Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 the Bitch is here.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Veradiscia Bratčikovaite
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Vera
Rp Sevgilisi : Benim evet.
Mesaj Sayısı : 168
Kayıt tarihi : 03/09/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: the Bitch is here.   Paz Ağus. 05, 2012 1:22 am

    beş-sekiz-oniki


    Ben oldum olası cenazelerden nefret etmişimdir. Çünkü bana sorarsanız cenaze; ölen kişiyle aranızda geçenleri bir bir hatırlamak, en ufak bir şeyi gözünüzde büyüte büyüte 'Bunu da nasıl yapmışım, allah benim belamı versin' diyerek kendinizi suçlamak ve vicdanınızı bastırmak için ölen kişinin evinde tutulan yasa gidip biraz olsun rahatlamayı ummaktan başka bir şey değil. Uzun lafın kısası, bana göre cenazeler, tutulan yaslar sadece 'son görevlerini' yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışan insanlarla dolu. Hayır şu aralar zaten hastayım, burnum şelale olmuş, gözler kıpkırmızı bir de üstüne günlerdir hatta ve hatta haftalardır vefat eden büyük dedemin evine gidip gelip duruyoruz. Kendisiyle çok bir yakınlığım yoktu. Aslında doğru düzgün tanımazdım bile. Bayramda seyranda evine gidip bir elini öpmüşlüğüm bile nadirdir hani. Neden bilmem ailecek çok görüşmüyorduk onlarla. Öyle ya da böyle adamın ölümü çok dokundu bana. Kendimi bir suçlu hissettim ki anlatamam. "Yaşarken gidip görmedin adamı bak şimdi ne oldu", "Hayırsız torun" gibi bir sürü şey geçti aklımdan. Hayır dedim ya zaten hastayım ki ben hasta olunca her şeye salya sümük ağlarım zaten bir de üstüne bu olay çok koydu bana. Kendimi bir kötü hissediyorum, bir fenayım ki anlatamam yani. Sürekli kendimle saç baş kavga ediyorum resmen. Adamın suratı aklıma her geldiğinde burnumdan sümükler fışkıra fışkıra ağlıyorum da ağlıyorum. Artık derdim neyse o kadar.

    Cenazelerin bir başka sevmediğim tarafı da -sanki sevdiğim bir tarafı çok varmış gibi- o kasvetli, insanı boğan havadır. Hayır beni boğduğundan değil, tüm o kasvetin sahteliği sıkar beni. Kaybedilen kişinin çok yakınları yaşarlar üzüntülerini bir tek. Onlar haricinde herkeste yapmacık bir üzüntü, bir etrafa ne kadar üzüntülü olduğunu gösterme çabası vardır. Sahtelikten, herkese kendini beğendirme gayretinden asla hoşlanmamış biri olarak bundan da hoşlanmamı kimse bekleyemez benden ki asla etrafa gösteri de yapmam zaten. O ne öyle 'Ben de Xxx amcayı çok severdim ühüüüü', 'Ne çabuk bıraktın gittin bizi beyamcaa üüüü' falan hiç gelemem böyle yapmacık şeylere.

    Bir de yas tutulan evde kadınlar ve erkekler ayrı oturur ya hani. İki grubu da görmüşlüğüm vardır benim , canım sıkıldıkça annemlerin yanında dururum ordan sıkılınca hoop babamın yanına. Şimdi orda da şöyle bir durum var ki; genç kızlar, gelinler ya da işte yaşı küçük kadınlar mutfaktan asla çıkmaz. Onlar için yas, çay servisi ve isteyenlere su götürmekten farksızdır. Kadınların geri kalanına gelince; en başa kurulan çok yaşlı bir iki ninenin haricinde çoğu orta yaşlı, dombili teyzelerden oluşur. Genellikle evin oturma odasına yerleşirler; odada en ufak bir boşluk göremezsiniz, koltuk ya da sandalyeler zaten onların o devasa gövdelerinin altında gizlenirken yerlerin bile her santimetresinde oturan biri vardır. Oraya gelme amaçlarına gelince; sanki o evdekilerin cenazesi yokmuş gibi, sanki ev gezmesine gelmişler gibi tek yaptıkları sürekli tıkınmak ve gelen gidenden çay-su-şeker istemektir. Yaptıkları dedikoduya hiç girmiyorum bile; büyük teyzelerinin oğlunun düğününden başlarlar, 'Şunun da eli pek bir ağır', 'Ay şu hiç yol yordam bilmiyor'lardan çıkarlar. Kısacası dombili teyzeler için de yas evi, altın günü demektir.

    Erkek tarafına gelince. Onların oturduğu oda, evin en büyük odasıdır ki bu oda da genellikle salondur. Orda kimse yere oturmaz, herkesin bir ağırlığı vardır. Ailenin en büyüğü baş köşeye -tarih öncesiden kalma, maymunların bile burun kıvıracağı kadar zevksiz ve genellikle parlak kumaşlı oturma grubunun tek kişilik koltuğu- oturur, diğer erkekler ise diğer koltuklara sıkışır. Ayakta kalanlara ya yemek masasından sandalyeler çekilir ya da mutfaktan odaya küçük çocuklar aracılığıyla sandalye taşınır. Ölen kişiye en yakın olan -ki bu kişi genellikle o başköşede oturan ailenin büyüğüdür- anılarını anlatırken, diğerleri senkronize bir şekilde ve slow motion olarak kafalarını ileri geri sallar. Bu hareket onların 'Hıhıı işte bak ne kadar iyi adamdı', 'Yaa çok da iyi kalpliymiş duyuyo musun' deme şeklidir. Bu odaya düzenli olarak -yaklaşık 5 dakikada bir- çay servisi yapılır. Çayı getiren kişi genç kızlardan biridir ve tepsiden çayını alan herkes kızı şöyle bir süzüp kısık bir ses tonuyla 'Maşaallah maşaallah pek bir hamarat' tarzı laflar eder.

    Bir de bu olayın çocuk tarafı vardır. Bir odada uyuyan bebekler haricinde bu çocuklar genelde 4-8 yaş aralığındadır. Bunların uslu kesimi kimsenin olmadığı boş bir odada kendi aralarında takılırken, haylaz olanları sürekli ortalıkta koşuşturur durur. Bu tayfa koşarken çarptığı her kişiden 'İçeri geç bakıyım', 'Seni annene söylerim bak hııı ayak altında dolanma' gibi sözler işitir. Çocuklar koridorlarda, kapı önlerinde koşuşturur koşuşturmasına da kadınların olduğu odaya girerlerse azar işiteceklerini, erkeklerin olduğu odaya girerlerse de oraya hapis olacaklarını bilirler. Erkek tarafı; kapının önünde gördüğü bir çocuğu bile 'Gel bakıyım sen bir buraya' diye çağırır, 'Öp bakayım dedelerinin elini' diyerek tüm oda çocuğa 'Öpeyim dedeee' dedirterek turlattırılır daha sonra da çocuk amcalardan-dayılardan birinin kucağına oturtulur ve asla bırakılmaz. Çocuğun ordan kurtulabilmek için tek şansı 'Aaa annem çağırıyo galiba' diyerek tüymektir.

    Yani kısacası her cenaze, tutulan her yas aynıdır bana göre de bu defa beni biraz farklı vurdu gibi. Hasta oluşumdan mı, adamla kurmadığım yakınlığın verdiği vicdan azabından mıdır bilmem ama adamın ölümü çok koydu bana. Neyse sonunda bitti yas evine gidiş gelişler. Ben de biraz rahatladım. Elime zorla tutuşturulan çay tepsisiyle yaptığım servisler, bana söylenen 'Maşaallah maşaallah allah kısmetini açık etsin'ler, cırtlak sesleriyle 'Pardon ablaaööaa' diyerek içeri koşuşan çocukların bana çarpmaları ve dombili teyzelerin küçümseyici bakışları bitti sonunda. Hastalığım da geçti sayılır; en azından burnum şelaleden farksız değil artık, elimde buruşturulmuş bir tomar peçeteyle gezmiyorum.

    Bu arada o kadar zamandan sonra şunu da eklemezsem ayıp olur.


    the bitch is back.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ramona Schnёider

avatar

Mesaj Sayısı : 34
Kayıt tarihi : 15/07/12

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: the Bitch is here.   Ptsi Ağus. 06, 2012 12:44 pm

    yedi-sekiz-oniki


    Bana göre sevgililerimin eskileri ve eski sevgililerimin yenilerinin tamamı sürtüktür. Kim olduğu, nasıl biri olduğu ya da başka herhangi bir şey umurumda olmaz; o kızların hepsi kaltaktır. Tanımasam bile hepsine karşı bir nefret ve antipati beslerim zaten. Haa bir de tanıdığım biriyse, kızın burnundan getiririm o ilişkiyi. Benim için 'sürtük' kategorisine giren bir başka kız modeli ise sevgilimin / hoşlandığım çocuğun etrafında dolaşan, herkesin dilinde adı olan, fiziği mükemmel kızlardır. Ayrım yapmadan hepsinden ölesiye nefret ederim. Hele şu sıralar okulda bir kız var ki; bana batan en ufak bir hareketinde kızın bacaklarını koparıp, ağzından sokup, burnundan çıkarmak istiyorum. Gerçi kızın alakalı alakasız her hareketinin bana battığını düşünürsek, onu her gördüğümde arka arkaya derin derin nefesler alıp gözlerimi kapatarak sakinleşmeye çalışmam normal sayılır herhalde.

    Şimdi kız öyle bir şey ki; sürtüğün bacakları sütun gibi, karnı dümdüz, bir de havalı bir yürüyüşü var ki hiç sormayın. Hayır benim de uzun, düzgün bacaklarım vardır aslında ama benim geçen sene o kadar kiloyu alıp öküz gibi olduğumu düşünürsek kız benden milyonlarca adım önde. Hayır kızın fiziği hakkında tek kötü yanı kızda meme yok. İnsan canlısının dişi olanlarının hepsinde bulunan 'meme' denen şey kızda bir gram yok. Neyse kızın zaten iki-üç tane kusuru var biri bu, biri de kızın aşırı derecede gerizekalı olması. Kızın annesi yabancıymış ve bu küçükken vefat etmiş, babası da türk. Kız bir süre Norveç'te yaşamış. Türkçesi felaket, yarım yamalak anca istediğini anlatmaya yetiyor. Hayır onu da geçtim söylediğin en basit şeyi bile anlamıyor kız. Her şeye "Efendım?", "Ben anlamadım nasıl bu?" tarzı cevaplar veriyor ki erkekleri bile sinir hastası edecek dereceye ulaşmış artık. Hayır gerçekten salak mı yoksa 'savunmasız, saf kız hep erkekler tarafından sevilir' politikasını kendine hayat felsefesi mi edinmiş bilmiyorum. Bu saf kız olayı artık öyle bir boyuta ulaşmış ki artık kızın arkasından konuşulurken -elbette fiziğinin mükemmelliği hakkındaki konuşmalar bittikten sonra- "Şu da ne kadar salak ya?", "Mal mıdır nedir hiçbir şeyi anlamıyor." tarzı laflar söyleniyor. Yazık diyeceğim ama bir gram acımıyorum da.

    Kıza gıcık olmamın bir başka nedenine -aslında asıl nedeni- gelirsek, benim uzunca bir süre 'çıkmıyoruz ama çıkıyor gibiyiz' döneminde olduğum çocuğun, biz bu duruma gelmeden önceki her saniyesini bu kızdan bahsederek geçirmesi. Hayır normal şeyler söylese neyse de -neyse falan değil her türlü beynini dağıtırım- çocuk resmen kızla evlilik hayali kuruyordu. "Bizim çocuklarımız olsa dünyanın en güzel çocukları olur." falan diyordu resmen. Hayır çocuğun neredeyse hayatı boyunca evlenmeyecek tiplerden olduğunu bilmesem bu kadar tepki vermem belki. Şimdi kızı her gördüğümde kulağımda bunun söyledikleri yankılanıyor. Allahım bir sinirleniyorum bir sinirleniyorum ki anlatamam. Yumruklarımı sıkmaktan tırnaklarım resmen elimin içine geçiyor artık.

    Neyse bu çocukla aramızdaki her şey bittikten sonra bile her gün kontrol ediyorum o kızla aralarında bir şey var mı yok mu diye. Çocuk istediğiyle çıksın, istediğini yapsın da o kızı onun etrafında görürsem yemin ediyorum yıkarım ortalığı. Kafatasları toz olana kadar saçlarından tutup kafalarını duvardan duvara vurarak parçalarım. Sonra ikisinin de kafasını koparıp bağırsaklarıyla yerlerini değiştiririm, dişlerini tek tek kerpetenle söküp gözlerinden çıkana kadar burunlarına tıkarım, ekmek bıçağıyla kollarına adımı yazarım. Kulaklarına ellişer tane çivi sokup sonra da kökünden keserim. Öldürene kadar yaparım bunları, sonra iyileşmelerini beklerim bir daha yaparım, sonra bir daha, bir daha. Ama biliyorum hala da geçmez sinirim. Haa ciddiyim de yanlış anlaşılmasın. Tersim çok pistir benim. Sıkıyorsa bir dolaşsın onun etrafında da görelim yapıyor muyum yapmıyor muyum bu dediklerimi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
the Bitch is here.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: R O L E P L A Y O U T :: WD Günlük :: Kullanıcı Günlükleri-
Buraya geçin: