gecesi:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ocean D. Stidolph

avatar

Lakap : Di, Dia
Rp Sevgilisi : Jacques is mine bitches!
Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 20/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Çarş. Haz. 05, 2013 2:03 am

    Duvara yaslanıp Jacques'in içeri girmesini bekledi. Hangi akla hizmet onu eve davet etmişti? Belki de çok büyük bir hata yapmıştı bunu yaparak. 'Tanrım' dedi içinden Jacques Bratčikovaite şuanda salonunda duruyordu. Genç adamın kendisine doğru uzanan elinden kaçmak için bir kaç adım geri gitti bunu neden yaptığını biliyordu, elini boynuna götürdü. Hâlâ kızarık olmalıydı ama bu onu ilgilendirmezdi. Ne olmuştu birden, ilgili biri gibi davranmaya başlamıştı? Sanki kaçıp giden kendisi değildi. Bu konu hakkında tek bir kelime etmeye niyeti yoktu. Kendisi konuşmak için içeri davet etmemişti Jacques'i, dinlemek için davet etmişti ve dinleyecekti sözlerini bitirene kadar konuşmayacaktı. "Seni seviyorum." Genç kız gerçekten doğru mu duymuştu? Yoksa zihninin ona oynadığı oyun muydu bu? Cidden sevdiğini mi söylemişti Jacques. Ve gayet ciddi görünüyordu. Jacques Ocean'a doğru yaklaştığında kızı şaşırtacak bir hareket daha yapmıştı. Ocean'ın elini tutmuş ve diz çökmüştü, Ocean konuşmamaya zaten kararlıydı aksini yapacak olsa da konuşamazdı büyük ihtimalle. Düşünemiyor, konuşamıyordu sadece Jacques'e bakıyordu."Seni seviyorum. Beni ben yapan her şeye aykırı olsa da, bundan deli gibi korksam da... Seni seviyorum." Ocean rüya gördüğünü düşündü. Evet, bu bir rüya olmalıydı. Artık rüyalarında bile imkansız şeyler görüyordu. Oysa ki her şey o kadar gerçekçi gibiydi ki rüya olduğunu anlaması için Jacques'in onu sevdiğini söylemesi gerekmişti. Jacques Ocean'ın sevemezdi. Bu kesinlikle mümkün değildi, birazdan uyanacak ve yatağında tek başına yattığını görecekti. Genç adamın dudaklarını elinde hissettiğinde ve ardından ellerini sıkıca kavradığında bile bunu gerçek olabileceğine imkan veremiyordu. "Sen ve ben, uçlarda yaşayan iki kişiyiz belki ama bunu umursamıyorum. Seninleyken iyi olacağım, seni mutlu edeceğim. Söz veriyorum Ocean, üzülmene asla izin vermeyeceğim." Ağladığını genç adam göz yaşlarını sildiğinde fark etmişti, neden ağlıyordu pek? Mutluluktan mı? Yoksa sinirden mi? Aslında mutlu olması mı yoksa kızması mı gerekiyordu buna bile cevap bulamıyordu Ocean. "Farkına varamamıştım. Ben aptalın tekiyim. Sensiz yaşayamayacak bir aptal. Affet beni, sevgilim."

    Sevgilim, sözcüğü zihninde yankılanırken söyleyecek bir şeyler arıyordu ancak kendisini toparlayıp konuşamıyordu bile. Ne kadar aciz bir durumdaydı, Jacques kızı iyice güçsüzleştiriyordu. Bunun için ve kaçıp gittiği için ona çok kızgındı. Ocean darma duman olmuşken bütün umudu yitirmişken buraya gelip sevgisini itiraf ettiği için ise mutluydu, mutlu olmadı gerekiyordu. Gerçekten bir çift olabilirler miydi? Bu gerçekten mümkün müydü? Çok farklı iki insanda iyi bir çift olur muydu? Deneyebilirlerdi ama buna değer miydi? Ya sonunda şuan hissettiği acının çok daha fazlasını hissedecek olursa Ocean? Ya Jacques sadık bir sevgili olmazsa bu kızı her şeyden çok yaralardı. Ocean genç adamdan uzaklaşıp "Bence gitmelisin." dedi güçlükle konuşabilmişti. Gerçekten gitmesini istiyor muydu? Eğer adam buradan çıkıp giderse bir daha asla şansları olmazdı. Hayattan korkarak yaşayamazdı, belki de düşündüğü gibi bir son olmayacaktı. Sonları olmayacaktı belki de. Genç adamın tek bir adım atacağı taktirde her şeye rağmen on adım bile atarak karşılık vereceğine dair söz vermişti kendisine ve şuanda sözünü tutmuyordu. Arkasını dönüp merdivenlere doğru yürüyüp odasına çıkmak için adım atacaktı ki asıl şuanda büyük bir yanlış yaptığının farkına vardı. Eline geçen her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesi gerekiyordu çünkü bir daha bu fırsatları yakalayamazdı. Gitmesini söylemesinden yalnızca bir kaç saniye geçmişti belki de ve koşarak Jacques'a sarıldı. Onunda kolları belini sardığında bu anı hiç bir şeye değiştirmeyeceğini, Jacquesle geçirdiği ve geçireceği anları hiç bir şeye değişmeyeceğini düşündü. O'nun için her şeye değerdi. "Seni seviyorum." diye mırıldandı. Jacques'i her şeyden herkesten çok seviyordu hemde. Onun için her şeyi feda ederdi. Yeter ki yanında olduğunu bilsin, genç adam kızı güçsüzleştiriyordu ama aynı zamanda da dünyanın en güçlü insanı olmasını da sağlayabilirdi bunun için sevgisini vermesi yeterdi.

    "Gitme," diye fısıldadı Jacques'in kulağına. "Bir daha asla gitme, çünkü bunu kaldıramam." Ağlamak istemiyordu o kadar mutluydu ki gözlerinden akan sevinç göz yaşlarına engel olamıyordu. Tıpkı okuduğu kitaplarda ki destansı aşkları olacaktı, muggle yapımı filmlerde olduğu gibi hiç kimse önlerinde duramayacaktı ve her zorluğu birlikte aşacaklardı. Ocean'ın buna inancı tamdı. Jacques yanında olduğu sürece her şeye karşı gelebilirdi. Dudaklarına değen dudakları Ocean'ı kendisinden geçirmeye bambaşka diyarlara götürmeye yetiyor. Genç adamdan gelen buram buram içki kokusu bile kıza öyle çekici geliyordu ki, onun her zaman sevdiği erkeksi kokusu gibi içine işliyordu. Ellerini yumuşacık biraz ıslanmış saçlarında gezdiriyor, bir hayaldeymiş gibi hissediyordu. Normalde olsa ailesine çok kızardı bahar tatilinde evde olmadıkları için ama şuanda hiç bir şeyden bu kadar memnun olamazdı. iyi ki gitmişlerdi çünkü her saniyesini Jacques ile başbaşa geçirmek istiyordu. Dokunuşuyla kendisinden geçmek, tek bir kalp ve vücut olmak, tamamen ona ait olmak istiyordu. Her şeyiyle, kalbi, aşkı ve bedeni sadece Jacques'in olacaktı. Nefes almak için durduğunda adama daha sıkı sarıldı. "Tamamen sana ait olmak istiyorum, sonsuza kadar."Aşk tehlikelidir, zevktir, temizdir ve en değerli hazinedir. Geçte olsa bunun farkına varmak önemlidir, yeter ki amaç sevmek olsun. Kimse onun gücünün karşısına geçmez, ışığıyla bütün karanlıkları yok eder.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacques Bratčikovaite

avatar

Lakap : Jac for everyone.
Rp Sevgilisi : Çok eşlilikten yanayım ama.. Acting like a couple with Ocean. But she will be mine. Forever.
Mesaj Sayısı : 95
Kayıt tarihi : 29/04/12

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Cuma Haz. 07, 2013 4:58 am

    Kendi ağzından çıkan sözcüklere kendisi bile inanamıyordu Jacques, Ocean’ın şaşırmamasını beklemeye hakkı yoktu. Düşünceli bir adam olabilirdi, romantik bir adam bile olabilirdi ama bu, içinden gelen bir şey değildi. Herkese güzel sözler söylerdi. Sorun, içinden gelen romantik sözler genelde alt taraflardan gelen istekler üzerine olurdu. Bu sefer konuşan kalbiydi, JJ –bkz. Junior Jacques, you know what i mean- değil. Karşısında duran ve gözlerinde bir dünyayı barındıran kızı tanımıyor olsa aşk iksirine tutulduğunu düşünür, reddederdi olanları. Başına gelmişti daha önce, ah, kesinlikle gelmişti! Bir gün boyunca deli aşık gibi konuştuğunu kendisi hatırlamıyordu ama çevresindeki her yakın arkadaşının dalga geçmesi unutulacak gibi değildi. İddialara göre kıza evlenme teklifi etmek üzereymiş ki, Raven Jacques’in kafasına bir tava vurarak çocuğun bayılmasını sağlamış. Jacques’e sorarsanız bu bir halk efsanesiydi, üçüzü onu tavayla durdurmaktan daha iyisini yapabilirdi. Hem, o bir tavayla yere yığılmazdı. Yığılmamalıydı! Ah, neden kafası buralara çalışıyordu hemen şu anda? Kafası o kadar karışmış ve zihni öylesine durgundu ki, birisi Jacques’e öldün dese, buna inanırdı. Pek inançlı biri değildi; işin aslı dinleri bile umursadığını söyleyemezdi… Yani, Cennet denen şeyin varlığı onun için bir kelimeden ibaretti. Yahut eğer ölmüşse, Cennet’teydi ve inanmaya başlamak için çok geç değildi. Çünkü Ocean onunlaydı, bu her şeye bedeldi.

    “Bence gitmelisin.” İç sesine dur demeliydi belki de. Bir an kıza sarılmak için hareketlense de kızın git demiş olduğu bir dank sesiyle geldi beynine. Gitmek mi? Afalladı. Bunu beklemiyordu. Jacques Bratčikovaite hayatı boyunca, üçüzleri hariç hiç kimseden bu lafı duymamıştı. Kendisini kayaya çarpmış gibi hissetti. Bir ürperti dolandı damarlarında. Ocean gitmesini istiyorsa, ne yapardı? Giderdi. Belki de parçalana parçalana ama ne olurdu ki? İçer miydi? Kızlarla gününü gün mü ederdi? Hah. Hiçbiri normal hayatından farklı gelmiyordu. Birden Ocean ona doğru döndü ve sarıldı hızla. “Seni seviyorum.” Gülümseme yayılırken adamın suratına, kızın saçlarının arasına bir öpücük kondurdu. “Gitme, bir daha asla gitme, bunu asla kaldıramam.” Kafasını iki yana salladı adam ve kızı dudaklarından tutkuyla öptü. Kız istemedikçe asla bırakmazdı onu. Asla başkasına adamazdı aşkını. Asla başka bir eli tutmazdı. Çapkındı belki, belki dizginlenemez biriydi ama sadıktı. Kimse onu sadık olmamakla suçlayamazdı. Bu Jacques’in en büyük özelliğiydi; korumacılığı ile birlikte. Ocean’ın yumuşak elleri kendi saçlarında dolanırken onu kendisine çekti biraz daha. Bedeninden yayılan sıcaklığı hissediyordu; ancak kendisini durduruyordu. Genç kızın inadını bir gün bırakacağını biliyordu, bunun için her lanet gün deneyecek olsa da onun bir süre sonra vazgeçeceğinden emindi. “Tamamen sana ait olmak istiyorum, sonsuza kadar.” Bu kadar çabuk beklememişti tabii. Afalladı. Kızı kendisinden bir adım uzaklaştırarak onu süzdü. Ne demeye çalıştığını anlamak, emin olmak adına gözlerinin içine baktı. Ocean onun kuruntularını anlamış olacaktı ki, narin elleriyle adamın yanaklarını kavradı. Dudaklarına tutku dolu bir öpücük kondurduğunda, JJ uzun zamandır tatile girmiş olduğundan olsa gerek, adeta şaha kalktı. *şu an çok gülesim geldi asdf* Tüm bedeninde hissetti Jacques bu başkaldırıyı.

    Ellerini önce kızın kollarından aşağı kaydırdı ağır ağır. Sonrasında onun belini buldu. Sıkıca kavradığı gibi kucağına aldı onu. Kızın dudaklarından hafif bir çığlık yükseldiğinde sırıttı ve onu öpücüğüyle bastırdı. Bakışlarını evin içindeki odalara kaydırdı ki, bunu yapacaksa kızın güven duyduğu bir yerde yapacaktı. Merdivenden çıkmaya başladı. Kız düşmekten korkarcasına mızmızlanıyordu ki, Jacques’in buna asla izin vermeyeceğini de bilmeliydi. Bu kuvvetli kollardan düşebileceğini mi sanıyordu? I ıh. İmkansız. Onu öperek merdivenlerden çıkarken tökezledi. Bunu kıza fark ettirmemek için çabaladı ama emin olamadı kızın anladığından. Kafası o kadar dağılmış gözüküyordu ki, muhtemelen anlamamıştı. Sorun; Jacques’in dağılmış olmasıydı. Yeni duygulara açmıştı kalbini.

    Üst kata çıkmayı başardığında karşısına çıkan onlarca odaya baktı korku dolu bir bakışla. Ocean kahkaha atarak kendi odasını işaret etti. Her saniyenin tadını çıkarta çıkarta kızın odasına kadar gitti. İçeri daldığında bir an için durakladı. İşte, buradaydı. Kız için çok önemli olan o malikanede, o odada. Kim bilir neler düşünmüştü bu odada, kim bilir en anılar yaşamıştı. Ailesinin şu an nerede olduğunu bilmiyordu ama Ocean’ın onlar evde varken bu kadar cesur olacağını bildiğinden, rahattı. Kızı yatağa kadar taşıdı ve onu olabildiği en nazik şekilde yatağa bıraktı. Kızın saçları yatağın üzerine serildiğinde, elleriyle okşadı saçlarını. Üzerine doğru eğildi kızın. Bedeniyle onu perdelerken, elleri yavaşça aşağı kaymaya başladı. Önce göğüslerine, ardından karnına, sonra aşağılara. Ellerinin değdiği her yeri yakıyor, bununla yanıyordu. Ocean asla diğer kızlar gibi giyinmemişti, Jacques onun harika bir bedeni olduğundan emindi; buna rağmen o hep farklıydı. Açık mal pazarı gibi değildi, diğer herkesin aksine. Bu kanıtlar gibiydi onun ne kadar özel olduğunu. İşin aslı Jacques o açık mal pazarlarını da pekala seviyordu ama söz konusu kendi kadınıysa, hayır, böylesini yeğlerdi. Ki bundan sonra işi olmayacaktı hiçbiriyle. Değeceği tek ten Ocean’ınki olacaktı ve Jacques, ona neden bu konuda en iyi olarak tanındığını gösterecekti.

    Daima kaçınırdı bakire kızlarla birlikte olmaktan. Yapmışlığı vardı, elbette. Bilmeden, bilerek… Yine de tercihi asla bu olmazdı. Pek çok kızın bu anı özel tutmak istediğini biliyordu. İnsanların hayallerini yıkmak ona göre değildi. Adam yatakta vahşiydi, nazik değil. Tutkusuyla sevişirdi; aklı sessizce bir kenara çekilirken. Güzel süslü sözlerden uzak, ancak bir aşk şiiri kadar duygusal. Adam her zaman kendisini bedeniyle anlatmayı bilirdi ve bir kadını böyle bir durumda asla incitmezdi. Hele ki, Ocean’ı. Kızın kalçalarını kavradığında kız adeta yerinden sıçradı ama Jacques’in beklediğinin aksine kaçıp gitmeyi denemedi, adamın omuzlarını kavradı ve başını arkaya attı. Jacques inledi. Kız ya doğası gereği yetenekliydi ya da günün her saati bunu araştırıyordu. Belki de bir başka erkekle bu kadar yakınlaşmıştı? Kaşlarını çatmamak için büyük bir çaba gösterdi delikanlı. Onu bu pozisyonda bir başka bedenle düşünmek imkansızdı. Zihninde beliren görüntü ise tersini haykırıyor, kızı Stephan’la beraber birleştiriyordu. Dişlerini sıktı ve bu düşünceyi uzaklaştırdı kafasından. Herhangi bir şeyde Stephan’ı mı düşünecekti? Lanet çocuğu bir zamanlar severdi. İlk geldiğinde ona gülümsemiş, hoş geldin kardeşim dememiş miydi? Şimdi içinde büyüyen nefret niyeydi? Ocean’ı göremeyecek kadar salak oluşundandı belki; belki kızın her şeye onunla başlamış olması. Acaba Ocean kendisi Stephan ile böyle düşünmüş müydü? Kahretsin. Adam aklını yitirmiş gibi davranıyordu ve bu hali içler acısıydı. O an, kızı tutmaktan vazgeçmiş olduğunu fark etti. Ocean ona öylece bakıyordu ve Jacques kızın gözlerine baktığında, korkuyu gördü.

    Ocean suçu elbette kendisinde arayacaktı böyle bir durumda. Bunu kızın hala yaşlarla parıldayan gözlerinden okuyabiliyordu. Ona gülümsedi ve kızın başını iteledi yastığa değene dek. Kız kafasını yatağa koyduğunda, dudaklarıyla dudaklarını buldu. “Sadece çok mükemmelsin.” Kızın üzerindekini ustalıkla çıkarttı. Kızın sutyeniyle baş başa kalınca gözleri, ürperdiğini hissetti. Dudaklarını kızın dudaklarından ayırıp yavaşça aşağılara kaydırdı. Dili ile geçtiği yerleri mühürlerken, göğüslerine kadar indi. Bir eliyle kızı havaya kaldırdı ve diğeriyle kopçasını açtı sutyenin. Evet, bunu tek eliyle yapabiliyordu uzun bir süredir. Ardından seri bir biçimde onu fırlatıp attı. İşte şimdi, orada, Ocean’ın tüm güzelliğine bakıyordu. Hayran bir biçimde onu seyretti bir süre. Sonra gözleri kızın gözlerini buldu. “Tatlım, sen harikasın. Sen... Ah Ocean.” Cümlesini tamamlayamadı. Ne demek istediğini bile hatırlamıyordu çünkü. Kız ona her şeyi unutturuyordu. Jacques, onunla kendi adını bile unutmaya razıydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ocean D. Stidolph

avatar

Lakap : Di, Dia
Rp Sevgilisi : Jacques is mine bitches!
Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 20/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: I don't wanna be without you   Çarş. Haz. 12, 2013 11:55 pm



    Her şey hem de her şey bir hayal, bir rüya gibi geliyordu kıza. Şuanda delice sevdiği adamın kollarındaydı. Az sonra tamamen ona ait olacaktı. Korkuyordu sadece birazcık korkuyordu. Acıyacağını biliyordu ve bu Ocean'ı korkutuyordu ama söylenenlere göre geçici bir acı olacaktı. Yine de buna dayanabilecek miydi bilmiyordu. Genç adamın elleri vücudunda dolaşırken kalbi deli gibi atıyordu. Hissettiği tek şey korkudan ibaret değildi heyecanlıydı ve aynı zamanda adamın dokunuşlarının yaşattığı haz vardı. Genç adam Ocean kalçalarını sıkıca kavradığında genç kız ellerini Jacques’in geniş omuzlarına koydu ve başını geriye attı. Oda elli derece falan olmalıydı çünkü Ocean adeta yanıyordu bunun başka bir açıklaması olamazdı herhalde. Jacques’in ellerinin gevşediğini hissetti ve ardından kızı tutmayı bırakmıştı. Genç kız yanlış bir şey yaptığını düşündü, öyle olmalıydı ya da yapması gereken bir şeyi mi yapmamıştı? Belki de vazgeçmişti, kızı istemediğini fark etmişti Jacques. Yoksa başka ne olabilirdi ki? Şayet öyleyse odasında ki camdan aşağıya atardı kendisini büyük ihtimalle. Bir şeyler düşünüyor gibiydi, şuan aklından neler geçtiğini bilememek Ocean’ı deli ediyordu, korku dolu gözlerle baktı genç adama. Jacques bunu anlamış olacaktı ki Ocean’ın dudaklarından öptü ve “Sadece çok mükemmelsin.” Dedi. Genç adam Ocean’ın üzerindeki şortu ve atleti üzerinden çıkardığında genç kız biraz utanmıştı çıplak sayılırdı ve daha önce onu kimse böyle görmemişti. Yalnızca yazın Stephan, Giovanni, Gianna Eugene ve Amanda’yla birlikte tatile çıkarlardı. Muggle’lardan uzak yerlere çoğu zaman Giovanni ve Gianna’nın ailesinin İspanya açıklarında ki adalarına giderlerdi ve yüzerlerdi o zamanda üzerinde sadece bikinisi olurdu ama utanmazdı çünkü üç erkekte senelerdir tanıdığı hatta ikisi; Giovanni ve Eugene kardeş gibi olduğu insanlardı. Stephan’ı da birkaç aydır öyle görüyordu. Genç adamın dudaklarına değen dudakları boynuna biraz daha aşağıya göğüslerine kadar indiğinde alt dudağını dişledi nefes alış verişleri hızlanmıştı. Jacques bir eliyle Ocean’ı kaldırıp diğer eliyle sutyenin kopçasını açtığında biraz şaşırmıştı bunu tek eliyle yapabilen bırakın tek eli iki eliyle bile kolaylıkla açabilen bir erkeğin olduğunu düşünmemişti. Kızlar bu konuda oldukça iyiydi üzerindeki tişörtü çıkarmadan da sutyenini rahatlıkla çıkarabilirdi ama bu erkekler için genelde biraz zor olmuştu. Jacques haricinde. Bu işte bu kadar iyi olmasının sebebi daha önce belki de yüzlerce kez bunu yapmış olmasıydı. Bu düşünce Ocean’ın Jacques’i kıskanmasına neden olmuştu. Acaba okulda yatmadığı kaç tane kız vardı? Bunun sayısı oldukça azdı. Her gün o kızları görmek sinir bozucu olacaktı, oluyordu da zaten. Ama şimdi işler biraz daha değişiyordu kendisini tamamen Jacques’e vermişti. Eskilerinden bir tanesiyle konuşması bile Ocean’ı deli ederdi ama bunu belli etmezdi. Sorun değilmiş gibi davranırdı ama çok büyük sorunda elbette.

    Adamın karşısında tamamen çıplak olmak az önceki utancını ikiye katlamıştı. Yeşil gözleri genç adamın gözleriyle buluştuğunda bunu belli etmemeye çalıştı. “Tatlım, sen harikasın. Sen… Ah Ocean.”Kız elinde olmadan kıkırdamıştı adamın dudaklarından öptü ve Jacques pantolonunu çıkarırken Ocean’da titreyen elleriyle gömleğinin düğmelerini iliklerinden çıkarmaya başladı. Sürekli gömlek giyip çıkaran biri olarak bütün düğmeleri çabucak açacağını düşünmesine rağmen öyle olmamıştı, Jacques çoktan altını çıkarmış ve Ocean’ın açmakta zorlandığı düğmelerini de açmıştı. Ellerini adamın kaslı göğsünde gezdirdi, kaç tane kız dokunmuştu acaba ona. Bu tarz şeyler düşünmemeye çalışmasına rağmen elinde olmadan sürekli zihnine doluyordu. Jacques’in geçmişini kafasına takarak sağlıklı bir ilişki yaşayamazdı onunla. Bunların bir önemi yoktu Jacques artık sadece Ocean’a ait olacaktı. Başka hiçbir tene değmeyecekti teni. Jacques Ocean’ın bacaklarını iyice aralayıp, bacakları arasına yerleştiğinde birkaç saniye sonra kadınlığa adım atacağını anlamıştı. Ayrıca kızların Jacques hakkında söylediklerinin doğru olduğunu da görmüştü, -burada neresinden bahsettiğimi anladın sen selin. Ksdjfklfd- Kollarını genç adamın boynuna sardı ve bekledi. Bacakları arasında hissettiği şişkinliği içinde hissettiğinde her ne kadar kendisini zorlasa da dudakları arasından çıkan ufak çığlığa engel olamadı Ocean. Gözlerine dolan yaşları gizlemek için elini adamın göğsünden yüzüne doğru getirdiğinde uzun tırnaklarının arasında ki kanı gördüğünde genç adamın sırtında ve göğsünde derin tırnak izleri olmalıydı. Adam üzerinde ileri geri gidip gelirken seksin bahsettikleri gibi zevk verici bir şey olmadığını düşündü hissettiği tek şey acıydı, inanılmaz bir acı. Bir yani bunun bitmesini isterken diğer yanı ise eğer Jacques bundan zevk alıyorsa bitmesini istemiyordu.

    Bütün vücudu yanıyormuş gibi hissediyordu, adamın sert dokunuşları kadar, sert erkekliğinin kadınlığının içine gidip gelmesi de hoşuna gitmeye başlarken kendisini sıkmaktan kızarmış olduğunu düşündüğü yüzünden kaldırdı ellerini ve tekrar adamın omuzlarına koydu. Jacques’in bir eli Ocean’ın göğsünü sıkarken diğer eli ise sıkıca yatağın başlığını kavramıştı. Kendisini tutmayı bırakmış ve çığlıklarının, inlemelerinin dudakları arasından çıkmasına izin vermişti. Bomboş evde yankılanan zevk dolu inlemelerde başka hiçbir ses yoktu. Hissettiği acı tamamen geçmemiş olmasına rağmen bütün vücuduna yayılan zevk dalgasının önüne geçemiyordu. Bir elini genç adamın saçlarına daldırdı, kendisine doğru çekerek dudaklarından öptü Jacques’i, dilleri dans ederken ağzının içinde ikince kez orgazm olmuştu bile. Jacques üzerinden kalkıp yanına uzandığında sevgilisinin göğsüne koydu başını ve parmaklarını az önce açmış olduğu yaraların üzerinde dolaştırdı. “Bunu ben mi yaptım?” bu tam olarak bir soru değildi aslında bu yüzden Jacques’in cevap vermesine fırsat tanımadan devam etti. “Üzgünüm.”

    Yarım saat ya da en fazla bir saat yatmışlardı öyle Jacques rahat durmamıştı, ufak dokunuşlar ve öpücüklerin ardından ikinci kez sevişmişlerdi. Eve geldiğinden beri Ocean bir şey yememişti ve oldukça yorulmuştu. Yataktan kalkıp makyaj masasının önünde duran sandalyenin üzerinde ki sabahlığımı alıp üzerine giydi. “Bir şeyler yesek iyi olacak.” Dedi doğrudan Jacques’in yüzüne bakmadan. Aynada ki yansımasını gördüğünde istemsiz olarak eli saçlarına gitti. Eliyle karışmış saçlarını düzeltmeye çalıştı ancak pekte bir işe yaramamıştı. Odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başladığında Jacques’in de arkasından geldiğini biliyordu, bunun için dönüp arkasına bakması gerekmiyordu. Mutfağa geldiğinde daha önce hiç buraya yiyecek bir şeyler hazırlamak için girmediğini fark etti. Her zaman yemeği hazır olurdu, hazırlaması gerekmezdi. Bu konularda pek becerikli değildi, şayet öyleyse de henüz bunu keşfetmemişti çünkü hiç yemek hazırlamamıştı. Buzdolabını açıp içerisine baktı, tamamen doluydu ama içerisindekilerle ne yapabilirdi bilmiyordu. Dolaba boş boş bakmaktan vazgeçip büyük annesinin yemek tariflerinin yazdığı kitabı bulmak için döndüğünde duvara yaslanıp yüzünde gülümsemeyle kendisini izleyen Jacques’i gördü. “Daha önce hiç yemek yaptın mı?” diye sordu Ocean. Belki Jacques yiyecek bir şeyler hazırlayabilirdi ya da bunda Ocean’a yardım edebilirdi. “Çünkü ben hiç yapmadım da.”



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
I don't wanna be without you
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: B Ü Y Ü L Ü B Ö L G E L E R :: Malikaneler :: Stidolph Malikanesi-
Buraya geçin: