Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Why Me?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sabinus M. Claudius

avatar

Lakap : Lord'a lakap takın da görün bakalım noluyo.
Rp Sevgilisi : Ophy'm var benim hacıt. Naber?
Mesaj Sayısı : 115
Kayıt tarihi : 24/06/10

Özel
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Why Me?   Ptsi Eyl. 12, 2011 4:35 am

Dimitri Eupraxia - Ophelia L. Anton
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sabinus M. Claudius

avatar

Lakap : Lord'a lakap takın da görün bakalım noluyo.
Rp Sevgilisi : Ophy'm var benim hacıt. Naber?
Mesaj Sayısı : 115
Kayıt tarihi : 24/06/10

Özel
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Why Me?   Ptsi Eyl. 12, 2011 4:39 am

    Yasemin, fazlasıyla yasemin. Bu kokuyu bulması asırları almıştı vampirin. Ama bulmuştu, önemli olan buydu. Kollarını doladığı genç kadın için ömrünü vermeye hazırdı. Hafifçe iç çekerek gözlerini açtı. Yanındaki kadın, hâlâ uyuyor, nefes alış verişleri adamın huylanmasına sebep oluyordu. Bir süre kadını seyretti. Dolgun pembe dudaklar, asil bir çehre, yanardöner mavi gözleri… Tanrı’ya inanmasa da, bu kadını yarattığı için dua etmeliydi. Evet, bunu yapmalıydı. Bir süre daha seyretti. Onu o kadar çok seviyordu ki… Acımasız, herkesin korktuğu Vampir Lord, şimdi bu kadına resmen köleydi. Elleri dünyanın en iyi silahı iken, bu kadına dokunurken narindi. Kırmızıyla ve altın rengiyle kombine edilmiş, geniş odada uyurken aklına ilk tanıştıkları zaman geldi. Ellerine yavaş yavaş kadının saçlarına okşarken, o çoktan geçmişe daldı.

    Yine merakına yenik düşmüştü. İlk önce ateşe ne kadar dayanabileceğini denemişti. Şimdi ise açlığına ne kadar dayanabileceğini. O zamanlar bunu yaptığına pişmandı ama şimdi o pişmanlıktan eser kalmadı. Eğer o deneyi yapmasaydı, şimdi hayatının kadınıyla bir araya gelemezdi. Kar tanelerinin gökten yavaşça süzüldüğü bir geceydi. Dimitri, 1 haftadır hiçbir şey yememiş, hiçbir şekilde dışarıyla temasta bulunmamıştı. Ama içindeki şeytan buna daha fazla dayanamadı ve Dimitri’nin bedenini ele geçirdi. Evindeki zindandan çıkıp kendini ilk gördüğü, köhne bir bara daldı. Çok fazla kan, çok fazla şehvet, çok fazla açlık vardı bu barda. Şöyle bir etrafını süzerken gördü Ophelia’sını. Genç kadın viskisinin acı tadıyla hafifçe suratını buruşturmuştu ve sigarasının arta kalanını yere atmıştı. Büyücü olduğunu fark etmişti. Ama içindeki şeytan çoktan hareket etmiş, kadının olduğu masaya doğru sürüklemişti Dimitri’yi. Daha ne olduğunu anlamadan öpüşmeye başladı genç çift. Dimitri, adını dahi bilmediği kadının dudaklarını acımasızca sömürürken, genç kadın karşı koymamıştı. Ve o anca oldu her şey. Tek bir ağız hareketi kadının dudağını çizmişti. Kanın büyüleyici tanı ağzına dolarken yaşadığı o şehveti, hiçbir kadından almamıştı. Genç kadın daha fazlasını vermek ister gibi boynunu açmıştı. Tek seferde, tek şansta. Dimitri’nin dişleri geç kadının ince derisi delerken yaptığı hatayı biliyordu. Ya bu kadının kanını sömürerek onu öldürecekti yada dönüştürüp yarattığı yeni nesile tanık olacaktı. İlk fikri hemen kafasından silmişti. Onu öldürmek yapacağı son şeydi. Çünkü böyle bir güzelliğe kıyarsa Tanrı’nın gazabını almaktan korkmuştu. Son çare onu dönüştürmekti. Ve öyle de yaptı.

    Yanındaki kadının kıpırdanmasıyla tekrar gerçek hayata döndü. Genç kadının mavi gözleri açılırken Dimitri’nin aklında tek bir düşünce vardı.
    “Ben bu kadını hak edecek ne yaptım?”


En son Dimitri Eupraxia tarafından Ptsi Eyl. 12, 2011 6:44 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ophelia L. Anton

avatar

Lakap : Opal
Rp Sevgilisi : Sabinus, my love.
Mesaj Sayısı : 75
Kayıt tarihi : 24/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: Why Me?   Ptsi Eyl. 12, 2011 5:05 am

    Bir yıl önceydi, ebediyetin başlangıcı ve insanlığın sonu genç kadın için yalnızca bir yıl kadar önceydi. Dışarı deli gibi kar vardı, soğuk Londra'nın her metre karesine hükmediyor, şiddetli fırtınada Ophelia'nın üzerine giydiği ince gece elbisesi uçuşuyordu. Hangi akıla hizmet bu kılıkta o gün dışarıya çıktığı hakkında bir fikri yoktu, sarhoştu, deli gibi. Önünü bile göremezken, vücudunu alkolün sıcaklığı daha fazla koruyamaz olmuştu. Düşünceleri o kadar dağınıktı ki, neresi olduğunu umursamadan önüne çıkan ilk bara girmişti. Bir serçe gibi tir tir titrediği halde o hala yalnızca içmek istiyordu. Barın taburesine çökerken, ilk söylediği şey de bir ateş viskisi olmuştu zaten. Hayatında daha önce hiç sarhoş olmamış biri için oldukça garipti, barda üçüncü ve ardından dördüncü ve son viskini isterken birdenbire dudaklarına yapışan genç adama karşı çıkamadı.

    Karşısında buz mavisi gözleri adeta kendisini delip geçen adam, onu öyle bir şehvetle tutmuştu ki Ophelia'nın aklından bir kere olsun genç adamı reddetmek geçmedi. Onda bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyordu, oysa çoktan kendisine veda etmiş aklıyla adlandıramıyordu. Ta ki, genç adamın sivri dişleri boynunu delip parçalayana kadar. Bu ölüm gibiydi, acılı, sessiz... Bunu istememişti Ophelia, hayır. Kanına her geçen saniye veda ederken, adamın durması üzerine ona dehşet dolu gözlerle baktı. Ne olacağını biliyordu, onun gibi olacağını biliyordu... Engellemek istedi. Durdurmak. Boğazına takılan çığlık nefesine karışıp giderken kendisinden geçti. Ne zaman uyandığını hatırlamıyordu, uyandığında ise tek hissettiği duyduğu dayanılmaz açlık ve nefret duygusuydu.

    Bir yıl, onda o kadar çok şeyi değiştirmişti ki şu an yine aynı adamın yatağında kıvrılmış yatarken, kendisini ne aç hissediyordu ne de nefret içerisindeydi. İlk zamanlar kendisini korkunç bir yaratığa dönüştürdüğü, büyücülük yeteneklerinin büyük bir kısmını körelttiği için nefret ettiği Dimitri, artık vazgeçemediği tek şeydi. Ladysi olduğu adam, kalbinin tek sahibi. Uykularında bile onunla beraber olan Ophelia, gözlerini yavaşça aralarken kendisini izleyen bir çift mavi gözle karşılaştı. Suratına yayılan tebessüme engel olamadı, genç adama sarılarak kafasını göğsüne yasladı. Kelimeler dudaklarından dökülürken, onun kendisine has kokusunu içine çekti. "Günaydın sevgilim," dedi kafasını kaldırıp dudaklarına kısa fakat tutkulu bir öpücük kondurarak. Ardından yatağın örtüsüne sarınarak dikeldi. Sessizce genç adamı süzdü yalnızca. Bakışları bile onlara dünyaları anlatıyor, sessizlik onlar için en dolu anlar oluyordu. İronikti. Her şey. Hem de her şey. "Yine uyudum değil mi?"

    Endişeli çıkan sesi üzerine Dimitri sırıtırken, Ophelia diğer vampirlere göre daha fazla uyumasını bir kez daha cadı kanına bağladı. Bir vampir uykusuz haftalarca dayanabilirdi ama Ophelia her gün en az 2 saat uyuyordu. Ki bu, Dimitri ile sonu gelmez olan gecelerinden koca 2 saat demekti. Bunu ondan esirgemek istemiyordu, duyduğu pişmanlık ona çok yabancıyken, genç adamın gülümsemesiyle aklından gereksiz düşüncelerini çıkarttı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sabinus M. Claudius

avatar

Lakap : Lord'a lakap takın da görün bakalım noluyo.
Rp Sevgilisi : Ophy'm var benim hacıt. Naber?
Mesaj Sayısı : 115
Kayıt tarihi : 24/06/10

Özel
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Why Me?   Ptsi Eyl. 12, 2011 7:13 am

    Kadının bakışlarındaki endişe Dimitri’yi güldürdü. Elini sevgiyle Ophelia’nın yanağına koydu. Bakışları yoğun ve şehvetle parıldıyordu. “Merak etme, uyurken o kadar güzeldin ki, 2 saatin nasıl geçtiğini bile anlamadım,” dedi. Yavaşça kadına yaklaştı ve yumuşacık dudaklarına minik buseler koymaya başladı. Genç kadın hem gülüyor hem de devam etmesini istiyordu. Ama karnından kaçan ufak bir gurultu ikisinin de kahkaha atmalarına neden oldu. Ophelia bir vampir olabilirdi ama büyücü kanı taşıyordu. Bazı vampir özelliklerinin yerine insan özellikleri de vardı. Mesela düzenli olarak insan yemeği yemesi gibi. Günde bir öğün yese onun için yeterliydi. Dimitri, sevgilisinin karnını yavaşça okşadı. Onunla bu yatakta yatabilir, hiç çıkamayabilirdi.

    “Hadi bakalım uykucu bebek. Kahvaltı vakti.” Dimitri sevgilisini kucağında aldığı gibi odada bulunan banyoya girdi. Beyaz ve siyahın kombine edildiği bu banyo ikisinin özel banyolarıydı. Genç kadın hâlâ gülüyor, sevgilisine onu indirmesini söylüyordu. Genç adam daha fazla kıramadı ve onu indirdi. İkisi de gülerek yüzlerini yıkarken kapı çaldı. Dimitri insan üstü bir hızla üzerine beyaz bir atlet geçirdi ve kapıya ulaştı. Ophelia ise merdivenlerin başında onu izliyordu. İkisinde de merak ön plandaydı. Çünkü Claymore Malikânesi pek ziyaretçi almayan bir yerdi. Dimitri silkinerek tekrar kapıya odaklandı. Kapının arkasındaki her kimse vampir değildi. İnsanlar da buraya pek gelmezdi.

    Kapıyı açtığı anda karşısında gördüğü surat afallamak ile mutluluk arasında gidip geliyordu. Ophelia ise insanüstü bir hızla yanına gelmiş, soru dolu gözlerle Dimitri’ye bakıyordu. Dimitri ihtiyacı olmasa da derin bir nefes aldı ve, “Hoş geldin Mary. Nasıl buldun beni?” dedi. Gözleri soğuk ve keskindi. Ophelia ise olanları anlamamış gibi bir Mary denen kıza bir de sevgilisine bakıyordu. Mary, siyah saçları ve mavi gözleri ile Dimitri’ye bakıyordu. Gözlerindeki mutluluk ve adını koyamadığı bir duygu vardı. Dimitri tekrar kendine geldiğinde kızın hâlâ kapıda durduğunu ve Ophy’nin bakışlarındaki merakı gördü.

    “Gel içeri.”

    Dimitri bir daha arkasına bakmadan oturma odasına doğru yol aldı. Arkasından gelen Ophy’nin o iştah kabartan yasemin kokusunu ve Mary’nin o sıradan insan kokusunu hissediyordu. Dimitri ikili kırmızı koltuğa oturduğu sırada Ophelia da yanına oturmuştu. Mary ise çaprazında bulunan tekli koltuktaydı. Gözleri odayı incelemek yerine adamı inceliyordu. Tek tek tüm ayrıntılarına bakıyor, hiç bir şey kaçırmıyordu. Ophelia’nin boğazının temizlendiği duyuldu bu geniş odada. Dimitri tam derin bir nefes alacakken, Mary’nin sesi onu durdurdu.

    “Sonunda seni buldum, büyükbaba.”

    Dimitri sıkıntıyla nefesini üflerken, Ophelia’nın gözleri yerinden çıkacaktı.

    “Bende ne sevindim ya, tahmin bile edemezsin Mary.”



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ophelia L. Anton

avatar

Lakap : Opal
Rp Sevgilisi : Sabinus, my love.
Mesaj Sayısı : 75
Kayıt tarihi : 24/08/11

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: Why Me?   Salı Eyl. 13, 2011 12:19 am

    Ophelia ne diyeceğini bilemeden öylece bakakaldı. Karşısındaki küçük kız, Ophelia'nın diğer vampirlere göre daha az ilgisini çekse dahi Dimitri'ye büyük baba demesi, o an Opal için her şeyi değiştirmişti. Şimdi içerisinde zorlukla engellemeye çalıştığı vampir kanı onu yakıp geçiyor, önünde oturan kızı parçalarına ayırmak için yanıp tutuşuyordu. Ne acı, diye düşündü. Masum küçük bir kızdı. Oysa Opal için çoktan kara listeye, tek bir kelime ile girmişti. Gözlerini Dimitri'ye kaydırdı genç kadın. Bakışlarındaki donukluk, kızı görmekten hiç memnun olmadığını gösterirken Opal biraz olsun rahatlamaya çalıştı. Tek yapabildiği ise derin bir nefes almak oldu.

    "Mary," diye başladı söze önde oturan küçük çocuktan ziyade Dimitri'ye odaklanarak. Genç adamın aslında genç olmadığını, bini geçen yıldır var olduğunu biliyordu. Normaldi, çocukları, torunları, onların torunları... Hepsi olabilirdi. Şu an Dimitri'nin kökleri her lanet olası insanda yaşayabilirdi, bunun farkındaydı Ophelia. Oysa her nedense bunu kabullenmek istemiyordu. Büyücü kanının getirdiği bir şey olsa gerek, hala sonsuzluk fikrine alışamamıştı. Garipti. "Seni nasıl buldu?" Sevgilisinin kaşları çatıldığında, onun bilmediğini anladı genç kadın. Hoş, Vampir Lord ve Lady dendiğinde Claymore'un akla gelmemesi imkansızdı, yine de sıradan bir muggleın buraya kadar gelmiş olması, sıradan bir şey değildi.

    "Araştırdım. Anneannem büyükbabamı aynen bu şekilde anlatmıştı. Görüyorum ki yakışıklılığınız hiç azalmamış.." Kızın boynundaki şah damarı yavaş yavaş atarken, sözleri aklında defalarca çevirdi Ophelia. Yaşlı bir kadın gelirken gözünün önüne, Dimitri'nin öyle biriyle olma fikrine dayanamadı. Kızın küstah sözleri, kendisinin yok sayıldığını gösterirken uzayan dişlerinin arkasından vampirlere özgü bir vahşilikle tısladı Ophelia. "Buraya neden geldin seni aptal küçük kız!" Ayağa fırladığı anda kontrolünü kaybetti. Kızın üzerine atlamak üzereydi ki, Dimitri'nin tek bir kol hareketi onu durdurmaya yetti. Kadını kolundan kavrayan ve bir kez olsun ifadesini değiştirmemiş olan genç adam Ophelia'yı yanına oturttuğunda, dişleri yeniden geriye çekilen Opal gözlerini kapatarak arkasına yaslandı. Başı öyle zonkluyordu ki, bu işkencenin ne zaman biteceğini kestiremiyordu bile.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sabinus M. Claudius

avatar

Lakap : Lord'a lakap takın da görün bakalım noluyo.
Rp Sevgilisi : Ophy'm var benim hacıt. Naber?
Mesaj Sayısı : 115
Kayıt tarihi : 24/06/10

Özel
Rp Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Why Me?   C.tesi Eyl. 17, 2011 5:00 am

    Dimitri, küçük kızın dedikleriyle bir an donakaldı. Eskiden olsa şuan nerede olduklarını sorardı. Ama bunu yapmak yerine düşünmesi bile midesini bulandırmaya yetiyordu. Anılar hızla beynine dolarken Opal’in ani çıkışı, onu anılarından hızla uzaklaştırdı. Tek bir hareketle Opal eski yerine otururken, Dimitri çoktan anılar âlemine dalmıştı.

    Yaşadığı ufak kasaba, bir vampir grubunun saldırısına uğramıştı. O zamanlar daha 28’inin baharındaydı. Kollarını doladığı sevgili karısı ile şöminenin karşısında oturuyordu. Oğlu ise yan odada uyuyordu. Kış yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştı. Yaz akşamlarında tıklım tıklım olan sokaklar, kışın bastırmasıyla çıplak kalmış bakireye dönmüştü.

    İlk ses cama gelen taştan çıkmıştı. Büyük cam, yüksek bir sesle kırılırken karısının çığlığı da onunla birlikte geceye karıştı. Dimitri yanı başında duran kılıcını almak için hareketlendiğinde karısı koluna yapıştı. "Gitme" diyordu, "gitme" diye yalvarıyordu adeta. Dimitri karısının dudaklarına hafif bir öpücük kondurup hızla ayağa kalkmıştı. Dışarıdan gelen sesler üzerine hızla kapıya hareketlendi. Daha kapıya varamadan karısının acı yüklü çığlığı onu olduğu yere mıhladı. Arkasındaki manzarayı görmek istemiyordu. Eğer görürse, yaşayacağını bile düşünemiyordu.

    Karısının karnından akan kanlar, boynunun ters açıda durması bile adama yetti. "Hayır" diye haykırışı sokaktaki diğer insanların acı yüklü haykırışına karıştı. Sevdiği kadın, kendi hatası yüzünden ölmüştü. Tam adım atacaktı ki derinden gelen bir sesle olduğu yerde dondu. “Ah, çok yazık oldu. Pek de güzelmiş.” Adam sesindeki tonlama, ‘buranın ağası benim’ havasındaydı. Dimitri akan gözyaşlarının el verdiği ölçüde karşısındaki adama baktı. Kahverengi saçları ve ona uygun kahverengi gözleri vardı. Sıradan birisine benziyordu. Tabii gözlerindeki o öldürücü bakış hariç. “Dur tahmin edeyim. Onun arkasından intihar edeceksin değil mi? Üzgünüm ama senin gibi birisinin ölmesine göz yumamam.” Dimitri daha ne olduğunu anlamadan boynunda keskin bir acı hissetti. Geriye kalan tek şey ise sadece karanlık.

    Vampir oluşunun üzerinden 1 ay geçmemişti ki eski kasabasına döndü. O olaydan sonra çoğu aile kasabayı terk etmiş, kalanlar ise hazırlanıyorlardı. Ailesini bulmak istedi ilk başta. Ama vazgeçmişti. Ne diyebilirdi ki? Mavi gözleri telaşla toparlanan kalabalığa baktı. Arada tanıdık yüzler olmasına karşın ona dikkatle bakan tek bir çift göz vardı. Sevgili karısının babası. Yaşlı adamın gözleri ilk başta şaşkınlıkla açıldı. Sonra ise nefret bürüdü gözlerini. Yaşlı olmasına karşın dinçti. Hızla genç adama doğru yürüdü ve sert bir tokat attı. “Koruyamadın. Benim biricik kızımı koruyamadın ama sen, o olaydan sağ mı çıktın?” Dimitri adeta donmuştu. Ne diyeceğini düşünemiyordu. Haklıydı, ve her zaman haklı olacaktı. Onu koruyamayışı kendisinin hatasıydı. “Haklısınız,” dedi genç adam güçlükle. “Keşke o toprağın altında yatan o yerine sen olsaydın.” Yaşlı adamın bu sözüyle sinirlenmişti. Koruyamamış olabilirdi, ama daima yüzüne vurması gerekmiyordu! Gözlerinin yavaş yavaş renk değiştirdiğini hissetti. Vampirlik duyguları kabarıyor, elleriyle bu adamı parçalara ayırmak istiyordu. Yaşlı adamın gözündeki korkuyu gördüğünde sakinleşmesi gerektiğini anlamıştı.

    “Aman tanrım, sen-” Dimitri gözlerini yere indirmişti. Yüzündeki pişmanlık ifadesi yaşlı adamın yumuşamasına neden olacaktı ki aklına yine o olay geldi. “Defol buradan. Bizden artık uzak dur. Senin gibi bir damadım olacağına ölmeyi yeğlerdim.” Yaşlı adamın bu sözü üzerine yine sinirlendi. Tanrım, ben böyle olmak bile istemedim ki, diye düşündü. Bu olaylar üzerine bir daha karşılarına çıkmadı Dimitri. Onlar ölünce bile mezarlarına uğramadı. Ebediyette bile onları yalnız bıraktı. Aradan 100 yıl geçmişti ki yine aramaya koyuldu. Ama lanet olası olay aile tarihine yazılmıştı ve hiçbir akrabası onu kabul etmedi.

    Anılar onu serbest bırakınca iki bayanında ona dikkatle baktığını gördü. Yüzünde hafif bir tebessümle sevdiği kadına döndü. 1000 yıl önce olan olay geride kalmıştı. Ve daima da orada, gizli bir kutuda olacaktı. Çaprazında oturan genç kıza döndüğünde ise gözleri mavi bir elmas gibi parlıyordu. Ama mutlulukla değil, öldürücü bir soğuklukla.

    “Sanırım artık gitmelisin, küçük. Daha kahvaltımızı bile edememişken böyle çat kapı gelmen sinirlerimi bozdu. Şuan karnım çok aç ve seni kahvaltı olarak kullanmaktan hiçbir şekilde üzüntü duymam.” Sözleri, Opal’in kahkaha atmasına, genç kızın ise yutkunmasına neden oldu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Why Me?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: V A M P İ R B Ö L G E S İ :: Vampire Town :: Claymore Malikanesi-
Buraya geçin: