Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 I thought I could fly, so why did I drown?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: I thought I could fly, so why did I drown?    Perş. Mayıs 09, 2013 2:49 am

I thought I could fly, so why did I drown?



k r y s t e l l e - k r y s t o f.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: I thought I could fly, so why did I drown?    Perş. Mayıs 09, 2013 4:05 am

    Kalmak mı daha zordur gitmek mi sorusuna asla cevap veremedim kendimi bildim bileli. Bir yanım kalmanın daha zor olduğunu söylüyor. Yüzleşmek her şeyle, başın dik durup, hiçbir şey olmamış gibi davranmak. Diğer yanım gitmenin, sonsuz huzursuzluğa açılan pencere olduğunu. Korkak olmayı seçmek, denemekten vazgeçmek. Güçsüzlük. Hayır, güçsüzlüğü kabullenmek daha zor olmalı. Yine de, ne olursa olsun için acıdığında ayrıntılar önemli olmuyor. Değil mi? Ben daima savaştım; herkesle, her şeyle, aldığım her nefeste savaştım. Şimdi ise oturmuş, yalnızca kuvvetli rüzgarın ağaçları savurmasını izliyorum yağmurun altında sırılsıklam hale gelmeyi aldırmaksızın. Sesini dinliyorum çığlıklar atan gökyüzünün. Ben de bağırmak istiyorum onunla birlikte ancak dudaklarım birbirine öyle yapışmış ki, aralamak bile zor geliyor. Durgun gözlerle yalnızca izliyorum, bacaklarımı biraz daha karnıma çekerek. Alnımın üzerinden süzülen damla içimi ürpertirken dayanamayarak elimi kaldırıp silmeyi deniyorum üzerime düşen her damlayı. Ben sildikçe yeniden geliyorlar, hayır, durmuyorlar. Deniyorum, yeniden ve yeniden. Bunu başarabilirim. İmkansız yoktur, bunu biliyorum. Ben bununla büyüdüm; imkansızla şimdi tanışamam, şimdi olmaz. Tırnaklarımı suratıma geçirdiğimi, nedense o an anlıyorum. Ayağa kalkıyorum hızla. Asamı elime alarak havaya tutuyorum. Lanet olası büyü neydi; hani o havayı değiştirmeye yarayan? Öğrendiğime eminim, biliyorum. Sadece gelmiyor aklıma, ne kadar zorlarsam zorlayım. Gözlerimi yumuyorum. Ve ardından kimsenin duyamayacağı bir çığlık atıyorum. Ormana doğru yankılanan sesim gök gürültüsüne karışlıyor ve kayboluyor. Bense yeniden demin oturduğum bankın üzerine çöküyorum.

    Kendimi bildim bileli bu tepe kaçmışımdır yalnız kalmayı istediğimde. Buraya ilk geldiğim günü hatırlıyorum; Krystof ile beraber. Cisimlenmeyi yeni yeni öğreniyorduk ve tamamen yanlışlıkla buraya düşmüştük. Amacımız şehir merkeziydi oysa. O kadar uzağa gitmiştik ki, yorgunluktan geri cisimlenememiştik. Yürümüştük saatlerce şehre doğru. İstemsizce gülümsüyorum. Tam bir gülümseme değil, yalnızca küçük bir tebessüm. O günden itibaren, burası benimdi. Tanrının bile unuttuğu bir tepe, gökyüzü, ağaçlar ve eski püskü bir bank. Derin bir nefes alıyorum, düzensiz olan nefes alışımı düzenleyebilmek adına. Yağmur ise daha da artarak karşılık veriyor. "Cidden mi? En iyisi bu mu? GERÇEKTEN." Kendimi haykırırken buluyorum oturduğum yerde. Gözlerimi gökyüzüne dikip gri bulutlara odaklanıyorum. Cevap vermesini bekliyorum, sanki verebilirmiş gibi. "Belki de her şey yalnızca ağladığın belli olmasın diyedir." Hah? Hatta hıh? Pardon? Cidden? Gözlerimi kısarak gökyüzüne bakmaya devam ediyorum. Gökyüzünün Krystof'un ses tonuyla konuşmasına imkan yok değil mi? Belki paralel evrende. Hızla arkama dönüyorum ve onunla göz göze geliyorum. İki saniyede sırılsıklam olmuş ancak dudaklarında alaycı gülümsemesi hala ışıldıyor. Üstü başı kir içinde ve başı... Aman tanrım. Alnının ortasında kanayan bir çizgi görüyorum ve ona doğru koşuyorum. Elimi o noktaya uzattığımda buna izin vermiyor, elimi tutuyor ve bana sarılıyor. Ne oldu demek için geri çekilmeye çabaladığım an beni daha çok sıkıyor ve teslim oluyorum. Kollarımı onun koltuk altından geçirerek omuzlarını tutuyorum. Başımı, benim için yaratılmış olduğunu düşündüğüm boyun çukuruna yaslıyorum. Bir Dementia Bartolomej klasiği olarak annem daima söyler ki; doğduğumuz ilk gün bizi yan yana koyduklarında başımı Krystof'un omzuna koyup onun elini tutmuşum. Düşüncesi bile tüylerimi ürpertirken ona daha da sıkı sarılıyorum, mümkünü var gibi. "Sen.. Sen iyi misin?" Saçlarımı okşarken mırıldanıyor. "Sen iyiysen." Ben iyi miyim peki? Ellerim gevşerken bir an için ruhu olmayan bir bedenmişim gibi hissediyorum. Öylece tüm kaslarım açılıyor ve geri çekiliyorum. Krystof'un su yeşili gözleri beni içine alıp hapsederken bir hıçkırık yükseliyor boğazımdan. Konuşmak için çabalıyorum ama dökülmüyor kelimeler. Dudağımı ısırıyorum ve birkaç saniye öylece duruyorum. En sonunda dudaklarımı açabildiğim an, "Burada olduğumu nasıl bilebildin?" diyorum. Gülümsüyor ve omuz silkerek beni kolundan tuttuğu gibi demin oturduğum banka götürüyor. Onun yanına oturuyorum ve doğruca omzumu sol koluyla sarıyor. Bir elimle onun boşta olan elini tutarken, diğer elimi göğsüne koyuyorum. "Senin ne düşündüğünü her zaman bilebilirim." Doğru. "Tabii ancak üzgün olduğunda kaçtığın ilk yerin burası olduğunu bilmek için ikizin olmama gerek yoktu." Alyssha. Buraya geldiğimi Krystof dışında bilebilecek biri varsa bu oydu, belki de Kennedy, Kenneth de olabilir. Eh Kimberly'i de oyun dışı etmemeli. Belki... Tanrım. Hayır. Hiçbiri bilemez. Bir tek Krystof'tu, burayı bilen. Bir tek Krystof.

    "Neler olduğunu anlatmak ister misin?" Sesi o kadar yumuşak çıktı ki usulca başımı salladım. Savaşmaya gücüm yok. Kırık hissediyorum. Sanki bedenim bir arabanın altında kalmış, ruhum lanetlerle zedelenmiş gibi. Fiziksel bir acı çekiyorum gibi ama hayır, bedenim sağlam. "Keşke kendim anlayabilseydim." Hmmladıktan sonra beni göğsünden uzaklaştırarak tam yüz yüze gelecek şekilde oturuyor. Küçük Krystof'un parıldayan bakışlarını görüyorum onda hala. İki elimi de kavrarken melek gibi gözüküyor; ancak konuştuğu an sesi zehirli bir yılan kadar tehlikeli. "Landers yüzünden mi? Yemin ederim onu çıplak ellerimle öldürürüm Krystelle. Eğer seni üzdüyse, onu doğduğu deliğe sokarım." Başımı iki yana sallıyorum. Bunu yaparsa şaşırmam doğrusu. Bunu yapmak için can attığını biliyorum. "Hayır. Evet. Yani hayır... Bilmiyorum." Her şey onun yüzünden, öyle değil mi? Korkak şerefsizin teki oluşu, içime düşen boşluğun sebebi. Yine de kahretsin, bir erkek korkak çıktı diye köşeye geçip ağlayacak biri olsaydım, şimdiye ölüp gitmeliydim. Ben erkekler için ağlamam. Öyleyse sorunum ne? "Benimle konuş. İç sesinle değil." Aşağı yukarı sallayarak kafamı, onaylıyorum sözlerini. "Anlamayacaksın." Bunu demek istememiştim ama dudaklarımdan dökülen yalnızca tek bir kelime oldu. Dene diye mırıldanıyor, doğrudan zihnimin içerisine. Belki de o bir şey demedi, gözlerinde bunu dediğini görüyorum. Evet sadece bunu hissediyorum. "Ben... Kendimi kusurlu hissediyorum. Kırılmış, parçalanmış, hatalı. Landers değil problemim. Onun aptalca bahaneleri değil. Onu anlıyorum ya da anlamıyorum, hayır bu değil. Sadece... Mükemmel değilim. Kahretsin. Bunun için doğduk ve ben bunu bile beceremiyorum." Birkaç saniyelik sessizlikte birbirimize bakıyoruz. "Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Amacımın ne olması gerektiğini." Gözlerim dolar, yağmur yavaşlarken gözyaşlarımı daha fazla tutamıyorum. "Olmam gereken tek şeyi olamıyorum. Çaresiz hissediyorum. Ah, Krystof. Kendimi güçsüz hissediyorum. Kaybetmiş. Ve daha fazla savaşmak istemiyorum.." Cümlemi tamamlayamıyorum. Krystof ise hiç duraksamadan ellerimi biraz daha kendisine doğru çekiyor. Sonra bir şeyler söyleyecek gibi dudaklarını aralıyor. İçinin parçalandığını görebiliyorum. Bunu ona yapmak istemiyorum oysa. "Kimse mükemmel değildir Krystelle." Şiddetle başımı iki yana sallıyorum. "Bize bu öğretildi." Sert bir ses tonuyla atılıyor. "Saçmalık. Merlin mükemmel değildi, pek çok hata yaptı. Slytherin kendi kendinin kuyusunu kazdı. Aphrodite bir şeytanla evlendi. Safkanlık için savaşırken, büyücü bile olmayan biriyle. Kendimizi adadığımız kişilerdi bunlar. Hayran olduğumuz o hayvan neydi? Hatırlat bana." Kelimeleri boğazımda yutarcasına bir sesle mırıldanıyorum. "Anka kuşu." Asla ölmeyen, mükemmel hayvan. "Anka kuşu. Hiç ölmüyor mu? Hah. Her seferinde ölüyor. Küllerinden doğması onu mükemmel yapmaz. Eğer mükemmel olsaydı hiç ölmezdi." Yalnızca ikizime bakıyorum. Bunlar onun dudaklarından mı dökülüyor? "Beni reddetti Krystof. Onun gözlerinde acıyı gördüm, bunu yapmak istemediğini gördüm ama beni reddetti. Kim olduğumu kabullenemediği için. Beni kabullenemedi. Beni." Omuz silkti ve derin bir nefes aldı. Hiç beklemeksizin atıldı söze. "Çünkü o piç, senin ona yüz beden büyük olduğunu biliyor. Bunun yanlış olduğunu biliyor Krystelle." Rüzgar saçlarımı savururken sesim neredeyse duyulmuyor ama mırıldanıyorum. "Sen reddedilmenin ne olduğunu bilmiyorsun bile!" Bana gülümsüyor. "Sana bir hikaye anlatmamı ister misin ufaklık?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystof Bartoloměj

avatar

Lakap : Krys
Rp Sevgilisi : avice whittle
Mesaj Sayısı : 191
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: I thought I could fly, so why did I drown?    Paz Mayıs 26, 2013 3:07 am

    Kardeşinin gözlerinde gördüğü acı parçalıyordu Krystof'un içini apansızca. Her zaman gülmesine alışık olduğu o derin gözler şimdi ayrı bakıyor, adeta Krystof'un kalbine hançerler saplıyordu. Krystelle ağlamayı bile bilmezdi; acısını daima sessizce ve kırılmış olduğunu belirten gözleriyle dile getirirdi. Ağlamak yoktu onun kitabında. Kızın başına küçük bir öpücük kondurup geri çekildi. Onu bu hale getireni öldüresiye dövmek istiyordu, lanetlemek, öldürmek. Bildiği tüm ölümcül lanetleri denemek istiyordu adamın üzerinde. Bunun intikamını alacağım, diye mırıldandı kendisine. Bu Krystof'un görevdi; kardeşini korumak, her şeyden ve herkesten. Ona gelecekte olacakları söylemişti, kıza kendisini koruma şansını vermişti ancak kulağına neler fısıldandıysa kızın, Krystelle gözleri kör gibi atılmıştı tehlikeye. Şimdi ise acı içerisindeydi, ikizini de kendisi gibi acıya sürüklerken. "Fransız kızı hatırlıyor musun? Şu..." diye söze başladığı an Krystelle onun sözünü kesti. "Hayatında gördüğün en güzel kız olan." Başıyla onaylayan genç adam hafifçe gülümsedikten sonra devam etti. "Senden sonra en güzel kız olan. Birkaç gün takılmıştık ve o kadar eğlendiğim başka birini hatırlamıyorum. Vera'yı bunların dışında tutuyorum tabii ki." Durdu ve nefes aldı sakince. Kızın suratı gözlerinin önünde belirmişti; ateş kırmızısı saçları, zümrüt yeşili gözleri, dolgun dudakları, inciden yapılmış gibi duran dişleri, gülümsemesi... Krystelle'ın gözlerinin içine baktı yine. "Sana kızı görür görmez tavladığımı söylemiştim. Hatırladın mı?" Kız başıyla onaylayınca Krystof sırıttı. "Tamamen yalandı. Kız barın ortasında, oradaki her kız benimle oradan ayrılmak isterken, onun tipi olmadığımı söyledi." İkizi adeta afalladı. Şaşkınlık içerisinde gözlerini kısarak baktı ona, doğruyu söylüyor mu diye. Krystof ellerini iki yana açarak, maalesef işareti yaptı. Ve Krystelle'ın boğazından bir inilti yükseldi. "Yalancı. Sen herkesin tipisin!" Kahkaha atarak onayladı kız kardeşini ve onunla gurur duydu bir kez daha. "Tam olarak kullandığım cümleydi."

    Genç kızın gözlerinde beliren ışıktan olsa gerek, Krystof onun dikkatini artık tamamen çektiğini biliyordu. Duygusallıktan sıyrıldığı zaman, ki bu Krystelle için çok zor olmasa gerekti, bunun hesabını soracaktı. Aralarında asla yalan olmazdı onların, asla. Ve Krystof bu hikayeyi ona daha önce anlatmamıştı. Sebepleri vardı! Reddedildiğini kabullenmek olmazdı Krystelle'ın yapacağı. Kızdan bunun intikamını alırdı. Gerek yoktu... Çünkü Krystof kendi intikamını almış, kızı kollarına atmıştı zaten. Üç gün sonra da bırakıp gitmişti. Eh, kız bunu en başından bilmiyor muydu zaten? "İlk başta kendisini ağırdan sattığını düşündüm. Tüm o gurur meseleleri... Gereksizdi benim için. Uğraştım ve elim boş döndüm." Şimdi Krystelle elini elinin üzerine koymuştu ve kaşlarını havaya kaldırmış, küçük bir çocuk gibi bakıyordu ona. Ulu Merlin'in sakalı adına, kız kardeşi ona acımaya başlamıştı. Boğazını temizledi Krystof istemsizce. "Ancak ertesi gün kız benim kollarımdaydı." Krystelle bunu nasıl başardığını sormadı ve başıyla anlıyorum anlamına gelecek şekilde onayladı. O zamanlar aklına geldi adamın. Bunlar yaşandığında, yalnızca bir yıl önce, Kennedy'di onunla böyle konuşan. Krystof nefretle kelimeleri savururken onu avutmuş, ona destek olmuş, ona doğru yolu göstermişti. Şimdi sırasını devralma vakti Krystof'undu. "Bazen istediklerimiz birdenbire olmaz. Hepimizin zamana ihtiyacı vardır. Bizim bile. Bana bak, Krys. Sen Krystelle Bartolomejsin. Hiç kimse sana benzeyemez. Hiç kimse senin gibi olamaz." Onu kendisine çekerek sarıldı. "Küçükken de böyleydin, senin kadar haylazını tanımadım." Kızın yumruğunu karnına yediğinde ahladı ve kahkaha attı. "Senin bir bela olduğunu seninle aynı plasentayı paylaşırken anlamıştım ben!" Bir yumruk daha. Genzinden bir uğultu yükseldiğinde kahkahasını bastırmaya çalıştı. Başını eğdiğinde kardeşinin omuzlarının sallandığını gördü. Hıçkırıklara boğulmadığını biliyordu ama... Derken, kız öyle bir kahkaha attı ki Krystof dengesini kaybetti. "Kimse bundan şikayet edemez!" Başıyla onayladı kızı. Onun da anlattığı şey tam olarak buydu zaten. Kimse Krystelle'dan yakınamazdı, kimse onu üzemezdi. Krystelle değil miydi Kelid'e bakıp yalnızca kendisini gören? Bir mucizeydi bu, bir mucize. Başka kimsenin başına geldiğini düşünmüyordu Krystof. Kendisinin bile. Kız kardeşi gökten dünyaya inmiş bir melek gibiydi ve gözyaşları o kadar değerliydi ki, kızın gözlerinde kalmalılardı. Bunun için elinden gelen her şeyi yapardı genç adam. Gülümsedi kıza. "Pişman olacak ve bunu biliyorsun. Şimdi özüne dönüp Krystelle Bartolomej olmaya devam edecek misin? Çünkü burası... çok... ıslak." Başını kaldırıp bulutlara baktı. Asasını havaya doğrultarak bulutları dağıttığında, güneşin parıltısı ikisinin üzerine düştü. Birbirlerine öylece bakarlarken, Krystelle gülümsedi. Ve Krystof da onu takiben güldü. İstediği şey tam olarak gerçekleşmişti. O gülücük.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
I thought I could fly, so why did I drown?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra-
Buraya geçin: