Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Just Hold Me

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Daenerys K. F. Landers

avatar

Lakap : Danny.
Rp Sevgilisi : Hansacle.
Mesaj Sayısı : 58
Kayıt tarihi : 23/05/12

MesajKonu: Just Hold Me   Perş. Kas. 01, 2012 9:54 am

J U S T H O L D M E
Yet I know that the goal is to keep me from falling but nothings greater than the rush that comes with your embrace.
And in this world of loneliness, I see your face.

d a e n e r y s h a n s
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Daenerys K. F. Landers

avatar

Lakap : Danny.
Rp Sevgilisi : Hansacle.
Mesaj Sayısı : 58
Kayıt tarihi : 23/05/12

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   Perş. Kas. 01, 2012 10:59 am

    Sözünü bitirmesini beklemedi genç adamın. Onun elini tuttuğu anda aklına gelen ilk yere cisimleniverdi Daenerys belki de saniyenin onda biri sürede. O kadar bitkin düşmüştü ki, başka hiçbir yere gidebilecek hali yoktu. Evindeydi. Küçük ve tamamen kendisine ait olan evinde. Elinde Hans'ın eli vardı ve gözleri gözlerine dikilmişti. Ona sormamıştı genç kız belki; ancak bir şekilde onun itiraz etmeyeceğini biliyordu. Sıcağa ihtiyacı vardı genç kızın, bir yuvaya. Evine daha önce hiç kimseyi getirmediğini fark etti bir an için. Bu gerçekle yüzleşmek için gözlerini yumdu. Mavi-yeşil gözleri yeniden açıldığında, genç kız düşüncelerinden sıyrıldı. Adamın elini bırakmadan bakışlarını ona kaydırdı. Genç adamın mavi gözlerinde gördüğü ifadeyi tanımlamaya çalışırken gülümsemesini engelleyemedi. Yeni bir bilgi öğrenmiş küçük bir çocuk gibi parıldıyordu Hans'ın gözleri. Bir an adamın çok sevimli göründüğünü düşündü, yanaklarının kızarmasını engelleyemeden. "Evime hoşgeldin," diye atıldı ardından. Hiç kimse görmemişti belki evini; ama eviyle gurur duyardı Daenerys. Çünkü evi onu yansıtırdı... Çünkü kendisinin bir parçasıydı evin her bir köşesi. Belki de bu yüzdendi kimsenin görmeyişi evini. İç dünyasını paylaşmazdı genç kız kimseyle, evini de paylaşmadığı gibi. İçinde yükselen korkuya engel olamıyordu. Genç adamın evini beğenmesini istiyordu deli gibi, bunu kabullenmemekte iç sesine karşı diretse de. Sonu gelmez gibi geldi saniyeler. Genç kız kendi kalp atışlarını duyabiliyordu sessizlikte. En sonunda, Hans'ın büyülenmiş gibi çıkan sesi, sıcak olan evi adeta biraz daha ısıttı Daenerys için. "Çok... Fazla... Temiz!"

    Neredeyse kahkaha atıyordu genç kız ki, dudağını ısırdı. Bakışları istemsizce evine kaydı. Mutfağı ile salonu arasında önüne tabureler dizilmiş banko vardı. Beyaz mobilyaları, toz pembe ve tonlarındaki duvarlarıyla ahenk içerisindeydi. Düzenliydi. Ona yıllar boyunca böyle öğretilmişti çünkü. Duraksadı genç kız bunu düşününce. Hans'a kaçamak bir bakış atarak mutfağa doğru ilerledi. Hans bankonun önündeki yüksek taburelerden birine çökerken, genç kız onun pelerinine sıkıca sarıldı. Genç adamın kokusunu şimdi daha iyi duyumsayabiliyordu. Yakıcı bir mayhoşluğu vardı ancak bir yandan insanı kendisine çekiyordu. Kızın dudakları kıvrıldı küçük bir tebessümle. Hans'ın kokusu kendine özgüydü, Danny için hep öyle de kalacaktı. Arkasını dönüp ellerini tezgaha dayadı. Yemek yemeyi unutmuştu o an, yalnızca sıcak bir şeylere ihtiyaç duyuyordu. Kahve fincanlardan birini alarak hafifçe salladı. "Sıcak bir kahveye hayır demezsin, değil mi?" Genç adam kollarını bankoya yaslamış, kafasını da üzerine koymuştu kollarının. Daenerys onunla göz göze geldiğinde, kıza aklını kurcalayan soruyu patlattı. "Gerçekten kaç yaşındasın?" Genç kız bir an için afalladı. Beklediği sözler bu değildi elbette ki. Genç adam bu şekilde ne kadar tatlı gözükürse gözüksün, tek kaşını istemsizce kaldırdı. O an alıcı gözüyle baktı ona. Kaç yaşında olabilirdi ki? Güçlü kollarına gezdirdi gözlerini. Çekici yüz hatlarını inceledi ağır ağır. Kendinden küçük olmasına ihtimal vermiyordu, bu yüzden tereddüt etmeden "Yirmi," deyiverdi başını sağa doğru yatırarak. Tepkisine bakmadı oysa. Topukları üzerinde bir balerin gibi dönerek ısıtıcıyı çalıştırdı. Genç adamın surat ifadesini merak ediyorsa da, dönmedi. Danny, minyon tipli oluşundan dolayı daima küçük zannedilirdi olduğundan. Bu yüzdendi ki, genç adamın kendisini küçük sanıp yaşını duyunca hayal kırıklığına uğrayabilme ihtimali takıldı aklına. Bunu düşünmemeye çalıştı. Sadece yirmi yaşındaydı... Henüz gençliğinin baharında! Nescafeyi iki fincana boşaltırken, hafif çekingen bir ses tonuyla devam etti. "Peki ya sen?"

    Derin bir sessizlik oldu. Öyle ki genç kız arkasına dönemedi korkudan. Adamın sesini duyana kadar nefesini tuttuğunu bile fark etmedi. "Aslına bakarsan çok daha küçük gösteriyorsun. Cidden. On sekizden büyük olduğuna ihtimal vermezdim." Yüzünü en sonunda ona dönebildiği anda gülümsedi genç kız. Teşekkür mü etmeliydi? Ah, kafayı yediğini düşündü. Takıntı yaptığına kanaat getirdi. Bunu boşvermek üzereydi ki, Hans'ın sesini hayal mayal duydu. "Ama küçük olan benmişim." Tamam. Bu cümleyi başka bir zamanda duysa belki kabullenebilirdi. Ama hayır. Genç adam bunu söylemek için genç kızın kendi kahvesini yudumladığı o anı seçmişti. Ve genç kız ağzındakileri püskürtmemek için -inanın çok zor olmuştu- neredeyse bardağın yarısını dikleyivermişti. Boğazından yükselen ateşle dişlerini sıktı. Eğer boğazı konuşabiliyor olsaydı, şu an dünyadaki en güzel küfürleri yiyor olurdu genç Daenerys. Acıyla inlemesine engel olamadı. Bunu Hans'a belli etmemek içinse ağzını sımsıkı kapadı. Genç adam konuştuğunda, Daenerys tepki vermekten kurtulduğu için ona şükretti. "Neden yiyecek bir şeyler hazırlamıyoruz ki?" Tam o sırada adama kahvesini uzatan genç kız, yutkundu. Sahi ya, neden? Genç adamı kafasıyla onayladı. Buzdolabına ilerleyip kapağını açtı yavaşça. Bir saniye geçmişti ki, kızıl saçlarını savuracak kadar bir hızla gerisin geri arkasını döndü. "Ne olur bana çok küçük olduğunu söyleme, koca bebek." Gözleri büyümüştü genç kızın ve yavru köpek bakışları atıyordu adama. Kendisinden yaşlarca küçük olmaması için Tanrı'ya dua ediyordu ve kendisini tamamen Hans'ın dudaklarından dökülecek sözlere odaklamıştı. Utangaç küçük bir çocuk gibi pelerine sarıldı yeniden. Ve Hans'ın duymamasını umarak suratında küçük bir tebessümle tekrarladı. Koca bebek.

    Bir şey söylemedi genç adam. Bakışlarındaki değişimi takip edemeyen Daenerys, buzdolabına döndü yeniden. Burnuna genç adamın yaktığı sigaranın kokusu geldi. Sigara içmezdi; ancak içeni de problem etmezdi genç kız. Suratında hala bir gülümseme vardı silemediği. Birden adamın ellerini belinde hissedince küçük bir çığlık kopardı. Ayakları yerden kesilmişti ve adamın kucağındaydı. Hans'ın, "Demek koca bebek?!" demesi üzerine kahkahasına daha fazla engel olamadı. Sesindeki alaycı ton genç kızın midesinde bir hareketliliğe yol açmıştı. Sanki... Kelebekler gibi. Bir şeyler oynaşıyordu içinde ancak bunun açlıktan guruldamak üzere olan midesi olmadığına emindi. Sıcak bir şeyler... Saf bir duygu. Hayır diye haykırırken kollarını genç adamın boynuna doladı. Kendisini yere indirmesi için tepiniyordu ki, alnını alnına dayadı ve gülümsedi. "Beni hemen yere indirin bayım," dedi ve sustu. Sessizce bakıştılar o an. Yüzlerindeki gülümsemeler ciddi bir bakışa bıraktı yerini. Suratları neredeyse birbirlerine değmek üzereydi. Yakındılar... Fazlasıyla. Boynuna sardığı ellerini biraz daha doladı genç kız. Belini tutan, adamın elleri yakıyordu adeta vücudunu. Bakıştılar bir süre. Ve birden Hans burnunu kızın burnuna sürterek kahkaha patlattı. "Söyle bakalım şimdi kim koca bebek, bayan kırmızı burun." Daenerys öyle bir nida kopardı ki, ikisi de sarsılarak gülmeye başladılar. Kahkahaları birbirine karışırken, en sonunda konuşabilecek vaziyete gelen genç kız mırıldandı. "Aramızda bir bebek var, ancak ikimizin de olmadığına fazlasıyla eminim," dedi istemsizce karnına bakarak. Ve gülümsedi. Hayatında ilk kez bu kadar mutluydu... Tüm hayatını değiştiren o son geceden önceki günden beri.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   C.tesi Kas. 03, 2012 1:46 am

    Hans işlemeli avizelerden gelen ışıltıların parlak zeminden yansıdığı bu kocaman salonda öylece durdu ve etrafı süzdü bir anlığına. Tozpembe renklerin hâkim olduğu bu beyaz salonda göz zevkini bozan tek bir şey bile yoktu. Ne yerde bir yastık ne sehpada bir fincan… Buranın neresi olduğu hakkında yürütebildiği en iyi fikir kısa süre önce ev sahiplerinin ışığı açık bırakıp gitmiş ve her an geri dönebilecek olduğuydu. Öyle ki onu –anlamsızca- buraya getiren kıza dönüp fısıldamak istiyordu Hadi gidelim diye ancak ona baktığında kızı oldukça rahat buldu, ardından punkçı kız ona gülümsedi ve “Evime hoş geldin!” dedi.

    Daha önce kızın giyiminden daha zarif biri olduğunu düşünmüştü, ancak her ne olursa olsun, saçlarının hiçbir teli orantılı olmayan bir kızın bu kadar düzenli bir eve sahip olması hayret vericiydi. Burası… Cidden evdi. Geçen son zamanlarda sahip olduğu yegâne evin muhteşem hali kare kare aklına gelince uzun zamandır düzenli bir ev görmediğinin farkına vardı. Aklından geçen tüm düşüncelerin arasından bir tanesinin ağzından şaşkınlıkla çıkmasına engel olamadı “Çok. Fazla. Temiz.” Kız küçük omuzlarını silkti içtenlikle belli belirsiz ve teşekkür edercesine tebessüm etti. Tüm bu ışığın altında yüz hatları daha iyi görünüyordu ve rüzgarın delicesine karıştırdı saçları bile bir şekilde kıza yakışmayı başarmışlardı. Bazı şeyler ışık tutunca tüm o güzel sandığımız yanlarının yalnızca bir yanılgıdan ibaret olduğunu ortaya sererler ancak bazı şeylerse gizlendikleri yerden çıkmışçasına parıldarlar, Daenerys bu ikincisine aitti işte. Kız, ancak balerinlerin sahip olabileceği zarif adımlarla Hans’ın mutfak olduğunu düşündüğü bir yere doğru ilerledi. Pelerini arkasında hafifçe dalgalanıyordu. O kadar tatlı bir görüntüydü ki bu Hans’ın suratında ufak bir tebessüm belirdi ve etrafındaki hiçbir ıvır zıvırı kırmamaya gayret ederek kızı takip etti.

    Girişteki bankoya yaslanıp kızın kahve fincanlarını bularak yanına gelmesini izledi. Ardından kız bir “Sıcak bir kahveye hayır demezsin, değil mi? “ diyerek bardağı sallıyordu. Başını eline dayamış bir halde kızı süzen mavi gözleri kızınkilerle buluşunca Hans, sormak istediği soruyu yöneltti. “Gerçekten kaç yaşındasın?” Kızın bakışları da kendisininkilere dönüştü böylece, onun kendisi tarttığını hissedebiliyordu, bundan rahatsız olmadı yalnızca ne düşündüğünü merak etti içten içe, ardından kız “Yirmi.” dedi ve ısıtıcıyı çalıştırmak üzere arkasını döndü. Yirmi mi? Hans bir an duyduğu bu basit rakama anlam veremeyerek durdu ve sonra kendisini sessizce, yalnız ağzını oynatarak küfrederken buldu. Kız arkasını dönmüş olduğu için cidden müteşekkirdi. Hayatı boyunca saymaya üşendiği kadar ilişkisi olmuştu ama hiçbirinde küçük olan kendisi değildi. A- bi dakka, üçüncü sınıftayken altıncı sınıflardan Teresa Cartman’a çıkma teklifi etmişti ancak bunu yalnızca basit bir iddaa uğruna yapmıştı ki Teresa bu teklife düşündüğünüz gibi sıcak falan da bakmamıştı hani, her neyse şuan olan şey çıkmaktan çok daha farklıydı.

    Normalde insanlar tanışırlar. Anlaşmaya çalışırlar, belki bir ilişkiye başlarlar ve birbirleri hakkında en ufak ayrıntıyı mide bulandırıcı bir vıcıklığa gelene kadar ezberledikten sonra belki evlenirdiler. Oldukça ters bir başlangıç yaptıkları ortadaydı… Öyle ki hakkında tek bildiği büyücü bir kız olduğuydu. Ufak bir eklemeyle yirmi yaşında… Kızın “Peki ya sen?” dediğini işitti.

    Ehe.

    Parmaklarını saçlarının arasında gezdirerek doğruldu ve kızın önüne bıraktığı sıcak fincandan kahve kokusu yayılırken temkinli bir ses ile konuşmaya başladı “Aslına bakarsan çok daha küçük gösteriyorsun.” dedi “Cidden. On sekizden büyük olduğuna ihtimal vermezdim.” Kızın yüzünde –nedense, genelde bayanların genç bulunduklarında yüzlerinden oluşan türden- ufak bir gülümseme oluştu ancak mavi-yeşil gözleri onunkini soruyordu. Kahvesinden bir yudum aldı ve Hans devam etti.“Ama küçük olan benmişim…” Hans bu son cümleyi söylerken sesi git gide kısılıyordu. Cidden ama cidden bu muhabbetten hoşlanmamıştı. Ama aslında artık ne önemi vardı ki? Herhangi bir yaşta olabilirdiler, herhangi bir zaman ve yerde. Bu neyi değiştirirdi ki? İlk soruyu soranın kendisi olduğunu biliyordu ancak bu artık saçma geliyordu.

    Kızın yorumsuz kalmasına sevinmesi mi gerekirdi, belki de en iyisi bu konudan kurtulmaktı. “Kahveye gelince… Neden yiyecek bir şeyler hazırlamıyoruz ki?” Bunu sorarken cümledeki ‘biz’ kısmına vurgu yapmıştı ve kızın bunu anlamasını umdu… Daenerys bu teklifi kafasıyla onayladı, buzdolabına gidip kapağı açtı ve yavaşça aradan bir saniye geçmemişti ki saçlarını savurarak gerisin geri arkasını döndü ve “Ne olur bana çok küçük olduğunu söyleme, koca bebek!” dedi.

    Hans’ın ağzında ekşi bir tat kalmış gibi yüzünü buruşturdu. Ko-ca be-bek. Nasıl iğrenç bir laftı bu böyle. Cebinden son yarım saattir ihtiyaç duyduğu tek sigarayı çıkardı ve alışık bir şekilde ateşleyerek koca bir dumanı içine çekti. Bu iyi gelmişti. Nedeni pek bilmiyordu ama bu merete aşıktı. Ve kaykayına. Ve- aslına bakılırsa aşık olduğu daha fazla bir şey yoktu. Külü dökecek biçimde kül tablasına yaklaştı ve yavaşça mırıldandı. “Demek koca bebek.” sesinde saf kızgınlıktansa tatlı bir atar vardı. Kızın kıkırdadığını duydu ve sigarayı bırakıp arkasını dönerek onu kucakladı. “Demek koca bebek!” Kızın kahkahaları mutfağı doldururken kendisi de “Özür dile!” dedi gülerek. Kız hayır diye haykırırken kollarını genç adamın boynuna doladı, kendisini indirmesi için çabalıyordu ama o güçlü kolların arasından kurtulmak o kadar da kolay değildi. Ve birden alnını alnına dayadı ve gülümsedi. “Beni hemen yere indirin bayım!” Daenerys’ın gözlerine hiç olmadığı kadar yakındı. Belki de gereğinden fazla… Yine de gözlerini kızınkinden ayırmak istemiyordu. Aslına bakarsanız tam olarak o sahnedeydiler, genç oğlanın kızı öpmesi gereken sahne. Bu dudakları daha önce öpmüştü, şekline veya rengine dikkat bile etmemişti ancak bunu yapmıştı. Şimdi kız gerçekten kendisine ait olmak üzereyken ufacık bir öpücükten çekiniyordu. İçinde anlamlandıramadığı tuhaf bir his vardı onu durduran. Utanç mıydı bu? Pişmanlık mı? Gereğinden fazla hızlı oldukları hakkında ufak bir uyarı dolaşıyordu zihninde, cidden geç kalmamış mıydı gelip uyarmak için? Kızın tenine değen ellerinin yandığını hissetti. Bunu sonlandırmak adına eğilip burnunu kızın soğuk burnuna sürttü.. kendisine hakim olamamaktan korkuyordu; onun altdudağını ısırmak, dişlerinin arasına almak ve erotik bir kan damlası çıkaracak kadar sıkmak istedi.

    Alaycı, küçük bir kahkaha çıktı dudaklarından. “Şimdi kim bebek söyle bakalım, bayan kırmızı burun.” Bunun ardından kız da gülmeye başladı ancak Hans her hangi bir özür kelimesi duymadığı takdirde onu yere indirmeye niyetli değildi ki ağırlığını pek hissetmiyordu bile.Yalnızca aciz kurtulma çabaları sırasında ufak tefek çiziklere maruz kalmıştı işte ki onlar can acıtıcı ayrıntılar bile değildi. Kızın gülüşü karşısında kendisini salıp en içten haliyle güldü. Sanki beyaz eve can gelmiş gibi her yer neşeyle ışıldıyordu. En sonunda kız konuşabilecek kadar kendisini toparladığında “Aramızda bir bebek var,” dedi “ancak bunun ikimiz de olmadığına fazlasıyla eminim.”

    Gülücüklerin suratından silindiğini hissetti genç adam. Kısa süreliğine de olsa bir kenara atabildiği gerçek yine başucunda bitmişti. Biterdi tabi. O gerçek değil miydi zaten burada olmasını sağlayan. Yoksa burada işi neydi ki. Bir an için gerçekten mutluydu. Gerçekten anın tadını çıkardığı birkaç güzel saniyeden sonra tekrar buradaydı işte, gerçeklerin içinde. Kızın bunu görmesini istemezdi ancak görmüştü. Belki de korktuğunu düşünüyordu genç adamın ki bir Gryffindor olarak her hangi onun korktuğunu zannetmesinden nefret ederdi. “Evet.” diye mırıldandı duyulması zor bir şekilde, bakışları kızdan kaçıyordu sanki. Ardına kadar açılmış olan buzdolabına takıldı gözü ve tüm bunların yaşandığı o kısacık –iğrenç- andan sonra muzur bir şekilde gülümseyerek parıldayan gözlerini kıstı. Dolapta bira bile yoktu. Bu konuda kıza laf atabilirdi ancak alkolün bebeğe zararlı olduğu hakkında nasihatler duymaktan korktu. Bunları zaten biliyordu ancak yarım saat önce intihar etmeye çalışan birinin bunu önemseyeceğini sanmazdı. Kız onu şaşırtıyordu. Çoğu şeyiyle. Kızı bankolardan birine oturttu ve yeni bir sigara yaktı. Elindeki sigara bile anlaşılmaz bir şekilde ona yakışıyordu.

    ***

    Bir iki sessiz dakikadan Daenerys'ın kendisini süzdüğünü fark etti. Kızın bakışlarından ne düşündüğünü çıkarmak pek kolay değildi. Demin mutfakta olanları düşünüyor olabilirdi, bebek dediği fetüsü düşünüyor olabilirdi veya neden sigara içtiğini, hatta sigaranın zararlarını bile düşünüyor olabilirdi. Kim bilir? Belki de hepsini birden düşünüyordu. Belki de bir sigara da ona vermeliydi? Kafasını belli belirsiz farkında olmadan hayır dercesine salladı. Ardından son bir kez daha dudaklarını buluşturdu onunla, bu sondu. Sigara ardında yıkıntılarını bırakarak karşı bankodaki kül tablamsı bir nesne içinde henüz bitmeden bastırıldı.

    Hans öyle olmak istemiyordu. Bir kişiyi geçici bir süre rahatlatmak için kendisini fena etmekti yaptığı sigaranın. Bunu bilerek yapmıyordu tabi, hem zarar da veriyordu karşısındakine ama karşısındaki zararı bilmiyor muydu zaten en başından? Yine de istemiyor muydu onu? Peki ya Daenerys.. O biliyor muydu? Yoksa gerçekten sonsuza dek mutlu olacağına mı inanıyordu? Eğer Hans bir sigaraysa Daenerys ona öylesine başlamış savunmasız bir çocuktu. Aynen öyle. Belki günün birinde bırakmak isteyecekti ama zehir içine bulaşmışken bu tam da yararlı olacak mıydı ki? Hem bu durumda zehir neydi ki; sevgi mi? Hayır. Onu sevmiyordu ki. Hans ona anlatmak istedi, ancak şuan zihninde bile kelimeler yerini bulmuş değildi.

    Neden korunmadın ki? diye haykırmak istiyordu. Hayır, aslında bir Muggle Telefon Kulübesine gidip sadece o gece yanında olmadığı için Gordon'a sövmek istiyordu. Şuan, ona en ihtiyacı olduğu zamanda, kıçını dönüp uykuya dalmıştı belki de. Sessiz bir küfür etti, ancak kızın duymuş olmasını umursamadı. Bağırmak rahatlatırdı ama anlamı yoktu. İnsanları suçlamak kolaydı. Zor olan dönüp kendine bakmaktı, öyle ki ağırlığın altında ezilebilirdi. Kendisini basit şeyler düşünmeye zorladı. Aklına gelen her şey birkaç gün önceki geceye aitti... Karşı bankoda sırtı dönük olmak iyiydi. Güvenliydi. Kız yiyecek bir iki şey için harekete geçmiş olmalıydı veya herhangi bir şey için. Evde zihin okuyan kimsenin olmayışı da güzeldi. Titreyen ellerini pantolonunun cebine sokup nefes aldı ve arkasına döndü.

    Daenerys kımıldamamıştı. Tam orada, pahalı mermerin üzerinde, bir eliyle farkındaymış gibi görünmeyen bir şekilde Hans'ın peleriyle oynayarak oturuyordu. Bebeksi porselen yüzü mavi-yeşil gözleri gibi bulanıktı. "Benini hatırlıyorum," dedi Hans kendi göğsünü işaret ederek "tam burada. Oldukça hoştu."


::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Daenerys K. F. Landers

avatar

Lakap : Danny.
Rp Sevgilisi : Hansacle.
Mesaj Sayısı : 58
Kayıt tarihi : 23/05/12

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   Çarş. Kas. 28, 2012 4:28 am

    Genç kızın suratındaki gülümseme yavaşça soldu. Söylediği kelimeler içinden dökülen kelimelerin ta kendisiydi; ancak bir bebeğin varlığı düşüncesi karşısındaki genç adamın ciddileşmesine yetmişti. Kaşlarını çatmamak için ona yıllardır öğretildiği gibi mimiklerini hapsetti aklının ücra köşelerine. En ufak bir ifade belirtisi yoktu suratında, tıpkı artık gülümseyişinin de olmadığı gibi. Salaktı, katıksız, su katılmamış salaktı işte. Bir iki söze, bir evlenme teklifine, birkaç güzel gülüşe bu adamın kim olduğunu unutmuştu. Onunla yatıp, işini bitirip arkasına bakmadan kaçan andaval herifin tekiydi. İçinde bir ruh oluşu, onun karakterini değiştirmezdi. Öfke krizinin yaklaştığını hissetti Daenerys. Az önce soğuktan buz tutmuş elleri kendi pembeliğine dönmüş olmasına rağmen titriyordu. Kendisine kızıyordu çünkü kız. Ancak; bu sahne pek uzun sürmedi. Adam yeniden o hayran bırakıcı gülümsemesini takınıp dolaba kaydırdığında gözlerini, genç kızın da zihnindekiler o kadar hızla siliniverdi. Yine de unutmadı, unutmayacaktı işte. Hayatında bir kez salak yerine konmuşken ikincisini göze alamazdı, hele ki hayatını yeni baştan yapan birisi için... Hayır, gözü açık olmak zorundaydı. Adamı izledi sessizce. Eğer onunla bu şekilde tanışmasalardı ne olurdu diye düşündü kısa bir an için. İkisi bir ortamda tanışıp, yalnızca arkadaş olsalardı... Sonrası nasıl olurdu? İstemsizce alt dudağını ısırdı genç kız, bunu yaptığının bile farkında olmadan. Zihni bu sorunun cevabını vermek istemezken, içinden bir ses çok daha hoş bir biçimde olabileceğini söylüyordu işlerin. Ama olmamıştı, önemli olan bu değil miydi? İkisi gayet öküzce tanışmış, gayet öküzce kaynaşmışlardı. Sahi, kaynaşmış sayılırlar mıydı?

    Adamın bankoya geri dönüp sigarasına uzanışını takip etti gözleriyle genç kız. O an, adamı daha tanımadığına kanaat getirdi. O kadar yabancıydı ki kendisine adam, istemsizce geriye doğru bir adım attı. Onunla göz göze geldiğinde yapabileceği tek şeyi yaparak, buzdolabına yöneldi. Aradığı bir şey yoktu. Hani, buzdolabının kapağını açarsınız ve yalnızca bakarsınız ne aradığınızı bilmeden. Sonra kapatırsınız ya... İşte, bu durum o durumdu. Ancak kızımız, bunu bakışlarını ondan ayırmak amaçlı yapıyordu. Bir yabancı, diye mırıldandı kendi kendisine onun duyamayacağı şekilde. Hans'ın işini, okulunu, hayatını, özelliklerini, hobilerini... Hiçbir şeyini bilmiyordu. Üzerindeki pelerini kavradı sol eliyle. Kumaş elinden kayarken, ona ait özelliklere odaklandı. Kim bilir, belki de aynı şarkıları dinlemekten zevk alıyorlardı. Belki aynı zamanda aynı mekanlarda bulunmuşlar, aynı şarkıya eşlik etmişler, aynı şarkılarda dans etmişlerdi! Belki çarpışmışlardı daha öncesinde. Belki birbirleriyle küçük bir an bakışmışlar, daha sonra o bakışı bile hatırlamamışlardı. Pek çok olasılık vardı onlara dair. Ve hiçbirinin cevabını bilemiyordu Daenerys. Tek bildiği karnında bu adamın çocuğu olduğu ve bu adamla evleneceğiydi. Bir de her ne kadar kabullenmek istemese de, ona ihtiyacı olduğu gerçeği.

    Hans'ın sevebileceği şeyleri düşünmeye çalıştı, bunu hayal ederken suratına yerleşen gülümsemenin farkına olmaksızın. Dövmeleri sevdiği bir gerçekti. Bunu bir kör bile söyleyebilird- tamam abartmayalım, bir kör nasıl söyleyebilir? Her tarafındaydı dövmeler. Hepsinin farklı bir anısı var gibiydi, adeta konuşuyorlardı. Onları dinlemek istiyordu Danny. Her birinin tek tek hikayesini sormak istiyordu. Anlamlarını, kaç yaşında yaptırdığını, niye yaptırdığını... Onu tanımak istiyordu Daenerys işin aslı. Ona, "Aynı anda hem bu kadar öküz, hem de bu kadar duyarlı bir insan olmayı nasıl başarıyorsun?" diye sormak istiyordu. Soramadı elbette ki. Ancak adamın sesini işittiğinde ona doğru döndü kız. "Benini hatırlıyorum," dedi Hans küçük bir çocuk edasıyla. Kendi göğsünün üzerindeki bir noktayı işaret ederek devam etti. "Tam burada. Oldukça hoştu." Genç kız kızardığını hissetti. Küçük bir gülücükle karşılık verdi adama. Tanrım, şimdi de utangaç kıza mı dönüyordu? Çok güzel Danny, dedi iç sesi onun bu tavrına karşı çıkarak. Hadi cevap versene. Senin de dövmeni çok net hatırlıyorum desene. Demedi. Çünkü bu utangaç bir kızın söyleyeceği bir söz değildi. Şu an Danny utangaç kızdı, birdenbire yüz seksen derece dönüş yapamazdı. Adama doğru yaklaştı. Söyleyecek bir şeyler bulmaya çalışıyordu; ancak Hans'ın gözlerindeki telaşı gördüğü andan itibaren kendisine gelememişti. Bu yüzden bir süre bir şeyler diyemedi. Bankoda adamın karşı tarafına oturdu ağır hareketlerle. Eğer yıllar sonra birisi, Hans'la ne zaman tanıştınız diye sorarsa o gün diyebilirdi genç kız. Açık ve netti çünkü. Genç kız o an ağzını açtıktan sonra, o cümleler, o kelimeler her şeyi değiştirdi.

    "Belki kuruntulu olduğumu düşüneceksin. Belki ne tür bir deliye çattım diyeceksin... Ama bunu söylemeliyim." Bir sessizlik çöktü önce gerginlikle birlikte. Genç adam bir şeyler mırıldandı kendi kendine, Danny'nin anladığı tek kısım sor kelimesi oldu. Onun işine yarayan kısım da buydu zaten. Derin bir nefes aldı. Başlıyordu işte. Ortalama boyu -yanında uzun bir insan varsa, kısacık gözüktüğü doğruydu- porselen bebekleri andıran suratı, incecik beli, zarif bacakları, adeta küçük bir bebek hissini uyandıran bakışlarıyla dıştan görününce onu sakin bir insana benzetmek, bir insanın yapacağı en normal şeydi. Yalnızca pembeye kaçan kızıl saçlarından dolayı onu muggle dünyasının metalcilerine benzetmeyen de yok değildi; ancak genç kız bunların hiçbiri değildi. Punkçı değildi, sessiz sakin bir kız olmadığı gibi. Daenerys herkesin yanında gülüp eğlenmezdi. İçine kapanık gibi gözükürdü dışarıdan. Çünkü öyle yetişmişti, insanlarla sınırını korumak zorundaydı. Çok sık herkesin muhabbetine dalmaz, çok sık arkadaş seçmezdi kendisine. Yine de Daenerys'i yakından tanıyan insanların söyleyebileceği net bir şey vardı; bir kere konuşmaya başladığında... Asla susmazdı. Sevdiği insanla konuşurdu çünkü genç kız. Gereksiz arkadaşlıklardansa gerçek dostluğu tercih ederdi. Onu "tanımayı başaran" insanlar ona bayılırlardı, çünkü bu adeta oyuncak bebek gibi olan genç kız eğlenmeye başladığında ortamın neşesini korumasını bilirdi. Her neyse, konumuz bu değildi elbette ki. Genç kız düşüncelerini Hans'a o an açtı. Sonra da bir daha asla kızın ağzını kapatmayı başaramadı Hans zaten.

    "Seninle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Benim için bir yabancısın," dedi genç kız mesafeli bir ses tonuyla önce. Sonra gelen bir cesaretle adamın ellerini kavradı. İçi titremişti eli ellerine değdiğinde ama belli etmeden devam etti. "Ve ben seni tanımak istiyorum. Hakkındaki her saçma sapan detayı anlat bana. Anlat, dinlerim. İyi bir dinleyici olduğum bir gerçek. Müziklerden, filmlerden, görüşlerinden, sevdiğin insanlardan... Bana kendini anlat Hans Landers. Artık tanışma vakti geldi." Başını hafifçe sola yatırdı. "Sırayla birbirimize merak ettiklerimizi soracağız. Tüm gerçekliklerle cevap vereceğiz. İtiraz etme ya da kaçma lüksün yok. İlk sorun... Yemekte ne istersin? Açlıktan öldüğünü görebiliyorum." Hans'ın rahatlamış göründüğünü ve pis pis sırıttığını görünce ekledi. "Tüm sorularım bu kadar kolay olmayacak Landers. Hiç şüphen olmasın." Ve kızın dudaklarından adeta şeytani bir kahkaha döküldü.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   Salı Ocak 01, 2013 12:47 am

    Sözlerinin ardından, kanın genç kızın yüzüne yayılmasını gözlemledi genç adam ve sessizce gülümsedi. Onun utanması hoşuna gitmişti; bunu gizlemeye çalışırcasına gözlerini devirmesi de. Daha önce tanıştığı kızların pek azından böyle bir tepki almıştı ki pek çoğuyla ertesi gün buluşmamıştı. Öylece aklından geçti; Marcella olsa asla kızarmazdı hatta yüzünde cüretkar bir gülümsemeyle cevaplardı genç adamı, Marcella'yı seviyordu. Lockie'ye böyle bir şey söylese kendisini yere devirebilir ve esaslı bir kavga ederlerdi. Zaten ona böyle bir şey de söylemezdi, o kız, erkek kardeşi gibiydi. Lockie'yi seviyordu. Krystelle. Eğer Slytherin olmasaydı her şey daha iyi olabilirdi. O gece olan her şey büyülüymüş gibiydi. Çok iyi anlaşabilirlerdi. Hoşladıkları şeyler, muhabbetin ilerleyişi... Her şey o kadar uyumluydu ki. Krystelle'ı sevmişti, en azından o gece için. Son olarak da aklına Phoenix geldi, hayatında açılmaktan korktuğu tek insandı Phoenix; korktuğu şey açılmak değildi aslında, reddedilip arkadaşlıklarının içine etmekten korkuyordu. Phoenix, değerliydi onun için, zamanla içinde büyüyen hayranlıktı. Belki de saf sevgi. Ama bu her neyse, Phoenix'i gözünde yüceltmiş ve erişilmez kılmıştı. Bundan pek rahatsız değildi ama şuan ilk kez Phoenix'e asla erişemeyeceğini fark etmişti. İçinden soğuk bir rüzgar geçti sanki ve yumruk gibi bir his kalbine bastırdı. Sevgiden nefret ediyordu işte, insanları gereksiz yere üzen aptal bir histi bu. Yine de büyümesine izin veren kendisi değil miydi? Yeniden konuşmaya başlamış Daenerys'in son dediklerini işitti. "...nu söylemeliyim." Normalde bu kadar dalgın değildi, kızın konuşmaya başlamış olması bile onu şaşırttı. Ve düşünceleri okunamadığı için bu gece ikinci kez şükretti. Ardından cevap bekliyormuş gibi görünen kıza "Söyle o zaman." dedi yavaşça.

    "Seninle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Benim için bir yabancısın," Temkinli davrandığı ses tonundan anlaşılıyordu ve Hans kızın bu cümlesine tamamen katılıyordu. Sonunda konuşmak için doğru yeri bulduklarını hissetti. Kız demin ilerleyip o fark etmeden yanına kadar gelmiş olmalıydı. Ardından kız Hans'ın ellerini kavradı. Kızın küçük ellerinin titrediğini hissedebiliyordu, ancak soğuktan değildi. Kızın ellerini sıktı o güç vermek istercesine ve sözünü tamamlamasına izin verdi. Ona aynı anda bu kadar yakın, ve bu kadar uzak olmak tuhaftı. "Ve ben seni tanımak istiyorum." dedi kız "Hakkındaki her saçma sapan detayı anlat bana. Anlat, dinlerim. İyi bir dinleyici olduğum bir gerçek. Müziklerden, filmlerden, görüşlerinden, sevdiğin insanlardan... Bana kendini anlat Hans Landers. Artık tanışma vakti geldi." Başını hafifçe sola yatırdı. "Sırayla birbirimize merak ettiklerimizi soracağız. Tüm gerçekliklerle cevap vereceğiz. İtiraz etme ya da kaçma lüksün yok. İlk sorun... Yemekte ne istersin? Açlıktan öldüğünü görebiliyorum. Tüm sorularım bu kadar kolay olmayacak Landers. Hiç şüphen olmasın." Ardından, parıldayan gözlerini gülüşü takip etti. Bilmiş küçük kızlar gibi görünüyordu.

    Hans ellerini gevşetti ve odaklanmak için kendini kızdan biraz ayırdı, her saniye onun kokusunu hissederken, konudan uzaklaşması an meselesiydi. Roxana'nın, Gordon, Shane ve ona dedikleri aklına geldi 'Hayatınızda bir kere olsun tamamen derslere odaklanın, en azından sınavdan önceki günler!' Ardından -Roxana gidince- Gordon'la karşılıklı göz devirirlerdi, dersler hiçbir zaman dert olmamıştı onun için. İlgili olduğu konuları gerçek hayata taşıyacak kadar öğrenirdi, mesela; Cincüce tarihindeki isimlerin hepsini listelemiş, aile ağaçlarını çıkarmış ve sonra onlardan futbol takımı oluşturmaya bile çalışmıştı hatta öyle ki cücelerin isimlerini ortak salonda öğrenmeyen kalmamıştı! Bazense sadece bi kenara atıveriyordu, son Aritmansi sınavılarının hepsi Beklenenin Üstünde ile Felaket arası abzürd notlara sahipti ancak çalışırsa yapabileceğini biliyordu. İksir yemek yapmak gibiydi, KSKS Anna Lizzie'ye saldırı dersleri olarak değişmişti onun için ki genelde cezaya kalırdı. Saat ikiyi geçmek üzereyken aklına bunca şeyin neden geldiğini düşünmekle uğraşası yoktu. Ufak bir karar aldı, hayatında bir kere olsun Roxana'yı dinlecekti. Odaklanmaya çalıştı, yalnızca ikisine, yapılması gerekenlere ve şuana.

    "Aç olan sendin," dedi kıza "o nedenle eve gelmiştik, yani bir restorant için bakınırken gelmiştik. Belki de bu gelip sakince konuşabilmek için uydurduğumuz ufak bir nedendi sadece. Eğer sen aç değilsen ben de değilim." Ardından kızın gözlerinin içine baktı "İkimizde aç değilsek neden yemek yapmakla zaman kaybedelim ki?" Ardından omuz silkerek mutfaktan çıktı.

    Salonda bulduğu tek koyu renkli koltuk olan tekli koltuğun ucuna geçti, oturuşu rahatsızdı. Kız da karşısındaki bir koltuğa ilişti. "Geçmişi her zaman konuşabiliriz." dedi Hans, "Sen ve ben, bundan sonra istemediğimiz kadar birbirimizi göreceğiz zaten. Şuan konuşmamız gereken şey yapmamız gerekenler. Şuan yarıyıl tatilindeyiz neredeyse altı gün kadar sonra tekrar Hogwarts'a dönmeliyim. Bu demek oluyor ki nikahı bu günler içinde ayarlamalıyız. Hatta şimdi bile olur, nöbetçi kilise buluruz." Nefes alarak devam etti. "Mantıklı konuşmadığımı biliyorum, yalnızca bunu halletmek istiyorum. Küçük bir şey olur, birkaç kişiyi çağırırsın; aileni, arkadaşlarını. Bende bir iki kişiye söylerim... Düğünler nasıl olur bilmiyorum aslında, daha önce hiç gitmedim. Başıma geleceğini de düşünmüşlüğüm yoktu... Senin hayallerin olmalı, kızların genelde hep olur. Kimle evleneceğim, nasıl bir yerde, nasıl bir gelinlikle? Hatta pastanın kaç katlı olacağına kadar. Dürüst olmak gerekirse hayallerini yıktığım için kendimden nefret ediyorum." Kız sessiz kaldı ve Hans devam etti. O da benden nefret ediyor. "Çocuğun benden olduğuna dair şüphem yok; veritaserum, güvendiğim şey o. Sana oldukça katılıyorum; seni tanımıyorum, gerçek adını bile bilmiyorum. Seni sevmiyorum. Sen de beni sevmiyorsun. Nasıl sevebiliriz ki? Şuan ikimizi de burada tutan neden apaçık ortada... Durdu, konuşmaya devam etmek istemiyordu artık ama susabileceği bir noktada değildi. "Karnının nasıl şiştiğini anlayamıyorum. Tamam, belki fark edilemeyecek kadar ufak ama yedi sekiz gün için büyük bir şişlik." Yedi veya sekiz. Bunu tam hesaplayamamıştı, kızın "Dokuz." diyen sesini duydu. En ufak duygudan arınmış düz bir sesdi bu Hans'a biraz yavaşlamasını hatırlatan. "St. Mungo tanımlayamadı. Gittiğimde midemden sorunum olduğunu düşünüyordum, yaptığım hiçbir iksir tam yardımcı olamamıştı ve bu genelde olmaz. Şifacılarsa sağlıklı bir bebek sahibi olduğumu söylediler. Son beş aydır yalnızca üç gün önce ilişkiye girdiğime inandıklarında, onun hızlı gelişimi ile ilgili tez yapmayı ileri sürdüler, çünkü yaptıkları türlü tahliller sonucu bu ne bir iksirden dolayıydı ne de bir büyü sonucuydu. Tanımlayamadılar. Sadece böyle söylendi, garip değil mi?" Hans, Daenerys'i St. Mungo'da gördüğü o günü hatırlamıştı kız anlatırken. O gün görmesine rağmen yanından geçip gitmişti, arkasına bakmamıştı bile. Aslında onu tanımış olması bile bir lütuf gibi görünmüştü... O gün Madam Angelo ve Andrew'nun ölümünden sonra Mungo'nun ona verdiği cevap da buydu, Tanımlayamadık. Can sıkıcı, boktan bir cevap, hem de St. Mungo'dan. "Evet." dedi Hans "St. Mungo'dan böyle yanıt alan birkaç tanığım daha olmuştu, öyle bir hastahanenin böyle cevaplar vermesi olağan değil."
    "Tanıdıklarının problemi neydi peki?"
    "Öldürüldüler."
    "Üzüldüm."
    "Ben de." İnsanların böyle durumlarda üzüldüklerini söylerlerken ne kadar samimi olduklarını hep merak etmişti. Hep de ihtimali sıfır olarak görmüştü, kelimeler ağzına geldi ve günler önce yaşadığı olayı anlatmaya başladı. Gordon veya Erica'ya yazmayı deneyip vazgeçmişti, unutacağını düşünmüştü oysa sonunda anlatabileceği birini bulunca konuşmak için can atarken bulmuştu kendisini, belki de günlerdir bu anı bekliyordu. "Madam Angelo ve oğlu Andrew, beş altı güne kadar yanlarında çalışıyordum. Madam Angelo'nun Diagon Alley'de Pasta Dükkanı var. Yazın da ufak bir süre orada bulunmuştum. Beni tanıyordu. Orta yaşlı tatlı bir kadın.. Genelde her tarafında un olurdu ama hep gülümserdi." Yüzünde kırık bir gülümseme belirdi belli belirsiz. "Andrew, benden iki veya üç yaş büyüktü,"
    "Yani benimle yaşıt."
    "Oh, hayır." Ardından kız, tahminin tutmaması üzerine kaşlarını çocuksu bir edayla çatınca gülümseyerek devam etti "Ama benden oldukça zayıftı, uzun ince bir çocuk. En fazla on yedi gösteriyordu, neyse işte geçen sabah dükkana gittiğimde her yer harebeye dönmüş gibiydi, her yer yanıyordu." Anlatabileceği kısımları toparlayıp hikayeyi düzgünce birleştirmeye çalışıyordu "St. Mungo'ya gittiğimde Madam Angelo çoktan ölmüştü. Andrew da bir gün sonra gözlerini yumdu. Ölüm nedenleri yangın değildi. Bir iksir, bilindik bir büyü... Tanımlayamadılar. İşlemleri hallettim sonra onları İrlandadan gelen akrabalarına teslim ettim. Her şey çok hızlıydı, bir anda yalnızdım. Bir işim yoktu, Madam Angelo yoktu. Andrew..." bunu söyleyemeğini fark etti ve kızın meraklı bakışlarına rağmen devam etti. "Ve bunun tüm nedeni bir hiçti. Belirsizliklerden nefret ediyorum." Her şeyi anlatamasa da konuştuğu için mutluydu, acını paylaşmak iyi gelmişti. Olduğu gibi konuşmak, içini dökmek... Ve o günkü olayın sonuna geldiğinde söylemekle söylememek arasında kaldı. Daenerys açısından can alıcı kısma geldiğini biliyordu. Ve söyledi. "O gün seni gördüm. Ve yürüyüp geçtim."

    Aynı anda aynı kelimelerle.

    Kızla birbirlerine bakakaldılar, ikisi de bir zamanlar yanlarından umursamadan geçtikleri yabancılardı oysa şimdi sorunları birbirleri için önemli hale gelmişti. İsterik bir gülümseme oluştu dudaklarında. "Ama şimdi burdasın." dedi Daenerys ve Hans onu tekrarladı.



::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Daenerys K. F. Landers

avatar

Lakap : Danny.
Rp Sevgilisi : Hansacle.
Mesaj Sayısı : 58
Kayıt tarihi : 23/05/12

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   Çarş. Ocak 02, 2013 5:27 am

    "Ama şimdi buradayım," dedi Hans genç kızın sözlerini tekrar ederek. Buradayım... Genç kız kelimenin anlamını düşündü birkaç saniye içinden. Evet, buradaydı. Bedenen. Yalnızca bedenen. Yalnızca bir günün yarısı süredir beraberlerdi, birbirlerine yabancılardı, birbirlerini tanımıyorlardı. Tanımak için çabalıyor olabilirdi genç kız; ama o zarif görünüşünün altında bir Polyanna yoktu. Çoğunlukla alttan almayı denerdi. Mutlu olmak için çabalardı, hüzünlü gözleri onu ele verirken. Lanet olası gözleriydi sorun belki de, daima gerçeği yansıtan. Hüzünlü görünmek istemiyordu. Acınası ya da küçük olmak da öyle. Hayat onun ağzına sıçıyordu bariz bir biçimde ve o bununla savaşıyordu. Yalnızca mimiklerine bakarak insanlar onun güçsüz olduğunu nasıl düşünebilirdi? O güçsüz değildi. O güçlüydü, pek çoğundan daha güçlü. Minik narin bir kız gibi görünürken, gözünün yaşına bakmadan insanları öldürebilirdi. Çoğu insanın bilmediği en ölümcül lanetleri öğreniyordu, savaşmayı, öldürmeyi. Genç kızın çekineceğini mi sanıyorsunuz? Hayır. Çekinmeyecekti. Ölüm terimi ona korkunç gelmiyordu. Yalnızlık teriminin de korkunç gelmediği gibi. Yalnız olmayı seviyordu. Çünkü insanları sevmiyordu... Daenerys, insanların pek çoğundan nefret ediyordu. Ailesinden, ona yalan söyleyip kolayı seçen adi herifin teki olan Alex'ten, onu arayıp sormayan arkadaşlarından, her şeyle alakadarmış gibi davranıp sevimli görünmeye çalışan insanlardan... O insanları sevmiyordu. Onlara ihtiyacı da yoktu. Nereden geliyordu bu birisini önemseme isteği? İstemiyordu. Niye zorluyordu?

    Cekete sarılıyordu hala genç kız. Adamın ceketini pek kibar olmayan bir şekilde çıkardı. Çıplak omuzları havanın soğukluğuyla temas etse de, içerisi makul sıcaklıktaydı. Ceketi Hans'a fırlattı. Adam tek hamleyle yakalarken suratında oluşan merak ifadesini gördü genç kız. Kendi evindeydi, buna ihtiyacı yoktu. Düzenli, her şeyin yerli yerinde olduğu kendi evinde! Ne ara bu kadar düzen manyağı olmuştu? Ah... Tabii, öyle bir ailesi vardı ki zamanında, o böyle doğmuştu. Her şey mükemmel, her şey yerli yerinde olmalıydı. Lanet olası evin rengi bile şu anda ona daral getiriyordu. Pembe, beyaz, mor? Hadi canım! Daha fazla cici kız olamazdı. Onu yansıtan şeyler bunlar mıydı? Halılar! Evin her yanında salak saçma halılar vardı. Nasıl bir psikopatlıktı bu? Sinir krizi geçiriyor olabilir miydi acaba? Bunu düşündü genç kız farkında olmadan tırnaklarını bacağına geçirdiğini fark ettiğinde. Elini gevşeterek, kanattığı yeri adamın görmemesi için eteğiyle kapattı. Ayağa kalktı açıklama yapmadan. Bir yabancıyla burada oturmak zorunda değildi. Hans'ı burada tutmak zorunda değildi. Onunla olmak zorunda da değildi! Tıpkı bu bebeğin fazlasıyla gereksiz olduğu gibi, her şey gereksizdi. Anne olmak değildi amacı onun. Evlenmek de değildi. Kahrolası yeni bir hayata başlamıştı o. Ve daha ilk ayından hamileydi! HAMİLE! Derin bir nefes aldı. Nefesinin daraldığını hissederken ciğerlerine temiz havayı çekti uzunca bir süre. Kalp atışları hızlanmıştı. Ağlamaktan, yorgun düşmekten, güçsüzmüş gibi görünmekten bıkmıştı. Hepsinin neden durduk yere kafasına idrak ettiğini bilmiyordu. Bilmek de istemiyordu zaten. Topukları üzerinde adama döndü. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı Hans. Anlamalıydı da zaten. Salak mıydı o, tabii ki anlayacaktı!

    "Galiba sinir krizi geçiriyorum," diye neredeyse kendi kendine mırıldandı. Adamın duyup duymadığından şüpheliydi. İçki dolabına ilerledi ayağında topuklu ayakkabıların şıkırtıları eşliğinde. Buzdolabında bira olmayabilirdi... Evet, hep şu hamilelik muhabbetleri yüzünden. Yine de, içki dolabını kilitli tutuyordu evinde. Onları atacak hali yoktu ya. Dolabın kapağını açtığında içerisindekilere baktı tek tek. Sert bir şeylere ihtiyacı vardı, onu tam kalbinden vuracak. Viskiyi seçti. Çünkü viskiyi sevmezdi. Viski onu tiksindiriyordu, viskiden öldüresiye nefret ediyordu. Bu durumda, en serti de viskiydi zaten. Kendisine bir bardak koydu, sek bir biçimde. Bir de sek ha, iyi oynuyorsun Danny. İç sesini aldırmadı genç kız. Bir bardak da Hans için doldurup onun yanına doğru ilerledi, koltuğun kenarına oturdu. İçkiyi eline uzattı, hiçbir tepki beklemeden. İçebilirdi, içmeye de bilirdi. Bu onun tercihiydi. Daha önce de birlikte sarhoş olmuşlardı, ne vardı? Bebek! Karnında bir bebek vardı. Ne çabuk unuttun? Umurunda bile değildi o an. İçkiyi dudaklarına götürdüğü an Hans müdahale etti. Kızın elindeki içkiyi zorla alarak sehpanın üzerine bıraktı. Kızın bileğini farkında olmadan fazla sıkmıştı; ama Daenerys kaçmadı. Alnını adamın alnına dayadı ağır çekimde. Ondan korkmuyordu. Ondan nefret bile etmiyordu. Onun nefes alışverişlerini dinlerken sakinleşiyordu belki de. "Bunları yapabileceğimi sanmıyorum. Şu halimize bak. Birbirimizi tanımıyoruz. Birbirimize aptal aptal sorunlar sorup, tanımadığımız insanların yasını tutuyoruz. Bir gün birbirimizin yanından geçiyoruz, ertesi gün birbirimize sarılıyoruz. Bir gün sevişiyoruz, bir gün birbirimizi tanımıyoruz. Ve şimdi de evlenmekten bahsediyoruz." Elleriyle adamın yanaklarını kavradı. Onun bakışlarından okuyabiliyordu kendi hakkındaki düşüncelerini. O da diğerleri gibi Daenerys'in kırılgan olduğunu düşünüyordu. Dayanmaya gücü olmadığını. Aptal, çekingen bir kız olduğunu. Dudaklarını öptü adamın o an. Öyle zamansız olmuştu ki, adam kadar kendisi de şaşırmıştı. Onun sıcak dudaklarını kendi dudaklarında hissederken daha da tutkulu öptü. Adamın elinin kendi beline dolandığını sezdiğinde, nefes alışverişi hızlandı. Öpmeye devam etti aynı şekilde. Genç adam onu kolay bir el hareketiyle kucağına oturttuğunda hızla geri çekti başını. Kendisi gibi onun da bundan zevk aldığını bilse de, en inatçı bakışını takındı. "Güzel öpüşüyorsun Landers. Bu dudakların çok can yaktığına eminim."

    Ayağa kalkacaktı ki, genç adam sardığı belini bırakmadı. Kızı çenesinden kavradığı gibi şehvetle öptü. Onun dudaklarına karşılık veren Daenerys, nefesini tuttu. Tutkuyla ürperen tüylerini hissettiği sırada, geri çekilen Hans oldu. Suratında bilmiş bir gülümseme vardı. "Beni öylece öpüp geri çekilemezsin Daenerys. Ve inan bana, eğer bir daha içkiyi eline alırsan... O zaman bu kadar neşeli olmam." Tehditteki sahiplenici tavır genç kadının hoşuna gitmişti garip bir şekilde. Gülümsedi. Dudakları kıvrılırken başıyla onayladı. Deli gibi içkiye ihtiyaç duysa da vücudu, buna uyacaktı. Düşünceler zaten fazlasıyla hızlı akıyordu zihninden. Birden, adamın sıcak ellerini yeniden hissettiğinde aklı tamamen başka bir konuya açıldı. "Benimle evleniyorsun diye yalnızca bana bağlı olmak zorunda değilsin. İstediğini yapabilirsin. Yalnızca sözde bir evlilik olur, ufaklığın hayatının daha güzel olması için. İkimiz de başkasıyla görüşme hakkına sahibiz. Bunu elinden alamam." Adamın kucağından kalkarak kendisini yeniden diğer koltuğa attı. Bu ağzından çıkanlar onun sözleri miydi? Pekala öyle görünüyordu. O kadar ciddi görünmesine karşın, sözleri düşününce kendisinden tiksindi. Kendi kocasının başkasıyla yatması fikri onu tiksindiriyordu. Birinin yüzüğünü taşırken başkasıyla yatma fikri de öyle. Bunları neden söylemişti bilmiyordu. Bunu istemezdi, bundan nefret ederdi. "Ama yapmamanı tercih ederdim." Meydan okurcasına başını kaldırdı. O ufak görünümlü kız, mavi-yeşil bakışlarını adama dikmişken artık o kadar da ufak görünmüyordu. Dişi bir aslandı o an oradaki, savaşmaya hazır olan.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   Perş. Ocak 31, 2013 6:18 am

    Neredeyse bir iki dakika boyunca sessizlik içinde oturdular.

    Ardından Daenerys pelerini kibar sayılmayacak bir şekilde çıkarıp atıverdi. Son yarım saattir o pelerine sığınmış küçük bir kız gibiydi Hans için oysa şimdi üzerinde o kısacık ince elbiseyle çevik bir hareketle kalkıp oğlana bakmadan ilerlerken Hans onun değiştiğini düşündü veya kendine geliyordu. Doğru kelime; oyun şimdi başlıyordu.

    Kız daha önce fark etmediği bir dolabı büyüle açtı. Hans, dolabın dibine kadar alkolle dolu olduğunu farketti. Şişelerin her biri ışıltıyla parıldıyor ve boğazında bir susuzluk hissine neden oluyorlardı. Kız var olan tüm şişeleri gözünün önünden kaldırmak için buraya koymuş olmalıydı şimdiyse en büyüğünden bir şişe alıp iki tane bardak buldu. Hareketleri hızlıydı.

    Yaklaştığında bir bardağı önüne bırakıverdi. Ancak öyle bir hareketti ki bu sokak köpeklerine bile daha nazik kemik atılırdı. Onu asla içmeyeceğini biliyordu. Kız da içmemeliydi. Tüm bu şişeleri aptal bir dolaba kaldırırken düşündüğü bir şey olmalıydı ve şimdi o bardağı eline alması tüm o eski kurallarını siktiği anlamına mı geliyordu? Her ne olursa olsun buna izin vermek istemedi. İnsanların kendilerine koydukları kurallara saygısı vardı. İnsanlar kendilerine bir kural koydukları an hayatlarını o çerçeveye göre sürdürmeye çalışırlardı; bu kural büyük veya küçük olabilir ama ilerleyişi böyleydi. Her hangi aptal bir nedenden dolayı bu çizgilerini aştıklarındaysa üzülen kendileri olurdu çünkü kural yıkmanın eğlenceli tarafı başkalarını dinlememekti oysa kuralı koyan kendinizken dinlememek keyif vermiyordu. En azından en sonunda; tüm hazzın bittiği ve olayın farkına vardığın o an. Hans kızın bunu yaşamasını istemedi en çok da, çünkü biliyordu; bu acıtırdı. Hem bu kez o kural, Hans’a da ait olan bir şey içindi. Oturduğu koltuğun koluna oturmuş olan kızın bardağı, biçimli dudaklarına doğru ilerlerken sertçe bileğini kavradı ve içkiyi alıp sehpaya bıraktı. Kızın bileğini fazla sıktığını fark ettiği an elini yumuşattı ancak kız umursuyormuş gibi görünmüyordu. Alnını kendisininkine dayadı yavaşça. Nefes alışının da aynı kalp atışları gibi hızlandığını hissetti. Sakinleşmeye çalıştı.*

    “Bunları yapabileceğimi sanmıyorum. Şu halimize bak. Birbirimizi tanımıyoruz. Birbirimize aptal aptal sorular sorup, tanımadığımız insanların yasını tutuyoruz. Bir gün birbirimizin yanından geçiyoruz, ertesi gün birbirimize sarılıyoruz. Bir gün sevişiyoruz, bir gün birbirimizi tanımıyoruz. Ve şimdi de evlenmekten bahsediyoruz.” Kafasının karıştığını görüyordu, haksız sayılmazdı. Hayatın Hans’ın öğrettiği şeylerden biri olası yeni durumlara ayak uydurmayı öğrenmekti ancak genç kızın kendisi gibi olmadığı ortadaydı. Onun zarif adımları hayatın rüzgârının içinde yeni yeni yürümeye başlamış gibiydi oysa Hans o rüzgârın içinde doğmuştu ve artık insanların ona tutunup yürüyebileceği kadar dayanmayı öğrenmişti, en azından buna inanıyordu.

    Daenerys birden öpüverdi onu. Bu beklenmedik hamle onu şaşırttı. Ancak çok geçmeden karşılık verdi ve kız daha tutkulu bir şekilde sürdürdü. Ellerini kızın beline götürdüğünde kızın hızlanan nefesini yüzünde hissedebiliyordu. Onu basit bir hamleyle çekip kucağına oturttu ve belindeki elini kızın çıplak sırtına tırmandırdı. Kız geri çekilerek, yine o inatçı küçük kız bakışını takındı. “Güzel öpüşüyorsun Landers, bu dudakların çok canlar yaktığına eminim.”** Hans suratında bir gülümseme belirdiğini hissetti ancak cevap vermedi. Kız ayağa kalkmak için hamle yaptığında onu çenesinden kavradı ve bu kez kendisi hükmederek öptü. Kız daha iyi öpücüğün ne olduğunu görmemişti. Kızın dudaklarının kendisine verdiği kesik kesik cevaplar zamanla kesildi ve kızın nefesini tuttuğunu fark etti. Hans’a sarılmıştı ve kendisini tamamen ona bırakmıştı. Bunu sevdiğini fark etti. Kızın bu tecrübesiz hali hoşuna gitmişti. Kendisine böylesine sarılışı... Çelimsiz karşılıkları… O onundu. Bu fikri ilk kez sevdiğini düşündü. Kızı sevmeye başladığını anladığı o ilk anda dudaklarını ondan ayırdı.
    Yüzünde bilmiş bir gülümseme vardı ancak söyleceklerinde oldukça ciddiydi. “Beni öylece öpüp sonra geri çekilemezsin Daenerys. Ve inan bana bir daha o içkiyi eline alırsan bu kadar neşeli olmam.” Kızın suratında oluşan küçük gülümsemeyi izledi, bu söylediklerini anladığına ve onayladığına dair bir gülümseyişti bir başkaldırış değil. Elini kızın elbisesinin kapatamadığı beyaz bayağına koydu ve gezdirdi. “Benimle evleniyorsun diye yalnızca bana bağlı olmak zorunda değilsin.” diye söze başladı genç kadın, kelimeler rahatlatıcıydı. Hayatı boyunca asla tek bir kişiye bağlı olmamıştı Hans, şimdi istese de bunu başarabileceğini zannetmiyordu. Annesi veya babası olsa belki her şey farklı olurdu, hayatı boyunca bağlı olmadığı gibi tutunabileceği kişiler de olmamıştı. Belki buydu onu böyle yapan, bilmiyordu. Bunu düşünmekten nefret etti. Aklının konuyu buraya bağlamasından nefret etti. Şuan içindeki annemi istiyorum diye haykırmak isteyen histen nefret etti. Gordon vardı. Gordon vardı. O hep yanındaydı. Lanet olsun Gordon vardı. Gordon yoktu. Kimse yoktu. Onun sefil hayatı kimsenin umurunda değildi. Evleneceği kızın bile. Hiç kimseydi o. Bunu anlaması için daha ne kadar yaşaması gerekiyordu ki. Yalnızca saat geç oldu ve yorgunsun. Yalnızca kafan karıştı ve uykun var. Tek sorunun lanet olası uykun. Başka hiçbir sorunun yok. Sen dünyadaki en sorunsuz herifsin. “istediğini yapabilirsin. Yalnızca sözde bir evlilik olur, ufaklığın hayatının daha güzel olması için. İkimiz de başkasıyla görüşme hakkına sahibiz. Bunu elinden alamam.” Kıza baktı ve kendini tekrar düşünebilmek için zorladı. Parmağında kendi oyuncak yüzüğü varken başka adamlarla öpüştüğünü düşündü, başka ellerin onun vücudunda dolandığını. Başka adamların onu becerirken kocasının bir gerizekâlı olduğunu düşünmesini… Mutlu hissetmiyordu. Rahatlamış değildi. Uykusu yoktu. Kız artık karşı koltukta oturuyordu. “Ama yapmamanı tercih ederim.”

    "Haklısın," diye söze başladı sesi donuktu. "çoğu konuda haklısın. Bir gün varız, bir gün yokuz. İkimiz de özgürüz. İkimiz de-" Konuşmayı devam ettirmeden önce duraksadı "Sanımız şu ‘ikimiz’ lafına alışmamız gerekecek. Her şey değişiyor. Görüyorsun, hiçbir şey dün olduğu gibi değil; yarım saat önceki gibi değil. Bir saniye sonra neler olacağını bilmiyorum, ama bir planımız var. Seni bir kez daha bırakmayacağım ve Daenerys, güven bana, daha iyi olmayı deneyeceğim." Artık her kelime çok daha zor çıkmaya başlamıştı ağzından, biraz daha bu evde kalmak istemiyordu. Tüm duvarlar üzerine geliyordu sanki, içini sıkan o his kaldığı yerden büyümeyi sürdürdü ve Hans ayağa kalktı “Tekrar görüşeceğiz,” dedi, “ama şimdi her ikimizin de biraz dinlenmeliyiz..”

    Yere öylece atılmış pelerinine baktı, onu geri almaya niyeti yoktu. Kız yerinden kıpırdamazken kapıya doğru ilerledi ve gördüğü bir not defterine adresi ile ev telefonunu yazdı tekrar. Eve bütünüyle sessizlik hakimdi. Kapıyı açtı ve gecenin soğuğu içine dolarken kendisini dışarı atıp kapıyı ardından yavaşça kapattı.

    Nefes almakta zorlanıyordu. Soğuk tüm vücudunu kaplamış gibiydi. Ancak umursadığı yoktu. Başka zaman cisimlenebilmek için evi zihnine kazımaya çalıştı. Küçük bahçesini tatlı pencerelerini… Pencereden bakan kimse yoktu yalnızca içerdeki bir odada uyuyan beyaz bir baykuş gördü. Arkasını döndü ve bahçeden çıkana dek yürüdü. Nereye gideceğini bilmiyordu. Ev gitmek istediği yer değildi, bu haldeyken oraya dönmek istemiyordu.

    Sersem gibiydi. Gözlerinden bir damla yaş süzüldüğünü fark etti. Bunun nedenini pek ala soğuğa yıkabilirdi ancak soğuktan olmadığını biliyordu. Ancak soğuktan olduğuna inanmazsa kendisini tutamayacağını hissettiği için gözlerini kapattı ve şuan gidebileceği tek yere cisimlendi.
tık:
 


::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: Just Hold Me   Perş. Ocak 31, 2013 7:54 am

THE END
for this one:
 



::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Just Hold Me
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra-
Buraya geçin: