Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Cadılar Bayramı | Etap III.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Anna Lizzie Malfoy
Hogwarts Müdiresi | KSKS Profesörü
Hogwarts Müdiresi | KSKS Profesörü
avatar

Lakap : Liz, Ann.
Rp Sevgilisi : Henry McCourt bitchi.
Mesaj Sayısı : 1528
Kayıt tarihi : 16/08/09

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Cadılar Bayramı | Etap III.   Paz Eyl. 09, 2012 12:34 am


    Etap ikideki merdivenler etap üçün odası için yukarıya çıkarır. Merdivenler bitmek bilmez gibidir; ancak bir kez zemine ayağınızı bastığınızda merdivenler kaybolur. Açık alandır içerisi, kapalı duvarlar yoktur. Parıl parıldayan dolunaya karşı kurtadamlar kendilerini kontrol edemezler. Safkanlar da dahil olmak üzere, dolunay onlara dönüşüm emrini verir. Ve ruhlarına saldırganlığı aşılar. Çünkü dolunay tamamen karanlık büyü ile düzenlenmiştir.
    Kısıtlı küçük bir alan gibi görünür teras. Ancak siz adım attıkça genişler. Kilometrelerce yüksekliktedir, gökyüzü ile iç içe gibidir. Aşağı sonsuzluktur, düşenler ölüme kucak açarlar. Siz adım attıkça büyüyor gibi görürsünüz odayı; ancak tam aksine oda küçülür. Yanıltmayı anlamayanlar boşlukları kaçırır ve düşerler. Diğer adıyla, ölürler.
    Burada olduğunuz yerde durmanız imkansızdır. Bir yere üç saniyeden fazla basarsanız yer sizi sonsuzluğa fırlatır. Oda sürekli dönmektedir, sağınızı ve solunuzu ayırt etmeniz imkansızdır. Sürekli hareket halinde olduğunuz için de yerinizi kaybedebilirsiniz. Odanın tek çıkış yolu, ilk adım attığınız yeri bulabilmektir. Ve ardından yeniden merdivenler görünür. Böylece etap dörde geçersiniz.



Henry özel spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Celia Annabeth Right

avatar

Lakap : Cel. Lia. Sally.
Mesaj Sayısı : 491
Kayıt tarihi : 28/05/12

Özel
Rp Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Cadılar Bayramı | Etap III.   Ptsi Eyl. 10, 2012 4:46 am

Burası gerçekten güzeldi. Küçük sevimli bir balkondu, tırabzanları tıpkı Southsea'deki odasınınkiler gibi demirdi. Ayın en sevdiği hali olan dolunayla denk bir kattaydı, manzara gerçekten harikaydı. Ne yazık ki manzarayı izleyecek zamanı yoktu Cel'in. Burasıyla ilgili bildiği tek şey sabir durmaması gerektiğiydi. Yükseklik ölümcüldür.

Celia ileri doğru bir adım attı. Sonra bir tane daha. Bir tuhaflık vardı ama ne? Bu sefer sağa doğru adım attı. Sanki yeri hiç değişmiyordu. Tek adımda, iki adım sola kaydı. Bingo! Ne kadar adım atarsa atsın hareket etmemiş gibi geliyordu, çünkü burası genişliyor gibi duruyordu. Oysa genişleyemezdi, çünkü sonsuza kadar atım atabilen bir varlık düşünülebilirse, burasının sonsuza uzanması gerekirdi ancak Dünya üzerindeki hiçbir cismani varlık sonsuza kadar genişleyemezdi. O halde burası daralıyor olmalıydı. Belki de daralacak, daralacak sonra onu aşağı atacaktı. Nasıl adım atmıştı? İki sola, bir sağa. Adımını bir sağa attı. Sonra iki adım geriye.

Bir saniye bekledi ve aşağı düşmeye başladı. Üç saniyeden fazla hareketsiz durmamıştı ki? Durmuş muydu? Olamazdı, Celia çok hızlı hareket eder, hareket ettiğinden daha hızlı düşünürdü.

Düşüş bitip yeniden karşısında merdivenler belirdiğinde Celia gülümsedi. "Kimse benim kadar hızlı düşünemez," dedi keyifle. Ne kadar bu cümlesinden kibir akıyor olursa olsun, haklıydı. Gerçekten hızlı düşünürdü. Zaman kaybetmeyerek tekrar merdivenlere adım attı; lanetine doğru.

**:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aretha Henderson
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 19/07/12

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Cadılar Bayramı | Etap III.   Ptsi Eyl. 10, 2012 7:06 am

    Koşarak çıkıyordu merdivenlerden genç cadı. Git git bitmiyordu merdivenler. Zaten yorgundu, bu merdivenler daha da beter etmişti Marg'ı. Nefes nefese kalmıştı. Topuzu bozulmuş, sarı saçları dağılmıştı. Merdivenin sonu geldiğinde, boş balkona adımını attı ve merdiven kayboldu. Şaşkın şaşkın arkasına bakıyordu kafasını önüne çevirdiğinde, etapların en güzelini görür gibi oldu.

    Teras, oldukça aydınlıktı. Gökyüzünde parıl parıl parlayan, bembeyaz dolunay, tüm terası aydınlatmıştı. Küçük bir alan gibi görünüyordu. Genç cadı etrafa bakınmaya başladı. O sırada ayağının altında bir sıcaklık hissedince bir adım ilerledi. Sanki hiç yer değiştirmemiş gibiydi. Ya zemin genişliyordu, yada aklı ona böyle bir oyun oynuyordu. Düşünüyordu ama üç saniyeden fazla aynı yerde durmamalıydı. O yüzden hızlı düşünmek zorundaydı. Ne kadar zaman geçirirse, adımları artacağından etaptan çıkışı da bir o kadar zor olacaktı. İki adım sağa attı ve sonra üç adım ileri.

    Hızlı düşünmeliydi. Ayağının altı ısındı ve bir adım da sola gitti. İşte adımları bir ileri, iki sağa, üç ileri, bir solaydı. Sanki bir örüntüyü çevirir gibi derecelerle dönüştürmeliydi adımlarını. Yapması gereken bir sola, iki ileri, üç sola, bir geriyeydi. Hızla adımlarını takip etti. Yer ayağının altından kaydı ve arkasında merdiven yeniden belirdi. Daha fazla zaman kaybetmemek için koşarak merdivene ilerledi. merdivene ulaştığında, döndü ve etabına son kez baktı. Bir sonraki etabın bu kadar zorlayıcı olmamasını umuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nathaniel Argent

avatar

Lakap : Nathan, Nate
Rp Sevgilisi : Erica. Ek olarak Brendan'ı da ona kuma getiriyorum boş vakitlerimde. ashfjasf
Mesaj Sayısı : 75
Kayıt tarihi : 14/08/12

MesajKonu: Geri: Cadılar Bayramı | Etap III.   Ptsi Eyl. 10, 2012 7:42 am

Ekler:
 

    Alnının üzerinde birikmiş teri elinin tersiyle silerken derin bir soluk koyverdi genç adam. Merdivenlerin sonuna geldiğinde kendisini çöllerde Juliet'ini arayan bir Romeo gibi hissediyordu artık, demek isterdim ama o Leyla'sını arayan Mecnun'du. Bu küçük ayrıntıyı boşverirsek, Nathan gerçekten de şu an Juliet'ini düşünüyordu. Beyaz ve güzel elbisesi içerisindeki kıllı bacakları düşündü. Ardından oldukça küçük göğüslerini... Ve örümcekleri. Yaşadığı bunca şeye rağmen kahkahayı bastı daha fazla dayanamayarak. Brendan'ın ikinci etabı asla tamamlayamayacağını düşünüyordu o an. Evren -ya da bu baloyu düzenleyen hangi psikopat caniyse artık- onu duymuş gibiydi. Brendan ve örümcekler. Juliet'in hazin sonu. Onu aramaya koyulan Romeo. Onun için geri döner miydi diye düşünenler olabilir, düşünmeyin. Nathan bu boktan ve onları öldürmek için elinden gelen her şeyi yapan tuzağı on kere geçse, yeniden onu kurtarmak için geri dönerdi. Yine de şu an ona bir faydası olmayacağını biliyordu. Buradan kurtulmalı, baloda beyazlar içerisindeki prensesini beklemeliydi. Ve dolunay aşkına, genç adam Brendan'ın örümcekleri görünce atacağı çığlıklarla bugün resmi olarak bir kız olacağına emindi. Lanet olsun diye düşündü. Yanında olmalıydım, o anları görmeliydim! Ancak bu artık imkansızdı. Kalbi küt küt atıyordu Nathaniel'ın. Kuyruk acısı çeken küçük bir köpek gibiydi. Aslında... Gerçekten kuyruk acısı çekiyordu.

    Herkes hayatında aptalca bir şeyler yapar, değil mi? Tamam, Nathan belki bunlardan pek çok yapıyor. Ancak ateşlerle dolu bir yerde kurt adama dönüşmesinin mantıklı bir sebebi vardı. Her ne kadar bu sebebi şu an hatırlamıyor olsa da. İster istemez cici kalçasını okşadı, güzelim kuyruğu mahvolmuştu. Ve, genç adam kendisini dazlak hissediyordu. Arkadaşının onu görünce onunla nasıl dalga geçeceğini düşünmemeye çalışarak örümcekleri düşündü. Ardından tüyleri diken diken oldu. Macerayı seven genç adam için bile buradakiler oldukça fazlaydı. Genlerinden kaynaklanan ışığa duyarlı gözlerinin içine edilmişti. Gözünün önünde ışınlar dans ederken, bir de yetmezmiş gibi ateşlerde yanmıştı. Ve böcekler... Örümcekleri listeye eklemeyi bir an için düşündü. Ama hayır, Brendan'ın her örümcek görüşünde listeyi hatırlatıp ölümcül tehlike uyarısına geçerek kucağına atlamasını kaldıramazdı. Bu onun için bile çok fazlaydı. Gerçi ister listede olsun, ister olmasın... Sonları hep buluyordu. Düşünmeyi bıraktığında merdivenlerin sonuna gelmişti. Bir şeylerden kaçmak onun hayatıydı, dolayısıyla koşu onu o kadar yormamıştı. Diğer canlıların aksine. Önceki etapta duvarda kırık bir vampir dişi bulduğuna yemin edebilirdi. Kanıtı da cebindeydi. Eh, her gün vampirlerin dişlerini duvarda bulmuyordu.

    Zemine adımını attığında, içine garip bir ürperti geldi genç adamın. Sanki bir şey onu çağırıyordu. Tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Ardından dişlerinin uzadığını. Kafasını kaldırdığında dolunaya hayatı boyunca olmadığı kadar yakın oldu. Oysa bugün dolunay yoktu... Kulağında çınlayan sese kulak vermemek için diretirken zeminde ilerledi. Acı çekiyordu bedeni. Kulakları dikelmiş, tırnakları uzamıştı. Dönüşüyordu, lanet olasıca Nathan, bu bok çukurunda dönüşüyordu. Hem de kuyruğunun yarısı yokken. Acı ile olduğu yerde dönmeye başladı. Duraksadı, dönen o değildi. Zemin büyüyüp dönerken, genç adam olduğu yerde birkaç saniyeden fazla durursa düşeceğini anladı. Bedeni dehşet verici bir kabusun içerisinde düşmüş gibi dönüşümü tamamladığında, uludu istemsizce. O safkandı, kendisini kontrol edebilirdi. Edemiyordu... Kara büyüye lanet okudu. Büyücülere. Brendan'a. Evet, en çok Brendan'a lanet okudu. Buraya gelmek kendisinin fikri olabilirdi... Ama hey, onu durdurmak ona düşmez miydi? Sancı ile hırladı. Duyarlı kulakları yakınındaki büyücü sesini algılayabiliyordu. O tarafa doğru saldırgan bir biçimde koşmaya başladı. Tam üzerine atılacaktı ki dünyasının dönmesiyle oranın yalnızca birer boşluk olduğunu fark etti. Zihni ona oyun oynuyordu. Ve Nathan zihninin ona oyunlar oynamasından nefret ediyordu.

    Dehşetle nereye gittiğini dahi bilmeden koşturmaya başladı. Alan büyümüyor, küçülüyordu. Aklında sağlam kalan bir şeyler varsa ona bunu mırıldanıyordu. Düşünmeye çalıştı... Normal zamanlarda dönüşümlerini nasıl engelliyorlardı? Bu acınası detayı bile hatırlayamasa da, zihninde bir görüntü belirdi. Amanda'ydı, yanında da Adrian vardı. Amanda dökülen dişlerini gösteriyordu gözleri yaşlı bir biçimde. Adrian gülüyordu ama gülmemeye çalıştığı her halinden belliydi. Ve sonra, Brendan çıkageliyordu. Nathanla kuyruk tokuşturuyor, müthiş kurt danslarını yapıyorlardı. Kürkleri varken daha sexy oluyordu dansları, bu yüzdendir ki bunun için dönüşürlerdi. Sonra kahkahalar atar, insan formunda arka tamponlarını tokuştururlardı. Hey, tamam. Acınası görünebilir; ancak bunu yapmaya başladıklarında yalnızca üç yaşındalardı. Ve bazı şeyler değişmez. Mesela mutlu anılar gibi. Birden ellerinin daha insancıl olmaya başladığını fark etti. İçine yayılan mutluluk hissiyle, içindeki öfkeyi kamçıladı. Yorulmuştu oradan oraya sinirli bir biçimde sıçramaktan. Sinirli olan o değildi. Asla sinirli olmayı becerememişti. Derin bir nefes aldı. Vazgeçmek yoktu, vazgeçmek onların işi değildi... Son bir kez uluyarak geri geri ilerledi. Ayağı bir noktada takılı kalınca ürperdi. Sonu böyle miydi? Hayatı boyunca boktan şeyleri yenmişken, Brendan ile dalga geçemeden mi ölecekti? Hayır. HAYIR, BU ÇOK ADALETSİZ OLURDU.

    Tabii ki de öyle olmadı. Siz kurt şansı diye bir şey duydunuz mu? Duymadınız. Çünkü şu an uydurdum. Genç adam kurt gibi şanslıydı -açtı da ayrıca, partideki yiyecekler amma leziz diye duyduk, iki etap kaldı sabrediyoruz- çünkü bastığı yer üzerine önünde merdiven belirdi. O kadar hareket etmiş, acıyla dans etmişti olduğu yerde. Birden doğru taşa bastığını anlayınca, her şeyin ilk geldiği anki gibi göründüğüne kanaat getirdi. Evet. İlk bastığı yere tamamen rastgele basmıştı. Ve kesinlikle şanslıydı. Yeniden bir kahkaha patlattı. Dolunaya bakarak göz kırptı. Ardından sol kolunu havaya kaldırarak haykırdı. "Hasta la vista baby! Brendan bunu duyana kadar bekle!"

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Morrigan Buarainech

avatar

Mesaj Sayısı : 45
Kayıt tarihi : 23/08/12

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Cadılar Bayramı | Etap III.   Ptsi Eyl. 10, 2012 12:28 pm


    Bitmek bilmeyen merdivenler boyunca adımlarını atarken Morrigan düşündüğü tek şey ayakkabısının yarattığı acı olmuştu. “Seni giymemem gerektiğini biliyordum, hem bir hayalet topuklu ayakkabı giyse ne olur? Giymese ne olur?” merdivenler gittikçe uzarken bir sonraki adımında kendisini neyin beklediğinden habersiz sadece adımlarını atıyordu. Belki de bu sefer gerçekten de adımlarını ölüme doğru atıyordu. ölmek konusunda ne kadar başarısız olduğunu düşününce bunun bu gece de mümkün olmadığının farkındaydı, çünkü ölüm bu gece onunla sadece eğlenmek istemişti. Aralarında on yedi yıldır bitmek bilmeyen bir savaş vardı, sanki ölüm Morrigan’ı istemiyordu ya da en azından o böyle düşünüyordu. Babası onu öldürmek istediğinde ölmemişti, annesi onu kalbinden bıçakladığında ölmemişti, intihar ettiğinde ölmemişti ve sanırım bu gece de ölmeyecekti. Merdivenlerin amansız bir şekilde uzadığından emin olduğunda bir basamağa oturdu ve ayakkabılarının dizlerine kadar uzanan bağlarını çözmeye başladı. Ayağından çıkarttığı ayakkabıların rahatıyla cadı bu sefer merdivenleri biraz daha hızlı çıkmaya başlamıştı. Hiç olmadığı kadar huzurlu bir şekilde merdivenleri tırmanırken bir anda pürüzlü bir zemine ayak bastı. Arkasını döndüğünde merdivenler yok olmuştu ve bu sefer etrafını süsleyen kanlı duvarlar veya kızgın alevler yoktu. Alabildiğince uzanan teras ve gecenin karanlığına inat parlayan ay vardı. Morrigan bir süre durup ayın görkemine bakarken sadece o anda karşısını bir kurt adamın çıkmaması için dua etti. Ölüm evi ona şu ana dek çok farklı şeyler sunmuştu ve artık Morrigan karşısına neyin çıkacağından emin olamıyordu. Adımlarını teras boyunca ilerletirken çıplak ayaklarına değen zeminin tadını çıkarttı. Ayakkabılarının yarattığı sıkıntı bir nebze olsun azalmıştı.

    Teras boyunca ilerledikçe sanki bir ovadaymışçasına yol uzuyor, gökyüzüne dokunsa yaklaşacakmış gibi yakın hissediyordu. Adımlarını atmayı bıraktığında gecenin mucizesi olan ayı izledi ve etrafını kolaçan etti. “Her şey kesinlikle bu kadar iyi olamaz, bu işte bir gariplik var.” Adımlarını yavaşça atarken zaman, zaman arkasını dönüp bakıyor fakat gördükleri kendisini hiç memnun etmiyordu. Oda sanki etrafında dönüyordu kafasını her çevirdiğinde karşısında başka bir şey duruyor fakat çıkış hiçbir şekilde gözükmüyordu. “Hadi ama buradan çıkmam lazım.” Sözcükler dudaklarından dökülürken çıplak ayaklarıyla odada koşmaya başlamıştı, adımını attığı yer adeta sallanıyor, kendisine bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Adımlarını olabildiğince hızlı bir şekilde atarken odanın çıkışını da bir yandan arıyordu. Ama gecenin büyüleyici görüntüsü bile ona bu terastan çıkması için fırsat tanımıyordu. “Nerede bu lanet olasıca çıkış.” Bir anda kendisini bir keşke fırtınasının içinde buldu. Neden o gece oradaydı ki senelerdir cadılar bayramını kutlamamıştı, ne bir etkinliğe katılmıştı ne de bir faaliyette bulunmuştu neden bu gece oradaydı ki neden? Sorular düşüncelerini işgal etmeye devam ettikçe Morrigan amansızca hareket ediyordu.

    Düşün, düşün, düşün…
    Oradan çıkmak için düşüncelerinin sınırlarını zorlarken aklına ilk gelen şey oraya nasıl geldiği olmuştu. “Tamam, merdivenleri bulmam lazım. Ama nasıl?” kendiyle çelişen düşüncelerine yol vermek adına aynı düzlem üzerinde olmasına dikkat ederek terasta volta atıyordu. Çıplak adımları ile sürüyerek ilerlerken kafasının iki yanında tuttuğu elleri ile olabildiğince beynine baskı yapıyordu. Adımlarını geldiği yere dönmek için geri çevirdiğinde ilk önce kuzeye ardından güneybatıya ve onun ardından doğuya doğru zikzaklar çizerek ilerledi. Kendisini olabildiğince dikkatli bir şekilde yönlendirirken aklını sadece oradan kurtulmaya odakladı. Adımlarını zaman, zaman hızlı zaman, zaman da yavaş atıyor kimi zaman arkasına dönüp bakıyordu. Odanın değişen atmosferine karşı Morrigan kendini odanın havasından olduğunca uzaklaştırdı. Merdivenleri gördüğü anda adımlarını bu sefer koşarcasına hızlandırdı ve kendini merdivenlere bıraktı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: Cadılar Bayramı | Etap III.   Çarş. Eyl. 12, 2012 10:46 am

    Merdivene oturup bacağındaki ısırıkları kontrol etti. Soldaki, ilk olan, oldukça şişmişti diğeriyse yeni yeni kızarıyordu. Zaten her bir tarafı yırtık bir kostüm giydiği için vücudundaki hasarı incelemesi pek zor olmuyordu. Yanık izleri ve kabarcıklar dört bir yanını sarmış olsa da sonunda partiye ulaştığında tüm hasarlardan kurtulacağı iksirler ve şifacılarla karşılayacağına emindi, küçük bir kız çocuğu gibi yaralar için üzülmek yersizdi. Büyük ihtimal diğerleri de bu etapta onun kadar zorlanmışlardı, orada kalma hissi veren büyü.. bu resmen hileydi.

    Parçalanmış sandeletlerini ufak bir büyü ile tamir etti ardından saçlarını karıştırıp ayağa kalktı ve yavaşca merdivenleri çıkmaya koyuldu, yolu da oldukça uzun görünüyordu hani. 'Üç oda,' diye düşündü 'üç aptal oda daha.' Dili dudağındaki pircingle oynamaya başladı.

    Merdivenin sonundaki kapıyı açtı ve kendisi ay ışığının doldurduğu beyaz odanın ferah odanın içinde buldu. Kapı ve merdivenler ardından yok olurken, bu odanın diğerlerine göre daha güzel olduğunu düşünüyordu, geceleri ve dolunayı daima sevmişti Hans, hatta bazı geceler kendisini öylece yıldızları izlerken bulduğu olurdu. Ancak şuan izleyecek zamanı olmadığını çok iyi biliyordu ve her an düşebileceğini de.

    Oda sanki her adımında dönüyordu birkaç adım sonra duvarlarda değişen portreler ve ayın gölgesi boş odada yön gösteren yegane şeylere dönüştüler. Başladığı yeri bulmak zorundaydı, zonklayan bacağı zemine ayak uyduramayacak kadar uyuşuktu. Onu önemsememeye çalıştı sanki hiçbir şey yokmuş gibi yürümeye. Oda sonu yokmuş gibi büyürken Hans, geldiği yöne nasıl döneceğini sezdi. Devasa ayın orda olmasının bir nedeni olmalıydı. Pusula. Hızla yönü tahmin edip doğru konuma koştu, yalnızca üç saniye sonra düşüyordu. Zemine çarpınca küçük bir ah çekti. Ölmüş müydü? Hayır. Başı dönmeyi bırakana kadar gözlerini kapalı tuttu, evet, millet, sonunda üçüncü etap da bitmişti.


::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Euterpe Châtillon

avatar

Lakap : Persephone ama peri kızı da var. Aşkım diyebiliyor sadece.
Rp Sevgilisi : LC'ye çok aşık lakin kavuşamıyor.
Mesaj Sayısı : 953
Kayıt tarihi : 25/03/12

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Cadılar Bayramı | Etap III.   C.tesi Eyl. 15, 2012 6:11 am

    Merdivenleri çıkarken bir yandan da beyaz tül eteklerini tutuyordu. Kendisini adeta külkedisi gibi hissediyordu. Tek fark prensinden kaçan külkedisi merdivenlerden aşağı inerken o merdivenlerden yukarı çıkıyordu. Ayrıca kaçacak bir prensi hatta Hades’i bile yoktu. Dudağını kaplayan üzücü tebessümü es geçmeye çalışırken az kalsın ayakkabısını düşürüyordu. ‘‘Ah Euterpe, sen külkedisi değilsin. Olamazsın. Şu etapları geç ve baloda iç. Rezillik çıkarana kadar iç.’’ Bu sözleri kendisine yakıştıramasa bile dalga geçiyordu. Elbette kendini rezil etmeyecekti, sadece oturacak ve dans eden sevgililere bakacaktı hüzünle. Kendisini bırakıp giden çocuğu hayal ederek geçirmek istiyordu, cadılar bayramını. Gözleri dolarken elinin kenarı ile yanaklarına düşen inci tanelerini sildi. Ardından zihninde yankılanan ses ile gülümsedi. Büyük annesinin tılsımı. Bunu unutacak değildi elbette. Zaman geçtikçe merdivenlerden geçmesi zorlaşırken uzadıkça uzuyordu. Daha birkaç metre önünde değil miydi zemin? Başını sallayarak biraz daha hızlandı. Topuklu ayakkabılara alışkın olan ayaklarına bir kez daha teşekkür ederek, merdivenlere ulaşıp zemine ayak basmanın şerefini taşıdı yüzünde. Karamel rengi gözleri ile etrafı tararken, dolunayın kudretli ışıltısı yüzüne çarptı. Tanrıça’yı yuvasına davet ediyordu bu güzel gece. Bir anlığına gözlerini kapatıp reverans yaptı, efsunlu görüntüye. Bu ay’ın tanrıçası Artemis’i selamlama şekliydi, Persephone için. Persephone’dan sonra sevdiği en nadir tanrıçalardan biriydi Artemis. Güzelliği, feministliği ve cesareti ile her genç kızın örnek alması gereken biriydi. Belki ikinci sıfatı kendine uyduramamıştı ancak yine de mutluydu. Zemine ayak bastığı anda ayağının yanması ve merdivenin yok olması bir olmuştu. İki adım ileri ve bir adım sağa gittikten sonra düşünmeye başladı. Bir bulmaca ya da labirent olabilir miydi? Genelde akılda tutma ile ilgili bir oyun olurdu bu. Tabi ya, belki etabın ana kurgusu buydu. Ardından etrafında dönüp şekilde değiştirmeye başlayan zemini hissetti. Büyüyor muydu? Hayır, hayır. Sakin kafa ile düşünmeye çalıştı. Gözlerini kapatarak duygularına yoğunlaştı. Ardından dolunayın ışığı ile canlanan gözleriyle tekrar döndü hayata. Dikkatli bakmaya çalıştığı anda yere düşeceğini anladı. Acele etmeye başladı üç adım ileriye giderek. Zemin küçükmeye başlarken neler yaptığını hatırlamaya başladı. Üç adım geriye, bir adım sola ve iki adım geriye. Yüzündeki tebessüm şekil alırken, yer altından kaydı bir anda. Çığlık atarken, nefes alamadığını hissetmişti. Yükseklik en büyük korkusuydu lanet olsun ki! Merdiven yeniden belirdiğinde elleri titremeye başladı. ‘‘Sadece hayaldi Euterpe, bu etabı olmamış varsay. Böyle bir şey asla olmadı!’’ Merdivenlere yeniden tırmanmaya başlarken derin bir nefes aldı. Dördüncü etap onu bekliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Cadılar Bayramı | Etap III.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra :: Ölüm Köşkü-
Buraya geçin: