Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 "Believe Me."

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Boneventura Ambrosi

avatar

Lakap : Bone, Ventura.
Rp Sevgilisi : O, bu, şu. Ne fark eder ki?
Mesaj Sayısı : 36
Kayıt tarihi : 24/08/12

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: "Believe Me."   Cuma Nis. 19, 2013 6:33 am


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Boneventura Ambrosi

avatar

Lakap : Bone, Ventura.
Rp Sevgilisi : O, bu, şu. Ne fark eder ki?
Mesaj Sayısı : 36
Kayıt tarihi : 24/08/12

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: "Believe Me."   Cuma Nis. 19, 2013 8:05 am

    Gece. Nefes kesici güzelliği ile karşılıyordu insanı yine. Tanrı dünyanın suratına üflüyordu insanların acizliğini. Kendi yarattığına karşı niye bu kadar acımasızdı? Kim bilebilirdi ki, kimse tanrı değildi. Aslında kimse bilmiyordu da tanrı kavramının gerçekliğini sahteliğini. Karanlık yayılmıştı, gözlerini bir güne daha yummuştu Hogwarts. Ve oldukça huzurlu görünüyordu. Kaçakları fark edemeyecek kadar yorulmuştu eski dost. Eh, hafif değildi sırtlandığı yük. O gün değil sadece, her gün. Kendini Atlas gibi hissediyordu Hogwarts. Ay ışığını yansıtıyordu Hogwarts üstüne. Ve ayın parlak ışığı altında bir beden. Hayattan bezmişçesine oturuyor. En normal haliyle. Gerçi böyle bir herifin en normal hali nasıl olabilir ki? Boneventura’nın, normallik kavramının ödünü kopardığını ve koşarak dünyanın öbür ucuna kaçırdığını düşünmemek elde mi? Genç adam elindeki sigarasını dibine kadar içine çektikten sonra yaslandığı ağaçtan hafifçe doğruldu. Bu gece tesadüflere yer yoktu. Olmamalıydı. Herkesin her şeyden haberi vardı, bunu kabullenmişti. Sanki tesadüfen oradaymış gibi oynamaktan. “Aa, sen de mi buradaydın? Hiç haberim yoktu. Şurada kızlarla oynaşıyordum, ya da düzüşüyordum. Umurumda değilsin yani.” gibisinden davranışlardan ne kadar bunaldığını söylemeye gerek yoktu herhalde. Çocuk değildi, oyun oynamayı bırakalı yıllar olmuştu. Ve hiç bilmediği bir yanı bunu yalanlıyordu. Onun karşısında halâ çocuksun, Bone. Halâ annenin küçük Bone’si gibisin. Onun karşısında konuşamıyorsun. Yutkunamıyorsun. Bu duygudan her ne kadar nefret etse dahi, gerçek bu idi. Ama o ne kadar sevebilirdi ki? Ne kadar güvenebilirdi. Hele böyle bir herife? Nasıl bir sevgi besleyebilirdi? Duyguları kör bir kız değildi ama ya gözleri. Aralarındaki bu perde yıpratacak mıydı bu ikisini? Söylemişti bir kere, her gün ölürdüm onun için. Bunu demişti. Peki niye onun karşısına geçince, “İnan bana! Seni her şeyden çok istiyorum!” diyemiyordu? Bir şey söylemekten çok uzak, kalbi titriyordu, yutkunamıyordu, bildiği her şey; hiç oluyordu, hiçliğe sürüklüyordu bedenini. Buna daha ne kadar dayanabilirdi ki? Daha önce bir kadına karşı böyle şeyler hissettiğini hatırlamıyordu. Genelde onları kullanırdı. Şehvetle yaklaşırdı. Öperdi, sevişirdi. Sadece o kadar. Titreyen ateşle sarıp sarmalanmış bedeni olurdu, yumruk kadar kalbi değil.

    Genç adam nihayet duyduğu sesler üzerine bir adım öne doğru attı. Bir havlama sesi duydu, sonra bir ştt, sesi. Geleceğini biliyordu! Umudunu kesmemişti, geldiğine emindi. Başka kim gecenin bu saatinde köpekle gezerdi ki? Karanlık ruhuna düşen aydınlık onu bazen rahatsız etse de yürümeye başladı. Çıtırtıların geldiği yönde ses kesildi bir anda, daha sonra oraya vardığında genç kızın elinde asası bir ses daha beklediğini gördü. Bir süre ağaca yaslanarak onu izledi ve bu sırada vücudunu kaplayan o garip hisle baş başa kaldı. Genç kızın gözleri kalbini üç saniyede eritebilirdi. Çatallaşmış bir ses fırladı iki dudağının arasından. Daha önce ki Bone böyle değildi oysa ki, “Maral.” bu ismi kendi dudaklarından bile kıskanıyordu şimdi. Ürktüğünü hissetti genç kızın ama tanımıştı, emindi. Başka kim karşısında böylesine eriyebilirdi ki? “Geldin… Ben. Sanıyordum ki…” sözünü tamamlayamadı genç adam. “Gelmeyeceğimi sanıyordun. Ama hayır, geldim. Söyle bana hata mı ettim?” dedi. Bu kadar narin olması öylesine yaralayıcıydı ki. Gölgesini onun üzerine düşüremezdi. Bu bembeyaz bir elbiseyi çamura atıp ayakkabılarınla üzerinde tepinmekle aynı şeydi. Bir bebeğin dudakları arasına ince uzun bir sigara dayamak gibi bir şey. Aksi yandan, kendine mani olacak gücü bulamazsa ne olacaktı? “Yo… Ben, hayır. Öyle değil. Sadece… Neyse. Konuşmak istiyorum.” dedi. Yutkundu. Genç kız tereddüt etti. Daha sonra asasını el yordamı ile cebine yerleştirdi. Ve köpeğine burada kalması gerektiğine dair bir işaret yaptı. “Bu gece bana eşlik edersin öyleyse?” dedi narin sesiyle sonra gerçekten görebiliyormuş gibi gözlerini genç adamın gözlerine dikti. Kısa bir şaşkınlık anından sonra genç kıza doğru kafa salladı. Onun kör olduğunu hatırladığında duyulmayacak şekilde alnına bir tokat indirdi. Yutkundu. “E-evet, elbette. Bu gece, bize ait.” dedi. Bize, derken sesi öyle bir kısılmıştı ki. Maral’a doğru bir adım attı ve onu elinden yakaladı. Bir anda nabzının hızlandığını hissetti. Elleri öylesine soğuktu ki. İnanılmaz derecede yumuşaktı. Maral’ı kendisine doğru çekerken yumuşacık ellerine dudaklarını bastırdı usulca. Genç kızın vücudu irkilip bir an için titrese de aldırmadı. Daha sonra yürümeye koyuldular. Kızın elini bir an bile bırakmadı. Karanlık arttıkça soluklar duyulur oluyordu. Ve nereden başlayacağını düşünmeden edemiyordu genç adam. En sonunda dayanamadı ve derin bir soluklanma ardından dudaklarından şu sözcükler döküldü: “Senin bana ne kadar tesir ettiğini biliyor musun? Beni gündüzleri düşündüren, gece sabahlara kadar uyutmayan hep sensin!” dedi. Küçük bir çocuk gibi suçluyordu şimdi de. Suçlamak mıydı bu? Bilemiyordu ama tam olarak buydu. Dudaklarını ıslattı. Şimdiden Maral’ın nabzı hızlanmıştı. Bir kez daha sustu genç adam.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
"Believe Me."
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: H O G W A R T S :: Okul Arazisi :: Yasak Orman-
Buraya geçin: