Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 The New Sights

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: The New Sights   Cuma Nis. 27, 2012 11:45 am

Only look at

;2 Bartomolej n' 1 Karenin in London



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Cuma Nis. 27, 2012 2:47 pm

    Jack aydınlık, geniş bir odanın ahşap zeminine ayaklarını uzatarak oturmuş, elindeki küçük lacivert tenis topunu karşı duvara fırlatıp yakalıyordu. Bunu yaparken yüzünde eğlendiğini gösteren en ufak bir ifade dahi yoktu. Hatta yarı sert yarı dalgın bakışları topa aldırıyor gibi bile görünmüyordu. Zavallı top oradan oraya sertçe atılmayı sürdürdü. Jack en sonunda onu kesin bir şekilde yakaladı ve ufak topa belki de son beş dakikadır ilk kez bakarak elinde tuttu.

    Top bir hayvan olsaydı, az sonra yenileceğini ve kaçması gerektiğini düşünürdü belki. Ama ne yazık ki o yalnızca lacivert tenis topuydu ve başına gelecekleri beklemekten başka alternatifi var gibi görünmüyordu. Jack'in avucunun içine girdi ve oğlan çevik bir hareketle ayağa kalkarken güvenle parmakların ardında durdu. İki saniye sonra ahşap çalışma masasına bırakılmış ve sert bir kapı çarpma sesi sonrası terk edilmişti.

    Jack hiç olmadığı kadar karmakarışık hissediyordu. Hayatı boyunca bildiği her şey yanlışmış gibi. Aldatılmış gibi. Ki tüm bunların kaynağının annesi olduğunu bilmesi yalnızca içinde koca bir yumru bırakmıştı.

    Ayakları onu salona götürdü. Bu evde iyi bildiği birkaç odadan en büyüğüne yani. Evde henüz saymadığı kadar oda vardı. Her biride farklı renkte ve tarzda dizayn edilmişti. Bazıları boştu, bazılarıysa son iki yüzyıldır hiç uğranılmamış gibi tozlu ıvır zıvırlarla dolu.

    Dışarıdan bakıldığında Londra'nın bu mühitindeki her Muggle evi gibi iki katlı, geniş bahçali müstekil evlerdendi. Tatlı bir ailenin uzun yıllar yaşayabileceği cinsten... Ancak içine girilince dış mimariyle oldukça uyumsuz beş belki de altı katlı ve geniş, bol odalı koca bir malikaneye dönüşüyordu. "Dış görünüşe aldanma," demişti Henry içeri girmeden önce "McCourt Malikanesi büyüleyicidir. Ama birer büyücü olduğumuz göz önüne alınırsa bu sıradan kalıyor." Hayır, Jack hala -neredeyse bir aydır kalmasına rağmen tam olarak keşfedemediği bu evi, asla sıradan bulmuyordu.

    McCourt ailesinin McCourt soyadını taşıyan tek torunu Henry oluğu için ev doğrudan ona kalmıştı. Her yerde karşınıza çıkabilecek sabitlenmiş portrelerle de birlikte. Jack zamanla tablolarla nazik konuşması gerektiğini öğrenmişti, çünkü nereden baksan birkaç yüzyıllık kelime hazneleriyle Jack'in kafa tutabileceği tipler değillerdi ve nazik davranınca gerçekten iyi tavsiyeler veren soylu bireyler gibi -bir zamanlar oldukları gibi- davranıyorlardı.

    Her ne olursa olsun bu kadar büyük bir evde tek başına yaşamak pek hoş görünmüyordu. Geçen gün sorduğu soruyu hatırladı, evlilik ve aile kurmak hakkında zırva bir konuşmanın içinde. "Hayır," demişti Henry "evlenmektense bir ev cini alıp hayatım boyunca onunla bir yaşarım." oldukça soğuk bir ifadesi vardı bunu söylerken Jack gülerek "Zaten, bir ev cinin yok mu?" demişti, o da gülerek karşılık vermişti "O zaman bir sorun kalmamış!" Zaten her soylu ailenin en az bir ev cini olurdu. Ama konuşmadan anlaşılan bir şey vardı, kuzeni daha önce evlenmeyi düşünmüştü ve olumsuz yanıt almıştı kendince. Jack bu konu hakkında herhangi bir şey söylemeye cesaret edemedi.

    Şimdi pencerenin önündeydi, cebinde birkaç gün önce aldığı mektubu buruşturmamaya dikkat etmezsizin sıkıca kavramıştı. Yağmur bulutları yaklaşırken bir baykuşun daha gökyüzünden hızla uçtuğunu gördü. Birkaç gün önce her baykuş gördüğünde acaba Natalia mı diye düşünmekten kendini alamıyordu -çünkü ilk geldiklerinde kıza küçük bir not göndermişti, göl kenarında ayrıldıktan kısa süre sonra yani ama kız bir ay geçmesine rağmen tek bir kelime bile yazmamıştı, zaten Jack'de o küçük notdan öteye geçmemişti.- , ancak şimdi gelen kuşun bakanlıkla ilgili olduğunu veya ne olursa olsun Henry'ye geldiğini umdu. Natalia veya herhangi bir şey hakkında bir şey duymak istemiyordu şuan. Hem kız büyük ihtimal sabaha unutmuştu onu. O da onu unutup hiçbir şey olmamış gibi yapabilirdi ama bir yanı bunu yapmayacağını bağırıyordu.

    Pweticer -ev cini- gelip yemekde ne istediğini sordu. Henry'e soru sorarken büyük mavi gözleri parıldayan Pweticer, Jack'e oldukça kibar ancak bir o kadar soğuk bir şekilde sormuştu bunu. Sanki sen benim efendim değilsin, yalnızca bir misafirsin der gibi. Yine de bir an Jack'in aklına Pweticer'ın Henry'e aşık olmuş olma olasılığı geldi ki bu kadar dağılmış durumdayken bile gülebildi. Sonuç olarak kuzeni oldukça çekici bir adamdı. Gülerken "Fındık ezmesi," diyordu "fındık ezmeli sandiviç sıcak kahve, sonra gideceğim."

    "Pweticer, Jack efendinin nereye gittiğini öğrenmeli, bay McCourt için." dedi Pweticer. Zayıf, eski püskü bir bez parçası giymiş, dişi ev cini bakışlarını Jack'e öyle bir dikmişti ki cevap vermemesi olanaksız gibi duruyordu. "Dolaşacağım," dedi "saat yedide evde olurum."

    "Dolaşacağım yeterli cevap değil, Pweticer bilmeli!" Jack aklına gelen ilk yerin adını söyledi, ev cinine evden ve mektuplardan uzak kalmak istiyorum diyemezdi sonuç olarak. "Saat kulesine." Böylelikle Pweticer sandiviç ve kahve için gitti ve Jack de elinden geldiğince bir Muggle gibi giyindi. Hayatı boyunca onlarla hiç içli dışlı olmamıştı, üçüncü denediği kıyafette bile kararsızdı. Ardından cübbesini çıkarıp yağmurluğumsu bir şey giydi, ve sonra spor ayakkabılar denedi. Merlin adına, pelerinini şimdiden özlüyordu!

    Yalnızca yarım saat sonra cebinde kullanamayacağını bilmesine rağmen asası ve evde bırakamayacağı çirkin mektupla bir Londra'ya adım attı. Pweticer kesin akşam yemeği için rosto, tavuk, musakka falan yapmaya başlamıştı.



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystof Bartoloměj

avatar

Lakap : Krys
Rp Sevgilisi : avice whittle
Mesaj Sayısı : 191
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   C.tesi Nis. 28, 2012 1:59 am

Wake up, wake up! Wake up and look around you,
We´re lost in space and the time is our.

    Bir şeyler yanlıştı, sabahın köründe genç adamın kulağına gelen şarkı nameleri, bağırışlar, gürültülü kahkahalar gibi bir şeyler... Bartoloměj Malikanesi, her zaman sessizlik ve karanlıkla dolu, genellikle ışıkları bile yanmayan bir yerdi. Aslında, Bartoloměj Malikanesi tam olarak Krystof'un eviydi; her şeyiyle ona ait bir yer. Kusursuz yapısı, çalışan ev cinleri, geniş arazisi, mükemmel manzarası ve onlarcasıyla burası huzurun öteki adıydı; tabii bu sabaha kadar. Kulakları artık bu eziyete dayanamaz olana dek uyumaya çalışmaya devam etti genç adam, bu çabanın tamamen yersiz olduğunu anladığında ise kulağını kapamaya uğraştığı yastığını fırlatarak adeta tüm evi inleten bir şekilde haykırdı. "Krystelle!" Hiçbir etki olmaksızın müzik sanki mümkünü varmış gibi daha da arttığında sesli bir küfür savuran genç adam kendisini yataktan kalkmaya zorladı. Başından ayak parmak ucuna kadar her yeri ağrıyor, vücudu ona itaat etmiyordu. Merlin adına, dün gece ne yapmıştı? Bulanık görüntüler zihninden akıp giderken gözlerini zoraki açtı. Yatağının dibinde duran devrilmiş ateş viskisi şişesini gördüğünde esniyordu ki, birden koluna çarpan başka bir kolla irkildi. Bunu yapmış olamam, diye düşündü içten içe. Hayır bunu yapmış olmamalıyım. Derin bir nefes alarak kendisini arkasını dönmeye zorladı ancak göreceği görüntüden korkuyordu. Adela olmadığını biliyordu, genç kız yeniden kendi kabuğuna çekilmişti ki onunla görüşmek bile zordu. Başka bir kızı evine atamazdı, hayır o değişmişti, bunu yapmazdı.

    Tüm cesaretini toplayıp arkasını döndüğünde haykırmamak için neredeyse dilini ısırıyordu Krystof. Yanı başında uyuyan kişi, kendinden geçmiş ve gayet akşamdan kalma bir biçimde sayıklarken, tek kolunu Krystof'un çıplak göğsüne atmaya çalışıyordu. Yuvalarından çıkmak üzere olan gözler eşliğinde bu sahneye daha fazla katlanamayacağına karar veren Krsyrof, yanında yatan adamı yataktan öyle bir ittirdi ki, yere düşmesinin çıkardığı küt sesinin yerini Xavier'ın inlemesi aldı. "Ulu.. Merlin.. AH!" Krystof daha hiçbir şey diyemeden yatak odasının kapısı -bir zamanlar sadece ona ait olan yatak odasının kapısı- kırılırcasına açıldı ve Krystelle'ın tiz kahkahası odayı doldurdu. İkizine onu öldürmek istediğini belirten bir bakış atan genç adam, tek kaşını kaldırdı. "Ben. Bütün gece. X-Xavier'la?.. Aynı yatakta?.." Sorusunun devamını getiremeden kızın almış başını gitmiş kahkahalarına dört yeni kahkaha daha eklendi. Şok içerisinde kapıya odaklanmış olan Krystof, içeriye suratında silemedikleri gülüşleriyle Alyssha ile Xaviera'nın ve peşi sıra Nathaniel'ın kucağında Kimberly'nin girmesini izledi. Ve tam o sırada tüm dünyası karardı. Yerden, tam olarak Xavier'ın olduğu taraftan kafasına gelen yastıkla arkaya doğru öyle bir savruldu ki... Gözlerini açtığında Xavier'ın küfür edilmemiş bir akrabası kalmamıştı.

    "İçin rahatlayacaksa Krys, Xavier ile ben yattım," diye araya girdi kahkahalarını sonlandırmayı başaran Alyssha. Gözlerinde ve ruhunda uzun zamandır sinmiş karanlık azalmıştı, o kendini soyutlamışlığı, hayata nefretle bakışları. Buna hepsi o kadar memnundular ki, eski Aly'i ne kadar özlemiş olduğunun farkına varmışlardı. Onu bu şekilde değiştirenin ne olduğunu belki de hiç öğrenemeyecekti Krystof, kim bilir belki hiç kimse bilemeyecekti... Ancak; bildiği bir şey vardı ki, o meşhur göl maceraları üzerine ne Alyssha ne de Xavier eskisi gibi değildi. Aslında hepsine bir haller oluyor gibiydi. Xaviera da içine gömülmüş, sürekli gölgeleri arşınlar olmuştu. Etrafına o kadar çok bakıyor, uzaklara dalıp gidiyordu ki, bunu onunla konuşması gerektiğini düşündü. Düşüncelerini bölen ise Krystelle oldu. "Sadece beş dakikadır böylesiniz, bu olayı görmek istemiştik ve Krys... Suratınızın aldığı hali görmeliydin." Birkaç kahkaha yeniden koptuğunda bunu komik bulmayan Krystof, Xavier'a bakarak gözlerini devirdi. Sırıtmaya başlamış olan Xavier omuz silkerken Kimberly Nathaniel ile oynaşmayı bırakarak, en sonunda aralarına dahil olmaya karar verdi. "Evet bakalım, bugün neler yapıyoruz gençler?"

    Felekten bir gece daha çalıyoruz, demek istediği sırada genç adamın aklına bir düşünce yıldırım gibi düştü ki bir an için her şeyi unutuverdi. Natalia... Merlin adına, genç kıza neredeyse bir hafta önce beklemesini söylemiş ve ona hiçbir şey dememişti. O, şu yeni yetme Slytherin gençlerinden olan Jack Karenin'i anlattığında -ki bunun bahsini burada açamazdı, Xavier'ın bir anda değişecek bakışlarını göze almasa dahi iyiydi, ve tabii Natalia'yı duyunca deliren Alyssha'yı da öyle- kızın ona karşı bir şeyler hissettiğini anlamakta hiç zorluk çekmemişti genç adam. Ondan aldığı küçük notu gösterirkenki gözlerindeki parıltı, pek çok şey için aydınlatıcı olmuştu zaten. Ancak ona cevap attırmamıştı Krystof; kendisi de bu genci en az Xavier kadar sevse(!) dahi, Natalia için elinden geleni yapardı. Ve yapacaktı. Su yeşili gözlerini kaldırarak grubu süzdü, herkes heyecanla öne yeni bir fikir atarken, bir düşünceli kendisi, öylece oturuyordu. O an gözleri Krystelle'ınkilerle buluştu, genç kız bir yandan gülüyor, diğer yandansa Krystof'a gözüm üzerinde bakışı atıyordu. Ah.. Bir de o iğrenç kediyi seviyordu tabii.

    "Yarım saate döneceğim, ufak bir işim var," dediğinde ortama sessizlik çöktü. Hepsi birbirinden daha karanlık, hepsi Slytherin, hepsi mükemmel olan gençlerin gülüşmeleri durduğunda, ortama bomba düşmüş etkisi yaratılmıştı. Krystof duygusuz, taş kalpli, hatta belki de dünyanın en aldırmaz, vurdumduymaz insanı olabilirdi. Ancak dostları onun için her zaman özeldi; ve Natalia'ya bir borcu vardı. Bunun için bu harika ortamı terk edecek olsa bile. Birden başlayan yaygaradan tek kelime anlamasa da, yavaşça ayağa kalktı. Kendi odasından yalnız başına kalabilmek için çıkarken, bir küfür daha savurdu. Lanet olsun, burası onun odasıydı!

    Yukarı kattan gelen sesler, gençlerin keyiflerinde olduğunu belirtirken yarım saat sonra yakışıklı genç adam her şeyiyle hazırdı. Sarı saçları ustaca dağıtılmış, gözlerindeki akşamdan kalmalık yerini loş, karanlık bakışlara bırakmıştı. Kusursuzdu. Şimdi en az içindeki eğlenebilme aşkı kadar soğuktu. Cisimlenmek için gözlerini yumduğu sırada gözleri O'nu gördü, oysa Krystelle'a gelme diyebilmek için çok geç kalmıştı. Kızın soğuk ellerini kolunda hissettiğinde kendisini ve beraberinde onu Londra'nın ortasında buldu. Ve hemen ardından kızın haykırışları kapladı zihnini. "Bensiz evden kaçabileceğini sanıyorsun ha, Bartoloměj?" Pis pis sırıtmakla yetindi genç adam, tüm karizmasıyla kardeşine omuz silkip yürümeye başladı. Jack'in buralarda bir yerlerde olduğunu biliyordu; bakanlıktaki adamlar bazen çok işe yarar olabiliyorlardı. Geriye kalan tek şeyse, onu görebilmekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   C.tesi Nis. 28, 2012 5:33 am

    Yağmur bulutları halen havada olmasına rağmen halen kuru olan zeminde sanki çok acelesi varmış gibi ilerliyordu. Bu mahalleyi ezberlemişti artı. Mesela yalnızca üç ev sonra çocuk cıvıltıları duyacaktı, köşeyi dönünce de yaşıtı gibi görünen bir iki genç basket oynuyor olacaktı garajlarının önünde. Düşündüğü gibi üç ev sonra karşısına çıkan büyük kırmızı evden bir kız çocuğu çığlığı geldi ardından erkek kardeşi olabilecek biri kahkahalarla yürüyordu. Küçük kız da ağlayarak bağırıyordu. Jack bu evde yaşamanın nasıl bir şey olacağını düşündü bir an. Etrafında küçük çocuklara bir çeşit oyun oynattığını veya onlarla evin altını üstüne getirdiğini, tuhaf gelebilir ama bu tip şeyler hiçbir zaman bir kardeşi olmamış Jack için gerçekten hoş görünüyordu. Asla da bir kardeşi olmayacaktı bunu adı gibi biliyordu. Umursamıyordu da artık, umurunda değildi. Asla mutlu sıcak bir ailesi de olmamıştı. Hayır, kesinlikle umursamıyordu. Basket oynayan çocukların yanından dönerken adımlarını hızlandırdı, basket denen şeyi de hayatı boyunca oynamamıştı, hatta yalnızca bir-iki hafta öncesine kadar böyle bir oyunun varlığından bir haberdi, şimdi çocuklardan biri ona oynamayı teklif etse topu ufak bir çocuk gibi sektireceğini düşünüyordu, büyük ihtimal alay konusu olurdu. Hah. diye düşündü, sıkıyorsa Quidditch oynasınlar, süpürgenin üzerinde beş saniye kalamayacaklarına bire on bahse girerim.

    En sonunda kendisini otobüs durağında buldu, yalnızca bir iki yaş büyük olsa cisimlenebilirdi! Hatta asasını bile kullanabilirdi! Ama şuan -o yedi yaşından küçükler için çıkarılan yeni yasa gereği - her nereye giderse gitsin bakanlığın onun yerini bildiğinden şüphesiz, büyü kullanamaz hatta cebindeki muggle parası olmasa birkaç kilometre öteye bile gidemez halde yaşamak zorundaydı. Bakanlığın bu takip sistemine rağmen Henry onun nerede olduğunu bilmek istiyordu, "Bakanlığa daima güvenemezsin" demişti "Bazen sana yanlış bilgi veren insanları da işe alırlar, ki bu işlerine gelir." Deniz kıyısına gittiğini bildiği kırmızı otobüs geldi, içine girip bir bilet alarak arkalarda boş bir yere oturdu. Belki de çocukların okuldan dönüş saati olduğu için burası yegane boş yerlerden biriydi. Herkesin kulağında onlara müzik götüren kablolar vardı, sanırım kulaklık diyorlar. Hah, Jack o mereti sevmemişti. Yanında oturan kızın dinlediği her şeyi duymak sinirini bozuyordu.

    Let's go all the way tonight
    No regrets, just love
    We can dance until we die
    You and I, we'll be young forever


    Bi süre sonra melodiyi ezberlediğini farketti. Ve aklına sadece Natalia geldi. Hadi ama, diye düşündü hadi ama Jack kız seni hatırlamıyor bile, kapa şu beynini Jack kapa.

    Saat Kulesi'nin yanında geçerlerken otobüsten ayrıldı. Karanlık bulutlar burda iyice azalmıştı, umarım, umarım yağmur yağmaz diye düşündü.

    Etrafta yürüyen her cinsten insan vardı. Zenciler, Çinliler, sarışınlar, yaşlı kadınlar, koşuşan çocuklar.. Bazılarının o kadar tuhaf giyimleri vardı ki kendi giyiminin oldukça normal olduğunu düşündü ve bu onu rahatlattı. Yapacak bir şeyi yoktu, saat kulesinden karşı kıyıya kadar yürüdü. Hatta merdivenleri çıkamayan bebek arabalı bir kadına, yürüyemeyen yaşlı bir kadına ve bisikletten düşen ufak bir çocuğa yardım etti. Neden, bilmiyordu, belki de sadece halen bir iki işe yaramak hoşuna gidiyordu, annesi her ne kadar doğumunun koca bir pişmanlık olduğunu düşünürse düşünsün.

    Karşı tarafta küçük masalarının tepesi hoş, koca şemsiyelerle dolu bir kafede denizi tam olarak karşılayan bir masaya oturdu. Balkabağı suyu isterdi ama burda olmadığına emindi. Meyve suyu söyledi ve çevresine bakındı, cebindeki mektubun içeriği ufacık anlık da olsa aklında değildi şimdi. Saat kulesi tarafına bakınca bu tarafa doğru hızlı adımlarla yürüyen sarışın bir çift gördü. Uzun boylu oğlan nedense çok, gerçekten çok tanıdık geliyordu. Ve tam o anda göz göze geldiler.



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   C.tesi Nis. 28, 2012 8:11 am

    Ve birden kendini evinde bulmak... Ah, evet. Bu kesinlikle mükemmel bir duyguydu. Tamam aslında itiraf etmek gerekirse hala kafam biraz dumanlı olabilir; ama dün geceki partiyi görmeliydiniz! Bir Slytherin iyidir, iki Slytherin çok iyidir... Ya yedi Slytherin? İşte bu mükemmelliğin sınırını zorlayan çizgidir. Dün geceyi anlatmak isterdim ama şişşşt.. Basın buralarda ne çok dolaşıyor öyle! Şu maskelilerin al birini vur ötekine, Merlin! Şu an da bunları düşünecek durumda değilim, aslında şu an Krystof'un hızlı ve aceleci adımlarına yetişmeye çalışıyorum. İnsan ikizini biraz bekler, der; benim canım ikizim beni merak etmiş, ahh neler karıştırdığımı öğrenmek için yanıp tutuşup beni takip etmiş.. Tamam, ben olsam demezdim. O da demez. Biliyorum; ama umut etmenin nesi yanlış? "Ee kimi öldürüyoruz?" Önümde duran ikizimin kahkahası kulaklarıma ilişirken yeniden cevap vermiyor. Aslında biraz olsun beni taksaydı, hiç fena olmazdı doğrusu. Neyse, öğreneceğiz.

    Sabırlı bir şekilde yürümeye devam ediyorum. Bir, iki, üç... Yüz yetmiş altı, yüz yetmiş yedi. Yeter be Krystof, sen bile ne aradığını bilmeden avare avare dolanıyorsun. Bunu göremediğimi mi sandın, ha? Boğazımı temizlediğim sırada atılıyor. "Orada." Kim diyemeden ikizimin -benden güzel olmasın- su yeşili gözlerini takip ediyorum. Sarışın, mavi gözlü, yakışıklı bir çocuk. Gözlerimin parıldadığını hissedebiliyorum. Bu tamamen yapısal, yanlış olmasın. Çocuğa doğru ikimiz hızla yürümeye başladığımızda onun bakışları da bize kilitleniyor. Merlin, burası çok heyecanlı olmaya başladı. Ayaklarımın daha hızlı gitmesine engel olamazken çocuğu süzmeye devam ediyorum. Tanımıyorum ancak... O kadar tanıdık geliyor ki. Ah. Sanırım küçük dilimi yutuyordum. Bu çocuğun Jack'den başkası olmadığına 10 galleonuna bahse girerim. Dün gece o kadar çok kulakları çınlamış olmalıydı ki -yine bir muggle terimi, kulak nasıl çınlar ki, çın çın, çın çın çın? ah hiç yaratıcı değiller- buraya geldiğimizi bile hissederse şaşmazdım. Bunu daha önce nasıl anlayamadım?

    Krystof'un peşine takıldığıma hiç bu kadar memnun olmamıştım. Yapmayın, ben Krystelle'ım. Merakım kimi zaman hırsımı dahi geçebiliyor. Aslında merakımın hırsımdan kaynaklandığını düşünürsek... Her koşulda Slytherin kanı bu. Xavier'ın bu çocuğa karşı olan nefretini -ki burada hepimiz birimiz felsefesini düşünün- yeterince dinledim. Şey.. Kesin bir sebebi yok. Birden çok sebebi var. Oysa şu an önemli olan bu değil. Attığımız her adımda çocuğa yaklaşırken, önünde durduğumuzda Krystof çocuğa dövecek gibi bakarken, ben ağzım kulaklarımda gülüyorum. İkisinin bir şeyler demesine gerek kalmadan atılıyorum. "Demek Karenin de bu? Hey! Ben Krystelle, Krys'in ikiziyim. Julius bunu anlayamadı, inanabiliyor m-" sözlerimi bitiremeden Krystof dirseğini karnıma indiriyor. Ah, salak, acıdı! "Karenin. Seninle konuşmalıyız. Yalnız olmayı tercih ederdim ama," diyerek gözlerinin ucuyla bana bakıyor. "Koşullara uyum sağlamalıyız." Jack kafasını sallayıp önünde duran boş iki sandalyeyi gösteriyor. Harika. Doğruca oturuyorum ki Krystof'tan yine azar dolu bakışlar yiyorum. Cidden, ben böyle değilim. Hareketli, yerinde duramayan ve fazlasıyla neşeli biri olabilirim ama... Sanırım içelim güzelleşelim derken yanılmıyorlardı. Sabah o viskiyi içmemeliydim. Hayır kesinlikle içmemeliydim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   C.tesi Nis. 28, 2012 9:02 am

    Tabi ki de tanıyordu. Slytherin ortak salonunu evlerinin salonu gibi kullanan büyük sınıflardandı. Neredeyse her binadan bir tane eski sevgilisi olduğunu biliyordu. Hem Natalia -o gece- onun bir Hufflepuff ile çıktığını söylemişti. Ade- Adela, evet, diye bir kız. Ve Xavier'nın en iyi arkadaşlarındandı, belki de arkadaştan da öte. Krystof Bartomelej. Sarışın gözler, görkemli bir vücut ve yanında sarışın bir kızlar buraya yürüyordu. Her ne olursa olsun Jack bundan hoşlanmadı.

    İçinden bir ses kendisi için geldiklerini söylüyordu, kim bilir geç kalmış bir öç kalmıştı alınacak. Sonuç olarak Xavier ile aralarında hoş bir sohbet geçmemişti, hem ardından Xavier mahkemeye çıkmak zorunda kalmıştı. Bunu hakketmiş miydi? Evet. Xavier'a, yaptıklarından sonra zerre kadar acımıyordu. Arkadaşı onun için buradaysa bile hissettikleri söylemekten korkmuyordu veya kaçıp gidecek değildi. Hem daha meyve suyu bile gelmemişti, hayatında gördüğü en yavaş garsona sahip kafe olmalıydı burası!

    Krystof ve yanındaki kız masaların arasından doğruca yanına yürüdüler. Sakin bir şekilde gelişlerini izliyordu. Biraz yayılarak oturmuştu. Şu sarışın kız, fena halde Krystof'a benziyordu. Aynı renk saçlar, gözler ve ten.. Ancak bariz bir fark vardı. Kız gerçekten sevimli sayılacak bir gülümseme takınmıştı ve eğer yanında Krystof olmasaydı Jack bu insanın içini ısıtan gülümsemeye kesinlikle karşılık verirdi. Krystof ise alabildiğine soğuktu. Bir asker kadar katı bakışları vardı ve direk kendisine odaklandığını hissediyordu Jack. Garip diye düşündü; ateş ve buz yan yana.

    "Demek Karenin de bu? Hey! Ben Krystelle, Krys'in ikiziyim. Julius bunu anlayamadı, inanabiliyor m-" diye neşeli bir tonda konuşmaya başladı genç kız. Gerçekten heyecanlı bir anlatımı vardı ancak sözünü tamamlayamadan Krystof dirseğini kızın karnına indirdi. Salak, acıttı. diye düşündü Jack elinde olmadan ve tabi ki benzerlik konusunda neden yanılmadığını. "Karenin. Seninle konuşmalıyız. Yalnız olmayı tercih ederdim ama," diyerek gözlerinin ucuyla kardeşine baktı. "Koşullara uyum sağlamalıyız." Bu sözlerden sonra Jack biraz doğrularak oturdu ve konuşmadan eliyle karşıdaki iki boş koltuğa oturmalarını işaret etti. Meyve suyu da hala yoktu. Bunu düşününce karşısındakilere dönüp sanki en önemli konu buymuş gibi elinde olmadan gülümseyerek -sanırım bu biraz sinirdendi.- "Bir şeyler ister misiniz?" dedi "Muggle yiyeceklerinden pek anlamam ama kola denen şeyin güzel olduğunu duydum, bir yandan onlar gelmeden önce de elinde olan küçük menüye göz attı, ardından tekrar onlara bakarak "veya meyve suyu söyleyebilirim, sıcak bir şeyler de olur yada her neyse, ister misiniz bilmem ama servisin oldukça yavaş olduğunu söyleyebilirim!" Neden bu kadar konuşmuştu ki? Sanırım uzun zamandır sustuğu için düşündüklerini söyleyecek birilerini bulmak hoştu. Ancak cevap verilmeyen her saniye kendine içinden küfür ediyordu. En sonunda tatlı kız bir meyve suyu alsa fena olmayacağını söyledi, ardından kardeşinin kötücül bakışlarıyla karşılaşacak olsa da.

    Jack elinde tek bir meyve suyuyla gelen garsonu görünce sonunda dedi içinden, bu şimdi geldiyse gelecek yüzyıla ikinci bir tane getirir sanırım. Jack kendi içeceğini Krystelle'ye verdi. Artık içmek istemiyordu ve o salak garson bahşiş falan alamadı.



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystof Bartoloměj

avatar

Lakap : Krys
Rp Sevgilisi : avice whittle
Mesaj Sayısı : 191
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Paz Nis. 29, 2012 3:16 am

    Nereden başlayacağına karar vermeye çalışan genç adam yan gözlerle Krystelle’a baktığı sırada masaya doğru yaklaşan garson üzerine Jack’in homurtusunu duydu. Normal şartlar altında –hayır bu bir kimya tepkimesi değil- delikanlıyla dalga geçebilir, bundan oldukça keyif alabilirdi. Ancak şu an gözlerini dikip meyve suyuna bakmaktan başka bir şey yapmadı. Adamın yavaşça bardağı koyuşuna ve Jack’in bardağı Krystelle’a uzatışına bakakaldı. Merlin adına! Bu çocuğu öldürecekti. Dişlerini ister istemez sıktığında içinden küfürler yağdırıyordu ki, Krystelle’ın sözcükleri onun daha yeni başlamış olduğu küfürlerini yarıda kesti. “Afedersiniz, iki tane daha aynısından alabilir miyiz? Buzlu olsun.” Garson kafasını sallayıp geri çekildiğinde, bu kızın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışan genç adam suratını mümkünü varmış gibi iyice ekşitti. Jack ise garsona onu yüzyıl sonra görecekmiş gibi bir bakış attığında, Krystelle içtiğinden bir yudum alarak hıhımladı. Tek kelime etmedi Krystof, bu ciddi bir konuydu... Krystelle böyle içine edip dururken nasıl ciddi olabilirdi ki? Tam ‘Karenin’ diyeceği sırada garson yeniden belirdi. Bir dakika bile geçmeden elindeki bardakları masaya koyduğunda Jack’le aynı anda homurdandı. Şapşal şapşal gülümseyen garsonun suratına patlatmamak için içinden sayarken, Krystelle can alıcı bir gülümsemeyle garsona göz kırptı. Ve iki genç bir kez daha homurdandı.

    “Bir gülümsemenin yapamayacağı şey yoktur beyler. Kural bir.” Krystelle giden garsonun arkasından bakarak içecekleri iki adamın önüne koydu. Bunu asla içmeyeceğim bakışı atan Krystof, artık zamanın geldiğini düşünürken boğazını temizledi. “Ve artık izin verirsen Stelle,” diyip derin bir nefes aldı. Onlar Krys kardeşlerdi, Stelle ise Krystelle’ın en sevmediği lakabıydı, işte Krystof’un şu anda en çok ihtiyacı olan şey de buydu. “Açık ve öz konuşacağım Karenin. Buraya Natalia hakkında konuşmak için geldim.” Karşısındaki delikanlının bakışlarının değişimini izledi Krystof. Genç adam bir anda gerilmiş, suratındaki gülme meğilimi tamamen ortadan kaybolmuştu. Buz gibi ses tonuyla devam edecekken, Krystelle kim bilir kaçıncı kez sözünü kesti. “Biliyordum! Hah, şu kızı gerçekten merak ediyorum. Bunca Slytherin’i ağına saran bir Gryffindor, ha? Ne hikaye ama!” Oflayan Krystof, bu kızı susturmanın bir yolu olup olmadığını düşünürken kollarını göğsünde kavuşturarak arkasına yaslandı. Belli ki genç kız susmayacaktı. İyi, diye düşündü genç adam. O da oyunu kuralına göre oynayacaktı. “Krystelle,” dedi çarpık bir gülümsemeyle. “Neden beni zahmetten kurtarıp Fransa’ya kendin geri dönmüyorsun?”

    Krystelle öyle bir kahkaha attı ki, yan masadan bir iki kafa kendilerine döndü. Genç kız ise büyüleyici güzelliği ile onlara bakmasızın meyve suyundan bir yudum aldı. Gerçekten Jack’in söylediği kadar güzel olduğunu düşünmeden edemedi de. Bardağın sonunda kalan yudumları da pipetiyle çekerek çıkan sesten oldukça keyif aldı. Mugglelar bazen eğlenceli olabiliyorlardı. “Ah. Bla bla bla.. Bu hep böyledir Jack, aldırma! Fransa’dansa konumuza geri dönmeyi yeğlerim. Ee Natalia diyorduk, Jack diyorduk. Güzel olduğunu duydum, aslında Alyssha kızın göğüslerinin küçük olduğunu iddia etse-” Krystof’un öksürmesi üzerine genç kız birden durdu ve uflayarak devam etti. “Tamam tamam. Değilmiş, Xaviera bunu söylerken çok ciddi görünüyordu.” Jack ve Krystof şaşkın bakışlar altında kızı süzerken, Krystof gözlerini devirdi. “Bu bilgilendirici konuşma için çok teşekkür ederiz Stelle; şimdi izin verirsen Jack’le Natalia’nın vücudu dışında bir konu konuşmak istiyorum.” Jack buna oldukça memnun olmuş gözüküyordu ki, Krystelle gülümseyerek ikisine de yalvaran bakışlar attı. Onun konuşmak için can attığını fark eden Krys, ona izin vermemeyi planlasa da Jack’in söyle demesi üzerine kız yeniden ağzını açtı. Merlin adına, hiç mi kurtuluş yoktu? “Ciddileşiyorum,” dediği sırada genç kız ses tonu neredeyse kendisininkiyle aynı olan ikizinin kalın erkeksi sesini taklit etmeye çalışarak devam etti. “Natalia’ya sana cevap atmamasını ben söyledim Jackie, çünkü önce seninle konuşmalıydım.”

    Tam olarak aklındakileri demiş olduğu için gülse mi, kızsa mı karar vermeye çalışan Krystof kardeşine öyle bir bakış attı ki onunla göz göze geldiğinde gülümsemeden edemedi. İkisi dişlerini gösterirken sırıtırken Jack boğazını temizledi. Anlaşılan, ikinci plana atılmayı sevmemişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Paz Nis. 29, 2012 12:25 pm

    Yanılmış! Garson yavaş değilmiş, garson yalnızca kıt kafalı ahmağın tekiymiş. Veya benim buraya yazamadığım ama Jack'in içinden rahatlıkla söyleyebildiği o şeymiş. Jack, gelen garsona hiç de barışçıl olmayan bir ifadeyle bakarken, Krystof'un da onunla aynı fikirde olduğunu şaşkınlıkla gözlemledi. Penguen kılıklı Muggle'ı kutuplara göndermek isteyen bir ifade ile orada dururken, şapşal şapşal sırıtarak kız kardeşini süzen garsonu gerçekten istese istediği kutba gönderebilirdi. Ki bunu yapmamak için çaba harcadığı da apaçık ortadaydı. Ve Krystelle bay penguene göz kırptı.
    Adam en sonunda gittiğinde kız bilmiş tavır ve sempetik bir sesle “Bir gülümsemenin yapamayacağı şey yoktur beyler. Kural bir.” dedi ve içecekleri oğlanların önüne koydu.

    Krystof içececeğe hiç bakmadan kız kardeşine artık konuşma sırasının kendisinde olduğunu belirten kısa bir cümle kurdu. Ve kız gülümsemeden içeceğini eline aldı ve kardeşinin konuşmasına izin verdi. “Açık ve öz konuşacağım Karenin. Buraya Natalia hakkında konuşmak için geldim.”

    Natalia mı? Jack kendisini Krystof'un Xavier için burada olduğu düşüncesine o kadar alıştırmıştı ki bu ismi duymak gerçekten onu şaşırttı. Önce aniden gözleri büyüdü sonraysa şaşkınlığı silmeye çalıştı hızla suratından, böylece ifadesi donuklaştı ve sanki eski bir yarasına donunmuşlar gibi içi sızladı. Natalia onu unutmuştu, buna emindi. Ona tek bir kelime bile yazmamıştı. Sadece kızın kör olduğu bir gecedeki beyaz bastondu o! Kızın gözleri açılınca bastonu bir kenara bırakmıştı hiçbir şey yaşanmamış gibi. Bunları haykırmak istedi. Krystof'a. Ama hiçbir şey çıkmadı ağzından. Birden aklına gelen bunca sözü ne ara kurduğunu düşündü. Hayır, kız onu unutabilirdi, zaten unutmak üzere tanışmamışlar mıydı?

    Ardından, Krystof'un Krystelle'nin lafını oflayarak durdurup kardeşine kibarca susması için laf attığını farketti. Şey, peki Krystelle ne demişti, bunca Slytherin'i ağına saran Gryffindor. Natalia ile ilk konuşmalarını hatırladı. Tüm Slytherin Locasıyla içli dışlıydı, hatta birisine aşıktı! Ağına sarmak lafı kaba geldi ona belkide doğru kelime kaynaşmaktı. Ama bunu söylemeye gerek duymadı çünkü çoktan Krystelle yeni bir konuya geçmişti. Yeni konunun Natalia'nın göğüsleri olması Jack'in tek kaşını hafifçe kaldırmasına neden oldu. Ne yani kızlar boş zamanlarında oturup birbirlerinin göğüslerinden mi söz ediyorlardı. Ansızın daha önce kızın göğüslerine hiç dikkat etmediğini farketti. İnsanın içini yakan buz mavisi gözleri ve içinde kaybolmak isteyeceğiniz sapsarı dalgalı saçlarını hatırladı. Kız zaten oldukça güzeldi. Yanağındaki küçük gamze, kağıt gibi beyaz teni... O anda Kyrstof'un Krystelle'yı bilmem kaçıncı kez susturması onu gerçek dünyaya getirdi. Hafif rüzgar suratını yalayarak geçti ve saçları dalgalandı. O sırada konuşmak için can atarak bir kedi gibi parıldayan masum gözlerle bir Krystof'a bir kendisine bakan Krystelle'i gördü. Aslında istemiyordu ama başıyla "konuş bari" gibi bir işaret yaptı. ve yavaşça "Hadi söyle." dedi ve meyve suyundan bir yudum aldı. Tanrım, gerçekten güzel.

    “Ciddileşiyorum,” dedi ve ikizinin kalın erkeksi sesini taklit etmeye çalışarak devam etti. “Natalia’ya sana cevap atmamasını ben söyledim Jackie, çünkü önce seninle konuşmalıydım.” Ardından Krystof ona döndü ve ve gülümsedi. Kız doğru bilmenin mutluluğuyla beyaz dişlerini gösterdi. Tamam. Manzara güzeldi. Gerçek mankenlere benzeyen iki sarışın karşısındaydı,muhteşem gülüşleri vardı. Dergi kapağından veya geçen gün otobüs durağında gördüğü diş macunu reklamından fırlamış gibilerdi. Ama Jack gülemiyordu. Konuşamıyordu da. Şimdi mutlu muydu? Olması gerekirdi, değil mi? Natalia onu unutmamıştı; notunu da almıştı. Belli önemsemişti ki bunu Krystof ile paylaşmıştı. Kızın daha önce Krystof ve diğerleri hakkında dediği aklına geldi "Slytherin'in dört parlayan erkeği. Mükemmel, kusursuz erkekler. İsim yapmış, çapkınlar. Biliyor musun, hepsinin aslında kalbinde ayrı biri gizli." Evet, sanırım bugün Krystof'un kalbindeki abiyi görebiliyordu. Ama bi dakka o notu tam bir ay önce yollamıştı. Krystof son bir aydır nerdeydi? Veya bir hafta öncesine kadar? Niye bu kadar geç kalmıştı? Jack boğazını temizledi, Krystof ona dönüp baktığında ne diyeceğini geyet iyi biliyordu "Sanırım birileri, garsondan da yavaş."



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Çarş. Mayıs 02, 2012 6:25 am

    Krystof'un tam olarak aklındakileri dediğimi biliyor, bundan oldukça keyif alıyordum. Aslında buna şaşırmamak gerekirdi; ben her zaman onun aklındakileri bilirim. İkiz olmak böyle bir şey, seni senden daha iyi tanıyan biriyle birlikte sonsuza kadar hapsolmak. Ah.. Ben bundan oldukça mutluyum. Ve her ne kadar biricik ikizim şu an bana küfürleri içinden diziyor olsa dahi, onun da beni ne kadar çok sevdiğini biliyorum! Jack boğazını temizleyince dikkatim ona yöneliyor. Aslında bu kadar çok konuşmazdım, ancak burada dağıtılması gereken ciddi bir ortam olduğunun farkındayım. Ne yani, yoksa siz beni geveze mi sandınız? Hah. Kuru iftira. Kesinlikle geveze biri değilimdir; ancak bu ortamda elimden gelen tek şey bu. Daha doğrusu buydu, tabii Jack konuşana kadar. "Sanırım birileri, garsondan da yavaş." Kahkahamı engelleyemiyorum. Dudaklarım neredeyse kulaklarıma kadar uzanırken yan gözle Krystof'u süzüyorum. Gülmekle kızmak arasında şekillenmiş suratı o kadar kararsız duruyor ki, bir kahkaha daha atıyorum. Eğer bunu diyen bir başkası olsaydı, ah o zaman kesinlikle gülerdi.

    Bütün ciddiyetini toparlamaya çalışarak omuz silkiyor. "Kendi özel hayatım daha öncelikli," diyor gayet rahat bir şekilde. Gözlerimi kısıp ona odaklanıyorum. Ah Krys... Benden saklayabileceğini düşünse de, bunu yapamadı. Adela. Şu meşhur dedikodusu dönen Hufflepuff'lı. Merlin adına, daha önce de duymuştum bunları ama duygusal anlamda Krystof'un birini önemsediğini hiç görmemiştim. Aslında hangi binadan olduğu önemli bile değil benim için, tek istediğim ikizimin mutlu olması. Onun taş kalbinin altında yatan mükemmel erkeği bir tek ben biliyorum. Ve; onun kırılmasına asla izin vermem. İşte bu yüzden bu kızı sevmiyorum. Hayır, o Krystof'a zarar vermekten başka hiçbir işe yaramıyor. Bu gidişe bir son vereceğim. Bunu aklımın bir köşesine not ederek Jack'e dönüyorum. Yüzündeki gülümseme solmuş. Kırmızı alarm! Hızır acil Krystelle yine devrede. Lütfen, bu benim sıram! Boğazımı temizliyorum. "Aslında benimkinin içine burnunu sokmakla meşguldün Krys," diyerek sırıtıyorum. Aklımdan nedensizce ilk geçen isim Julius oluyor. Onun içime işleyen bakışlarını hala unutamıyorum. Hayatımı engellemesine izin vermesem de... Merlin adına, ben neler düşünür oldum böyle?

    "Ve sanırım Natalia'ya doğru gülümseme hakkında iyi bir ders vermem gerekiyor. Ama önce onu tanımalıyım. Hanginiz bu büyük görevi üstlenmek istiyor, ha?" İkisi de sus pus kesilirken Krystof'un meyve suyunu tattığını görüyorum. Ağzım açıldığı sırada o bunu fark ediyor ve, ah lanet. Geri çekildi. Ama gördüm, ha ha ha gördüm ki! Ve Jack de gördü. Gözlerimiz birbirimizi bulduğunda da ona göz kırpmaktan kendimi alamadım. İşin aslı, meyve suyu gerçekten mükemmeldi. Facebookumda -muggleların garip bir iletişim aracı, bilgisayar internet filan- ilişki durumu bile yapabilirim bu meyve suyuyla. Tamam tamam. Sadece şaka yapıyorum. "Hadi ama beyler... O kadar da korkunç değilim!" En sevimli gülümsememi takılıyorum. Normal bir erkek bu gülüşe dayanamaz, garantisini veriyorum. Ve; şey... Onlar da dayanamıyor tabii. Krystof oflayarak gülüyor, Jack ise sırıtıp kafa sallıyor. O sırada nedensizce genç adamı süzüyorum. Kumrala kaçan saçları ve masmavi gözleriyle oldukça yakışıklı. Üzerinde yaramazlık yapmaya hazır, afacan çocuk bakışları var. İşte bu yönünü fazlasıyla sevdim. Kesinlikle ben gibi birine iyi bir yandaş olurdu. Başka bir ayrıntı ise, aksanı ve hızlı konuşma şekli. Bunun onu sempatik yaptığının farkında mı yoksa yapısı mı bilmiyorum, yine de bu oldukça hoş. Her neyse, açıkçası Jack ne kadar hoş olursa olsun onu ağıma atmayacağım. Bu burada bulunuş amacıma hiç uygun düşmezdi ve... Krystof'un pis bakışlarıyla yeterince karşı karşıya geldim. Sağolun daha fazlasını almayayım.

    Ben düşünürken ortamda sessizlik var, eh buna hiçbirimiz şaşırmıyoruz. Sonra Krystelle hiç susmuyor... Yok efendim, yok. Bu insanlar çok anlayışsız. Neyse ki Krystof konuşmaya karar veriyor, bakışlarını doğruca Jack'e yönelterek "Birileri garson daha da çapkın," diyor. Kıkırdıyorum ama bunu yapmamalıydım. Devam ediyor. "Natalia'yı üzecek misin, Jack?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Çarş. Mayıs 02, 2012 9:25 am

    Krystelle birden bir kahkaha patlattı. Sanki Jack dünyadaki en komik şeyi söylemiş gibi. Ama Jack biliyordu yalnızca erkek kardeşini yumuşatmaya çalışıyordu. Ardından Krystof kendi özel hayatının daha öncelikli olduğunu söyledi. Ah, tabi, onun gibi bir herifin özel hayatı oldukça yoğun olmalıydı. Krystelle ortamı yumuşatmak için bir iki cümle daha kurdu, gözleri heyecanla parıldıyor ve durmadan diğer ikisinin ifadelerini kontrol ediyordu. 'Hadi' diye düşündü Jack 'Hadi, bay sarı kafa, ne konuşacaksanız konuşun artık.' Ama bunu söylemedi, adam hala burada oturuyorsa elbette ki konuşacaktı. Acelesi de yoktu zaten. Krystof'un elinin meyve suyuna gittiğini gördü ve aniden geri çekildiğini. Krystelle'a dönüp baktığında genç kız ona göz kırptı. Jack de içinden gülerek kendi meyve suyundan koca bir yudum aldı. Bu sırada Krystelle demin, kurduğu cümleyi tamamlayan bir kaç laf etti ve sevimli bir gülümseme takındı suratına. Jack de gülümseyip kafasını sallayarak öne eğdi. Elinde değildi, şöyle düşünüyordu, eğer başka bir zamanda tanışsaydık çok kafa dengi bir arkadaş olabilirdin, ama şuan yanında bir kardeşin olduğunu söyleyen bir odun var. Başı hafifçe eğikken bakışları meyve suyu ve kıyıya çarpıp duran dalgalara odaklanmıştı. Krystof'u bekliyordu, aklındansa milyonlarca kelime geçiyordu. Ve direk oğlana baktı, Krystelle'ın tüm bu süre içinde onu süzdüğünü farketmemişti bile. Krystof'da ona bakıyordu, göz temasından çekinmedi. "Birileri garsondan daha da çapkın, Natalia'yı üzecek misin, Jack?" Krystelle'ın kıkırdaması bu kez sinirine dokunmuştu.

    Natalia'yı üzmek mi? Bunu nasıl düşünebilirdi ki. Ne saçmalıyordu böyle? Hızla konuşmaya başladı, cümlelerin önemli yerlerini vurguluyordu. "Ben onu korumak için hayatımı tehlikeye attım, ki gene olsa gene yaparım." Henüz iyileşen yaraları göz önüne alınırsa, ciddiyeti anlaşılabilirdi. "Bence onu üzmesinden endişeleneceğin tek bir kişi var," Jack ismi söylemekten bir an çekindi ama madem Krystof Natalia'ya bu kadar yakındı, bilmesi gerekirdi. Ve, bu isme laf ettiği için Jack'e kızacaksa, umurunda değildi. "Xavier." dedi. "Kız ona sırılsıklam aşık ve onun uğruna her türlü tehlikeye gözü kapalı atlar, ve bilirsin, en çok sevdiğin seni en çok yaralar. Onu her türlü şeyden koruyabilirim, ama maalesef bu beni aşar." ve sustu. Katı bir ifadesi vardı yüzünde ve bu hiçbir çaba harcamadan oluşmuştu , gözlerindeyse 'Evet, öyle.' diyen bir bakış. Krystelle'nin yine güleceğini düşündü. Sanki bu belirgin gerilimi kahkalarıyla kırabilirmiş gibi. Ama bu kez pek de umduğu gibi olmadı. Eğer Krystof, 'Natalia'nın onu sevdiğini nerden biliyorsun?' gibi bir soru soracak olursa, cevaplamakta zorlanmayacaktı.

    Arka tarafta oturan Muggle'ların yükselen seslerini duyabiliyordu "Hay bakın!", "Baykuş mu o?", "Sabah sabah mı?", "Vay canına çok güzel!". Aniden bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Parlak güneş gözlerini yakıyordu ve saçları altın gibi parıldıyordu. Mavi gözlerini kıstı ve kulaklarını kanat sesine dikti. Evet! Görebiliyordu! Bu, bu Pippin'di. Son bir aydır, geçen ay annesine yazdığından beri, geri dönmeyen baykuşu! Sarı kanatlarını gururla açmış, mükemmel bir zarafetle süzülüyordu. Getirdiği mektupsa.. Büyük ihtimal annesindendi. Kuşu özlemişti, ancak geçen hafta babasından aldığı ve şuan sağ cebinde buruş buruş duran mektupdan sonra okuyacaklarından korkuyordu.

    Pippin gelip yanındaki koruluklara kondu. Muggler bağırışmaya devam ediyorlardı. 'Ne tuhaflar' diye düşündü Jack, Muggle'lar için belki de yüzüncü kez. Sarı kuş neşeyle öttü ve kafasını Jack'in omzuna sürttü. Deminki katı ifadesi kuşun yanında tamamen gitmişti sanki. İçi içine sığmıyordu. Kuşun ayağındaki zarfı hızla -Muggle'lar fark etmeden- ve büyük bir maharetle aldı kimden olduğuna bile bakmadan sol cebine tıktı. "Hoş geldin, oğlum." diye mırıldandı kuşun kafasını okşarken. Ardından cebinden bir kalem çıkardı ve masadan aldığı bir peçeteye hızla ama hoş uzun ince harflerle
    "Benim kuşum. Onu besle." yazdı ve altına adını yazıp katlayarak kuşun uzattığı ayağına deminki mektubu çözdüğü iple hızla bağladı. Ardından kuşa Rusça ve sanki onu seviyormuş gibi tatlı bir sesle -Muggle'ların onu anlamasını veya kuşla sanki tanışıyormuş gibi konuşmasına hayretle bakmalarını istemezdi sonuç olarak- her zamanki gibi akıcı olarak, McCourt Malikanesine gitmesini ve ev cinine ulaşmasını söyledi. -Giderken garsonu düşürmesini de isteyebilirdi, hatta bu oldukça iyi olurdu ancak bunu yapmadı.- Kuş uzaklaşırken her şey ona rüya gibi hızlı ve çabuk gelmişti. İfadesi yine katı bir hal kazandı, artık eve gitmek istiyordu veya yalnız kalmak. Babasının annesinin kendisini aldattığını ve evi terk etmesini konu alan -o buruşuk- mektubundan ve annesinin bir aydır sessizliğinden sonra artık, çoğu şeyi aydınlatacak o mektuba kavuşmuştu. Ama şuan çözülmesi gereken farklı bir konu vardı.



    Pippin:
     



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystof Bartoloměj

avatar

Lakap : Krys
Rp Sevgilisi : avice whittle
Mesaj Sayısı : 191
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Perş. Mayıs 03, 2012 9:04 am

    Karşısındaki genç adam o kadar çabuk ciddileşti ki, Krystof daha o konuşmaya başlamadan onun aklından geçenleri tahmin edebiliyordu. Buna karşın istifini bozmayarak sakin bir tavırla onu süzmeye devam etti. "Ben onu korumak için hayatımı tehlikeye attım, ki gene olsa gene yaparım," dediğinde Jack, Krystof onun bu sözü söyleyebileceğini biliyordu. Evet, onun hayatını kurtarmak için peşinden gittiği doğruydu; ancak aşk hiçbir zaman bu kadar kolay değildi. Tek bir sözü, tek bir hareketi kızın kalbini parçalamaya yeterdi. İsterse Jack onun için canını feda edecek olursa olsun. Bu yüzden bu sözlerin konuşacaklarını engellemesine izin vermedi. "Bence onu üzmesinden endişeleneceğin tek bir kişi var," derin bir nefes alan genç adam sözlerini tek bir kelimeyle tamamladı. "Xavier." İrkildi Krystof. Tek kaşının meraklı bir şekilde kalkmasına engel olamadı, öyle ki yanında duran ve susmak bilmeyen ikizinin varlığını unutmuş gibiydi. Hatta... Durum öylesine ciddileşmişti ki, Krystelle gerçekten susmuştu. Derin bir sessizlik aralarında hüküm sürmeye başlarken, Jack yarattığı şok etkisinin farkında değilmiş gibiydi. "Kız ona sırılsıklam aşık ve onun uğruna her türlü tehlikeye gözü kapalı atlar, ve bilirsin, en çok sevdiğin seni en çok yaralar. Onu her türlü şeyden koruyabilirim, ama maalesef bu beni aşar."

    Sustu Krystof, tek kelime dahi etmedi. Natalia'nın Xavier'ı ne kadar çok sevdiğini pekala biliyordu; ancak Natalia onu da seviyordu, öyle değil mi? Jack'in kardeşçe bir sevgiden bahsetmediğini anlamıştı, yine de buna inanamıyordu. Hayır. Bu mümkün olamazdı. Hepsinin aralarına daldığı ilk günden beri Natalia, Slytherin'in dört yakışıklı erkeğiyle yakın arkadaş olmuş; onların arasına girebilmeyi başarmıştı. Hiçbir zaman Xavier'a karşı ayrı bir şeyi olmamıştı... Yoksa olmuş muydu? Aklındaki sorular onu çıldırtabilecekken, derin bir nefes aldı. Genç kızın her şeyini biliyor olabilirdi, yine de Natalia gibi zeki bir kız bunu elbette kendisinden saklardı. Hatta mümkünse herkesten. Ona olan bakışlarını düşündü, Alyssha'dan nefret edişini, onun peşinden göle giriş macerasını. Ah, her şey o kadar barizdi ki suratı gerilen genç adam bu sözlerin doğruluğu karşısında hiçbir şey yapamadı. Biliyordu; Jack doğruyu söylüyordu. Söyleyebilecek doğru kelimeleri aradı ama ağzından dökülen kelime yoktu. İlk kez Krystelle'ın konuşmasını istedi. Onun yerine birkaç kelime edebilir, durumu pekala toparlayabilirdi. Ama olmadı. Krystelle dahi imdadına yetişmedi, o da en az kendisi kadar şaşkın duruyordu ki aklından geçenleri aşağı yukarı tahmin edebiliyordu Krystof. Bu da bunları Alyssha'ya anlatıp anlatmamak konusunda girdiği iç sesiyle bir tartışma değilse, adını dahi değiştirebilirdi genç adam.

    Sessizliği bozan, birkaç muggleın çığlığı olduğunda bundan daha fazla güzel bir durum olamayacağını düşünen Krystof, yardımına yetişen şeyin bir baykuş olduğunu fark edince gözlerini devirdi. Üzerlerine doğru gelmekte olan kuş yavaşlarken, bu kuşun kendilerine olmadığını biliyordu. Baykuş, tüm asilliği ile karşısındaki sandalyede durduğunda Jack'in suratında oluşan gülümsemeyi fark etti. Ve telaş içerisinde kuşa yutarak söylediği kelimelerle bir şeyleri anlatmasını. Ayağındaki mektubu hızla alışını da kaçırmadı gözlerinden. Bu, Londra'nın göbeğinde yapılması gereken son şeydi belki. Homurdanmadan edemedi; Jack kesinlikle dikkatsiz biriydi. Gözlerini kuştan ayırmadan gidişini, Jack'in bir an için munzurca parlayan bakışlarının yeniden ciddileşmesini izledi. Evet, artık kaçarı olmadığını gayet iyi biliyordu. Sakince boğazını temizledi. Şaşkınlıktan sıyrılmış, yerini her zamanki ifadesiz suratı almıştı. "Bana bak, Karenin. Eğer Natalia senden hoşlanmasaydı ben burada olmazdım. Eğer Natalia ile Xavier arasında bir şey olsaydı," durdu ve derin bir nefes aldı. "O zaman Natalia'yı ben bile kurtaramazdım." Alyssha'nın kıza yapabileceklerini aklından geçirdi bir an için. Lady ile ne kadar bağlı olduğunu biliyordu. Ve; karanlık ladynin kızın tarafına bakmaksızın kıza yapabileceklerini. Aslında, Alyssha bu keyfi ona bile vermezdi. Natalia her ne kadar güçlü bir büyücü olursa olsun, Alyssha herkesin bildiği üzere devrin en güçlü genç büyücüsüydü. Buna aralarından hiçbiri karşı dahi çıkamazdı.

    O kadar gerilmişti ki, önündeki meyve suyunu içerken buldu kendini. Tadı aslında o kadar da kötü değildi; aslında vodkanın yanında pekala iyi gidebilirdi. Ah, bunu deneyecekti. Tabii başka bir zaman. Meraklı iki bakış altında ondan sakince meyve suyunu içmesi nasıl beklenebilirdi ki? Kollarını göğsünde kavuşturarak geri çekildi. Krystelle'ın gözlerindeki ifadeyi kaçırmadı da tabii. Tam onun artık sustuğuna sevinecekken, suratında gülümseme olmaksızın ciddi bir şekilde konuştu genç kız. "O zaman onu hiç kimse kurtaramazdı." Ve üç genç sessizliğe gömüldü, yeniden.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Cuma Mayıs 04, 2012 8:51 am

    Pippin'in gelişinden gidişine kadar süren uzun süre boyunca ne Krystof'dan ne de Krystelle'dan hiç bir ses çıkmamıştı. Krystof'u bilmem ama Krystelle için bu bir rekor hatta kıyamet belirtisi dahi olabilirdi. Ancak büyük ihmal bu sessizliğin nedeni her ikisinin de Natalia'nın Xavier gerçeğinden habersiz olmasındandı. Bir an bunu söylediği için pişman oldu, içinden koca bir kafa bağırıyordu "Söylememeliydin Jack" diye; o da ona çenesini kapamasını söyledi, doğru olan buydu. Ardından -Pippin'in gidişinden en fazla bir dakika sonra- Krystof konuşmayı devraldı "Bana bak, Karenin. Eğer Natalia senden hoşlanmasaydı ben burada olmazdım. Eğer Natalia ile Xavier arasında bir şey olsaydı," durdu ve derin bir nefes aldı. "O zaman Natalia'yı ben bile kurtaramazdım."

    Ardından gelen birkaç saniye boyunca kafasında şu kelimeler döndü 'Natalia senden hoşlanmasaydı ben burada olmazdım' Bunlar son birkaç aydır duyduğu en güzel kelimeler olmalıydı. Normalde olsa içi içine sığmazdı belki, kalp atışları hızlanır, yüzünde durduramayacağı aptal bir gülümseme belirirdi. -Gloria'dan beri hissetmediği şeylerdi bunlar, ki tekrar asla hissedebileceğini de düşünmemişti zaten.- Ancak bu cümlenin ardından gelen cümle mutlu görünmesini veya hissetmesini engelliyordu. Hem o cümle olmasa bile Natalia'nın direk kendisinden duymadığı taktirde inanabileceğini sanmıyordu. Xavier gibi birinin yanında neden şansı olsundu ki? Ardından Alyssha'yı düşündü, Xavier'nın biricik aşkı, güzel, güçlü kız. Jack onun karanlık anlarından birini görmüştü. Krystof'un -Ardından Krystelle'ın da onayladığı-Natalia'yı koruyamayacağı şeyin 'kızın kendini Xavier'nın ardından atacağı tehlikeler' olmadığını fark etti o an; daha somut bir şeydi bu.."Alyssha" dedi yanlışlıkla ağzından çıkmıştı kendisinin bile güçlükle duyabileceği ufacık bir şekilde. Kızın yapabildiklerine bakılınca başka birini düşünmek saçma hatta komik geldi Jack'e.

    'Her şey farklı olabilirdi' diye düşündü Jack. 'Barda kızı öpebilir, asla göle gitmeyebilir, Xavier ile hiç karşılaşmayabilirdi. Hatta kim bilir mutlu bir sabaha uyanırlardı ve sorunsuz bir yarınları olurdu. Ama böyle olmamıştı. Kıza dokunmamıştı bile, yalnızca kızın kendisinden güç almak için elini tutmasına izin vermişti ve sarhoş kızı korumak için elinden geleni yapmıştı. Yalnızca yanında olmuştu.. 'Belki de' diye düşündü 'kızın da hoşlandığı buydu..' Ama nasıl hatırlamıştı ki? Belki de kızın bünyesi alkole sandığından daha dayanıklıydı.

    Sessizliğin içindeki huzursuzlukdan nefret ediyordu. Belirsizlikden, gerilimden.. Ve biliyordu konuşma sırası artık ondaydı. Kendinden oldukça emin görünüyordu ki öyleydi de. "Eğer dediğin doğruysa bu hiçbirimiz için sorun olmaz, ama ben haklıysam onu korumak için yine yanında olurum, daha hiçbiriniz benim asa kullanabilen halimi görmediniz." Tüm bu olaylar sırasında -Natalia'yı ölümden kurtarmak da dahil hiç bir yerde- asa kullanmadığı gerçeği göz önüne alınırsa gerçekten haklı sayılırdı. Asasını kullanabildiğinde neler yapabileceği bilinmiyordu ama Xavier'ın attığı türden bir lanetten sonra bile ayağa kalkıp devam edebilecek kadar dirençliydi. Evet, Jack kesinlikle fazla hafife alınacak türden değildi.. Şüpheli bakışlarını Krystof'a atarak sözlerini bitirdi. "Ama Natalia'yı görmeden inanmam zor."



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   C.tesi Mayıs 05, 2012 5:54 am

    Uzun sessizlikleri sevmem; çünkü eğer bir ortamda bir dakikadan uzun bir sessizlik oluyorsa ya büyük bir olay vardır ya da orada aşkın huzuru vardır. Eh, bu durumda ikinci durum pekala geçerli olmadığına göre gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki büyük bir olay var, mesela Natalia'nın Xavier'a platonik oluşu gibi bir olay. Düşünceler beynimden hızla akarken artık gülmüyorum, bu durumda ben dahi gülmem. Gerçek olma ihtimali var mı, yoksa bunlar sadece Jack'in kıskançlık tripleri mi? Hangisinin gerçek olduğunu anlamaya çalışırken, eğer bahsi geçen kızın tam karşımda oturan oğlanı sevmeseydi ikizimin buraya gelmeyeceğini düşünerek gerçek olmadığına kanaat getiriyorum. Ancak bir ayrıntı var: Krystof'un büyümüş gözleri. Ah. Gerçek. Ciddiyim, gerçek. Ve o bunu yeni anladı. Bu bakışı tanıyorum! Alyssha geçiyor aklımdan ilk olarak. Bundan haberi olmadığını biliyorum, olsaydı olacakları da. Derin bir nefes alarak en sonunda konuşan Jack'e dikiyorum gözlerimi. "Eğer dediğin doğruysa bu hiçbirimiz için sorun olmaz, ama ben haklıysam onu korumak için yine yanında olurum, daha hiçbiriniz benim asa kullanabilen halimi görmediniz." Tamam, haklı olabilir. Ama bu çok oduncaydı! Aslına bakarsanız, kızın onu sevdiğini duyunca sevinmesi gerekirdi. Vazgeçtim, Natalia ile arasını yapmayacağım. Ki zaten Jack'in gözleri sadece Krys'e dikilmişken, hah. İstese de yapmam. "Ama Natalia'yı görmeden inanmam zor."

    Kız neredeyse oraya gidip, yakasından tutup getirebilirdim. Xavier'a gidip doğruluğunu sorgulayabilirdim. Alyssha'ya gidip bunu söyleyebilirdim. Hayır, ben hiçbirini yapmadım. Gergin ortam bütün sinirlerimi gelirken, somurtkan bir şekilde yalnızca iki genci süzdüm. Biliyorum, hepiniz benim nasıl gülmeden durduğuma şaşırıyorsunuz. Ancak ciddi durumlarda gülmem, bunu bilseniz iyi edersiniz. Boğazımı temizliyorum. Buraya kadar beyler, artık bu işe bir kızın el atma zamanı geldi. Yoksa iki odun erkeğin bu işin sonunu getiremeyeceğini biliyorum. "Siz, ikiniz," diyorum ve tek kaşımı alaylı bir şekilde kaldırıyorum. "Durumun farkına varamayacak kadar kör müsünüz? Sen Jack; demek ki Natalia Krystof ile konuşmuş ki, Krystof burada seninle konuşuyor. Ve Krys, sen... Merlin adına, geçmiş geçmiştir. Natalia'nın Jack'ten hoşlandığını düşünüyorsan öyledir. Geçmişi kazmanın bir anlamı yok. Belli ki Natalia bunu sizlerden birine anlatmayacak kadar zeki. Egonu tatmin edemese dahi." Sözlerimi düşünen iki erkek birbirleriyle bakışıyorlar. Yine başardım, teşekkürler, teşekkürler, beni sizler yarattınız. -Bu bir yalan, beni Selin yarattı derdim de, Selin kim ki ya?- Suratıma artık bir gülümsemenin yayılmasına izin veriyorum. Bilgiç gülümsememin altında, bu durumdan bir hayli keyif alan Krystelle yatıyor. "Daha neyi bekliyorsunuz, Natalia'nın gelip 'ah, Jack, aşkım' diye Jack'in kollarına atılmasını mı? Yapmayın. Şu kızı anlattıklarınızdan biraz tanıdıysam, Jack, sen kızın peşinden gitmelisin. Ve bu tavsiyeyi verdiğimi kimseye söylememelisiniz. Aly'nin öfkesi maruz kalmak istediğim son şey. Merlin'in sarkık donu adına, sinirlendiği zaman korkunç bir hal alabiliyor."

    Krystof, belli ki o da buna daha önce tanık olmuş, gülüyor. Başardım! Yakışıklı suratına mükemmel gülüşü yayılırken ben de onunla birlikte gülüyorum. Yamuk bir sırıtışla kafasını sallıyor. "Krystelle haklı Karenin. Seviyorsan peşinden git," diyor. Ben her zaman haklıyım seni budala! "Çünkü aşk fedakarlık gerektirir." Oh, yo, yooo.. YOO! Bu konuşmanın gidişini hiç sevmedim, hiç! Omuzlarından tutup Krystof'u sarsmak istiyorum, hatta neden yapmıyorum ki? Gözlerimin yuvalarından çıkmış olabilme ihtimalini düşünüyorum, görebildiğime göre hala yerindeler. Krystof aşk çocuğu mu oluyor? Yok artık. Çığlık atmamak için yutkunuyorum. İstediğim sonuç bu değil. Adela olmaz. O kız olmaz Krystof. Ne yaparsan yap arkandayım ama senin hayatını kendi umutsuzluğunda geçirecek birinin karamsarlaştırmasına izin veremem. "Bir şeyi unuttun sanırım Krys. Aşk diye bir şey yoktur. Bu arada Jack... Sözüm meclisten dışarı." Ona göz kırparak kollarımı göğsümde kavuşturuyorum. Sakın bana itiraz etmeye kalkma Krystof, diyesim geliyor içimden. Oysa omuz silkiyor. İşte adamım. "Klişelerden gidiyordum yalnızca, hey ben bu konuda tavsiye verecek son kişiyim!" Ve kahkahamı en sonunda atıyorum. Çünkü bu sonuna kadar doğru.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Ptsi Mayıs 07, 2012 10:21 am

    Ardından "Siz, ikiniz," dedi Krystelle tek kaşını alaylı bir şekilde kaldırarak. Acaba yine ne yumurtlayacak diye düşündü Jack. Ama genç kız tüm son iki saatin aksine oldukça ciddi görünüyordu. "Durumun farkına varamayacak kadar kör müsünüz? Sen Jack; demek ki Natalia Krystof ile konuşmuş ki, Krystof burada seninle konuşuyor. Ve Krys, sen... Merlin adına, geçmiş geçmiştir. Natalia'nın Jack'ten hoşlandığını düşünüyorsan öyledir. Geçmişi kazmanın bir anlamı yok. Belli ki Natalia bunu sizlerden birine anlatmayacak kadar zeki. Egonu tatmin edemese dahi." Evet, Krys kardeşler buraya geldiklerinden beri zaten tek mevzu Natalia olmuştu ve öyle devam edeceğe benziyordu. Buraya gelme amaçlarının bu olduğu oldukça açıktı. 'Tamam.' diye iç geçirdi Jack. Peki bu güvensizlik hissi neydi? Hem zaten bu aralar neye güveniyordu ki? Hayatı koca bir göl, o da arada gökyüzünden Happy Meal atılan bir sandaldaydı. Hiç bir limana sığınmaksızın öylece sallanıp duruyordu. Bir tek Henry vardı işte. Kendi babasına bile güvenmiyordu, öyle ki şu yeni gelen mektupta annesinin yine her zamanki gibi yazmış olacağını umuyordu. Çok küçük bir his de olsa her şeyin yolunda olabileceğine inanıyordu...

    'Yeni okul yepyeni bir başlangıç olacak.' demişti annesi iki yıl önce. Haklıydı da. Kendisini eskisi gibi zayıf hissetmiyordu hiç. Genel olarak anlayışlı biri olmuştu başkalarını dinleyen, koruyan, gülmelerini sağlayan ve bazen de hayatlarını kurtaran. Ama kendi hayatı için yapabileceği ne vardı ki? Onun mutlu olması önemli miydi veya tekrar aşık olabilir miydi? İki yıl önce gerçekten durumu kötüydü. Gerçekten aşık olmuştu -Krystof veya Krystelle gibiler bunu anlar mıydı bilmiyordu- ve bu aşk hikayesi kızın ölümüyle trajediye dönmüştü. Ama Jack onu hiç unutamadı. Zaman içerisinde Gloria kırık anılara dönüşse de onu asla söküp atamadı. Ve şimdi kalbi yeni biri için atmaya başlayabilir miydi, bilmiyordu, bunu hiç düşünmemişti ki...

    Tüm bu düşünceler şimşek gibi hızla aklından geçerken durgun bir ifadeyle Krystof'a baktı -o da Jack'e bakıyordu. 'Krystelle haklı.' der gibi- ve ardından tekrar gülümsemesini takınmış olan Krystelle konuşmasını sürdürdü "Daha neyi bekliyorsunuz, Natalia'nın gelip 'ah, Jack, aşkım' diye Jack'in kollarına atılmasını mı? Yapmayın. Şu kızı anlattıklarınızdan biraz tanıdıysam, Jack, sen kızın peşinden gitmelisin. Ve bu tavsiyeyi verdiğimi kimseye söylememelisiniz. Aly'nin öfkesi maruz kalmak istediğim son şey. Merlin'in sarkık donu adına, sinirlendiği zaman korkunç bir hal alabiliyor." Krystof cümle de bir bölüm komiğine gitmiş gibi gülümsedi kardeşine ve Jack'e "Krystelle haklı Karenin. Seviyorsan peşinden git, çünkü aşk fedakarlık gerektirir." dedi. Ama her ikisinin de gözden kaçırdığı koca bir gerçek vardı. Hey! Kız, Jack'i seviyordu belki ama, ya Jack? Natalia'nın ne pahasına olursa olsun yanında olabilirdi. Muhteşem bir arkadaş olabileceğini düşündü, kızı daima mutlu edebilirdi! Ama iş aşka gelince, hayır kesinlikle aşık değildi. Ve Natalia'nın araya Krystof'u koyması da düşünülecek olursa kızın istediği kesinlikle iki, üç günlük ilişkilerden de değildi. Otobüsdeki şarkının bile kendisine Natalia'yı hatırlattığını düşündü. Günlerce kızdan cevap bekleyişini... Haftalar geçmesine rağmen kızın tüm mimiklerini hatılayışını... "Bir şeyi unuttun sanırım Krys. Aşk diye bir şey yoktur. Bu arada Jack... Sözüm meclisten dışarı." diye atılıverdi Krystelle ve hemen ardından Jack'e göz kırparak kollarını göğsünde kavuşturdu. Jack bu tavrın Hufflepuff'lı kızla ilgili bir politika olduğunu düşündü ve buna şaşırmadı. "Klişelerden gidiyordum yalnızca, hey ben bu konuda tavsiye verecek son kişiyim!" diye cevabı yapıştırdı Krystof. Genç kız cevaptan memnun olmuş olacak ki kahkahayı basarken Jack kendi dudağının kenarının da yukarı doğru kıvrıldığını hissetti; tam da tavsiyeye ihtiyaç duyduğu anda, gelen bu cümleler elinde olmadan gülümsetmişti onu. Ama uzun sürmedi.

    Natalia ile kendisini ilk kez yanyana düşündü. Bu düşünce öylesine tuhaftı ve sevimliydi ki Jack, bozmaya kıyamadı. Evet, belki de bu mutlu olması için ayağına gelen şanstı. Hayatının en karmaşık dönemine düşen bir sürpriz... Artık konuşulacak bir şey olduğunu düşünmüyordu; Krystof'un öğrenmek istediği tek bir şey vardı ve artık cevabını alacaktı. Ama beyninde dönüp duran ve çoğu da tuhaf olan cümlelerden hiçbirini seçip söylemedi. "Tamam." dedi yalnızca. Ufak bir kelime olsa da anlamı büyüktü. Ardından ayağa kalktı. İstediği tek şey artık yalnız kalmakdı, hesabı ödeyip sessizce kaybolacaktı koca şehirde. Hiç olmadığı kadar tuhaf hissediyordu, mutluluğu, üzüntüsü, heyecanı veya korkusu herbiri bir diğerine girmiş ve beyninin içinde geniş çaplı bir kavgaya tutuşmuşlardı. Krystelle ve Krystof'a henüz hiçbir şey dememişti ki karşıdan gelen kızı gördü. Filmlerdeki gibi sanki kızın çevresindeki her şey bulanıklaşmıştı ve ortamın tüm seslerinden geriye yalnızca denizin tatlı dalgaları kalmıştı. Jack donup kalmış ve kıza bakakalmıştı; ama şapşal değil -kendisinin oldukça habersiz olduğu- doğal bir karizmayla... Hala inanamıyordu, bu kız onu seviyordu.


hey?:
 



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Natalia Miloslova
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Talia, Russian Girl.
Rp Sevgilisi : Ağaç kakan Woody.
Mesaj Sayısı : 203
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Ptsi Mayıs 07, 2012 9:33 pm

    O kadar zor olmamalıydı sevmek; o kadar imkansız olmamalıydı vazgeçmek. Belki de... O kadar hain olmamalıydı onsuzluk. Havayı ciğerlerine doldururken genç kız, aslında her şey o kadar yanlış, o kadar aptalca ve o kadar karmaşıkken kaçıp gitmek istiyordu. Dokundukları ellerinde kalıyor, kalp kırıkları canını acıtıyordu. İstediği şey basitti: mutlu olmak. Oysa her şey onun mutsuzluğu üzerine kurulu gibiydi. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, asla yaşayamayacakları. Bunları umursamayabilirdi, eğer tek kırılan kendisi olsaydı hayır umursamazdı da. O alışmıştı acılara. Keşke kırılan yalnız kendisi olsaydı. Elinde yollanmamış kim bilir kaçıncı notu da yırtarken sinirle haykırdı, deli gibi yırtıp fırlattığında elini masaya vurdu. Uyuşmuştu, acısını bile hissetmedi. Kalktığı anda ise pencereden içeri giren baykuşa dikti gözlerini. Acaba o muydu? Yerinden öyle hızlı fırladı ki neredeyse ayağı kayıp düşüyordu. Zoraki dengesini salladığında baykuşun Krystof'unki olduğunu fark etti. Kuşun ağzındaki notu -daha telaşsız bir şekilde- çıkardı. Ellerinin titremesinin nedenini yaşadığı anlık sinir bozukluğuna yorarak nota göz gezdirdi. Hayır, ne Jack ne de bir başkası hakkında bir şey vardı. Hayır, Xavier ile de alakası yoktu. Yalnızca Krystof onu çağırıyordu, acil.

    Bir an bile düşünmedi, bedeni yokluğa karışırken kıyafetinin, saçının, makyajının; kısacası görünüşüne dair her şeyinin kusursuz olduğunu biliyordu. Can sıkıntısından kendisini aynanın karşısında saatler harcarken buluyordu, içi darmadağınken en azından güzel görünüyordu. Eh, bu da bir avunma yöntemiydi değil mi? Birden, soğuk bir rüzgarı bedeninde hissetmesiyle gözlerini açtı. Londra’nın tam orta yerindeydi. Krystof’un bahsettiği yeri bulması zor olmasa gerekiyordu(!); tarif o kadar açık ve netti ki... Saat kulesinin orda! Hahlamasına engel olamayan genç kız kendisine dik dik bakmakta olan adama bakarak tek kaşını kaldırdı. Adamın sapkın ve gayet tiksinç olan bakışlarını vücudunda hissettiğinde gözlerini ister istemez kendi üzerine kaydırdı. Lanet olsun! Bildiği tüm küfürleri ardı arkasına sıralarken kolları kaymış ve dekoltesini gereğinden fazla –oldukça fazla- şekilde açıkta bırakan blüzünü düzeltti. Adama sert bir bakış atarak, onu oracıkta öldürmemek için içinden üçe kadar saydı. En sonunda sakinleştiğinde Krystof’u gözleriyle aramaya başladı. Acaba accio Krystof dese gelir miydi? Ah, pekala bunun gerçekleşmeyeceğini biliyordu.

    Uyuşuk adımlarla ileride gördüğü kafeye doğru ilerlemeye başladı. Attığı adımlar telaşsızdı, ancak içinde bir şeyler bu acil çağırılmanın altında bir bit yeniği olduğunu haykırıyordu. Yine de genç adama güvenmeyi tercih etti, herhalde kendisini Alyssha ve benzerleriyle dolu bir masada bulmazdı. Masalara tek tek göz gezdirirken sarışın genç adamın kafasını gördü. Bu kafa Krystof’undu, bundan adı gibi emindi. Ona doğru ilerlemeye başlarken kız, ne adamın karşısında ayakta dikilmekte olan Jack’i, ne de yanındaki kız kardeşini fark etmişti. Öyle odaklanmıştı ki... Masanın yanında durunca Jack ile birden göz göze geldi. Ağzı hafifçe açılırken bir adım geriye attı. Ah, yoo, HAYIR! Çatık kaşlarla Krystof’a döndü, kendisine pişmiş kelle gibi sırıtmasının hiçbir anlamı yoktu. Ona onu öldürecek gibi bakan kız, adamın yanındaki kızı gördü. Krystelle. Natalia onu tanıyordu, ikisi de Beauxbatons’dayken Kertenkeleciler binasındaydılar. Ve genç kız buraya geldiği günlerden birinde Krystof’un kardeşi olduğunu ilk bakışta anlamıştı. İsim soyad olayı da fazlasıyla yardımcıydı tabii. Ancak kız bunu bilmediğinden olsa gerek, tıpkı Natalia’nın Jack’i gördüğünde verdiği tepki gibi ağzı açık bir şekilde haykırdı. “Sen... Sen o Natalia'sın!” Başka koşullarda olsa Natalia omuz silkerdi. Bu kız, belki de kendisine çok benzediğinden –ancak Natalia soğuktu, asla onun kadar sıcakkanlı biri olamazdı- onunla doğru dürüst anlaşamamıştı. Yine de şu an onunla ilgilenecek hali yoktu, bakmaktan korktuğu kişinin bedeninden yayılan sıcaklığı hissedebiliyordu. Kıza kafa salladı, Krys ve Jack’in kalkan kaşlarına baktıktan sonra artık konuşması gerektiğini düşündü.

    Gözlerini Jack’e dikti. Adamı özlediğinin farkındaydı; kalbi yerinden çıkmaya uğraşıyor gibiydi. Düşününce... Ondan oldukça hoşlanıyordu. Bu da kızın kafasını karıştırmaya fazlasıyla yetiyordu. Buraya geldiğinden beri aklında ve kalbinde imkansız olduğunu bildiği tek bir kişi vardı. Onu öylesine söküp atmak o kadar zordu ki... Ama öteki yandan artık onu düşünmüyordu, rüyalarına girmiyor, onu görmek için çaba harcamıyordu. Gece yatarken aklına gelen isim artık o değil, Jack’ti. Yine de, bu aşk değildi, en azından şimdilik. İçinde kabaran duyguları dizginledi. Şaşkınlığının fazla uzun sürmezine izin vermeyerek gülümsedi. Biçimli dudakları kıvrılırken en sonunda konuşmayı başarabildi. “Yalnız benimle görüşmek istediğini sanıyordum Krys,” dediğinde Jack’e darbe indirmiş olduğunun farkındaydı. İğneli ses tonundan sıyrılmayı başararak “Yine de seni gördüğüme sevindim Jack,” dedi. Sonra tek boş sandalyenin Jack’in yanında olduğunu fark ederek ayakta kalmayı tercih etti. Eğer yanına oturursa ayaklarının titremeye başlamasından korkuyordu çünkü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Salı Mayıs 08, 2012 10:59 am

    Hayır, yanılmıyordu. Natalia kesinlikle buraya yürüyordu ve hayır, bu bir rüya falan da değildi. Üzerinde ince ve oldukça iddaalı bir triko ve bedenini hoş bir şekilde sarmış dar bir pantolon vardı. Tişörtüyle uygun topuklu ayakkabılar, kusursuz bir makyaj ve her şeyini tamamlayan bakımlı saçlar... Jack ondan gözünü ayıramadı. Yalnızca bir ay önceden hatırladığı güçsüz kız değildi karşısındaki. Çok, çok daha farklıydı.. Krystof'a yönelmiş bir şekilde ilerlerken sanki hiç diğer ikisini fark etmemiş gibiydi; Jack kızın buraya yaklaşan her adımında kalp atışının hızlandığını hissedebiliyordu.. Nefes almıyordu ki şuan bunun farkında bile değildi. Birden Natalia'yla göz göze geldi. "Ama gözlerinin içindeki parıltı aynı hatırladığım gibi.." diye düşündü ve yüzüne ışıltı veren o salak kelebeklerin uçuşmasına izin verdi içinde. -Ona ne oluyordu böyle?- Kızın ağzının aralandığını görebiliyordu; ama telaşla Krystof'a dönmekten başka bir şey yapmadı. Jack sessizce -deminden beri ihtiyacı olan- derin bir nefes aldı. Evet, Natalia onu göreceğinden habersizdi, bu oldukça açıktı..

    “Sen... Sen o Natalia'sın!” dediğini duydu Krystelle'ın. Demek önceden tanıyordu. Ah, neden olmasındı ki! Jack, son bir ay boyunca Natalia hakkında oldukça şey öğrenmişti. Evet, araştırmadan duramamıştı. Kızın ailesini, gittiği okulları, ders notlarını ve hatta Quidditch'deki mevkisi bile dahil olmak üzere bir sürü ıvır zıvır şey öğrenmişti. Ve bir aptal bile böyle bir kızın her yerden bir tanıdığının çıkabileceğini anlardı. Natalia, Krystelle'a hızlı bir kafa sallayışla yetindi, ki bu gerçekten yeterliydi.

    Gözleri artık Jack'in üstündeydi. Dünya üzerinde rahatsız olabileceği son bakışların kızınkiler olduğunu fark etti Jack. Demin o yokken, sanki düşünceleri bulanıktı, ama şimdi netçe görebiliyordu; kalbi birkaç yıldır olmadığı kadar canlıydı. Kız dünyasını kimsenin yapamadığı gibi aydınlatıyordu ve eğer bu bir rüyaysa, ki muhtemelen öyle olduğunu var saymaya başlayalı fazla olmamıştı, asla uyanmak istemiyordu çünkü ilk kez kendini olması gereken yerde hissediyordu.

    Kızın ifadesi hafifce ciddileşirken Jack rüyadan uyanmakta olduğunu fark etti. "Hayır!" diye bağırmak istiyordu.. Kızın çekici dudakları kıvrıldı ve konuşmaya başladı. Krystof'a hitap ediyordu ama bakışlarını Jack'den ayırmamamıştı. Jack de parlayan gözleriyle kızın bakışlarını karşıladı. Kısasa kısas bebeğim. “Yalnız benimle görüşmek istediğini sanıyordum Krys,” dediğinde çıkan soğuk sesi şuan beklediği şeyler arasında değildi. Ama bu anlık hayal kırıklığının ifadesine yansımamış olmasını umdu. İçinde ne olursa olsun dışardan öyle görünmek istemiyordu, evet şaşırmıştı ama bunu hiç kimse anlamasa da olurdu. Ardından diğerine göre biraz daha yumuşak bir ses tonuyla ekledi Natalia “Yine de seni gördüğüme sevindim Jack,” Yüzünde gülümsemeden eser yoktu ki Jack'de de durum farklı sayılmazdı aslında. Ne düşündüğünü Allah bilir, ama Jack bu soğuk merhabalaşmayı nasıl algılaması gerektiğine emin değildi. Gerçekten onu seviyor muydu? En azından tanıyor diye düşündü Jack. Krystof'un veya Krystelle'ın dediklerinin doğruluğuna her ne kadar inanıyor sayılsa da Natalia'nın, kendisini sevdiğini bildiğini, bilmediğini düşünüyordu. O zaman mesafeli davranması oldukça doğaldı ki, şuan Jack umurunda olan şeyin kızın mesafeli olup olmaması değil burada olup olmaması olduğunu fark etti. Ağzından histerik bir gülümseme çıktı ve "Aslına bakarsan ben de yalnız olacağımı sanıyordum." dedi. Demin kalktığı sandalyeye geri otururken yanındaki tek boş yeri göstererek "Oturmaz mısın?" diye ekledi tatlı bir sesle. İstediği son şey kızın gitmesiydi çünkü.




meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Natalia Miloslova
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
Gryffindor VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Talia, Russian Girl.
Rp Sevgilisi : Ağaç kakan Woody.
Mesaj Sayısı : 203
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Çarş. Mayıs 09, 2012 6:42 am

    Genç kız nefesini düzenlemeye çalışıyor, bir yandan da gözlerini harika üçlünün üzerinde gezdiriyordu. Büyük bir ikilem önünde serilmişken kaçıp gitmek istedi, oysa onu engelleyen Jack’in sözleri oldu. “Aslına bakarsan ben de yalnız olacağımı sanıyordum,” derken sandalyeye oturup yanındakini gösterdi. “Oturmaz mısın?” Yutkundu genç kız. Oturmak istiyordu. Deli gibi oturmak istiyor, Jack’in yanı başında nefes aldığını bilerek ona kocaman bir gülümseme yollamak için yanıp tutuşuyordu. Bir an için her şeyi unuttu; neredeyse bir ay boyunca bu çocuğa neden yazamadığını, neden onu aklından atamadığını, neden onun gülüşünün aklında dönüp durduğunu... Sadece oturdu. Çünkü bunu yapmalıydı. Bunu kimse anlayamazdı belki ama ona deli gibi ihtiyacı vardı, kalbi kollarını ona doğru öylesine uzatmıştı ki eğer tutmayı bırakırsa düşerdi. Belki bunun farkına yeni yeni varıyordu, belki çok geçti. Yine de, doğruydu işte.

    Konuşacak bir şeyler aradı. Dilinin ucuna bir sürü söz geliyor, bir o kadar hızla kayboluyorlardı. İşin garip olanı ortam sessizdi ancak üç kişinin gözleri de... Kendi... Göğüslerindeydi? Eğer bir kez daha açıldıysa... Merlin adına kız kafasını eğerek kendisine baktığında, bu sefer açılmamış olduğunu fark ederek derin bir nefes aldı. Bu hareketi ise üçünün de kahkaha atmasına sebep oldu. Tam ne olacağını soracaktı ki Krystelle, “Xaviera haklıymış,” dedi. Erkeklerden bir homurtu yükselirken kendisini fazla Fransız hisseden genç kız –hayır o bir Rus’tu, fransız olmamalıydı- gözlerini devirdi. Ancak; karşısındaki kız ağzını açmıştı ve devam etti. “Miloslova ha?” Çarpık bir gülümsemeyle karşılık verdi genç kız. Aklı hala yanındaki erkeğin kendi kolunun yakınında duran elindeydi. Bu elleri tutmuştu değil mi? Oh.. Ve yeniden tutmak istiyordu? Bu düşünceyi aklından atmaya çalıştığı sırada Jack ile Krystof aynı anda atıldılar. “Siz ikiniz nereden tanışıyorsunuz?” Bu sefer gülme sırası kızlara geçmişti. İkisi kahkaha atarken, hiçbir zaman karşıda duran kıza yakın olmamış, ancak nefret de etmemiş olan Natalia gergin ortamın dağılmasından memnun, rahatladı. “Beauxbatons. Aynı sınıftaydık.”

    Açıklamayı fazlasıyla mantıklı bulan erkek bakıp suratlarını ekşittikleri sırada, ikisinin de bunu neden daha önce düşünemediklerini düşündüklerinden adı gibi emindi Natalia. Ve tabii ki Krystelle da belli ki kendisi gibi düşünüyordu. Ağzını açacakmış gibi görünse de susmayı tercih etti. Daha önce, Krystof’u tanımadan önce kıza ne kadar yakın değilse... Şimdi kendisini kıza o kadar yakın hissediyordu. Çünkü ikizinin harika bir insan olduğunu biliyordu. Ve bu kızı iyi yapmak için yeter ve artardı bile. Yine de şu an kızla ilgilenemiyordu. Tüm dikkati yanında duran çocuktaydı. Gözlerini ona çevirdi. Göz göze geldiklerinde başını oynatmak istese de yapamadı. Onun gözlerinde farklı bir şeyler vardı; çok farklı. Bu kalbinin sıkışması için yeterliydi. İçinde kelebeklerin uçuştuğunu hissediyor, midesi garip bir şekilde bulanıyordu. Nefes almakta bile zorlanıyor olabilirdi. Ama içinde kopan fırtınaların aksine, suratında basit bir gülümseme, telaşsız bakışları ile tam tersini haykırıyordu. Ona bu zamana kadar yazmadığı için özür dilediğini söylemek istese de yapmadı. Bunun yerine “Sanırım tuzağa düşürüldük,” dedi ve Krystof’a döndü. Genç adam kendisine öyle bilmiş gülümsüyordu ki... Ancak bu gözlerin altında başka bir bakış daha vardı. Kırgınlık? Bunun olması saçmaydı, bu olmazdı. Neden olsundu ki? İçinden gelen sesse aksini söylüyordu. Krys’in bakışlarını adı gibi biliyordu. Ve; bu bakış ben-süperim bakışından çok daha farklıydı. Derin bir nefes aldı. “Peki neyi kutlamak için buradayız?” Söylediği anda pişman oldu. Bu sorunun cevabını duymak istemiyordu. Küçük bir çocuk gibi kulaklarını kapatıp dinlemiyorum diyesi geldi. Ama yapmadı. Sadece Krystelle’ın onları öldürecekmiş gibi bakan bakışlarından bakışlarını kaçırmakla yetindi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Cuma Mayıs 11, 2012 11:21 pm

    Natalia bir an kararsız kalmış gibi görünmüş olsa da sonuç olarak geldi ve o sandalyeye oturdu. Ve kız yanına oturur oturmaz Jack, pişman oldu. Sanki hava daha da sıcak olmuştu. Üzerindeki kısa kollu tişört bile -yağmurluğumsu ceketini çıkaralı yıl olmuştu- fazla geliyordu sanki. Güneş miydi bu kadar sıcak olan, hayır, Güneş birkaç dakikada on derece birden yükseltemezdi herhalde sıcaklığı... Önündeki bitmiş meyve suyu bardağı da ona hiç yardımcı olmuyordu. Ardından içinden saçma bir şarkı mırıldanırken buldu kendisini. Bu şarkıyı biliyordu, annesinin küçükken onu sakinleştirmek için söylediği tatlı bir melodiye sahip birkaç dize... Hadi ama.. Bilinçaltı nasıl bir oyun oynuyordu böyle?

    Krystof ve Krystelle'ı süzdü çaktırmadan ve her ikisinin de sanki ölçüyormuş gibi dikkatli bir şekilde aynı yöne baktıklarını fark etti. O yöne ba.. Göğüs mü? Kızın göğüslerine dikkat etmeden önce içinden tuhaf bir duygunun geçtiğini hissetti. O kadar yabancıydı ki bu hisse; adamın teki karşısında oturmuş onu seven bir kızın göğüsleri hakkında ansiklopedik bilgi topluyordu. Kıskançlık veya öfke- Bunun ne olduğunu o da anlayamadı ama Krystof'u hiç de hoş bulmadığı açıktı. Sağ elini sıktığını fark etti ve bilinç altındaki aptal şarkı yükseldi. Natalia'ya ilk kez alıcı gözle baktı, gerçekten göz ardı edilemeyecek bir vücudu vardı ve o da bunun farkında olmalıydı ki bu kadar baştan çıkarıcı giyinebiliyordu. Yani, insanı bu kadar çağresiz bırakmayı bilmeden yapıyor olamazdı, değil mi? Belki de oldukça da tecrübeliydi erkekler konusunda.. Tamam. Tüm bu düşünceleri bir kenara atabildiğince kenara attı. Ve kızın korku dolu bakışlarının önce onlara ardından göğüslerine gidişini ve sonuç olarak rahat bir nefes alışını izledi. Bu hareket gülmesine yol açtı, gülmesi ne kadar doğruydu emin değildi ama Krystelle ve Krystof bile gülerken kendisine engel olamadı. Krystelle'ın "Xaviera haklıymış," dediğini duydu. Ne kadar da patavatsız davranıyordu böyle! Natalia'nın bir şey anlamamış görünen suratı onu mutlu etti bu utanç verici konuşmayı anlamaması en iyisiydi. Krystof'un da homurdanması sonucu Krystelle konuyu değiştirmek istemiş olacak ki “Miloslova ha?” dedi. Natalia da ona geçiştirici bir gülümsemeyle karşılık verdi. Harbiden, bunlar nerden tanışıyorlardı? Demin yalnızca içinden geçirdiğini sandığı soruyu, Krystof'la aynı anda soruvermişlerdi. Cevapsa gayet açıktı; Beauxbatons. Bunu gülerek söylemişti; Merlin’in sarkık donu adına, bir insana bir gülümseme nasıl bu kadar yakışabilirdi?

    Jack şuan herhangi biri olmak istiyordu, arkadaki Muggle, şu ufak çocuk, hatta o penguen kılıklı garson. Herhangi biri… Natalia'yla kalbi ağzına gelmeden konuşabileceği biri… Ama, ama kız bu kadar soğuk kanlı görünürken böyle hissettiği için bile aptal gibi hissediyordu. Gözlerini kızdan ayırmamak isterdi, orada oturup sonsuza dek ona bakmak. Gerçekten son bir aydır sanki sadece bu an için yaşamış gibi hissediyordu şuan diğer her şey anlamını bir bir yitirmişti. Ama karşısında onları gözleyen iki çift gözden haberdarken bu yapamıyordu. Rahat görünmeye çalışıyordu, normal görünmeye.. Yani olmadığı ne varsa öyle gözükmeye çalışıyordu! Ardından kendini kızın suratına bakarken buldu, beyni nasıl bağırırsa bağırsın bakışlarını çekemiyordu.. Ve Natalia ile göz göze geldiler. İki muhteşem saniye ikisi de gözünü bile kırpmadı. Sanki zaman durmuştu ve her sanise içinde küçük kelebekler büyüyüyordu. "Seni seviyorum" diye düşündü, "Nasıl oldu anlamıyorum ama seni seviyorum." Ve tabi ki hiçbir şey söylemedi. Kızın suratındaki ufak ve sevgiyle ilgiliymiş gibi görünmeyen gülümsemeye, o da arkadaşlara atılan tarzdan bir tebessümle karşılık verdi. “Sanırım tuzağa düşürüldük,” dedi Natalia. “Peki neyi kutlamak için buradayız?” Bu o kadar aptal bi soruydu ki Jack bile gözlerini devirmeden edemedi. Ve kafasını çevirip bakışını yanındaki mavi denize odakladı ve içinden “Daha önce hiç konuşmadığım bir adam, onun daha önce hiç görmediğim kız kardeşi ve bir ay önce tanışıp bir ay boyunca bir kelime bile konuşmadığım sen toplandık, parti veriyoruz Natalia! Çok zekice, kızım. Aferin sana.” diye geçirdi.

    Göğsünde eski bir yaranın sızladığını hissetti. Hayır. Burada olmaz. Bu sızlamanın anlamını biliyordu son bir aydır neredeyse dört kere olmuştu ve tekrar olacağı kesindi. Yalnızca birkaç saniye sonra artık kendisinde olmayacaktı ki bunun için berbat bir yerdeydi. Xavier yüzünden. Bir ay önce savurduğu lanetin yan etkileriydi bunlar. Gibkisorro. Üç büyük lanetin yanına adını kolaylıkla yazdırabilecek naçizane bir büyüydü aslında; ancak Jack kurban durumunu üstlendiğinden bu büyüyü bulan Rus atalarına son birkaç haftadır iyi sövmüştü. Büyü insana iki türlü acı vermek için tasarlanmıştı; ruhen ve bedenen. Bu yetmiyormuş gibi kişiden kişiye etki süresi devam ediyordu. Yapıldıktan on gün sonra bile etkisini en az yirmi kere yaşayanlar olduğunu duymuştu, ki bu durumda kendisini şanslı sayıyordu. Yapan kişinin öfkesine göre büyünün etkisi o denli büyük oluyordu ve yapılan kişinin vücuduna bıraktığı tüm yara izlerinin dışında asla geçmeyecek büyük bir tane bırakıyordu büyünün odak noktasına.. Ve Jack’in tam göğsüne denk gelen Xavier’nın baş harfi şeklindeki ölümsüz –kızıl bir yanığa benzeyen- yara izi de böyle bir şeydi işte.

    Sızı büyüdü, artık kanadığını hissediyordu. Vücudundaki henüz kapanmış tüm yaraların tekrar -yanlarına yenilerini de katarak- tekrar açıldığını hissediyordu. Milyonlarca küçük jiletin aynı anda tüm vücudunu kesmesi gibi olan bu berbat his yalnızca en başıydı. Jack hızlı soluk alıp vermeye başladı gözünden akan yaşları umursamıyordu. Tekrar unutmaya çalıştığı her şey aklına geldi. Annesi’nin bağırışları, babasının ona vuruşu, Gloria’nın ölümü, en yakınlarının ihanetleri her şey ama her şey. Dehşet veren müzikler yapan iki Rock Grubu aynı anda kafasının içinde çalıyordu sanki bu arada… Sanki ateşe atılmış gibi yanıyor ve sıcak buhara maruz bırakılmış gibi terliyordu. Yalvarmak istedi, öldür artık beni demek istedi. Ama lanet her zamanki gibi bunu bile engelledi. Başı dönüyordu hiç kimseyi göremiyordu, ama herkes garip bir karaltı halini alana dek gözünü kapatmadı. Sandalyeye tutunup güç almaya çalıştı –ne zaman ayağa kalkmıştı ki?- . Muggleların çığlıklarını duyabiliyordu, belki o aptal garson elindekileri düşürmüştü çünkü şangırtı sesleri yükselti… Gözleri kapanmadan önce sıcak güneşi son bir kez daha gördü ve kanlar içinde yere yığıldı. Bayılmamıştı, içinde olan her şeyin farkındaydı, yalnızca hiçbir şey yapamıyordu, küçük bir çocuk gibi acı içinde bağırıyordu ama onu hiç kimse duymayacaktı.



meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystof Bartoloměj

avatar

Lakap : Krys
Rp Sevgilisi : avice whittle
Mesaj Sayısı : 191
Kayıt tarihi : 25/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   C.tesi Mayıs 12, 2012 3:16 am

    Genç adam bakışlarıyla karşısında duran ikiliyi süzerken neredeyse gökyüzünü delip geçen bir şimşek çaktı. Öyle beklenmedikti ki, bir an için etrafındaki herkesin ürperdiğini hissetti. Gök, sanki bundan memnun değilmiş gibi gürledi. Ses sınırlarını zorlayarak, adeta ölmek üzere olan birinin haykırışları gibi. Hiç istifini bozmamış olan karşısındaki genç adama çevirdi gözlerini, Krystof. Dümdüz bir suratla onlara bakıyor, nefes almakta zorlanıyormuş gibi görünüyordu. Küçük bir ter damlası –hava soğuktu, hayır sıcak değil- çocuğun suratından süzüldü. Stresten olabileceğini düşündü genç adam ama hayır değildi. Bir terslik vardı. Hem de büyük bir terslik. Hızla kızlara baktı; Krystelle uzaklara dalıp gitmişti, gözleri adeta onlar hariç her şeyi tarıyordu, hayır bunu fark etmemişti. Natalia... O ise ellerine bakmakla o kadar meşguldü ki, Jack acı dolu bir haykırışla sessizliği bozana kadar farkına bile varmadı. İşte, diye düşündü genç adam içten içe. Başlıyor. Ne olacağını daha anlayamadan karşısındaki gencin kanamaya başlayan göğsü üzerine bir saniye bile beklemeden ayağa fırladı. Kızları umursamadı bile, çocuğun acı dolu çığlıkları nedensizce ona bu sahneyi daha önce yaşadığını hatırlatmıştı... Jack'in, tam da burada, Londra'nın ortasında savunmasızca kanlar içinde yere kalışı ona; bu sahneyi daha önce Adela'yla yaşadığını vurgular gibiydi. İçinde bir cızlama hissinin yanı sıra suratı kırışırken yere düşen genç adamı kuvvetli kollarıyla kavradı. Onu kucağına alırken Jack kaskatı kesilmiş, inliyor ve kanıyordu. Bir an için kollarında buz gibi bir çift el hissetti. Kafasını çevirip baktığında gördüğü Natalia'nın yıkılmışlık ifadesini, hayatı boyunca hiç unutmayacağından emindi genç adam.

    Ayağa kalkarken bir şimşek daha peşi sıra geldi. İnsanlar yağmurun ve gördükleri sahnenin etkisiyle telaşla hareket ederken, garsonun kendilerine doğru gelmekte olduğunu fark etti. Cisimlenmeliydi, bir an önce. O an ikizi ile göz göze geldi. Gözleri telaşla bakan Krystelle, kafasını iki yana sallayarak kaşlarıyla ilerideki boş araziyi gösterdi; tam o sırada Jack'in cebinden düşen muggle paraları ve az önce baykuşun getirdiği mektubu alarak Natalia'ya döndü. Natalia... Suratında korku dolu bir ifade, dümdüz olmuş dudakları, yağmurda ıslanmaya başlamış haliyle o kadar çaresizdi ki Krystof boğazının düğümlendiğini hissetti. Jack'i tanımıyordu bile. Onu burada böyle bırakıp gidebilir, ölümün kollarına atabilirdi. Ancak yapmazdı; Natalia ona bu kadar umutsuz bakarken, asla. Arkasında olanlara bakmadan, kendisiyle yaşıt olmasına karşın kendisinden bir hayli cılız olan adamı iyice sıktı. Koşar adımlarla boş araziye doğru ilerlemeye başladı. Arkasında kopan haykırışları duyarken üzerinin kanlar içinde kaldığını fark etti. Merlin aşkına, neler oluyordu böyle? Dişlerini sıkarak boş alana kavuşana dek yürüdü. Etrafını kolaçan etmeyi arkasından hızla gelen iki kıza bıraktı ve aklına gelen ilk yere, eve, cisimlendi.

    Havasız boşluk saniyeler içerisinde son buldu. Pencereden gelen zayıf ışık eşliğinde aydınlanan odada bir anda beliren genç adam durdu. Ölüm sessizliği denilebilecek olan bir sessizlik odayı kapladığı sırada kendisine doğru dehşet içerisinde bakan arkadaşlarını umursamadı bile. Çocuğu kendi yatağına yatırarak geriledi. Peşi sıra iki pop sesi daha duyuldu. Kuşkulu bakışlarla arkasını döndüğünde Alyssha ile göz göze geldi. Genç kızın buz mavisi gözleri kendi gözlerini delip geçerken kızın yanından onu umursamadan geçen Natalia’ya kaydı gözleri. Genç kız darmadağın olmuş bir şekilde yatağın dibine çöküp Jack’in ellerini kavradığında yarattığı etkinin ancak farkına varan Krystof derin bir nefes aldı. İşte o an, Xavier ile göz göze geldi. Ve ne olduğunu anladı. Bu hatayı nasıl yapabilmişti? Kuşkuyla bakan gözleri kısıldı, en yakın dostunun suratında gördüğü ifade açık ve netti. Bu onun yarattığı eserdi, bunun sorumlusu Xavier’dı; ve Jack’i onun yanı başına getirerek yapılacak en son şeyi yapmıştı.

    Herkes o kadar sessizdi ki, Jack’in acı dolu mırıltıları dışında hiçbir ses çıkmıyordu. Xaviera dehşetle bir köşeye çekilmiş izliyor, Alyssha ise Xavier’ın elinden sıkıca tutmuş doğrudan Natalia’ya bakıyordu. O an buradan kaçmak için nelerini verebileceğini düşündü Krys. Evet, neredeyse her şeyini verebilirdi. Bir şeyler demesi gerektiğini biliyordu. Dili damağına yapışmış gibiydi. Açıklaması gereken onca olay boğazına dizilirken, ölümcül soru Alyssha’dan geldi. “Burada neler olduğunu bu akşama kadar açıklayacak mısınız?” Sesindeki buz gibi ton, genç adamın içini ürpertmişti. Bu tonu biliyor, bu tondan nefret ediyordu. Çünkü bu ton, Alyssha’nın burada-bir-sorun-var deme şekliydi. O an, cevap vermenin ağırlığının üzerinde toplandığı an, hayatında en değer verdiği insan yardımına yetişti. Krystelle. “Bayıldı,” dedi sakin bir ses tonuyla. Suratında gülümsemeden eser yoktu, su yeşili gözleri huzursuzlukla bakıyor; ancak sesi telaşsız çıkıyordu. “Krystof çöpçatanlık işini benden devralmaya karar vermişti ki, çocuk bayıldı. Ve nedenini hepimiz pekala biliyoruz. Değil mi Xavier?” Meydan okuyucu sesinin altında herkes onun Xavier’ı suçlamadığını biliyordu. Elinde tuttuğu bir şeyi –ah, tabii ki de Jack’ten aldığı mektubu- yavaşça salladı. Bakışları Alyssha ve Xavier arasında gidip gelirken, mektubu Xavier’a fırlattı. “Neden aşağıda okumuyoruz? Geliyor musun, Alyssha?” İki kız arasındaki bakışma hiç bitmeyecekmiş gibi devam etti. Hepsi birbirinden güçlü, hepsi en ölümcül lanetleri adı gibi bilen toplulukta Krystof ikizinin ne yapmaya çalıştığını anladı. Ve ona güvenerek, yardım bulabilmek için ortamdan kayboldu. Biliyordu ki arkasında kalanlar durumu düzeltecekti. Bu hep böyle olurdu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jack Stepanoviç Karenin
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Hermione, Jackie, Panas, Ash, Aleksey (Herkesin ona seslenişi farklı ama o Jack'i tercih eder. Tabi, Aleksey hariç. O lakabı seviyor çünkü o Natalia'dan.)
Rp Sevgilisi : Rus Kızı vs. Meyve Suyu
Mesaj Sayısı : 851
Kayıt tarihi : 14/08/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: The New Sights   Salı Haz. 05, 2012 8:11 pm




meta:
 
Muscovite:
 
JUST FOR NATALIA:
 

секрет:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
The New Sights
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Ü L K E L E R :: Londra-
Buraya geçin: