Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Aufwachen

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Aufwachen   Çarş. Ağus. 22, 2012 11:15 am

    Alarm sesi tüm salonu doldururken Hans'ın uykulu elleri her zamanki gibi o fark etmeden kapatacak bir tuş aradı, ancak bulabildiği tek şey yastığın altında kalmış olan televizyon kumandası oldu ve umursamaz bir tavırla ona sarılıp uyumaya devam etmeye çalıştı. Her iki dakikada durup tekrar başlayan alarmı duymak istemezcesine yerden bulduğu pikeyi özensiz bir şekilde kafasının üstüne attı ve umutsuz bir şekilde bir insan oğlunun alarmı kapatmasını diledi veya alarmın kendi kendisini patlatmasını falan. Ancak her iki dileği de oldukça yersizdi, ya da hayır ikincisinin olur yanı vardı ama evde kendisinden başka iki bacak üzerinde yürüyen tek canlının Miloslova kızı olduğu düşünülürse alarmın kapatılma olasılığı yoktu. Büyük ihtimal genç kız odasında mışıl mışıl uyuyor olmalıydı.

    Neden odayı ona vermişti ki sanki? Çünkü o bir kızdı ve kendisi erkekti ve her zaman olduğu gibi kanepe ona, yatak kıza düşmüştü. Pişman değildi aslında, uygun olanı buydu, asıl yatakta kendisi yatsa uyuyamazdı. Beraber yatsalar? Oh, hayır. Miloslova o gözle bakmadığı ender kızlardan biriydi, hatta iki hafta öncesine kadar tanıdığı bile söylenemezdi, zaten şuan ne kadar tanıyordu ki. Aslında aynı evde kalmaları biraz şanş eseri olmuştu. Bu sene on sekizine basmasıyla bir yetimhaneden sonunda ayrılmış ve Londra'da ufak bir daire tutmaya karar vermişti. Ancak, tüm kış boyunca Hogwarts'da olan ve arkasında para dayanağı bulunmayan biri olarak tek başına ödemesi imkansızdı. Gordon'la kalabilirlerdi tabi, hatta bu harika bile olurdu ancak onun ailesinin buna izin vermeyeceğini daha ilk saniye anlamıştı ve sonuç olarak yapılacak en basit şeyi yaptı. Ufak bir ev arkadaşı ilanı, Gryffindor Ortak Salonuna... Sevgili binasından kim olsa kabul ederdi. Hatta bir Gryffindor'la ev paylaşmak hoş bir fikir olarak görünmüştü. İlana ilk atlayan ve bildiğin sahiplenen kişi ise Miloslova oldu. Bu dönem yarısı Hogwarts'a gelen, aslına bakarsanız daha önce pek konuşmuşluğu olmayan altıncı sınıflardan bir kız. Ve işte tatil başladığından beri de sohbetleri pek ilerlemiş sayılmazdı..

    Yattığı yerden en sonunda sırtını kütürdeterek kalktı. Üstünde tişört falan yoktu ve geceden bu yana ilk kez açık pencerenin kendisini rahatsız ettiğini fark etti. Ayağa kalkmasıyla pike dramatik bir edayla yere düşerken Hans onu önemsemeyip karşıda, televizyonun yanında duran çalar saate doğru yürüdü ve saati hızla eline alıp kapattı. Başının hala zonkladığını hissedebiliyordu. Şömine duvarına yaslanarak gözlerini kapatıp birkaç saniye öyle durdu. Ardından geri açtığında dengesini toplayarak salona şöyle bir göz attı, dünden kalmış tabaklar, oraya buraya düşmüş bardaklar, yenilmemiş elmalar, lavabodaki havlu.. -doğru duyuyorsunuz- Sanki üçüncü dünya savaşı orada baş vermiş gibiydi. Temizlik konusuna Miloslova ne kadar meraklıysa, Hans da o kadar ilgiliydi. Aslında her ikisi de ellemeyince iş inada binmiş ve ev bu hale gelmiş demek daha doğru olur.

    Önüne bile bakmaksızın banyoya gitti ve kendisini soğuk duşun içine attı. Gelen her yeni su damlasında kendisine geldiğini hissediyor ve göz kapaklarını kullanma kabiliyetini tekrar eline alıyordu. Ve en sonunda günün gerçekten başladığını anladığı an, hazırlanıp banyodan çıktığı an oldu, salon koltuğunun üzerinde de umduğu gibi tişörtünü bulunca üzerine geçirip mutfağa yöneldi. Bulaşıkları düzenlice makineye koyarken, Muggle aletlerinden anladığı için mutluydu. FYBS'de en az korktuğu ders de Muggle Bilimleri'ydi zaten. On yedi yaşına kadar Muggle'larla her türlü şeyi öğrenmişti. Lakin Miloslova'nın bulaşık makinesinden falan anlayacağını sanmıyordu, bu nedenle mutfağı temizlemekten gocunmadı. Hatta bir süre sonra kendisini ikisi için kahvaltı hazırlarken buldu. Bu işler elinden geliyordu, tüm evin nefis kokmasını sağlamak için fazla çaba harcamasına gerek yoktu. Ona ilk kez bir şey pişirmeyi öğreten kişi aklına geldi, Christine Evans. Mutlu bir anıydı bu aslında, lakin Christine'in artık yaşamadığı düşünülünce pek de mutlu hissedemedi. Masayı silip yumurtaları eşit olarak tabaklara böldü ve diğer tüm kahvaltılıkları da düzenlice koyduktan sonra yaptığı esere bakıp gülümsemekten kendisini alıkoyamadı.

    Saat sekize yaklaşırken işi dokuzda başlayacağı için pek acele etmesine gerek yoktu. Natalia'nın kapısına gitti ve üç kez tıklattı, ses yoktu. Biraz daha sert vurduğunda da sonuç aynı oldu. "Rus kızı, hadi kalk!" diye bağırdı bir kaç kere "Tamam, senin kadar çirkin olsam güzellik uykusundan ben de kalkmazdım ama- Hadi ama Rus kızı!" Yine ses gelmeyince odaya dalmaktan başka çözüm yoktu, kızı uygunsuz bir durumda görürse diye bir endişesi de yoktu çünkü Natalia'yı cüretkar kıyafetlerin içinde gördüğü de olmuştu ve kız pek de sıkılıyora benzemiyordu. Hem zaten, Hans kızdan yararlanmaya çalışacak biri de değildi, iğrenç bir şeydi bu ona göre, düşünülmemesi gereken aptalca şeylerden bir diğeri yalnızca. O kesinlikle öyle biri değildi.

    Kapıyı yavaşça açtı. Açık pencereden gelen hafif rüzgar yüzüne çarparken yatağın üzerinde duran bir defterin sayfaları dalgalandı. Oda bomboştu. O uyanmadan önce gitmiş olmalıydı, belki de duştayken, her ne olursa olsun oda normal olmayan bir şeylerin habercisi gibiydi. Yatağa yaklaşınca dalgalanıp duran defterin bir günlük olduğunu fark etti ve bu onu nedense şaşırttı. Kız hiç ona günlük tutan cinslerden gelmemişti. Günlüğü alır almaz kapatıp geri bıraktı. İnsanların özel şeylerine karışmayı sevmezdi, aynı onunkine de karışılmasını sevmediği gibi.

    Mutfağa gidip masadan birkaç şey atıştırdı, kalanı buz dolabına koydu ve kapının önünde duran sırt çantasını takıp kaykayını eline aldı, kapıyı çekip çıktığında, üç gün önce kırılan asasını anmadan edemedi. Tek bir hamleyle cisimlenip gidebilirdi, oysa şimdi Çatlak Kazan'a kadar kaykayla gitmeyi planlıyordu ve saat yediye kadar kafede çalıştıktan sonra, en sonunda, Ollivander'a uğrayıp yeni bir asa alabilecekti. Üç gündür kazancının yarısını asa için ayırdığı var sayılırsa, asayı kırdığı için geçen gün Natalia'ya kızdığından pişman olamadı pek. Kızın ona dargın olup olmadığını düşündü, belki de umrunda bile değildi, gerçi Hans'ın umrunda mıydı ki?




::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Aufwachen
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra-
Buraya geçin: